18. bölüm · Damganın Sırrı

17. Bölüm

𝒮𝒾𝓂𝓁𝒶 𝒜𝓇𝓂𝒶𝓃

17.BÖLÜM - Bir Kurşun, Bir İtiraf.

***

Telefon avucumda duruyordu. Ekranı hala sıcaktı sanki. Parmağım mesajın üstünde donup kalmıştı. Ne silebiliyordum ne de tekrar bakabiliyordum. Bir ağırlık çöktü göğsüme, nefesim daraldı.

Parmaklarım gevşedi. Telefon yere düşerken çıkan ses bana çok uzak geldi. Sanki başkasının odasında bir şey kırılmış gibiydi. Ben hâlâ ayaktaydım ama dizlerim bana ait değildi artık. Yana doğru bir adım attım, sırtım duvara değdi. Soğuktu, benim içimden daha soğuk.

Gözlerim dolduğunu hissettim ama ağlamıyordum henüz. Boğazım yanıyordu. Yutkundum, geçmedi. Bir daha yutkundum. O da olmadı. Göğsümde bir şey kabardı, yukarı doğru çıktı ve beni hazırlıksız yakaladı. Nefesim titredi. Sonra bir tane yaş düştü. Ardından bir tane daha.

Başımı eğdim. Saçlarım yüzüme kapandı. Omuzlarım istemsizce sarsıldı. Sessiz ağlamak istedim ama bedenim beni dinlemedi. İçimde birikmiş ne varsa, hepsi aynı anda kapıya yüklenmiş gibiydi.

Avuçlarımı yüzüme bastırdım. Gözyaşlarım parmak aralarımdan aktı. Ağladım tüm sesle. Bu kabus bitsin artık. Dayanamıyorum daha fazla...

Yere çöktüm. Sırtım duvardan kaydı, dizlerim karnıma çekildi. Kalbim deli gibi atıyordu. Sanki biri geçmişimi çekip karşıma koymuştu ve ben bakmak zorundaydım.

Odanın kapısının açıldığını hissettim. Başımı bile kaldırıp bakmadan ellerinle kulaklarımı kapattım. "Zilan, ne oldu?" Karan'ın sesi kulağıma geldiğinde başımı kaldırdım. "Birşey söyle, yalvarırım." Ürkek bakışlarla bana baktı.

"Karan..." Diyerek boynuna atladım. "Ben yapamıyorum artık." Geçmişim beni çok kötü etkiliyordu. Buradalardan kaçıp kurtulmak istiyordum. Belki de ölmek istiyordum. "Kurtar beni bu cehennemden." Daha sıkı sarıldığımda Karan'ın kollarını belimden hissettim.

"Tamam, tamam." Olayın ne olduğunu bilmeden tamam demişti. Saçlarımı okşadı beni sakinleştirmeye çalışarak.

"Yaşamak istemiyorum artık-" Ona sarıldığım ve ağladığım için sesim boğuk çıkmıştı.

"Şşş." Dedi beni susturarak. "Öyle konuşma lütfen." Geri çekilerek yüzümü avuçlarının arasına aldı. Akan gözyaşlarımı baş parmağıyla sildi. "Kendine gel ve bana ne olduğunu anlat." Anlatamadım ama elimle yere düşen telefonumu işaret ettim. Karan geri çekilerek yerde ki telefonu aldı. Ekranı açınca bana gelen mesajı okudu. "Siktir!"

Ayağa kalktım odanın ortasına kadar gittim. Ne yaptığımı bile bilmiyordum ki. "Dayanacak gücüm kalmadı artık." Diye mırıldandım. Karan yerden kalkıp elinde ki telefonu yatağa fırlattı. "Kurtar beni. Yalvarıyorum sana."

"Sana söz veriyorum." Diyerek bana doğru adım attı. "O adamı bulacağım." Elini kalbine koyarak kendisini gösterdi. "Kayalar sözü veriyorum sana." Bir adım daha atarak elimi tuttu. Başımı yüzüne kaldırıp burnumu çektim. Giydiği gömleğin kolunu burnuma getirerek sildi üstten.

