23. bölüm / 29
Damganın Sırrı22. Bölüm
Bölümler 29Şu an: 22. Bölüm
- 1 Giriş.573 kelime
- 2 1. Bölüm.2.222 kelime
- 3 2. Bölüm.1.969 kelime
- 4 3. Bölüm.2.126 kelime
- 5 4. Bölüm2.107 kelime
- 6 5. Bölüm2.217 kelime
- 7 6. Bölüm1.898 kelime
- 8 7. Bölüm.1.817 kelime
- 9 8. Bölüm.2.096 kelime
- 10 9. Bölüm.1.752 kelime
- 11 10. Bölüm1.971 kelime
- 12 11. Bölüm1.839 kelime
- 13 12. Bölüm1.693 kelime
- 14 13. Bölüm.1.924 kelime
- 15 14. Bölüm1.929 kelime
- 16 15. Bölüm2.165 kelime
- 17 16. Bölüm1.767 kelime
- 18 17. Bölüm1.979 kelime
- 19 18. Bölüm2.073 kelime
- 20 19. Bölüm1.961 kelime
- 21 20. Bölüm.1.952 kelime
- 22 21. Bölüm1.994 kelime
- 23 22. Bölüm1.922 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 23. Bölüm1.840 kelime
- 25 24. Bölüm1.841 kelime
- 26 25. Bölüm1.806 kelime
- 27 26. Bölüm2.099 kelime
- 28 27. Bölüm1.957 kelime
- 29 28. Bölüm.1.927 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Günler, aylar, hatta yıllar geçti. Tam dört yüz altmış dört gündür Türkiye'de yoktum. Karan şerefsizi hâlâ beni öldü sanıyor. Şerefsiz diyorum, çünkü yasımı sadece bir hafta tutmuş. Ona ölüm haberini veren ajanımız Fetih, Karan'ı videoya çekiyordu her anını. Ölümümü ilk duyması, mezarıma her gelişini kayda alıyordu.
Karan Kayalar tam bir hafta mezarıma gelip yattı. Ağlıyordu, kendisini suçluyordu, hatta intihara bile kalkışmış. Ama bir hafta sonra tam değişmişti. Her ay magazine düşerdi kızlarla beraber. Bardan çıkardı etrafında iki-üç kadınla beraber. Sonrasında kim bilir nereye giderlerdi. O kadar iğrençti ki!
Şuan koltukta uzanmış tavanı izliyordum. Yorgun olduğum için odama gidecek halde değildim. Koltukta uyumaya çalışıyordum. Dört saat önce sinir krizi geçirmiştim zaten. Ulaş bana sakinleştirici verip sakinleşmemi beklemişti. Yalanda uyuyacağım diyince de gitmişti kendi odasına.
Sinir krizi geçirmemin sebebi Karan'dı. Çünkü iki gün sonra nişanlanıyordu. Tahmin edin kiminle? Tabiki de avukat İdil Alkoç'la nişanlanıyordu. Bu haberi duyunca yıkıldım. Çünkü ona hala aşıktım maalesef.
Gözlerimi zorla açtım. Uzanarak sehpanın üzerinde ki telefonuma baktım. Saat daha sekizdi. Sabaha karşı olduğu içinde hava açılmıştı. Telefonu tekrar yerine bırakınca gözlerimi ovuşturdum. Pencereden tak diye ses gelince oraya döndüm.
İrkilerek yerimden kalktım. Maskesinin sol tarafı simsiyah, sağ tarafı ise kuru kafa olan adam vardı. Bu o adamdı! Pencereye bir kağıt yapıştırarak elinde ki bıçağın ucunu pencerenin camını çizdi.
Çığlık atmaya başladım ağlayarak. "ULAŞ!" Diye bağırdım. O adam yavaş adımlarla gidince olduğum yerde donup kaldım. Ağlayarak elimi kalbimin üzerine götürdüm. Ulaş odasından çıkarak yanıma geldi.
"NE OLDU, ZİLAN?" Birşey diyemedim. O kadar çok korkmuştum ki titriyordum resmen. "ZİLAN CEVAP VER." Konuşamadığım için titreyerek elimi kaldırım camı göstererek. Ulaş o tarafa dönünce oraya yapıştırılan kağıdı gördü. Elimden tutarak pencereye doğru irelledik. Benim yalnız kalmaya korkacağımı bildiği için elimi tutmuştu.
