ASANSÖR

Vaveyla Yazarı: Miana skz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: ASANSÖR

Taksi gecenin karanlığında süzülürken başımı soğuk cama dayadım. Şehrin sarı ışıkları gözlerimin önünden kayıp gidiyordu on ama zihnimdeki o berrak, tehlikeli görüntüler bir an bile silinmiyordu. Bay Jean’ın bileğimi sıkan yapışkan parmakları, kulağıma eğilip söylediği o iğrenç cümleler... Ve hemen ardından Chan’in bir dağ gibi önüme dikilişi.

"Seungmin, iyi misin?" dedi Jisung yanımda huzursuzca kıpırdayarak. "Bütün yol boyunca tek kelime etmedin. Elin hâlâ titriyor."

"İyiyim..." diye fısıldadım, bakışlarımı camdan ayırmadan. "Sadece... o adamın yüzünü ve sesini zihnimden atamıyorum Jisung."

Eve vardığımızda saat gece yarısını geçmişti. Kapıyı sessizce açıp içeri girdik. Salonda bizi bekleyen Hyunjin ve Jeongin, kapı sesini duyar duymaz koltuktan doğruldu.
"Nerede kaldınız siz? İyice merak ettik!" dedi Hyunjin endişeli bir sesle.

"Seungmin hyung, yüzün kireç gibi... Ne oldu partide?" diye sordu Jeongin ayağa kalkıp yanımıza gelerek.

"Uzatmayalım lütfen, gerçekten çok yorgunum..." diye mırıldandım. Onları endişelendirmek istemiyordum. "Yatalım artık, yarın zor bir gün olacak."

Sessizce odama geçtim. Jeongin ile paylaştığımız odamızda üstümü değiştirip yatağa uzandım. Jeongin yan yataktan endişeli gözlerle bana baksa da bir şey sormadı. Telefonum hafifçe titredi. Kalbim bir anda boğazımda atmaya başladı; Chan’den bir mesaj olma umuduyla hızla ekrana baktım.

Gönderen: Jisung
"Hyung'a eve vardığımızı haber verdim. Sıkıntı yok dedi. Sen de hemen uyu, kafanı takma artık."

İç çekerek telefonu göğsüme bastırdım. Chan yine kendisi yazmamıştı. İlgileniyordu, koruyordu ama asla resmiyetin ve mesafenin sınırlarını aşmıyordu.

Pazartesi sabahı şirkete adım attığımızda ortamda garip bir gerginlik vardı. Jisung ile kendi katımıza çıktığımızda Chan’in odasının ışıklarının yandığını gördüm. Erkenden gelmişti.

Tam masama oturup bilgisayarımı açtığım sırada koridorun sonundan topuk sesleri yükseldi. Bay Jean, yanında iki yabancı takımlı adamla birlikte doğrudan masama doğru yürüyordu. Yüzünde o bildiğim sinsi sırıtış vardı.

"Günaydın Seungmin," dedi Bay Jean, sesi o kadar yapmacık bir kibarlıkla doluydu ki midem bulandı. "Hafta sonun nasıl geçti? Umarım patronunun koruyucu kanatları altında iyice dinlenmişsindir."

Bu kez başımı eğmedim. Gözlerinin içine dik bir şekilde baktım.

"Çok iyi geçti Bay Jean," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. "Özellikle de sizin o rahatsız edici tavırlarınızdan uzak bir hafta sonu geçirmek oldukça huzur vericiydi."

Bay Jean şaşkınlıkla tek kaşını kaldırdı, yüzündeki sırıtış hafifçe bozuldu. "Bakıyorum da dilin açılmış güzelim... Patronundan cesaret aldın sanırım?"

"Cesaretimi kimseden almadım," dedim kararlı bir sesle. "Sadece bu şirkette iş yapmaya çalışan bir çalışana nasıl davranmanız gerektiğini öğrenmeniz gerekiyor. Ve bana bir daha bu şekilde hitap etmeyin."

"Öyle mi?" dedi Bay Jean alaycı bir şekilde gülerek. Masama doğru eğildi. "Bugün patronunun o kibirli duruşunun nasıl yıkıldığını izlediğinde de böyle konuşabilecek misin, göreceğiz. Sözleşmeyi feshetmek neymiş öğreteceğim ona."

