13. bölüm · Damganın Sırrı
12. Bölüm
12.BÖLÜM - İhanetin Eşiğinde.
***
Planım tam da istediğim gibi irelliyordu. Hiçbir açık vermemeye özen gösteriyorum. Karan artık onu sevdiğimi düşünüyordu. Böylelikçe Karan'a yaklaşıp ondan almak istediğim tüm bilgileri alacaktım. Karan Kayalar'la iyi anlaşmış olabilirim ama bu onu seveceğim anlamına gelmiyor.
Başından beri oyundu bunlar. Karan'dan istediğimi aldıktan sonra onu öldürecektim. Planım tam da bu işte. Zaten o beni sevdiği için bana kıyamıyor, her işten yırta bilirim. Karan'ın söylediklerine birazcık inandım ama babasının benim kardeşlerimin katil olduğuna inanıyorum.
Karan'ın tarif ettiği o adam babası olabilir. Ben Karan'ın babası Tahir Kayalar'ı hiçbir zaman görmedim. O evde bile o adamın fotoğrafı yok. Benim o adamı görmeyeceğimi düşünerek tarif etmişti aslında. Ama aklımı karıştıran birşey var. Eğer katil Tahir Kayalar ise ve öldüyse hâlâ nasıl ulaşabiliyor bana?
Karan telefonla konuşup yanıma gelince kenara çekildim. Yaşar'la konuşmuştu Kayalar otelinde ki kamera görüntülerini incelemesi için. "Şüpheli bir şahıs görürse haber edecek bana."
Başımı salladım. Çok iyi rol yapmam gerekti. Musumu oynamayacaktım, kendim gibi olacaktım ama aşık bir Zilan gibi. Aşık halim nasıl bilmiyorum ki. "Ben acıktım."
"Git menemen yap, ye." Kaşlarımı çattım.
"Yumurta bile kıramıyorum." Bunu ona söylemiştim geçen sefer ama inatla yapmamı istiyordu.
"Aç kal o zaman." Somurttum. Dibine kadar girince yüzümüz birbirine çok yakın oldu. Onun dudaklarına doğru yaklaşıyordum ki son anda vazgeçip yanağından öptüm. Dudağından öpmek istemiyordum, rol de olsa yapamam.
Geri çekildim. Yüzümüz hâlâ birbirine yakındı. "Sen bana kıyamazsın ki." Diye mırıldanınca dudağının köşesi yukarıya doğru kıvrıldı. Hoşuna gitmişti galiba.
"Haklısın." Heh şöyle yola gelsin. Gülümseyerek geri çekilince Karan ayaklanarak mutfağa geçti. Beni de getirmiş ormanın ortasına. Telefonumda çekmiyordu zaten ve bu durum sinirlerimi bozuyordu.
Ayağa kalkarak bende mutfağa geçtim. "Su var mı buralarda?" Dedim, her yere iğrenerek baktım. Karan cevap vermedi ama sürahiyi alıp bardağa doldurdu. Bardağı bana uzatınca aldım hemen. "Teşekkür ederim." Suyu yudum yudum içmeye başlayarak Karan'ın yuduğu domateslere baktım. Bunun gerçek mesleği aşçı olabilir miydi?
"Yardım etmeyi düşünüyor musunuz, Zilan hanım?" Güldüm. Bardağı masaya bırakarak başımı iki yana salladım.
"Düşünmüyorum." Dedim. Karan'da o sırada domatesleri doğramaya başlamıştı. "Akşam olunca da burada mı kalacağız?"
Başını salladı. "Evet."
"Ben korkarım." Herşeye dayanıklıyımdır ama farelerden çok korkarım. Bu kulübede de fare olduğuna eminim hatta. Sadece biz varız diye deliklerinden çıkmaya korkuyorlar. Aslında tatlı hayvanlardır, sadece o uzun kuyrukları tüylerimi diken diken ediyor. Birde çok hızlı hareket ettikleri için daha çok korkuyorum onlardan.
"Ben varım." Dedi sakin sesle. "Yatak odası var sen oraya uyursun ben ise salonda." Az önce mutfağa geçerken küçük bir oda görmüştüm, o muydu yatak odası.
"Benimle uyusan?" Dedim bir anda. Bunu bilerek söylemiştim hatta. Şok içinde bana dönünce benden böyle birşey duyacağını beklemediği anladım.
"Ciddi misin?"