"Tiksinmiyor musun?" Sordum.

"Ben senden hiç tiksinir miyim canım benim." Kollarımdan çekerek bana sarılınca yüzümü onun göğsüne gömdüm. Onun bana yaklaşımları samimiyken benimkiler sahteydi. Bugün ki sarılmam içimden gelmişti ama bundan öncekiler sahteydi.

O kalbimi kırmamak için elinde geleni yapıyordu ama yolun sonunda onun kalbini kırılacaktım. Sevdiği kadın tarafından hemde. Bunu ona yapmak istemesemde mecbur kalacaktım. Yurtdışına taşınıp oraya yaşayacaktım, Karan ise beni öldü bilecekti...

🖤🩹

Saatler geçmişti, gece olmuştu. Karan bana mesaj atan kişiyi araştırıyordu. Ama numara artık kullanmıyordu. Zaten bana yazarken her seferinde farklı numaralar kullanıyordu. En son bana aylar önce davetteyken yazmıştı. Kim olduğunu bilmiyorum ama niyeti beni öldürmek.

Artık Kayalar ailesinden şüphelenmiyordum. Onlardan biri olsa bile Karan'ın bilmediğine emindim. Her ne kadar da ben ona ihanet etsemde, o bana asla ihanet etmezdi. Her kimse beni öldürmeden rahat durmayacaktı.

Arada Karan'a damgamı göstermek istiyorum ama birşey beni engelliyor. Ağzımı açıyordum konuşmak için, ama sesim çıkmıyor. Bir türlü Karan'a kalbimin üzerinde ki damga izini anlatamıyorum.

Bu geçen saatler içinde Karan'la oyun oynadık babama. Şuan kafamda sargı ve ağlıyordum. Çocuğumu kaybetmişim gibi ağlıyordum. Karan beni babamın evine getirmişti. Koltukta uzanıp elimi karnıma koymuştum. Babam yanımda oturmuş elimi tutuyordu. Karan ise karşımda ki koltukta oturmuş nefret dolu bakışlarını babamın üzerinden çekmiyordu.

"Ağlamaktan helak oldun kızım." Diyerek elimi okşadı babam. Peçeteyle gözyaşlarımı sildim. Gerçekten ağlıyordum ama sebebi kardeşlerim ve bugün başıma gelen o olaydı. Sadece babam farklı biliyordu olayı.

"Nasıl ağlamiyayım ki?" Diyerek yerimden kalktım karnımın altını tutarak. Bugün burada kalacaktım zaten, ben kalıyorum diye de Karan da benimle beraber kalacaktı. Babam her ne kadarda Karan'ın burada kalmasına delirsede mecbur susuyordu. "Müsadenizle ben odama geçeyim." Karan'a baktım. "Gelecek misin sen?"

"O kalsın, onunla sohbet edeceğim." Diye öne atladı babam. Başımı sallayarak salonda çıkıp odama gittim. Burayı çok özlemiştim. Aylar sonra ilk defa gelip kalacaktım burada.

Odama girince buruk bir gülümsemeyle etrafa baktım. Yatağım, makyaj masam, dolabım ve duvarda asılan fotoğraflar. Kardeşlerimin, annemin fotoğrafıydı.

Ah, o güzel anılar...

Elimi kaldırarak duvarda asılan fotoğrafa dokundum. Dört kardeş birlikte çekindiğimiz fotoğraftı. Küçük kardeşim Orkun benim kucağımdaydı. "Sizi çok özledim." Diye mırıldandım buruk gülümsemeyle. Eskiler özlenir, tekrar yaşanmaz...

Biraz daha fotoğrafları inceledikten sonra odamın ışığını kapattım. Yatağımın baş ucunda olan lambayı yaktım. Dudaklarım kuruyunca komodinin üzerine baktım. Ah salak kafam. Ne arardı burada su. Sonuçta burada yaşamıyordum. Normalde her gece buraya su koyardım.

Ayağa kalkarak odamdan çıktım. Alt kata inip mutfağa geçtim direkt. Gecenin bilmem kaçı olduğu için yardımcılar çoktan müştemilata geçmişlerdi. Kendime bir bardak su doldurup kenara bıraktım. Ardından elime bir sürahi alıp onu doldurdum.

