Jisung ve Chanın Planı

Vaveyla Yazarı: Miana skz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: Jisung ve Chanın Planı

On Ertesi gün ofisteki hava, dünkü o yoğun ve elektrikli atmosferden sonra biraz daha sakindi, en azından yüzeyde öyle görünüyordu.
Masamda oturmuş, bir önceki haftanın projelerini gözden geçirirken gözüm istemsizce yine CEO katına giden asansöre kaydı. Chan’in dün o beyaz gülü dosyaların arasında gördüğündeki o bakışı ve söylediği sözler zihnimde hâlâ yankılanıyordu.

Kendi kendime başımı sallayıp dikkatimi ekrana vermeye çalıştım. Ona ne kadar çok şey hissettiğimi belli edersem, geçmişte yaşanan o acı verici hatayı ve aramızdaki o kapanmaz mesafeyi unuttuğumu sanacaktı; oysa içimdeki o kırgınlık hâlâ tazeydi.

Tam o sırada Jisung elinde iki bardak filtre kahveyle masama yanaştı. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen enerjisi tondaydı, sandalyesini hızla çekip karşıma oturdu.

"Günaydın Bay Profesyonel Mesafeli," dedi Jisung, kahvelerden birini önüme bırakırken. Gözlerini kısarak beni dikkatle süzdü. "Dün akşam Minho hyung’la buluşma işini harika koordine ettin ama asıl konumuza gelelim. Ben seni sabaha kadar sorguya çekerim sandın herhalde? Dün iş çıkışı eve döndüğümüzden beri aklım onda kaldı."

Gülümseyerek kahvemden bir yudum aldım. "Neden aklın onda kalmış ki? Adamla sadece atölyedeki son koleksiyonu ve numune raporlarını konuştunuz sanıyordum."

"Sadece iş mi?" diye sesini hafifçe yükseltti Jisung, kollarını masaya dayayıp öne doğru eğildi. "Adam resmen buzdan bir heykel gibi oturuyor masada ama bana öyle bir bakışı var ki... Şöyle söyleyeyim Seungmin, kahve sipariş ederken parmağım bardağa değdiğinde milisaniye milisaniye nefesini tuttuğunu yakaladım. İnanılmazdı! Sen kesin Minho hyung’a benimle ilgili önceden bir şeyler fısıldadın, itiraf et."

Hafifçe gülerek başımı iki yana salladım. "bir şey söylemedim Jisung. Sadece senin ricanı ilettim. Ama dürüst olalım, o kafe buluşması nasıl geçti? Minho hyung’un o mesafeli havasını eritebildin mi biraz?"

Jisung’un yüzünde beliren o hafif kızarıklık ve gözlerinin parıltısı her şeyi ele veriyordu. "Şey... fena sayılmazdı," dedi, sesini alçaltarak ve bardağıyla oynamaya başlayarak.

"Biraz iş konuştuk ama sonra... neyse işte, fena değildi. Yan yana oturduğumuz o iki saat boyunca resmen nefes almayı unuttum. Ama asıl sen kendine odaklan Seungmin. Asıl derya deniz sensin burada. Dün Chan hyung’un odasından çıktıktan sonra domatese döndüğünü görmediğimi mi sanıyorsun?"

Yüzümün anında ısındığını hissederek kahve bardağına odaklandım. "Jisung, işine bakar mısın? Adamın odasından sadece raporları bıraktığım için çıktım, başka bir şey olmadı."

"Yalana bak!" diye fısıldadı Jisung dayanamayarak, sesindeki o neşeli tona engel olamayarak.

"Adamın senin için koca şirketi nasıl ayağa kaldırdığını, geçen sefer asansörde bayıldığında nasıl deliye döndüğünü sağır sultan bile duydu.Chan hyung’la ilgili dönen dolapları biliyorum zaten. Minho hyung'un o projeyi bana vermesi de tamamen Chan’in parmağı altındaydı, fark etmediğimi mi sanıyorsun?"Jisung omuz silkti, hiç de suçlu gibi görünmüyordu.