Onun arkasında kalarak kolunu sıkıca tutum. Aynı zamanda etrafa bakıyordum. Ulaş kağıtta yazılanı okuyunca bana döndü. Bende okuyunca yutkundum panikle. Kağıtta kırmızıyla yazılan bir not vardı; 'Her yerde buluyorum seni, kül kızı'
"Gidelim buralardan." Dedim tek nefeste. "Lütfen."
"Tamam, tamam." Ulaş beni sakinleştirerek uzaklaştırdı pencerenin yanından ve salonun ortasına kadar geldik. Soluma bakınca kapının eşiğinde onu gördüm. Çığlık attım ağlayarak.
"Orada!" Diye bağırıp gözlerimi kapattım.
"Zilan." Ulaş'ın boğuk çıkan sesiyle beraber ellerini omuzuma koydu. "Orada kimse yoktu ki."
"Ne?" Diye fısıldayarak soluma baktım. Gerçekten kimse yoktu. "Ama..." Ben delirdim mi yoksa? "Az önce gördüm."
"Yorgunsun sadece."
"Bu yazı peki." Diyerek geri çekildim. Deli falan değildim. Onu gerçekten gördüm ben. Ulaş bana bakarak başını salladı.
"O anlamda değil. Yani gerçekten burada ama salonda görmen korkunun sana oynadığı bir oyun sadece." Yutkundum başımı önüme eğerek. "Gel ben seni şu senin sevdiğin kafeye bırakayım. Orada tanıdığım biride vardı hatta. Sen onunla konuş, sohbet et. Ben eşyalarımızı toplayayım ve Türkiye'ye geçelim tamam mı?"
"Evet." Dedim hızla. "Ama sabah daha erken."
"Sara orada yaşıyor zaten." Doğru. İşe gidip gelmeye vakti olmadığı için kafenin çatı katında yaşıyordu. "Gidelim hadi." Başımı sallayarak Ulaş'ın peşine takıldım. Evden çıktık arabaya doğru giderek. Ben ise o sırada etrafa bakıyordum dikkatlice. Hızlı adımlarla geçip arabada oturunca Ulaş gaza bastı.
"Şey, ben onu salonda gördüğüme eminim."
"Eve mi girdi yani?" Omuzumu silktim. Ama kapının eşiğinde durup içeri bakmıştı. "Tamam, o zaman kamera kayıtlarına bakarız. Salonu çeken bir kameramız var bildiğin gibi."
"Pekala, bakarız o zaman birlikte." Endişeyle Ulaş'a döndüm. "Dikkatli ol ama sen. Bak o adam oralarda olabilir."
"Şurayı açsana." Eliyle torpido gözünü işaret edince açtım hemen. "Birini al, diğerini ise bana ver." Bir silahı Ulaş'a verince elini direksiyondan çekip beline yerleştirdi. Diğerini ise kendim aldım. "Kullanmasını biliyorsun zaten."
"Biliyorum." Doğrudan birine sıkmadım ama biliyorum kullanmayı. Şişeleri önüme koyup ateş ederdim hep. Silahı belime takarak üzerimi düzelttim.
"Buradan sola mı dönecektik?" Dikkatlice yola baktım. Neredeyse varmıştık. Sola dönerek bir-iki dakika dümdüz ilerledik.
"Burası." Dedim. Ulaş arabayı durdurunca indim hemen. "Dikkatli ol lütfen."
"Merak etme beni. Bir saate geleceğim." Başımı salladım. Ulaş gidince telefinumu montumun cebinden çıkarıp arkadaşımı aradım. Türkiyeli o da ama son sekiz yıldır burada yaşıyormuş.
"Aç hadi kızım ya." Diye mırıldanınca ağzımdan dumanlar çıktı. Soğuk olması çok normal çünkü bugünün tarihi; 15.02.2027
"Alo." Uykulu sesi kulağıma gelince rahatladım.
"Kafenin önündeyim, gel hemen aç kapıyı."