Su dolduktan sonra hem sürahiyi hemde dolu bardağı elime aldım. Suyu içerek mutfaktan çıkmak için adımlayınca tezgahın üzerinde garip bir şişe gördüm. Sürahiyi ve içtiğim bardağı tezgaha bırakıp o garip şişeyi alıp üstünde yazılanı okudum.

Metil Alkol. Yazılmıştı üzerinde. Ne demekti ki bu Metil alkol? İsmi bir yerden tanıdık geliyor ama nereden? İçini açıp kokladım ama ağır kokusu yüzümü buruşturmama neden oldu.

"Bu ne be?" Diye söylenip elimde ki şişeyi tazgaha bıraktım. Aniden aklıma davette Karan'la konuşmanız aklıma geldi. 'İçkime metil alkolden damlatmış' demişti bana. "Karan." Diye mırıldandım.

Koşarak mutfaktan çıkıp salona doğru koştum. "KARAN!" diye bağırarak salona girdim. Babam ve Karan dönüp bana baktı. Karan'ın ise elinde ise yarım içki. "İçtin mi?"

"Ne diyorsun sen, Zilan?" Dedi Karan kaşlarını çatarak. Yanına gidip elinde ki içkiyi alıp yere fırlattım. "İçki de metil alkol olmuş olabilir."

"Ne?" Karan şok içinde bana bakınca ben babama baktım.

"Karan'ın içkisine kattın mı?" Cevap vermedi. "Bunu yapmaktan vazgeç artık!"

"Sen karışma kızım." Bu mu sadece? Cevabı bu muydu sadece? Karan'a dönüp baktım. Gözlerini kapatark yaşananları sindirmeye çalışıyordu. İki ay zaten görmemişti, yine kör kalırsa kaldıramazdı. Tamam, Karan'ı sevmem ama aramız düzelmişti, alışmıştım ona. Böyle bir şeyi yaşamasını istemezdim.

"Ulan piç!" Karan babamın üzerine yürüyünce önüne geçtim. "Salaklık bende! Ne diye verdiğin içkiyi içiyorum ki!" Benimle evli diye artık babamın ona zarar vermiyeceğini sanıyordu, yoksa içmezdi asla.

"Doğru, içmeseydin sende-"

"Baba yeter!" Dedim sinirle. "Hem suçlusun, hem güçlü."

"Babana karşı mı geliyorsun sen?" Başımı salladım net bir şekilde.

"Babama değil, haksız olana. Sen bana yıllarca öğretmedin mi haksız olan baban bile olsa hakkını sonuna kadar savun diye." Eskiden olan bir konuşmayı dile getirdim. "Dediğini yaptım bende, haksız olan babam ve ben ona karşı geliyorum." Babam cevap vermiyerek yanımızdan gitti. Hatta evden bile çekip gitti.

Dönüp Karan'a baktım dolu gözlerle. Elimi yanağına bastırıp sakinleşmesini sağladım. "Babamın yerine özür dilerim."

Cevap vermedi. Yüzüme baktı dikkatlice. Her zerremi aklına kazıtmak ister gibi. Bir elini kaldırarak yüzümü okşadı. "Ben bir daha seni göremeyecek miyim?" Kalbim deli gibi atmaya başladı. Kör olacaktı ama o beni göremeyecek diye dert yanıyordu.

"Ciddi misin?" İçimden geçeni dile getirdim şok içinde. Hiçte şaka yapar gibi bir hali yoktu. Başını salladı yavaşça. "Çabuk müdahale edersek birşey olmaz." Elinden tutup çekiştirdim onu. Üzerimde ki pijamaları umursamiyarak ayakkabılarımı giydim. Karan'ın giymesini bekledikten sonra birlikte evden çıktık. "Sen ilk kör olduğunda ne oldu? Kendini nasıl hissettin yani?" Geçip arabaya oturduk. Ben direksiyon başına, Karan ise yan koltuğa.

