19. bölüm · Damganın Sırrı

18. Bölüm

𝒮𝒾𝓂𝓁𝒶 𝒜𝓇𝓂𝒶𝓃

17 Nisan 2020

Karan

Etrafa bakındım, tam bir Nisan ayı. Ne soğuk, ne sıcak. Mevsimlerden bahar her yer çiçek. Mis gibi hava, neşeli insanlar. Arabada oturmuş etrafı izliyordum. Sevdiğimi bekliyordum yine. Ona çok tesadüfen aşık olmuştum. Sarı uzun saçları, kahverengi gözleri, narin bir kızdı.

Soruşturduğuma göre ismi Zilan'mış. Bende bugün sevdiğim kıza yani, Zilan'a açılacaktım. Ünüversiteden çıkmasını bekliyordum. Son beş dakika kaldı. Manyak veya sapık gibi etrafında dolanmıyordum. Onu uzaktan izlerim hep ara sıra. O kadar uzağında duruyorum ki beni hiçbir zaman görmemişti, göz göze bile gelmemiştik, benim olduğum tarafa hiç bakmamıştı.

Ama bir gülüşü var, dünyaya bedel.

Kol saatime baktım, son üç dakika. İç çekerek yan koltukta ki bir buket kırmızı çiçeğe baktım. Ona çiçeği verip açılacaktım. Umarım kabul eder. Gerçi benimle sevgili olmak için önce beni tanıması gerekti, sonuçta ilk kez görecekti beni.

Telefonuma bildirim düşünce cebimden çıkardım hemen. Kuzenim Zafer'den mesaj gelmişti. Hatta ben Zafer'le bir yerde otururken ilk kez o zaman gördüm Zilan'ı.

Zafer: Kardeşim
Zafer: Nerelerdesin? Akşama geliyor musun?

Siz: Akşama geleceğim

Siz: Ünüversitenin önünde durup Zilan'ın çıkmasını bekliyorum

Siz: Yengene açılacağım bugün

Zafer: Sonunda be aslanım
Zafer: Yıllardır anamızı ağlattın Zilan diye-diye

Gülerek telefonu kapatıp kenara bıraktım. Yavaştan ineyim arabadan artık. Buketi alarak arabadan indim. Arabanın diğer tarafına geçip bekledim.

Kol saatime baktım, şimdilerde çıkması gerek aslında. Başımı kaldırınca Zilan'ın geldiğini gördüm. Sarı saçları her adımında dalgalanıyordu. Gülümseyerek ama hızlı adımlarla bana doğru geliyordu. Yalandan öksürerek boğazımı temizledim. Cesaretimi toplamıştım zaten.

Yanıma gelince ona çiçekleri uzattım ama fark etmedi, yanımdan geçip gitti. Arkama bakınca bir adamın kollarını açıp güldüğünü gördüm. Zilan o adama sarılınca kalbim tekledi. Adam Zilan'ın yanağına, dudağının kenara öpücükler kondurdu. Saçlarını okşadı ona aşkla bakarak. En son ikisi el ele çekip gitti. İkisininde sağ elinin yüzük parmaklarında bir yüzük vardı.

Nişanlılardı...

Arabaya doğru irelleyip çiçeği bir kenara fırlattım. Direksiyonun başına geçince gözümden bir damla yaş süzüldü. Ağlıyordum, hayatımda ilk kez bir kadın için ağlıyordum. İçimde bulunan öfkeyle direksiyona vurmaya başladım. En sonda bileğimde Arapça yazılan Zilan dövmesine baktım.

Bileğime yazdırdığım ama kalbime kazıttığım kadındı Zilan.

Şimdi;

Çok sonradan farkına vardım onu sevdiğimin. Onunla aylar geçirdik, istemeden de olsa temas ettik birbirimize, bir anda onu kıskandığımın farkına vardım. İdil avukattan kıskanıyorum onu, başlarda farkına varmamıştım ama içimde çok mücadele ettim bu konuyla ilgili.

Ne zaman Karan'ı sevmeye başladım, bilmiyorum ama onu sevdiğimi biliyorum. Eski ben, yani Karan'dan nefret eden Zilan olsaydı Karan'ın her temasından öfkelenip tokatı basardı. Ama artık Karan'ın temaslarından kaçmak yerine olduğum yerde kalıp devam etmesini bekliyordum.