"Size iyi şanslar o zaman," dedim soğuk bir sesle. "Çünkü Chan hyung sizin tehditlerinize pabuç bırakacak biri değil."

Bay Jean hırsla arkasını dönüp Chan’in odasına daldı. İçeride sesler yükselmeye başladı. Birkaç dakika sonra kapı sertçe açıldı.

Chan, elindeki satış ve iş birliği dosyasını doğrudan Bay Jean’ın göğsüne doğru fırlatır gibi uzattı. Yüzü öfkedten kireç gibi olmuştu.

"Satış da iş birliği de burada bitmiştir!" dedi Chan, sesi tüm katta yankılanacak kadar sert ve otoriterdi. "Sizin gibi iş etiğinden yoksun biriyle tek bir kuruşluk dahi anlaşma yapmam. Hemen şirketimden defolun!"

Bay Jean şaşkınlık ve öfkeyle dosyayı tuttu. "Bu kararının bedelini çok ağır ödeyeceksin Chan! Yönetim kuruluna şikayet edeceğim seni!"

"İstediğin yere git!" dedi Chan buz gibi bir sesle. "Şimdi defol git buradan."

Bay Jean hışımla asansöre doğru ilerlerken, Chan derin nefesler alarak kapıda durdu. Bana doğru kısa bir bakış attı, ardından odasına girip kapıyı kapattı. Satış iptal edilmiş, o adamla olan tüm bağlar tek kalemde koparılmıştı.

Akşam saat 20:00’a geliyordu. Şirketteki herkes çıkmıştı. Geçen hafta çektiğim avansın ödemesini tamamlayabilmek ve işleri yetiştirebilmek için mesaiye kalmış, bilgisayar başında çalışıyordum. Bütün kat bomboş ve sessizdi.

Son evrakları da tamamlayıp çantamı topladım. Şirketten çıkmak için asansörün düğmesine bastım. Kapılar açıldığında içeride Chan’i gördüm. O da geç mesaiye kalmıştı. Ceketini koluna almış, yorgun görünüyordu.

"Seungmin? Sen hâlâ burada mısın?" dedi kaşlarını hafifçe çatarak.

"Çektiğim avans için mesaiye kalmıştım hyung, işleri bitirdim," dedim ve içeri adım attım.

Kapılar kapandı ve asansör aşağı doğru inmeye başladı. Aramızdaki o resmi sessizlik devam ederken, 3. kat civarında aniden şiddetli bir sarsıntı oldu. Kulakları sağır eden bir gürültüyle birlikte ışıklar pat diye söndü ve asansör sert bir şekilde durdu.

Karanlıkta kaldık.

"Ne oluyor?" dedim panikle, sesim titremeye başladı. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu.
Chan anında telefonunun ışığını açtı. Sesinde en ufak bir panik yoktu ama kaşları iyice kenetlenmişti. "Sakin ol. Elektrik kilitlendi sanırım."

Chan hızla alarm butonuna bastı, ardından kapıyı sertçe yumrukladı. "Kimse var mı orada?!" diye bağırdı. Ama şirket bomboş olduğu için sesimiz bomboş koridorlarda yankılanıp kayboluyordu. Telefonlarımıza baktık; alt katlarda kaldığımız için ikimizin de şebekesi tamamen gitmişti.

Zaman akıp geçmek bilmedi. 1 saat, 2 saat, 3 saat... Tam 5 saat boyunca o dar, havasız kabinin içinde sıkışıp kaldık. Chan defalarca kapıyı zorladı, bağırdı ama tık yoktu.

Giderek azalan oksijenle birlikte içimdeki klostrofobi canavarı uyandı. Nefesim boğazımda tıkandı. Göğsüm hızla kalkıp inmeye, ellerim zangır zangır titremeye başladı. Duvara tutunmaya çalıştım ama dizlerimin bağı çözüldü ve yere doğru kaydım.

"Seungmin!"

Chan’in sert ve emredici sesi karanlığı yardı. Anında yanıma çöktü. Fenerin ışığında yüzümün bembeyaz kesildiğini görünce gözlerindeki o soğuk mesafe yerini katı bir endişeye bıraktı. Omuzlarımdan sertçe tutup beni doğrulttu.