"Başım falan döndü, gözlerim bulanıklaştı." Umarım geç kalmayız hastaneye. "Çok kör kalmam sanıyorum. İki yudum aldım sadece."

"Gerçekten mi?" Sordum evden ayrılarak. Ana yola çıkıp gaza bastım. Yollar boştu zaten.

"Evet." Biraz da olsa keyfim yerine gelmişti. "Benim için babana karşı geldin."

"Ve bu seni mutlu etti." Bu soru değildi, çünkü biliyordum. İlk defa babamın değilde, onun tarafında olduğum için şaşırmıştı. Gerçi benim içinde ani oldu bu durum. "Seni sevdiğimi söylemiştim." Bu tabiki de yalandı. Seviyordum, ama dostça. Aşk olarak sevmiyordum onu.

Umarım öyledir...

🖤🩹

Gözlerimi açtığımda yeni güne başladığımı anladım. Gece hastaneye gidip ilk müdaheleyi yapmıştık. Birkaç ilaç yazıp serum yapmışlardı. Hastaneden sonra çıkıp Kayalar konağına gelmiştik.

Yanımda uyuyan Karan'a dönüp baktım. Bana dokunup rahatsız etmesin diye yatağın kenarında uyuyordu. Ayağa kalkarak telefonumda saate baktım. Oha, saat ikiydi be! Gerçi sabaha kadar uyumamıştık. Karan kör kalmadı Allah'tan. Sadece bulanık görecekti bir hafta kadar. Ondan sonra düzelecekti.

Telefonu komodine bırakınca Karan kıpırdamaya başladı. Yanına giderek tepesinde dikildim. Gözlerini açıp beni görünce kaşlarını çattı. Göremediği için böyleydi. Biraz daha ona yaklaşınca gülümsedi.

"Hala bulanık mı görüyorsun?"

"Bir tık daha iyi diye bilirim." Sevinçle kocaman gülümsedim. "Beni mi merak ettin yoksa?" Diye sorarak yerinden doğruldu.

"Evet." Diye mırıldanıp yatağın kenarında oturdum. "Kocamı merak edemez miyim?" Karan büyülenerek yüzüme baktı. Karan belimi kavrayarak beni kendisine çekti. Bir anda kendimi onun kucağında bulunca şok olmuştum. Bacaklarımı iki yana açmış kucağında oturmuştum.

"Çok seviyorum seni." Diye mırıldanarak önüme düşe saçlarımı omuzumdan arkaya itti. İki eli sırtımda gezinmeye başlayınca kollarımı boynuna doladım. Dudaklarıma doğru yaklaştı. Ama öpmedi, duraksadı ilk başta. "Önün açık." Diyerek geri çekildi. Bulanık görüyordu zaten, hiç görmüyor gibi birşey ama yinede haber etmişti.

Damgayı sargıyla kapatmayı unutmuştum.

Önümü düzelttim iç çekerek. Zaten ona damgamın ne olduğunu söylemek istiyordum. Şimdi tam zamanıydı. "Önemli değil." Dedim. "4H diye bir damga bastırdılar." İtiraf ettim sonunda. Belki ona söylersem o bunun ne olduğunu söylerdi bana.

"4H?" Sordu kaşlarını çatarak. Üzerinden kalkıp yanında oturunca bana döndü. "Anlamı ne ki?"

"Bende bilmiyorum. Öğrenmeyi çok istiyorum ama." Karan boşluğa bakarak düşünmeye başladı. Alt dudağını dişleriyle kemirip gözlerini kıstı.

"Sen kardeşlerinle miydin? Bir abi, iki kardeş?" Başımı salladım sıkıntıyla nefes vererek. "Hayatta kalan 4.kişi demek anlamı."

"Ne?" Dedim şok içinde. Başımı eğerek damgaya baktım. Hayatta kalan 4.kişi bendim. "B-bu nasıl olur?" İçim ürperdi o an. Algılamaya çalıştım olanları. "Sen nereden biliyorsun?"

"Babamın bir defteri vardı, orada yazılmıştı hepsi." Kardeşlerimin katili babasıydı o zaman. Tahir Kayalar kardeşlerimin katili. Ama... Adam yıllar önce ölmüş, şuan bana yazan kişi kimdi?

