Öpüşme

Vaveyla Yazarı: Miana skz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: Öpüşme

Kafede geçen o yoğun dakikaların ardından dışarı adım attığımda, havada sert bir sonbahar serinliği vardı. Chan’in anlattıkları, o Avustralya meselesi, trafikteki arbede ve aslında hiçbir zaman beni aldatmadığı gerçeği zihnimde dönüp duruyordu.

Kafam hâlâ karışıktı ama içimdeki o körü körüne ördüğüm duvarların artık yerle bir olduğunu hissedebiliyordum. Kafeden ayrılıp yan yana yürümeye başladık; aramızdaki o eskisi gibi keskin ve dondurucu mesafe yoktu ama henüz tam anlamıyla ne konuşacağımızı da bilemiyorduk.

Sokak lambalarının sarı ışığı altında ilerlerken, gökyüzündeki o gri bulutlar nihayet dayanamayıp boşaldı. Birkaç saniye içinde bardaktan boşanırcasına bir yağmur bastırdı.

"Sıçtım" diye mırıldandım, üzerimdeki ince montu başıma siper etmeye çalışırken. "Şimdi otobüsü beklemek zor olacak."

Chan hemen ceketini çıkarıp başımın üzerine siper etti ve beni kolumdan tutup yakındaki geniş saçaklı bir dükkanın önüne çekti. Sırılsıklam olmaktan son anda kurtulmuştuk ama yağmurun şiddeti hiç azalacak gibi durmuyordu, aksine gök gürültüsüyle birlikte daha da artmıştı.

"Bu yağmurda ne otobüs gelir ne de taksi bulabiliriz Seungmin," dedi Chan, saçlarından sular damlarken. Nefesi soğuk havada buharlaşarak havaya karışıyordu. "Burada sabaha kadar donarız. Evim çok yakın, arabayla iki dakikalık mesafede. Gidelim, kurulanırsın."

İçimdeki o küçük ses karşı çıkmak istese de, sırılsıklam kalmış halim ve bu şiddetli fırtına başka bir şans bırakmıyordu. Başımı hafifçe salladım. "Peki... gidelim."

Chan’in arabasına bindiğimizde içerideki sıcaklık titreyen ellerimi biraz olsun ısıttı. Kısa süren bir yolculuğun ardından araba o bilindik binanın otoparkına yanaştı. Asansörle yukarı çıkıp dairenin önüne geldiğimizde, kalbimde anlamsız bir sızı ve heyecan dalgası birden coştu.

Bu kapı... yıllar önce birlikte hayal ettiğimiz, her köşesinde anılarımızın olduğu o evdi.

Chan kapıyı açıp içeri girmem için bana yol verdiğinde, içeriye adım attığım an soluğum kesildi.

Gözlerim istemsizce etrafta gezindi. Salonun ortasındaki o gri L koltuk, duvarlardaki tablolar, mutfaktaki kahve köşesi... Her şey, bizzat benim ellerimle, en ince detayına kadar zevkle döşediğim gibi duruyordu. Aradan geçen o uzun zamana ve ayrılığa rağmen hiçbir şey yerinden oynamamıştı.

Sanki hiç gitmemişim,dolu geceler hiç yaşanmamış gibi ev bizi olduğu gibi bekliyordu.

Olduğum yerde kalakaldım. Gözlerimden istemsizce bir damla yaş süzülürken, sesim titreyerek ona döndüm: "Burası... Burası hiç değişmemiş..."

Chan arkamdan kapıyı yavaşça kapatıp kabanını portmantoya astı. Adımlarını ses çıkarmayacak kadar sessiz atarak yanıma yaklaştı. Gözlerindeki o derin ve hüzünlü bakışla etrafa, ardından da bana baktı.

"Nasıl değişebilirdi ki Seungmin?" dedi Chan, sesi o kadar yumuşak ve kısıktı ki, odadaki sessizlikte adeta bir melodi gibi yankılandı. Yavaşça bana doğru bir adım daha attı.