"Bana bak!" dedi, sesi emir verir gibi sert ama altındaki panik hissedilecek kadar gergindi. "Kapatma gözlerini! Seungmin, duymuyor musun beni? Dik dur!"

"Hyung... Nefes... alamıyorum..." diye fısıldadım. Göğsüm havayı kabul etmiyordu sanki.

"Alıyorsun! Sadece panik yapıyorsun, kendini topla!" dedi Chan dişlerinin arasından. Yüzündeki o sarsılmaz duruş ilk kez çatlamıştı. Ellerini yanaklarıma koyup başımı sabit tuttu, doğrudan gözlerimin içine baktı. "Bana odaklan diyorum sana! Kendini bırakmak yok, duyuyor musun beni?!"

Gözlerim kayıyordu, beynim oksijensizlikten tamamen uyuşmuştu. Chan’in elleri yanaklarımda titriyordu; sert görünmeye çalışsa da nefes alışverişindeki o kontrolsüz panik her halinden belliydi.

Beni omzumdan tutup sertçe kendine doğru çekti. Çaresizce kapıya doğru dönüp tüm gücüyle yumruğunu vurdu.

"Kimse yok mu ulan orada?! Açın şu kapıyı!" diye kükredi Chan. Sesi asansör kabininde yankılandı. Ardından tekrar bana döndü, başımın geriye düşmesine izin vermeden beni sıkıca tuttu. "Seungmin! Dayan diyorum sana, kendinde kal!"

Ama bilincim artık beni taşıyamıyordu. Chan’in beni bırakmamak için omuzlarımı sıkan güçlü elleri ve karanlığın içinde adımı sertçe çağırışı arasında gözlerim tamamen kapandı. Kucağına doğru yığıldım.

…

Gözlerimi yavaşça açtığımda başımda keskin bir sızı vardı. Burnuma dolan o steril ilaç kokusu ve gözlerimi alan beyaz ışık, bir hastane odasında olduğumu anında hissettirdi. Kolumdaki seruma giden ince boruyu görünce nerede olduğumu kavramaya çalıştım.

Tam kıpırdanmaya başladığım sırada, odanın köşesindeki koltuktan bir hareketlilik geldi.

Chan, üzerindeki gömleğin kolları sıvanmış, kravatı gevşetilmiş halde hızla yatağımın yanına adımladı. Yüzü yorgunluktan süzülmüş, gözlerinin altı morarmıştı. O her zamanki kusursuz, mesafeli patron duruşundan eser yoktu.

"Kıpırdama," dedi Chan. Sesi pürüzlü ve kısıktı ama içinde günlerdir duymadığım kadar derin bir endişe barındırıyordu. "Serumun bitmek üzere. Doktoru çağıracağım."

"Hyung..." diye fısıldadım. Boğazım kuruluktan cam gibi batıyordu. "Asansör..."

"Güvenlikler gece yarısı devriyesinde fark etmiş," dedi Chan, adımlarını durdurup bana bakarken. Çenesi kasılmıştı. "Beş saat... Beş saat boyunca orada bilincin kapalı halde kucağımda yatmanı izledim Seungmin. Doktor panik atak ve oksijensizlikten bayıldığını söyledi."

Gözlerimi kaçırdım. "Özür dilerim... Yük oldum sana."
Chan bu sözüm üzerine derin bir nefes aldı. İki elini de yatağımın kenarına koyup üzerime doğru hafifçe eğildi. Gözlerindeki o soğuk duvar tamamen yıkılmıştı; yerini kontrol etmekte zorlandığı sert bir öfke ve çaresizliğe bırakmıştı.

"Saçmalamayı kes," dedi dişlerinin arasından, sesi emredici ve sertti. "Yük olmak ne demek? Seni o halde görürken, elini tutup hiçbir şey yapamadan beklemek beni ne hale getirdi biliyor musun?"

Suskun kaldım. Yanaklarımın ısındığını, kalbimin göğüs kafesimi zorladığını hissedebiliyordu.