"Evet, bunda ne var ki?" Bunda çok nettim işte. Sorun etmezdim benimle uyumasını. "Bana saçma geliyor zaten evli çiftlerin ayrı uyuması. Dizilerde bile sahte evlilikte aralarına yastık koyuyorlar."
"Çünkü evlilikleri sahte, sevmiyorlar birbirlerini." Diye ekleme yaptı.
"Bak şimdi, biz seninle sahte bir evlilik yaptık." Başını sallayarak domatesleri ocakta ki tavaya döktü. "Sahte evliliğimiz bile olsa gerektiğinde el ele tutuşuyoruz, ben senin koluna giriyorum. Yani bir birimize sarılsak bile bunu sorun etmiyoruz. Uyurken niye sorun edelim ki?"
"Ben sorun etmem, senin sorun edeceğini düşündüm." Az evvel dediklerimin arkasındaydım. "Sadece olarak uyurken yanlış bir pozisyon alabilir insan."
"Dikkatli uyuruz birşey olmaz." Gülmeye başladı. Tahta kaşıkla domatesleri karıştırdı.
"Boşboş durma böyle. Tabakları falan hazırla." Cevap vermiyerek etrafa bakındım. Tabakları aramak için çekmecelere baktım. "Tabaklar burada olur." Kafasının üstünde ki dolabı gösterince gidip dolap kapağını açtım. İki tabak çıkarıp küçük pencerenin altında olan yuvarlak masaya bıraktım. "Tabakların nerede olduğunu bile bilmiyor."
"Kaynanalar gibi söylenme." Diye tersledim onu.
"Annemden ne istiyorsun ulan?" Kahkaha attım. Annesine laf ettiğimi sanmıştı. Aslında ben onu lafın gelişi olarak söylemiştim.
"Tülin ablaya demedim birşey. Genel olarak kaynanalar herşeye söylenir, o bakımdan şey ettim." Diye açıkladım. "Ekmekler nerede?"
"Orada olması gerek." Tazgahın kenarında olan sepetin içinden ekmeği aldım.
"Bu erzaklar nereden?" Ekmek bile tazeydi, nereden bulmuştu bunu?
"Yaşar getirdi." Başımı salladım 'anladım' dercesine. Ekmeği masaya bırakıp geçip oturdum.
"Ben yoruldum." Diyerek iç çektim. Karan şok geçirmeye başladı ama bana birşey demedi. İçinde delirmeye devam ettiğine eminim. Çok çabuk yorulan biriydim, ayakta çok duramıyorum. Biraz tembelim diye biliriz aslında.
Birkaç dakika geçtikten sonra Karan menemeni hazır etmişti. Tabağımıza döküp kalan menemenli ocağın kenarına bıraktı. Ekmekleri doğramak yerine eliyle bölüp bana verdi. Karan'la evli olmasaydım onun ağırbaşlı olduğunu zannederdim, fakat o aile içinde çok farklı.
"Bakalım güzel yapmışmısın." Çatalla menemeni alıp ağzıma attım. "Eh, işte." Diyerek keyfini kaçırmak istedim ama umrunda değildi. Menemen ise efsaneydi. Bu adam aşçı olması gereken konular vardı.
"Beğenmediysen ver bana." Tabağımı önümden alınca hızlı davranıp tabağımı yakaladım.
"Güzel yapmışsın." Gerçekten güzeldi. "Ellerine sağlık." Tabağı bırakınca önüme bıraktım.
"Bana telefonunu verir misin, benim ki şarjda." Telefonumu cebimden çıkararak ona verdim. Yakın oturduğumuz için ne yaptığını görebiliyordum. "Mercimek çorbasının tarifine bakacağım, aşırı canım çekti." Telefonumda ne yaptığının açıklamasını vererek google'la girdi. Birkaç saniye sonra kahkaha atınca neye güldüğünü anladım. Utançla telefonumu elinden kurtarıp kapattım.
"Gülme ya." Dedim bozularak ama kendim bile gülüyordum.
"Sen gerçekten google da 'yumurta nasıl kırılır' diye arattın mı?" Yanaklarım kırmızı olarak başımı salladım. Yemek yapmayı bilmiyorum diye beni o kadar linçledi ki bende birşeyler öğrenmeye çalıştım.
"Çok üzerime geldin bu yemek yapamamamla ilgili." Dedim somurtarak.