Onu her gördüğümde kalbim deli gibi atıyordu, en ufak bir gözgöze gelmemizde damarlarımda akan kan alev alıyordu, derimin altı ısınıyordu. Onun yanında kendimi huzurlu ve güvende hissediyordum. Ben ilk kez kendimi güvenli hissediyorum.

Şimdi sevdiğim adam tam karşımdaydı. Ameliyat masasında yatmış, gözleri kapalı. Ellerimi yeni yıkayıp gelip tam karşısında durmuştum. Sevdiğim adamın ameliyatını ben yapacaktım.

"Bismillah." Diye fısıldadım sessizce.

Ekip hazırdı, herkes yerindeydi. Ben başımı hafifçe salladım. Başlayabileceğimizi söyledim ama sesim bana bile yabancı geldi. İlk adımı attığımda zaman yavaşladı. Elim alışkanlıkla hareket ediyordu ama zihnim geçmişteydi. Onun bakışlarında, sesinde bana dokunduğu o anlarda

Bir an duraksadım. Eğer onu kaybedersem. Bu düşünce beynime çarpınca nefesim kesildi. Ama duramazdım. O benim sevdiğim adamdı ve onu hayatta tutmak benim görevimdi şuan. Dakikalar saat gibi geçti. Ter maskemin içinde birikti.

🖤🩹

Saatler sonra ameliyat bitti. Kurşunu çıkarmıştık, hayati bir tehlikesi yoktu ama gözlerini açacak gibi de değildi. Komaya alındı artık ne zaman uyanırsa. Ameliyatı yaparken bile ağlıyordum içerde. İki kez kalbi durmuştu, zor döndürdük hayata.

Yaralanmadan sonra babam kaçıp gitmişti. İfadede bile babamın adını vermediler. Düşmanlarını satmıyorlardı bu aile, kendileri cezayı keseceklerdi. Babama ne ceza keseceklerini bilmiyorum ama bir şekilde babama dokunmasınlar diye onları ikna edecektim.

Sevdiğim adamı yaralamışta olsa o benim babamdı. Nasıl kıyabilirim ki ben ona? Onunla konuşmam, küserim ama ona sırtımı dönemezdim. Kardeşlerim, annem öldüğünde zaten yıkılmıştı adam. Hayatta kalan tek kızı, yani ben ona nasıl kıyabilirim ki?

Etrafa baktım. Ağlayan Tülin abla, bana öfkeyle bakan Begüm bir kenarda oturmuşlardı. Zafer tam karşımda duvara yaslanmıştı benim gibi. Hüseyin Soykıran ise dışarda habercilere açıklama yapıp onları uzak tutmaya çalışıyordu.

"Bunlar hepsi senin yüzünden farkında mısın?!" Dedi Begüm. Sabahtan beri söylemek istiyordu bunları. Cevap verecek halim olmadığı için gözlerimi devirdim.

"Tamam, Begüm yeter artık." Dedi Zafer kardeşini uyararak. "Ambulansta kalbi durmuştu zaten, onu hayata dönderen Zilan."

Begüm ayağa fırlayarak abisinin karşısında durdu. "Ama onu bu hale sokan da Zilan!" Bana karşı nefret kusuyordu.

"Bende üzgünüm, Begüm." Sakince konuşmaya başladım. Tartışma çıksın hiç istemiyordum böyle bir günde. "İçerde sevdiğim adam. Ameliyatını bile ben yaptım ağlayarak." Aslında Begüm'ü de anlıyordum. Ailesine zarar verilsin istemiyordu. Onların düşmanı olduğum için ailesine her zarar geldiğinde sinirlenmesi normal.

Ama beni de anlasınlar. Ben böyle olsun ister miydim? Kimse beni anlamıyor, nasılsın diye soran bile yok artık. Vardı, o da komada şuan. Ona da birşey olursa ben yaşayamam. Çekip giderim uzaklara, sakince ölümümü beklerim.

"Sevdiğim adam diyip durma Karan abiye!" Diye sesini yükseltti. "Onunla evliliğiniz bile sahte!"