"Sana mesafeli durmaya çalıştım," diye devam etti Chan, gözlerimin içine dik dik bakarak. "Şirketteki konumum yüzünden, aramızdaki durum kontrolden çıkmasın diye kendimi frenledim. Bay Jean denilen o aşağılık adama karşı seni korumak dışında yanına yaklaşmamaya çalıştım. Ama dün gece... Seni kucağımda o halde tutarken, o lanet mesafenin de şirketin de hiçbir anlamı olmadığını anladım."

"Chan hyung..."

"Bana bak Seungmin," dedi, parmaklarıyla çenemi tutup başımı hafifçe kaldırarak. Teması sertti ama incitmekten ölesiye korktuğu belliydi. "Bir daha sakın benden bir şey gizleme. Sakın kendini o adamın ya da bir başkasının karşısında yalnız sanma. Senin canın yanarsa benim canım yanar. Anladın mı beni?"

Gözlerimden bir damla yaş yanağıma süzüldü. Sadece başımı sallayabildim.

O sırada odanın kapısı aniden açıldı. İçeriye panik içinde Jisung, Hyunjin ve Jeongin daldı.

"Seungmin!" Jisung koşarak yatağın diğer tarafına geçti. "Tanrım, öldük meraktan! Telefonun kapalıydı, Chan hyung arayana kadar ne olduğunu anlayamadık!"

Jeongin gözleri dolu dolu elime sarıldı. "Hyung çok korktuk, iyi misin?"

Chan yavaşça geri çekilip aramızdaki o profesyonel mesafeyi milim milim yeniden inşa etmeye çalıştı. Ceketini koluna aldı.

"Doktorla görüşüp geleceğim," dedi Chan, sesini yine o düz ve resmi tona çekerek. "Arkadaşların yanında olsun. Birazdan taburcu işlemlerini hallederiz."

Chan odadan çıkarken Jisung arkasından bakıp bana döndü. "Seungmin... Hyung’un yüzünü gördün mü? Bizi aradığında sesi öyle bir geliyordu ki... Şirketi yakacak sanırsın."

"Ben de ilk defa Chan hyung’u böyle panikleşmiş gördüm," dedi Hyunjin kaşlarını kaldırarak. "Aramızda kalsın ama sana olan tavrı sadece bir patron tavrı gibi durmuyor."

Sessiz kaldım. Yatağa uzanıp tavana bakarken Chan’in az önce söylediği cümleler zihnimde yankılanıyordu:

'Seni kucağımda o halde tutarken, o lanet mesafenin de hiçbir anlamı olmadığını anladım.'

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ne Bay Jean’ın tehditleri ne de Chan’in arkasına saklandığı o resmi duvarlar bizi durdurabilirdi.

Hastaneden taburcu olup eve geldiğimden beri içimdeki o huzursuzluk geçmemişti. Jeongin ile kaldığım odada bütün gece yatakta dönüp durmuştum. Chan’in asansörde kapıyı yumruklarkenki o çaresiz kükreyişi, yüzümü tutan ellerinin titreyişi zihnimden silinmiyordu. Bana karşı ördüğü o mesafeli duvarların ardında ne kadar büyük bir baskı hissettiğini ilk kez bu kadar net görmüştüm.

Ertesi sabah Jisung ile şirkete adım attığımızda koridorlardaki sessizlik ürkütücüydü. Herkes kendi arasında fısıldaşıyor, göz ucuyla bize bakıyordu.

Masama oturduğumda Jisung sandalyesini yanıma çekip fısıldadı. "Seungmin, ortalık çok gergin. Bay Jean pes etmemiş, dün gece Yönetim Kuruluna feshedilen sözleşmeyle ilgili rapor sunmuş. Bugün kurul toplanıyor."

Sertçe yutkundum. Tam o sırada koridorun sonundan Chan göründü. Üzerinde jilet gibi koyu gri bir takım elbise vardı. Yüzü sert, bakışları ağırbaşlı ve ulaşılmazdı. Her zamanki gibi o otoriter, soğuk duruşunu koruyordu.

Benim masamın önüne geldiğinde adımları duraksadı. Yüzü bana karşı yumuşamadı ama gözlerindeki o derin bakış doğrudan üzerimde kilitlendi.

"Daha iyi misin?" dedi Chan. Sesi düz, katı ve resmiydi.