"Sabah sabah ne oldu?" Dedi. Arkadan gelen sesten anladım ki yerinden kalkıp merdivenleri iniyordu. "Neyse kapattım." Telefonu kapatınca kafeye doğru döndüm. Pijamalarla indiğini görünce gülümsedim. Kapıyı anahtarla açarak geri çekilip yol verdi bana.
"Günaydın." Dedim. İçeri geçince Sara'ya döndüm.
"Birsey mi oldu?" Onunla beraber üst kata çıktık.
"Bugün geri dönüyorum Türkiye'ye." Kaşları havalanarak bana döndü. Üzülerek başını önüne eğdi.
"Seni çok özleyeceğim."
"Bende seni çok özleyeceğim ama mecbur, dönmem gerek. Arada yine gelirim." Kollarını açarak bana sarıldı kocaman. Tek kız arkadaşım Sara'ydı bu hayatta. O kadar tatlı bir kızdı ki. Uzun kırmızı saçları vardı, mavi lens gözleri beni benden alıyordu. Şuan pandalı pijamayala bana sarılıyordu.
Geri çekildik ikimizde aynı anda. "Belki bende gelirim Türkiye'ye."
"Gel tabi, beklerim." Gülümseyerek akan gözyaşını sildi.
"Biletleri aldınız mı peki?"
"Özel uçakla geri döneceğiz. Üç saat falan sonra uçak gelir herhalde. Saat on bir, on iki gibi gideriz." Burukça gülümsedi. Üniversiteli ama harçlık için kafede çalışan bir kızdı. Herkes onunla dalga geçerdi burada çalıştığı için. Onun da en yakın arkadaşı bendim.
🖤🩹
Sıkıntıyla iç çektim eve doğru giderken. Üç saat geçmişti Ulaş'dan haber yoktu daha. Eve doğru yaklaşınca belimde ki silahı çıkardım. Kim bilir ne oldu çocuğa. Eve doğru yavaş ama dikkatli adımlarla yürüdüm. Her ihtimale karşı canlı konum göndermiştim Sara'ya.
Uçağımız çoktan gelip bizi bekliyordu. Ulaş ortalıkta olmadığı için ve telefonlarımı açmadığı için kalakaldık. Araba bahçedeydi daha. Eve gitmeden önce arabaya baktım. Anahtarı içerdeydi ve araba çalışıyordu. Bagajı açınca bavullarımızın içerde olduğunu gördüm. Zaten bir hafta içinde Türkiye'ye dönecektik diye bavulları önceden hazır etmiştik. Sadece bu olaydan sonra erkene aldık geri dönmemizi.
Derin nefes alarak eve doğru gittim. Kapıyı açmak isteyince kapının zaten açık olduğunu gördüm. Tekme atarak kapıyı açtım silahı önüme doğrultarak. Etrafta kimse yoktu ama yerde yatan Ulaş'ı görünce gözlerim doldu.
"Ulaş!" Yanına gidince kapı arkamdan açık kaldı. "Ulaş! Ulaş! Ulaş!" Silahı kenara bırakarak ellerim tüm vücüdünda gezindi. Hiçbir kan lekesi yoktu. Nabzını kontrol edince normal attığını anladım. Sadece bayılmıştı. "Aç gözlerini, lütfen!" Polis siren seslerini duyunca arkama baktım. Yoldan polisin geçtiğini görünce koşarak evden çıktım. "Hey! Durun!" Diye bağırdım iki elimi sallayarak. Arabayı durdurup indiler hemen. "Hilfe!" Diyerek yardım istedim. Koşarak bana doğru geldiklerinde eve doğru gittim bende.
Ulaş'ın yanında ki silahımı belime takarak Ulaş'a döndüm. İki polis içeri girince onlara Ulaş'ı gösterdim. "Als ich ankam, war die Tür offen. Ich habe meinen Freund in diesem Zustand gefunden." Onlara kapının açık olduğunu ve geldiğimde arkadaşımı bu halde bulduğumu söylemiştim.
Kel ve orta yaşlarda olan polis bana döndü. "Okay, bitte bleiben Sie ruhig." Sakin kalmamı istemişti.