"Sen gittikten sonra bu eve bir yabancının elinin değmesine, tek bir eşyanın yerinin değişmesine asla izin vermedim buradaki her bir köşeye, her bir objeye dokunmaya kıyamadım. Hepsi senin ellerinden çıktı, hepsi senin anılarınla dolu."

Boğazım düğümlendi. Göğsümün ortasında bir yerlerin sızladığını, o yıllardır bastırdığım özlemin ve sevginin yüzeye çıkmak için nasıl çırpındığını hissettiğim an Chan tam önümde durdu.

Elini yavaşça kaldırıp parmak uçlarıyla yanağımı, yağmurdan nemlenmiş saç tellerimi nazikçe geriye itti. O sıcak dokunuş kalbimi yerinden oynatmaya yetti.

"Seni asla unutamadım ki, nasıl unutabilirdim?" dedi Chan, gözleri gözlerimin içine mıhlanmış gibi bakarken. "Sen benim evimsin Seungmin."

Gözlerimden süzülen yaşları durduramadım. Chan başını biraz daha eğdiğinde, nefesi dudaklarımın üzerine düştü. Gözlerimi yavaşça kapatıp kendimi o sıcaklığa bıraktım. Dudaklarımız uzun yılların ardından ilk defa birbirine değdiğinde, zaman sanki o saniyede durdu.

Öpücük önce derin bir özlemin ve pişmanlığın mühürü gibi yavaş ve titrek başladı; ardından içimizdeki o bastırılmış tüm tutku ve aşkla derinleşti.

Dışarıdaki yağmur camlara akmaya devam ederken, biz yılların kavuşmanın heyecanını bu tek öpüşmede siliyorduk.

Nefesimiz tükenip öpücük yavaşça sonlandığında, bilincim bir anda yerine geldi. Yanaklarımın alev alev yandığını, kalbimin göğüs kafesimi patlatırcasına attığını hissettim. İçimi kaplayan o aşırı yoğun duygulardan ve birdenbire teslim olmuş olmanın getirdiği o tatlı utançtan ne yapacağımı bilemedim.

Hızla geri çekilip gözlerimi ondan kaçırdım. "Şey... ben..." diye kekeledim, sesim heyecan ve utançtan titriyordu. Chan ne olduğunu anlayamadan, "Bana... bana misafir odasını gösterir misin hyung?" deyip arkamı döndüm ve koridordan bildiğim o ilk odaya doğru adımlarımı hızlandırdım.

Odaya girip kapıyı arkamdan yavaşça kapattığımda, sırtımı ahşaba yaslayıp elgözlerimi yüzüme kapattım; kalbim dışarıdaki fırtınadan bile daha gürültülü atıyordu.

Yanaklarım hâlâ alev alev yanıyordu. Az önce yaşanan o öpücük, Chan’in fısıltıları ve o dudakların sıcaklığı zihnimde taptaze bir iz bırakmıştı. Utancımla yüzleşmekten korkup kendimi bu odaya atmıştım ama içimdeki o yıllanmış ağırlık bir anda yerini tuhaf bir hafifliğe bırakmıştı.

Gece boyunca dışarıdaki yağmur camları vururken, ben yıllar sonra ilk kez bu evde, üzerimde Chan’in bana verdiği geniş tişörtle deliksiz bir uyku çektim.

….

Ertesi sabah gözlerimi açtığımda, odaya sızan hafif güneş ışığı ve burnuma dolan o muazzam taze kahve ile kızarmış ekmek kokusu beni karşıladı. Yavaşça yataktan kalkıp üstümü başımı düzelttim. Odadan çıkıp koridorda ilerlediğimde, mutfaktan gelen tıkırtıları duydum.

Chan, üzerindeki rahat bir ev kazağıyla tezgahın başında omlet yapıyordu. Arkası dönüktü.

"Günaydın," dedim, sesimi olabildiğince normal tutmaya çalışarak ama yine de hafif bir çekingenlikle.