"O defter nerede şuan?"

"Amcana verdi." Duraksadım. Amcama mı? Amcam böyle birşeyi hayatta yapmazdı bize. Başımı iki yana silktim.

Olamaz!
Saçmalama Zilan!

Küçük amcam o zaman? Tabi ya, küçük amcam. Ondan herşey beklenirdi zaten. Yıllar önce kendi kız kardeşini öldürmüştü, benim halamı yani. Kendi kardeşine bunu yapan yeğenlerine de yapardı! Hatta biz yıllardır düşmanız onunla. Küçük amcam hatta babamı bıçaklamıştı miras nedediyle. Artık burada barınamadığı için Amerika'ya taşındı.

Yıllar geçse bile vazgeçmedi intikamdan. Onun benim kardeşlerimin katili olduğuna inanıyorum. Zaten babama hep aileni yok edeceğim diye tehdit ederdi. O yüzden babama bu olayı anlatmam gerekti. O bir çaresine bakardı.

"Küçük amcam kaçırdı o zaman bizi." Diye mırıldandım boğuk sesle. "O olduğuna eminim. Babamı bizim canımızla tehdit ediyordu zaten."

"Küçük amcanın adını ver bizim çocuklar ilgilenirler onunla."

İlgilenirler onunla, yanlış
Öldürür onu, doğru.

"Mustafa Yücel." Diye adını verdim. "Onunla yüzleşmek istiyoru-" Dediğim an korkuyla irkildim. Silahlar patladı bir anda. "O da neydi?!"

Karan ayaklanınca bende yataktan çıktım. Karan'ın kolundan tutarak onunla beraber çıktık odadan. Ama odadan çıkmadan önce üzerime atkı alarak damgamın üzerini gizledim. Odamızın sağında odası olan Zafer elinde silahla fırladı. Odamızın solunda ise odası olan Begüm yüzünde siyah maskeyle dışarı fırladı.

"O neydi öyle?!" Dedi Begüm korkuyla. Cevap vermiyerek merdivenlere yönelip indik dikkatlice. Tülin abla ve Hüseyin Soykıran dışarı fırladığı an Zafer'de onlarla beraber çıktı. Bize silah doğrultan babamı görünce duraksadım. Karan'ın adım atmasını engelledim.

"Babam silah doğruldutuyor bize." Görmediği için kısaca anlattım ona. Bulanık görüyordu ama yüzler anlaşılıyordu gözünde. Babama doğru yürüyünce kolundan tutmaya çalıştım. "Saçmalama, Karan!"

"Niye geldin lan buraya?!" Diye bağırdı babama, ardında babama silah doğrultan korumalara sinirlendi. "Siz bu adamı niye bırakıyorsunuz içeri?!"

"Zilan hanımın babası diye sorun etmezsiniz sandık." Diye açıkladı Yaşar sakin sesle.

"Kızım, son bir kez kocana bak." Başımı iki yana salladım şok içinde. "Ve onunla vedalaş."

"HAYIR!" Diye bağırdığım an silah patladı. Önümde duran Karan'a baktım. Olduğu yerde kalıp sendeledi. Önüne atlayıp kurşunun isabet ettiği yere baktım. Mide tarafına kurşun isabet ettiği için Karan'ın dizlerinin bağı çözüldü. "Karan." Dedim gözyaşlarım içinde.

Bilincini kaybederek yere düştüğü an onun düşme hızını alıp kolundan yakaladım ve onunla beraber yerde eğildik. Dizlerimin üzerine başını koyup ağlamaya başladım. "Bırakma beni."

Tülin abla ağlayarak yanımıza gelip diz çöktü. "Oğlum!" Diye feryat etti. Karan'ın elini tutup öptü. "Sende bırakma beni."

"Ambulans çağırın!" Diye bağırdım boğuk sesle. Karan'a dönüp onun kapalı ama uzun kipriklerine baktım. "Seviyorum be seni."

Bu plan değildi,
Bu bir itiraftı.