16. bölüm / 17
ESKİ SEVGİLİM | CHANMİN“Günlerdir seni izliyorum Han Jisung”
Bölümler 17Şu an: “Günlerdir seni izliyorum Han Jisung”
- 1 Ayrılık549 kelime
- 2 Özlemişim amk480 kelime
- 3 Piç adam678 kelime
- 4 Patronculuk620 kelime
- 5 Kafanı sikiyim Seungmin523 kelime
- 6 Bay Jean1.386 kelime
- 7 “Seungmin’nin yeri benim yanım.”1.329 kelime
- 8 Sapık adam1.408 kelime
- 9 ASANSÖR2.079 kelime
- 10 Beyaz gül1.475 kelime
- 11 Gülün hesabı1.198 kelime
- 12 Jisung ve Chanın Planı1.708 kelime
- 13 Gerçekler1.075 kelime
- 14 Öpüşme1.560 kelime
- 15 hyunjin artık şirkette942 kelime
- 16 “Günlerdir seni izliyorum Han Jisung”1.005 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Baskın basanındır1.411 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ofisteki hava son günlerde tatlı bir kargaşaya bürünmüştü. Hyunjin’in tasarım bölümüne taşınmasıyla birlikte Jisung ile aralarındaki o hiç bitmeyen çocukça atışmalar mesai saatlerinin fon müziği haline gelmişti.
Ben ise Chan ile aramızdaki o dingin, huzurlu ve bir o kadar da tutkulu ritme kendimi kaptırmış, uzun zaman sonra ilk kez işte olmanın keyfini çıkarıyordum. Ancak bu bölümün asıl sürprizi, alt kattaki pazarlama departmanıyla ortak yürütülecek yeni lansman projesiydi.
Sabah kurul toplantısında Chan, yeni sezonun görsel ve stratejik sunumunu Jisung ile alt kattan kıdemli pazarlama uzmanı Minho’nun üstlenmesini istemişti. Minho, şirkette disiplini, keskin zekası ve soğuk görünen ama aşırı karizmatik tavırlarıyla bilinen biriydi. Jisung ise... tam bir duygu patlaması ve kaos abidesiydi.
Toplantı biter bitmez Minho, elinde tabletive jilet gibi oturan lacivert takımıyla bizim departmana doğru yürüdü.
"Evet Han Jisung," dedi Minho, sesi pürüzsüz ve sakindi. "Lansman konseptini bugün bitirmemiz gerekiyor. Toplantı odasında çalışacağız. Kahveni al ve peşimden gel."
Jisung sandalyeden sıçrayarak kalktı. Yanaklarının hafifçe pembeleştiğini fark etmek zor değildi. Günlerdir Minho'dan bahsederken "O kedi gözlü adam beni heyecanlandırıyor Seungmin" deyip duruyordu ama ilk defa baş başa bu kadar uzun süre kalacaklardı.
"G-geliyorum hyung!" dedi Jisung, alelacele taslak defterini ve kalemliğini kaparak. Bana çaktırmadan panik dolu bir bakış attı. Ben de ona dudaklarımla "Bol şans" diye fısıldayıp gülümsedim.
Cam duvarlarla çevrili küçük toplantı odasına geçtiklerinde ortam bir anda ciddileşti. Minho masanın başına kurulup tabletinde taslakları açtı, Jisung ise tam karşısına oturup defterine bir şeyler karalamaya başladı. Ama Jisung’un dikkati projeden çok Minho’nun muntazam yüz hatlarındaydı.
"Jisung," dedi Minho, gözlerini tabletinden kaldırmadan. "Defteri delmek üzere gibi çiziyorsun. Taslaklara odaklanabilecek misin yoksa seni hipnotize eden başka bir şey mi var?"
Jisung panikle kalemi elinden düşürdü. "Ne? Yok canım! Ben sadece... şey, renk paletini düşünüyordum hyung! Alt tonda hangisi daha iyi durur diye."
Minho hafifçe gülümsedi. O soğuk ifadesi eridiğinde yüzünde inanılmaz çekici bir tebessüm beliriyordu. Yerinden kalkıp Jisung’un yanındaki sandalyeye geçti. İki sandalye arasındaki mesafe kapandığında Jisung’un nefesi tıkandı.
"Öyle mi?" dedi Minho, Jisung’un çenesine doğru hafifçe eğilerek. "O zaman bana göster bakalım, nasıl bir palet düşünüyorsun?"
Minho’nun ağır, odunsu kokusu Jisung’un tüm duyularını ele geçirmişti. Jisung titreyen parmaklarıyla defterini Minho’ya doğru kaydırdı. "Bak... burada pastel tonlar var ama ben biraz daha cesur bir şey istedim. Sen... sen ne dersin?"
Minho elini yavaşça masaya, Jisung’un elinin hemen birkaç santim yanına koydu. Parman uçları Jisung’un bileğine hafifçe temas ettiğinde Jisung adeta elektriğe kapılmış gibi ürperdi.
"Benim tercihim her zaman cesur olanlardan yanadır Jisung," dedi Minho, sesi boğuklaşarak. Gözleri Jisung’un gözlerinden dudaklarına kaydı. "Tıpkı senin gibi. Yaratıcı, biraz dağınık ama son derece ilgi çekici."
Jisung yutkunmaya çalıştı ama boğazı kurumuştu. "Hyung... beni övüyor musun yoksa dalga mı geçiyorsun anlamıyorum."