Ulaş'ın yavaşça gözlerini açtığını görünce yüzüne baktım. "Ulaş, iyi misin?"
"Neredeyim ben?" Diyerek kalktı başını tutarak. Önünde duran iki polise baktı. "Bunlar kim, Zilan."
"Baygının, yardım istedim."
"Gibt es ein Problem?" Kel olan değilde, sarı saçlı olan polis bana sıkıntının olup olmadığını sordu.
"Ulaş, sana biri birşey mi yaptı?"
"Bunlara sadece bayıldığımı söyle gönder." Diye fisıldadı kulağıma. Ulaş'ın kolundan tutarak kaldırdım onu.
"Er ist einfach nur ohnmächtig geworden. Und die Haustür war offen, weil er immer wieder Koffer ins Auto gebracht hat." Dedim hızla. Polisler sadece başlarını sallayarak uzaklaştılar. Onlara Ulaş'ın sadece bayıldığımı söyledim. Sürekli bavulları arabaya taşıdığı için evin kapısı açık kalmış diye yalan uydurmuştum. "Gel çıkalım." Ulaş'la beraber çıktık evden. Arabaya doğru giderek onu sağ koltukta oturttum. Kendim ise direksiyon başına geçerim. "Anlat bana herşeyi."
"Hatırlamıyorum." Diyerek başının arkasını tuttu. "Biri arkamdan gelip vurdu çünkü."
"Emin misin?" Diye sordum. Başını sallayınca yola çıktık. "O adam olabilir mi?"
"Olabilir." Derin bir iç çektim. "Bavulları arabaya getirildikten sonra kamera görüntülerini CD'ye aktardım. CD'yi alıp evden çıkınca oldu herşey. CD'yi vermek için elini montumun cebine attı. "CD yok!"
"Ne demek yok?" Direksiyona hızla vurdum. "Tabi ya! O adam seni bayıltıp CD'yi almış cebinden!"
"Kahretsin!"
Büyük ihtimal yüzü gözüktüğü için CD'yi almak için Ulaş'ın arkasından gelip onu bayıltmıştı. Allah'dan başka birşey yapmadı ona. Kendimi çok suçlu hissederdim ben o zaman.
🖤🩹
Saatler sonra Türkiye'ye varmıştık. Çok özlemişim burayı ben ama. Doğup büyüdüğüm yeri koyup gittim Almanya'lara. Bir daha gidersem sadece bir haftalık falan. Artık vatanımı terketmem. Gül gibi vatanım varken ne işim olur diğer ülkelerde.
Eve geçip babamla görüşmüştük çoktan. Hava kararmış, akşam oluyordu. Gündüz bir yere gitmek istemediğim için geceleri tercih ederim. O yüzden simsiyah giyinip evden çıkmıştım. Başıma siyah bir kep, ve siyah bir gözlük taktım tanınmamak için.
Kafa dağıtmak için bara gelmiştim her zaman ki gibi. Gideceğim başka bir yer yoktu. Yıllardır böyleyim aslında, kafa dağıtmak için içerim sürekli. Bilmem kaçıncı yudumu içerken sıcaklandım. Başımda ki kepi çıkardım sadece.
Barmen arkadaş bardakları silerek bana dönünce donup kaldı. Gözlerim gözükmese bile beni tanıdı mı yani? "Zilan Kayalar, siz misiniz?"
"Zilan Kayalar değilim." Dedim sarhoş halimle. "Zilan Yücel'im ben."
"Ölmemiş miydiniz siz?"
Başımı iki yana salladım. "Hortladım." Üç yudum daha içerek bardağı adama uzattım. "Doldur." Adam şok içinde kalmıştı resmen. Cevap vermeden dediğimi yapıp bardağımı doldurdu. "Bu sonuncusu, içip gidiyorum." Cevap vermedi tekrar. Sadece başını salladı. Doldurduğu bardaktan bir yudum alarak. Parmağımı ona uzattım uyararak. "Benim yaşadığımı başka kimse öğrenirse seni gebertirim."
"A-anladım efendim." Dedi gözlerini benden ayırmadan. Ayağa kalktım hemen ve bardağı sonuna kadar içtim. Siyah kepi başıma takarak bardan çıktım. Ayağımın altı kayıyormuş gibiydim şuan. Düşüp kafamı yarmasam iyidir.