"İyiyim hyung... Teşekkür ederim," diye mırıldandım başımı hafifçe öne eğerek.

Chan masama doğru bir adım atıp üzerime hafifçe gölge düşürdü. "Gözlerimin içine bak Seungmin."

Tereddütle başımı kaldırıp gözlerine baktım.

"Bugün burada ne konuşulursa konuşulsun, masandan kalkmayacaksın," dedi, sesi alçak ama emrediciydi. "Bay Jean ya da kurul üyelerinden biri yanına gelirse tek kelime etme. Anladın mı beni?"

"Hyung... Senin başın derde girecekse ben de geleyim," dedim endişeyle. "Senin tek başına o adamlarla uğraşmana razı olamıyorum."

Chan’in çenesi kasıldı. Yüzündeki mesafeli ifadeyi koruyarak bana biraz daha yaklaştı.

"Benim neyle uğraşabileceğimi sorgulamak sana düşmez," dedi düz ama yakıcı bir tonla. "Sen sadece dediğimi yap. Kendini riske atacak tek bir harekette bile bulunmayacaksın. Bu bir rica değil."

Suskun kaldım. Onun bu sert ve baskın tavrı karşısında lafımı yutmak zorunda kalmıştım.

Chan arkasını dönüp Üst Kat Toplantı Salonu’na doğru ilerledi. Yaklaşık iki saat süren o toplantı boyunca masamda çivi gibi oturdum. Tırnaklarımı etime geçirip çıkacak kararı bekledim.

Sonunda asansörün kapısı açıldı. Yönetim kurulu üyeleri dışarı çıkarken en arkada Bay Jean göründü. Yüzündeki o yılışık sırıtış tamamen silinmiş, yerini öfkeye bırakmıştı. Yanımdan geçerken duraksadı. Yüzüme bakıp sinirle güldü.

"Şanslısın küçük bey," dedi Bay Jean dişlerinin arasından. "Patronun senin için koltuğunu bile yakmayı göze aldı."

"Siz sadece işinize bakın Bay Jean," dedim, bu kez sesimin titremesine izin vermeyerek.

Bay Jean hışımla ceketini düzeltip asansöre yöneldi. Hemen ardından Chan odasından çıkıp masama doğru yürüdü. Yüzündeki o ciddi ifade hafifçe gevşemişti.

"Gitti mi?" diye sordum ayağa kalkarak.

"Gitti," dedi Chan, masamın önünde durarak. "Sözleşmenin iptalini onayladılar. Şirketle hiçbir bağı kalmadı artık."

Derin bir nefes verdim. "Sen... Bir ceza aldın mı? Senin için sorun oldu mu?"

Chan hafifçe öne eğildi. Aramızda sadece birkaç santim kalmıştı. Gözlerindeki o ağırbaşlı ve çekici ifade kalbimi delicesine çarptırmaya yetti.

"Benim ne ceza aldığım ya da almadığım senin sorunun değil Seungmin," dedi, sesi alçak ve etkileyiciydi. "Sana o adama bir daha yaklaşamayacağını söylemiştim. Sözümü tuttum."

"Neden benim için bu kadar ileri gidiyorsun ki?" diye fısıldadım, bakışlarımı gözlerinden kaçıramayarak. "Sadece bir asistanım."

Chan’in dudaklarında çok hafif, karizmatik bir tebessüm belirdi. Elini kaldırıp masadaki bir dosyayı düzeltir gibi yaptı ama gözlerini üzerimden bir an bile ayırmadı.

"Sadece bir asistanım derken bile kendini kandırıyorsun," dedi, sesi ruhuma işleyen bir tondaydı. "Aramızdaki duvarları ne kadar korumaya çalışırsam çalışayım, senin canın yandığında benim neleri yakabileceğimi dün gece gördün. Bir daha sakın bana 'neden' diye sorma."

Yanaklarım alev alev yanarken tek bir kelime bile edemedim. Chan arkasını dönüp odasına doğru yürürken, ben olduğum yerde çakılı kalmış, onun o baskın varlığının ve üzerimde kurduğu kontrolün etkisiyle titriyordum.

…

Uzun bölüm yazmak istedimmmm🤗🤗 umarım beğenirsiniz🩷🩷

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

37okunma 4beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18