"Sence dalga geçiyor gibi bir halim var mı?" dedi Minho. Yavaşça elini kaldırıp Jisung’un dağılmış kaküllerini nazikçe geriye itti. Parman boğumları Jisung’un sıcak yanağına dokunduğunda ortamdaki hava tamamen değişti. "Günlerdir seni izliyorum Han Jisung. Masanın altında gizli gizli atıştırmalık yerken ki hallerini de, Seungmin ile fısıldaşırken kızarmanı da..."
"S-sen beni mi izliyordun?" diye fısıldadı Jisung, kalbi göğsünden fırlayacak gibi atarken.
"Hafife alma beni," diye gülümsetti Minho. Yüzünü biraz daha yaklaştırdı, nefesi Jisung’un dudaklarına çarptı. "Şimdi bu projeyi saat altıya kadar bitireceğiz. Ama bittikten sonra... benimle akşam yemeğine geleceksin. Mazeret kabul etmiyorum."
"Tamam..." dedi Jisung, teslim olmuş bir şekilde. Minho’nun o baskın ama bir o kadar da şefkatli tavrı karşısında eriyip gitmişti.
O sırada koridorda bambaşka bir drama yaşanıyordu.
Hyunjin, elindeki kahve bardağıyla fotokopi makinesinin yanından geçerken, karşı taraftan gelen ve elinde devasa dosya klasörleri taşıyan Felix’i fark etti.
Felix, lojistik ve finans ekibine yeni katılmıştı; çil dolu yüzü, sapsarı saçları ve aşırı sakin tavırlarıyla şirketteki herkesin dikkatini çekiyordu. Hyunjin ise geldiği ilk günden beri ona göz koymuştu.
Hyunjin hemen duruşunu dikleştirip havalı bir yürüyüşle Felix’in önüne geçti, tam koridorun ortasında yolunu kesti.
"Selam güzelim," dedi Hyunjin, en çapkın gülüşünü takınarak ve saçlarını geriye atarak. "Bu kadar ağır klasörleri o narin ellerinle taşıman haksızlık değil mi? Yardım etmemi ister misin?"
Felix durdu. Koyu renkli, derin gözleriyle Hyunjin’e tepeden tırnağa baktı. Yüzünde tek bir mimik bile oynamadı.
"Teşekkürler Hyunjin bey," dedi Felix, sesi şaşırtıcı derecede derin ve pürüzsüzdü. "Ama kendi işimi kendim halledebiliyorum. Ayrıca o klasörler hafif, sorun yok."
Hyunjin pes etmeye niyetli değildi. Bir adım daha yaklaşıp duvara yaslandı. "Hadi ama, sadece kibarlık yapmaya çalışıyorum. Hem belki sonra bir kahve içeriz? Tasarım bölümünün kahveleri harikadır."
Felix hafifçe iç çekti, klasörleri kucağında biraz daha yukarı düzeltti. "Kahve sevmem. Ayrıca şu an mesai saatindeyiz ve yapmam gereken hesaplamalar var. İzninizle."
Felix, Hyunjin’in yanından hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp geçti. Hyunjin arkasından bakakaldı. Yüzündeki o kendinden emin ifade yerini şaşkınlığa bıraktı.
O sırada CEO odasının kapısından çıkmış olan ben, bu manzarayı görüp kıkırdamadan edemedim. Hyunjin’in yanına yürüyüp omzuna vurdum. "Duvara tosladın galiba sanatçı bey?
Hyunjin sahte bir dramatiklikle elini göğsüne koydu. "Seungmin... Gördün mü? Adam resmen beni buz gibi soğuk bir havayla teğet geçti! O ses tonu neydi öyle? O bakışlar? Ben bu çocuğu aklından çıkaramam ki artık!”
"Sana bol şans Hyunjin, Felix pek kolay pesedecek birine benzemiyor," dedim gülerek.
Saatler altıyı gösterdiğinde toplantı odasının kapısı açıldı. Minho ve Jisung dışarı çıktılar. Jisung’un yüzü alev alev yanıyordu, dosyaları kucağına sıkıca bastırmıştı. Minho ise arkasından gayet kendinden emin ve muzaffer bir gülümsemeyle geliyordu.
Chan odasından çıkıp yanımıza geldi. Elini belime koyup beni hafifçe kendine çekti. "Nasıl gitti sunum hazırlığı Minho?" diye sordu.
Minho gözlerini Jisung’dan ayırmadan cevap verdi: "Mükemmel gitti Chan. Jisung çok yetenekli... ve harika bir çalışma arkadaşı. Şimdi harcadığımız bu enerjiyi telafi etmek için yemeğe gidiyoruz."
Jisung bana yardım ister gibi baktı ama gözlerindeki o mutlu ışıltıyı gizleyemiyordu. "Şey... evet, projeyi kutlayacağız," diye kekeledi.
Chan hafifçe gülümsedi. "İyi eğlenceler o zaman."
Minho, Jisung’un ceketini alıp onun omuzlarına bıraktı ve elini nazikçe Jisung’un beline koyarak onu asansöre doğru yönlendirdi. Jisung bana arkasını dönüp sessizce "İmdat ama çok tatlı!" jesti yaptı.
Herkes dağıldığında ofiste sadece Chan ve ben kaldık. Chan çenesini omzuma yaslayıp derin bir nefes aldı. "Bütün gün seni izlemek ama dokunamamak çok zordu," diye fısıldadı.
Gülümseyip arkamı döndüm ve kravatını hafifçe düzelttim. "Ama değdi hyung... Her şey nihayet yoluna giriyor."
Chan dudaklarıma küçük, tatlı bir öpücük kondurdu. "Evet... Her şey nihayet ait olduğu yere oturuyor."
Bölüm etkileşimi