Chan arkasını dönüp bana baktı. Yüzünde geceki o gerginlikten eser yoktu; yerine son derece sıcak, gözlerinin içi gülen bir tebessüm oturmuştu. "Günaydın uykucu. Nasıl uyudun?"

"İyi... Yani bayağı iyi uyumuşum," dedim mutfak masasına yaklaşarak. Masada adeta kuş sütü eksikti; taze sıkılmış portakal suyu, çeşit çeşit peynirler, sıcak ekmekler...

"Hadi geç otur, tam zamanında uyandın," dedi Chan, hazırladığı omleti tabağa alıp masanın ortasına koyarken.

Karşısına oturduğumda ikimiz de bir süre sessizce kahvaltımızı yaptık. Ama aramızdaki o sessizlik artık rahatsız edici değildi; aksine, yıllar önceki o huzurlu sabahlarımızı hatırlatan tatlı bir dinginlik vardı. Chan sık sık göz ucuyla bana bakıyor, tabağıma bir şeyler koyup duruyordu.

"Hyung, yeter valla patlayacağım," diye hafifçe güldüm.

Chan çayından bir yudum alıp bana doğru eğildi. "Çok zayıflamışsın Seungmin. Ayrıca Bugün şirkete birlikte gidiyoruz."

Gözlerimi devirip gülümsedim. "Şirkette dedikodu çıkacak."

"Çıksın," dedi Chan kendinden emin bir edayla. "Kimse CEO'sunun asistanıyla işe gelmesine karışamaz."

Şirkete adım attığımızda her şey normal görünüyordu ama Jisung masasında beni gördüğü an gözleri fırlayacak gibi oldu. Üzerimdeki kıyafetlerin dün akşamkiyle aynı olmadığını, üstelik Chan ile aynı asansörden indiğimizi fark etmesi sadece üç saniyesini aldı.

Chan odasına geçer geçmez Jisung sandalyesini hızla benim masama doğru kaydırdı. Yüzünde kocaman, şüpheci bir sırıtış vardı.

"Farkındayım, benden kaçamazsın Bay Seungmin," diye fısıldadı Jisung, gözlerini kısarak. "Dün akşam eve gelmedin. Telefonlarıma bakmadın. Ve bugün... CEO ile aynı saatte, aynı neşeyle içeri giriyorsunuz. Bana hemen her şeyi anlatıyorsun, yoksa tasarımların arasına komik fotoğraflarını saklarım!"

Derin bir nefes verip sandalyemde geriye yaslandım. Yanaklarımın yine ısınmaya başladığını hissedebiliyordum. "Tamam, sakin ol! Anlatacağım..."

"Hadi, başla! Dün kafede ne oldu? Yağmurda ne yaptınız?" Jisung heyecanla masaya doğru iyice eğildi.

"Kafede konuştuk," dedim sesimi alçaltarak. "O gece yaşanan her şeyi anlattı Jisung. Avustralya meselesini, trafikteki kavgayı... Boynundaki izler falan tamamen kavgayı ayırırken olmuş. Bir de... o Avustralya'ya gitme olayı yüzünden stresteymiş ama orada sadece bir yıl kalıp dönmüş zaten. Yani... düşündüğüm gibi bir aldatma falan yokmuş."

Jisung’un ağzı açık kaldı. "Ben sana demedim mi! Ben sana Chan hyung öyle bir adam değil demedim mi Seungmin? Ah, içim soğudu valla! Peki sonra ne oldu? Eve nasıl gittin?"

"Hava aniden bozunca yağmur bastırdı," diye devam ettim, bakışlarımı masadaki kaleme dikerek. "Otobüs falan gelmeyince... beni kendi evine götürdü."

"Ne?!" Jisung neredeyse çığlık atacaktı, son anda elini ağzına kapattı. "Onun evine mi gittin? Yani... o eski evinize?"

"Evet," dedim hafifçe başımı sallayarak. "Ve Jisung... evdeki hiçbir şeyi değiştirmemiş. Benim döşediğim her şey, koyduğum her tablo olduğu gibi duruyordu. 'Sen gittikten sonra tek bir eşyaya bile dokunamadım' dedi bana..."