Öğle saatlerine doğru, tasarımların son kısımlarını teslim etmek üzere alt kata,dosya odasına gitmem gerekiyordu. Koridordan geçerken CEO katından çıkan Chan’le tam köşe başında yüz yüze geldik.

Adımlarım istemsizce yavaşladı. Chan üzerindeki koyu renkli takımı ve kusursuz duruşuyla her zamanki gibi odak noktası olmayı başarıyordu. Gözleri beni bulduğunda o sert patron havası anında yumuşadı, yerine sadece ikimizin bildiği o derin, sakin bir ifade bıraktı.

"Seungmin," dedi, sesi koridorda yankılanırken.
"Efendim," dedim, başımı hafifçe eğip resmi bir saygı göstererek yanından geçmeye yeltendim.

Fakat Chan tam yanından geçeceğim sırada bir adım atıp önümü kapattı. Koridorun o köşesi nispeten sakin olduğu için kimse bizi görmüyordu ama yine de kalbim boğazımda atıyordu.

"Kaçıyorsun gibi hissediyorum," dedi Chan, sesindeki o hafif alaycı ama bir o kadar da sıcak tonda.
"Kaçmıyorum hyung, evrakları incelemem lazım, işimin başındayım," dedim, gözlerine doğrudan bakarak. Ne kavgacıydım ne de sinirli; sadece o mesafeli çizgide duruyordum.

"O gün masama bıraktığın o beyaz gülün davasını henüz kapatmadık ama," diye fısıldadı Chan, gözlerini gözlerime dikerek.

"Bir insan, tamamen tesadüf olduğunu iddia ettiği bir çiçeği gün boyunca çantasında ya da dosyalarının arasında nasıl taşır, çok merak ediyorum."

Yanaklarımın yeniden ısındığını hissettim ama bozuntuya vermemeye çalıştım. "Dosyaların arasına karışmış demiştim hyung. Fazla anlam yükleiyorsunuz."

Chan hafifçe güldü; o derin, içten gelen gülüşü içimdeki tüm direnci sarsmaya yetti ama dışarıdan yüzde bir kas bile kıpırdatmadım. "Öyle olsun Seungmin. Ama unutma, o güllerin dili vardır. Ve senin o ördüğün mesafeler ne kadar uzun olursa olsun, o kokuyu her aldığında bana geri döneceğini biliyorsun."

Daha fazla burada kalırsam tüm savunmamın çökeceğini bildiğim için başımı hafifçe salladım. "İyi çalışmalar hyung," deyip hızla yanından uzaklaştım.

ofisteki öğle molasına yaklaşırken hava her zamankinden daha yoğundu. Masamda oturmuş, bir önceki haftanın projelerini gözden geçirirken gözüm istemsizce yine CEO katına giden asansöre kaydı. Chan’in ofise girdiğimde bana attığı o bakış zihnimde hâlâ yankılanıyordu.

O sırada Jisung elinde iki bardak filtre kahveyle masama yanaştı. Sabahın erken saatlerinden beri enerjisi tondaydı, sandalyesini hızla çekip karşıma oturdu.

“Chan hyung’un sana baktığı anı görmedim mi sanıyorsun, domatese döndün resmen!"
Yüzümün anında ısındığını hissederek kahve bardağına odaklandım. "Jisung, işine bakar mısın? Adam sadece selam verdi, başka bir şey olmadı."

İşte tam bu sırada, ofisin diğer köşesinde oturan Jisung’un telefonu masanın üstünde titremeye başladı. Jisung hızla ekranı eline aldı ve parmakları ekranda hızla hareket etmeye başladı.

Ofisin üst katındaki CEO odasında ise büyük maun masasının başında oturan Chan, önündeki telefon ekranına odaklanmıştı. Jisung’la aralarında geçen o gizli mesajlaşma trafiği tam gaz devam ediyordu.

“Öğle molasında arşiv odasına Seungmin’i gönder baş başa kalmamızı sağla “diye yazmıştı Chan.
Jisung’dan cevap hemen geldi:”Tamamdır Chan hyung.”

Jisung telefonuna odaklanmış, sinsice sırıtırken göz ucuyla bana baktı. Yanında oturduğum için ekranı görmeye çalıştım ama anında telefonu ters çevirip masaya bıraktı.