"Bana söyleseydin ben öğretirdim." Bunları bile söylerken gülmesi durmuyordu. Kırk yıl dalga geçer benimle. Trip atarak önümde ki tabağı itip kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Yemiyeceğim işte!" Sinirle masadan kalkıp o küçük odaya girdim. Kapıyı kilitleyip yatağın üstüne çıkıp oturdum. Ayaklarımı yere koymak istemiyordum. Her an fare gelebilirdi. Tetikte olacaktım böyle bütün gün.
Adım seslerini duydum odaya doğru. Birden kapıyı açarak bana baktı. Hala gülüyordu ve gülmesini durduramıyordu. "Gel hadi, sen bakma bana."
"Gülüyorsun ama."
"Komik ama." Gözlerimi devirerek önüme döndüm. Sinirlerim bozularak gülmeye başladım. "Ama söz gülmiyeceğim, gel." Gülmesini durdurup ciddi bakmaya başlamıştı. Ayağa kalkarak irelleyip yanından geçtim. Yanından tam geçerken saçlarımı savurdum.
🖤🩹
Kıyafetlerim yanımda olmadığı için üzerimdekilerle yatağa girdim. Karan da su içip gelecekti şimdi. Gece olduğu için uykumuz gelmişti. Birkaç saat önce Yaşar arayıp haber verdi bize. Benim fotoğrafımı çeken adam genç bir erkekti. O gizemli adam belli ki genç adamı görevlendirmiş benim fotoğrafımı çeksin diye. Ama ben Karan'ın babasından şüphelenmiştim. Adam öldüyse nasıl hala benim peşimde? Yoksa ölmedi ve ailesinden bile saklanıyor muydu?
Ben yerimde uzandım ama üstümü örtmedim. Mayıs ayındaydık ve hava çok sıcaktı. Karan içeri girerken elini saçlarına geçirdi. Bu adam da bayılıyordu saçlarına. Işığı kapatıp yatağa doğru geldi karanlıkta. Yatınca ona doğru döndüm sağ kolum üzerine.
"İyi geceler." Diye mırıldandım.
"Geceler kötü."
"Neden, ben geceleri çok severim." Gece her yer sessiz oluyor, herkes uyuyor. Karanlık, yıldızlar, ay, bunlar çok güzel. O yüzden gündüzden çok geceyi seviyordum.
"Kötü rüya görüyorum çünkü." Bunlar söyleyerek ben tarafa döndü. Yüzyüzeydik şuan ikimizde. "Kardeşimi görüyorum." Ilık nefesi yüzüme çarptı.
"Ben yanındayım, görmezsin öyle rüyalar." Ben onun yanındayken kötü rüya görmediğini söylemişti, şimdide yanındaydım. Elini uzatıp yanağıma dokundu. Sıcak avuç içiyle yanağımı okşayınca yutkundum.
"Hep yanımda kal." Yalandan başımı salladım. Ondan istediğimi aldıktan sonra yollarımız ayrılacaktı. Birine umut vermeyi sevmem ama Karan'a umut vermiştim. Planımı öğrenirse benden bir ömür nefret edecekti.
"Beni niye buraya getirdin?" Sordum. "Yalnız kalabileceğimiz başka yerlerde var." İlla ormanda ki kulübeye getirmeli miydi?
"Buradan kaçamazsın." Kıkırdadım. "Eğer seni insanların olduğu yere götürseydim büyük ihtimalle kaçacaktın. Haksız mıyım?"
"Haklısın." Beni tanıyordu, kaçardım elbet. "İstesem buradanda kaçarım yalnız."
"Korkarsın kaçmaya." Gerçekten çok iyi tanıyordu. Bilmediğim bir yerden kaçmaktansa orada kalmayı tercih ederim. Çok korkuyorum çünkü. Buradan kaçarsam ormanda kaybolurum diye korkuyorum, o yüzden kaçmadım şimdiye kadar.
Küçükken ailemle pikniğe gitmiştik ormanda. Annem daha Orkun'a hamileydi. Ben bisiklet sürerek uzaklaştım ondan sonra bulamadım ailemi. Olduğum yerde kalıp onların gelip beni bulmasını beklemiştim saatlerce. Gidip onları bulmak yerine onların gelmesini bekledim. O yüzden o günden sonra tehlikede bile olsam bilmediğim bir yerden asla kaçmam, gelip bulmalarını beklerim.