Jisung’un gözleri dolacak gibi oldu, elini kalbine koydu. "İnanmıyorum... Romantik adam ya! Eee, peki aranızda bir şey oldu mu? Bana o kısmı anlat!"

Sustum. Yanaklarımın kızardığını görünce Jisung olayı anında çözdü.

"Öpüştünüz!" diye fısıldadı zafer kazanmış bir edayla. "Öpüştünüz değil mi? İtiraf et!"

"Tamam, evet!" dedim panikle etrafı kontrol ederek. "Öpüştük işte... Ama sonra utandım, misafir odasına kaçtım."

Jisung kahkahasını tutmaya çalışarak masaya vurdu. "Misafir odasına mı kaçtın? Tanrım, Seungmin! Adam yıllardır seni bekliyor, sen adama 'iyi geceler' deyip kapıyı mı kilitledin?"

"Ne yapayım, birden çok yoğun geldi her şey!" diye kendimi savundum. "Ama en azından artık aramızdaki o buzlar eridi Jisung. Kendimi uzun zaman sonra ilk kez bu kadar hafif hissediyorum."

Jisung gülümseyerek omzumu patpatladı. "Senin adına çok sevindim. Sonunda o inatçı kafan gerçeği kabullendi."

Öğleden sonra Chan’in odasından iç hat telefonu çaldı.

"Seungmin, yarınki yönetim kurulu sunumunun taslaklarını getirir misin? Birlikte üzerinden geçelim."

"Hemen geliyorum hyung," deyip dosyaları kaptığım gibi odasına geçtim.

İçeri girdiğimde Chan ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirkeklerine kadar kıvırmıştı. Geniş ahşap masasının arkasında duruyordu. Ben içeri girince masanın kenarındaki ikili koltuğu işaret etti.

"Gelim şuraya oturalım, bilgisayardan slaytlara bakalım," dedi.

Yanına gidip koltuğa oturdum. Laptopu kucağına aldı ve bana doğru iyice yaklaştı. Aramızdaki mesafe bir anda sıfırlandı; omzu omzuma değiyordu. Onun o ağır, odunsu ve büyüleyici parfüm kokusu yine tüm duyularımı ele geçirdi.

"Şimdi, ilk slaytta finansal grafikleri öne çıkardım," dedi Chan, parmağıyla ekranı gösterirken.

Ancak ben grafiklere odaklanmakta zorlanıyordum. Chan bana her doğru eğildiğinde, sıcak nefesi şakaklarıma çarpıyordu. Sol eli laptopun arkasında, koltuğun arkalığına uzanmıştı; sanki beni kolunun altına almış gibi duruyordu.

"Seungmin? Dinliyor musun?" diye fısıldadı Chan, başını bana doğru çevirerek.

Aramızda sadece birkaç santim kalmıştı. Gözlerimiz buluştuğunda sunum falan tamamen zihnimden silindi.

"D-dinliyorum," diye kekeledim.

Chan hafifçe gülümsedi. Boştaki sağ elini kaldırıp yavaşça yanağıma koydu. Parmak uçları tüy kadar hafif bir dokunuşla çene hattımda gezindi. "Hiç öyle görünmüyorsun," dedi, sesi boğuklaşarak. "Aklın başka yerde gibi."

"Sen bu kadar yakınımdayken sunuma odaklanmamı nasıl bekliyorsun?" diye fısıldadım, dürüstlüğüm karşısında ben bile şaşırarak.

Chan’in gözlerindeki o koyu pırıltı derinleşti. Yüzünü biraz daha yaklaştırdı, dudakları tam yanağımın kenarına dokunacak kadar yaklaştı. "O zaman sunumu sonra yaparız," diye fısıldadı kulağıma doğru. Nefesi tenimi yakıp geçerken, eli belime kaydı ve beni kendine doğru biraz daha çekti. Kalbim yine o tanıdık, deli ritmiyle çarpmaya başlamıştı.

...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 4beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18