Kaşlarımı çatarak ona baktım. "Kiminle yazışıyorsun öyle gizli gizli? Yüzün bir tuhaf oldu."

Jisung telaşla boğazını temizleyip kahvesine uzandı. "Yok bir şey ya, atölyeden malzeme listesiyle ilgili saçma sapan bir mesaj. Kim olacak."

Sesindeki o hafif acelecilik ve gözlerini kaçırması bende anında bir şüphe uyandırdı. Normalde her haltı kafama kakarak anlatan Jisung’un bu kadar kestirip atması hiç normal değildi ama üstüne gitmedim.

Sadece içine kurt düşen bir ifadeyle önümdeki dosyalara döndüm. Aradan geçen zamandan sonra jisung bahaneyle yanımdan ayrılmıştı ve çok geçmeden,Masama yaklaştığında Jisung gayet sakin, sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi tasarımları inceliyordu. Yanına ulaşıp masasına hafifçe vurdum.

"Hâlâ o ekrana bakıyorsun," dedim, sesimdeki o hafif şüpheyi gizlemeye çalışarak. "Ne o, atölye malzemeleri listesi çok mu karışık çıktı?"

Jisung kafasını kaldırıp bana baktı; gözlerinde anlık bir şaşkınlık geçse de bunu hemen toparladı. "Öyle Seungmin, bu ara işler o kadar yoğun ki insan kafayı yiyor. Neden sordun ki?"

"Hiç," dedim kaşlarımı kaldırarak, gözlerimi üzerinde gezdirirken. "Sadece biraz... aceleyle kapattın ekranı da, sanki devlet sırrı saklıyormuş gibi."

Jisung sesli bir şekilde güldü ama bu gülüş biraz yapmacık duruyordu. "Abartma istersen! Altı üstü atölyedeki yeni renk paletiyle ilgili mesajlaşıyorduk, sana ne canım?"

Konuyu apar topar kapatıp masasına döndü, fakat içimdeki o şüphe tohumu çoktan ekilmişti, bir şeyler dönüyordu ama ne olduğunu henüz çözememiştim.

Mesai saatleri öğle ortasına ulaştığında ofisteki tempodan herkesin zihni durma noktasına gelmişti. Bilgisayar ekranını kapatıp esnedim.

Jisung da yan masada kollarını iki yana açıp gerindi. ikimiz de acıkmış durumdaydık.

"Ee Seungmin, kafeteryaya yemeğe inelim mi artık?" dedim sandalyemden kalkarken. "Benim kafam durdu valla."

Jisung parmaklarını klavyede hızla oynatıp bana baktı. Dudaklarında beliren o anlık gizli sırıtışı çabucak gizledi.

"Sen önden git arşivdeki o taslak dosyalarını al Seungmin," dedi Jisung, her zamanki canlı sesiyle. "Benim masada son kalan ufak bir işim var, onu bitirip hemen arkandan geliyorum. Orada buluşup birlikte ineriz kafeteryaya."

"Tamam, arşivde bekliyorum o zaman," diyerek asansöre doğru yürüdüm.
Asansöre bindiğim an Jisung hızla telefonunu çıkarıp Chan’e son mesajı attı:

“Plan tıkır tıkır işliyor patron. Seungmin şu an arşiv odasına indi. İşimi bitirip geleceğim diyerek onu orada yalnız bıraktım, tam 2 dakikan var. Girişini yap!”

CEO katında mesajı alan Chan, ceketini ilikleyip kararlı adımlarla asansör düğmesine bastı.
Ben ise alt kattaki sessiz ve loş arşiv odasına girmiştim. Rafların arasında gezinip ihtiyacım olan kalın klasörü buldum. Klasörü kucağıma alıp kapıya doğru yöneleceğim sırada, kapının hafifçe açılıp kapanma sesini duydum.

"Jisung? Bu kadar çabuk mu hallettin işini?" diye seslendim rafların arasından çıkarken.
Ancak karşılaştığım kişi Jisung değildi.

Koyu renk takımı, karizmatik duruşu ve o ağır, bildik kokusuyla Chan tam karşımda duruyordu. Arşiv odasının o dar ve sessiz koridorunda aramızdaki tek şey bir iki adımlık mesafeydi.