Yoldan geçen taksiyi elimi uzatarak durdurdum. Kapıyı açarak oturdum hemen içerde. Abiye gideceğim yerin adresini verince abi o konuma doğru yola çıktı. Zaten on dakikalık yol olduğu için birazdan varırdım abiye dediğin yere.
Telefonuma bildim gelince açıp baktım hemen. Bilinmedik numaradan yine mesaj gelmişti. Kurtulamıyordum bir türlü bu adamdan ben.
+90 749 ** ** : Kül kızı
+90 749 ** ** : Türkiye'ye hoşgeldin
+90 749 ** ** : Anca beraber kanca beraber. Bende geldim Türkiye'ye
Siz: Sen benden ne istiyorsun?
Siz: Öldürmek istiyorsan söyle yerini geleyim hemen oraya. Al canımı ikimizde kurtulalım
+90 749 ** ** : Böylesi daha keyifli
Siz: Keyfini siksinler
Telefonu kapatarak siyah pantalonumun cebine attım sinirle. O adamı polise şikayet edebilirdim ama bunu yapmıyordum. Onun cezasını ben vermek istiyordum çünkü. Kardeşlerimin intikamını almam gerek.
Dakikalar sonra taksi istediğim yerde durdu. Parasını verip arabadan indim. Taksici giderken kocaman duvarlara baktım. Kayalar konağına gelmiştim. Her yerde güvenlik olduğu için bir şekilde içeri sızmam gerek. Arka kapısı var bu evin. Eğer bu duvardan atlarsam gizlice içeri geçebilirdim.
Bana yardım edebilecek tek kişi burada ki ajanım Fetih'ti. Telefonumu çıkartarak Fetih'i aradım hemen. Gece sessiz olduğu için telefonun çaldığı duydum. "Alo, efendim." Diye kısık sesi geldi.
"Heh, Fatih. Ben Kayalar konağına geldim buradayım. Arka duvardan atlayıp içeri geçeceğim. Yardım etmen gerek."
"Tamam." Diyerek telefonu kapattı. Ben ise o sırada bu duvardan atlamanın yolunu aradım. Çöp bidonu gerekti ama burada yoktu ki. O yüzden biraz yol tarafa çıkarak milletin çöp bidonunu çaldım. Sürükleyerek getirip duvara dayadım.
Bidonun üzerine çıkınca mesaj geldi. Telefonu açıp bakınca Fetih'in mesaj attığını gördüm. Atlaya bileceğim söyleyince telefonu cebime attım tekrar. Ellerimi duvara bastırıp sıkıca tutundum. Kollarımla bedenimi kaldırıp duvarın üzerine çıktım. Fetih beni beklediği için kollarını açmıştı.
"Dikkat et." Diye fısıldayınca kendimi onun kucağına attım. Fetih beni yakaladığı an yere bıraktı. "Buradan kaç gir içeri."
"Merak etme." Diyerek benim için açık bıraktığı kapıya koştum. Arka kapıdan içeri girip kilitledim. Bodrum gibi bir yerdi burası. Beş basamak çıktıktan sonra havuza gelmiş oldum. Havuzları en alt kattaydı. Havuzun kenarından geçerek kapıya yöneldim. Sessizce kapıyı açıp dışarı çıktım. İlk katta olduğum için merdivenlere yöneldim yine.
Adımlarımı dikkatli atarak çıktım merdivenleri. Şuan kimse odasından çıkarsa çığlığı basardı. O yüzden sessiz olarak çıktım ikinci kata. Karan'ın odasına göz attım ama yoktu. Yatak bile bozulmamıştı. Lütfen bu evde olmuş ol! O İdil'in evinde olmuş olma!
Tam odadan çıkarken banyonun kapısı açıldı. Karşımda Karan'ı görünce yutkundum. Gözlerim istemsizce doldu. Karan şok içinde yüzüme bakarken saçını kuruttuğu havlu yere düştü. Üzerinde siyah eşofman ve beyaz tişört vardı.
"Zilan...?"
Bölüm etkileşimi