"Ben korkak değilim." Dedim tripli sesle. Karan'dan uzaklaşıp sırt üstü yatıp tavanı izledim. "Beni tanımıyorsun daha." Bunu dediğim an gök gürledi. Korkuyla çığlık atıp ani bir refleksle Karan'a sarılınca donakladı. Yüzümü onun göğsüne gömüp gözlerimi kapattım.
Annemin ölüm günü, kardeşimin doğum günüydü, 13 Şubat 2008. O günde şiddetli bir yağmur yağmıştı. Gök gürlediği an doktor içerden çıkıp annemin ölüm, kardeşimin doğduğunu haber etmişti.
"Şşh..." Diyerek sakinleştirmeye çalıştı beni. Belimi sıkıca kavrayıp sarıldı bana. Dalgalı sarı saçlarımı okşamaya başladı. "Sadece bir yağmur, korkmana gerek yok." Sesi çok sakin çıkmıştı, adeta bir fısıltı gibi.
Kalbim deli gibi atarken biraz daha sokuldum ona. Derin nefes alıp vermeye başlayınca gözlerim doldu. "Korkuyorum." Diye fısıldadım. Daha sıkı sarılıp belimde gezindi eli. "Annemin ölüm haberi yağmurdan sonra geldi."
"Tamam, tamam." Yerinden doğrulunca yüzüm onun gövdesinden ayrıldı. Sırt üstü yattım. Karan sol kolunu yatağa bastırdı ve yüzüme doğru eğildi. Ona sarılırken yüzümü göremediği için pozisyonu değişmişti. "Ağlama lütfen." Sağ elini yüzüme doğru getirip avucunu yanağıma değdirdi. Baş parmağıyla akan gözyaşımı sildi.
"Elimde değil." Normalde ağlamazdım ama bir anda sinirlerim boşaldı sandi. Öfkem gözyaşlarına dönmüştü. Bu son günlerim çok kötü geçiyor. Herşey o kadar üstüme geliyordu ki en ufak şeye ağlayabiliyordum.
Yıllardır yağmur yağıyor. Ama hiç bir yağmur için ağlamadım. Yüzüm düşerdi, üzülürdüm ama ağlamazdım. Artık çoğu şeyi kaldıramiyorum, dayanamiyorum. Boğuluyorum gibi, uzaklara gitmek istiyorum gibi.
"Ben yanındayım." Diye mırıldandı. Dudaklarıma doğru eğilince nefesim kesildi. Ama öpmedi. Son anda vazgeçip alnıma küçük bir öpücük kondurmuştu. "Ağlama artık." Kendime gelmek için burnumu çekip gözyaşlarımı sildim.
"Tamam, iyiyim ben."
"Gerçekten iyisin, değil mi?" Emin olmak için merakla sordu. Başımı salladım net bir şekilde.
"Hı, hı." Diye mırıldandım. "İyiyim artık." Karan tekrar yatağa uzanıp bana sarıldı. Sol kolunu altımdan geçirip sırtımdan sarıldı, sağ eliyle saçlarımla oynama başladı.
"Seni seviyorum." Sessizce mırıldanınca hafif gülümsedim.
"Normal." Diyerek şaşırttım onu. "Bende beni seviyorum." Herhalde kendimi sevecektim. Yalandan da olsa ona onu sevdiğimi söyleyip umutlandırmak istememiştim. Cevabıma karşılık olarak güldü.
Birden Karan'ın telefonu çalınca ofladı. Yerinden doğrularak kalkıp oturdu. Komodinin üzerinden telefonunu aldı. Ekrana bakıp derin bir iç çekti bıkkınlıkla. "Niye arıyorsun yine Zafer?" Kendi kendine mırıldanıp telefonu açtı. "Efendim Zafer? Gece gece niye arıyorsun beni." Dikkatlice konuşmalarını dinledim. Zafer her ne söylediyse Karan sinirle küfür etti. "Siktir!" Elini saçlarına götürdü. "Niye arıyormuş polis beni?"
Kaşlarımı çatarak yerimden kalktım. "Ne?"
"Silahları aldılar mı peki?" Başka ne üstünde polis araya bilir ki Karan'ı. Tabiki de, silah kaçakçılığı yüzünden. Başka ülkelerde yaşayan adamlarına yıllardır silah satıyor. "Kim ihbar etmiş? Ben son bir aydır silah göndermiyorum kimseye." Emekleyerek yanına gittim konuşmaları duymak için. "Akif Yücel mi?" Karan'ın sinirli çıkan sesine donup kaldım.
Babam Karan'ı ihbar etmişti...