Şaşkınlıkla adımlarım durdu. "Chan hyung? Sizin... burada ne işiniz var?"

Chan kapıyı arkasından yavaşça kapatıp kilitledi ve bana doğru bir adım attı. Yüzündeki o iş adamı maskesi tamamen sıyrılmış, yerine kelimenin tam anlamıyla tükenmiş ama bir o kadar da hırslı bir ifade oturmuştu.

"Seni özledim Seungmin," dedi Chan, sesi boğuk ve fısıltı gibi çıkmıştı. " o masanın arkasından bana bakışını,mesafeli duruşunu izlemekten mahvoldum. Artık bu oyuna katlanamıyorum."

Geriye doğru bir adım attım ama sırtım raflara çarptı. "Ne oyunu hyung? Dosyayı alıp çıkacaktım, yolumu kesiyorsunuz."

Chan üzerime doğru bir adım daha atarak aramızdaki mesafeyi tamamen sıfırladı. Eli istemsizce boğazıma, gömleğimin açık yaka kısmına doğru uzandı; parmak uçları tenime değdiğinde irkildim.

"Şu aramızdaki duvarları yık artık," dedi Chan, sesinde gizleyemediği bir acıyla. "O gün... gördüğün izler hiçbiri sandığın gibi değil Seungmin aldatmadım seni. O gece... o izler tamamen başka bir şeydi, bir kavgaya karıştım. Birini korumaya çalışırken olan bir arbedeydi, benden uzakta olduğun o dönemde kafayı yemek üzereydim"

Gözlerim doldu ama içimdeki o öfke, o geçmişin acısı o kadar alevlendi ki elini hızla itip uzaklaşmaya çalıştım.

"Bana yalan söyleme!" diye sesim titreyerek kestim sözünü. "Kendi gözlerimle gördüm Chan! boynundaki o izlerini... Şimdi çıkıp 'kavgaya karıştım' diye masum bir hikaye mi anlatacaksın bana? Beni aptal yerine koymaktan vazgeç!"

"Yalan söylemiyorum!" diye sesini biraz yükseltti Chan, gözleri adeta yalvarır gibi bakıyordu. "Bana inanmıyorsun ama..."

"İnanmıyorum!" diye bağırdım, sesim arşiv odasının duvarlarında yankılandı. "Çünkü o izlerin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum. Bana dokunma Chan. O hikayelerini başka birine anlat."

Chan derin ve sarsıcı bir nefes aldı; yüzündeki o umut ışığı hızla sönerken elleri iki yanında yumruk gibi sıkıldı. Tam o sırada arşiv odasının kapısı tıklatıldı ve ardından hızla açıldı.

Jisung kafasını içeri uzattı, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi yapmaya çalışarak: "Aaa Seungmin! Buradaydın demek! Chan hyung, siz de mi buradaydınız? Pardon bölüyorum ama işimi bitirdim, acıktım ben. Kafeteryaya geçelim mi artık?"

Chan derin bir nefes vererek başını başka yöne çevirdi ve aramızdaki mesafeyi açtı. Üzerindeki o kırılgan ifadeyi hızla toparlayıp eski o mesafeli patron maskesini yüzüne geri taktı.

"Afiyet olsun çocuklar," dedi Chan, sesindeki tüm o yumuşaklık yok olmuştu. Bana son bir kez, içinde binlerce kırık parça barındıran derin bir bakış atıp odadan çıktı.

Jisung yanıma geldiğinde gözlerimi doğrudan ona diktim. "Hemen hallettin demek masadaki işini Jisung?"

"Şey... pratik adamım biliyorsun," dedi Jisung masumca sırıtmaya çalışarak, ama içerideki o ağır havanın farkındaydı.

"Seninle eve gidince çok ciddi konuşacağız," diye homurdandım ama Jisung sadece arkasını dönüp benden gizlice sırıtmaya devam etti.

Chan'in söyledikleri zihnimi bulandırmıştı ama kendimi korumak için o duvara eskisinden de çok ihtiyacım vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 2beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18