"Begüm." Diye mırıldandı Zafer yorgunca. "Yıllardır Karan'ın sana anlattığı o sevdiği kadın Zilan'dı. Karan uyandığında Zilan'a böyle davrandığını duyarsa sana kırılmaz mı?" Begüm kaşlarını çattı. Başını iki yana salladı olanları sindirmeye çalışarak.

"Karan abimin 'uğruna canımı bile veririm' dediği kadın Zilan mıydı?" Zafer ağır ağır başını sallayınca Begüm yanımızdan uzaklaştı. Ben ise ağlayarak başımı önüme eğdim. Yanlarından uzaklaşıp Karan'ın yanına giderek adımladım.

Karan'ın uyuduğu komaya girip kapıyı kapattım. Ameliyattan çıktıktan sonra üzerine temiz birşeyler giymiştim. Sıksık yanına gittiğim için giy-çıkar yapmıyordum. Karan'a doğru adımlayıp yatağın kenardında oturdum. Yanında duran elini elimin içine aldım.

"Uyanacağına inanıyorum." Karan asla pes etmezdi çünkü. "Sen anneni, aileni, beni bırakmazsın ki..." Elinin üstünü okşadım parmağımla. "Seni çok seviyorum." Ağlamaya başladım hiç durmadan. Kapalı gözlerine, alnına düşen koyu kahverengi olan saçına baktım. Her haliyle yakışıklıydı.

Avuç içimle kirli sakalını okşadım. O kadar güzel ve temiz bir yüzü vardı ki aşık olmamak elde değildi. Keşke yine gözlerini açsa da onun o koyu yeşil gözlerine baksaydım.

Karan'ın ameliyatında korkudan herşeyi hatırlamıştım. Aylar önce nasıl sarhoş olup Karan'ı öpmem, Karan'ın o gün bir adamla kavga etmesi. Korkudan hatırlamıştım tüm olanları. Onu öpen ilk bendim, uyandığında da onu öpen ilk ben olacağım.

Dakikalar sonra odasından çıkıp maskemi indirdim. Alt kata inip ağır ve yorgun adımlarla dışarı çıktım. Hava kararmıştı artık çoktan. Kenarda duran bankta oturunca karşıdan gelen Ulaş'a baktım.

"Zilan," Başımı önüme eğdim. Yanımda oturup elini omuzuma koydu. "Sen onun için üzülüyor musun?" Sordu sakin bir sesle. Başımı kaldırıp Ulaş'a baktım dolu gözlerle.

"Ben Karan'a aşık oldum." Ağlayarak Ulaş'ın boynuna sarıldım. Bedeni buz kesti şok içinde. Düşmanıma aşık olacağımı sadece o değil, ben bile tahmin edemezdim.

"Gerçekten mi?" Geri çekilerek başımı salladım. "Gidecektin hani?" Başımı iki yana salladım.

"Artık gitmekten vazgeçtim. Karan'ı asla bırakmam ben." Ulaş'ın içi acıyarak beni göğsüne yatırdı. Saçlarımı okşadı dikkat ederek.

"Canım benim." Diye mırıldandı. "Ağla rahatla güzelim." İçime atmaktan vazgeçip ağladım sakince. Her ne olursa olsun ağladığım da Ulaş'ın göğsünde ağlardım. "Karan güçlü biri, bir kurşundan ona birşey olmaz." Başımı salladım ağır, ağır.

Burnumu çekerek gözyaşlarımı silince tam karşımda Begüm gelip durdu. "Keyfiniz yerinde mi Zilan hanım?" Başımı Ulaş'ın göğsünden çekerek Begüm'ün yüzüne baktım. "Karan abinin uyanacağı belli değil sen burada bu adamın göğsünde ağlıyor musun?" Ulaş sinirle iç çekince ayağa kalktım.

"Begüm, hepimiz üzgünüz diye birşey demiyorum sana ama benimde sabrımın bir sonu var." Umurunda değilmiş gibi tek kaşını kaldırdı. "Ama eğer bir kez daha beni sinirlendirirsen senin için iyi olmaz."

"Ne yaparsın?"

"Yapınca görürsün." Sinirden gülmeye başladı. Sabır dileyerek iki saniyelik gökyüzüne baktı.

"Bir halt yapamazsın." Dedi kollarını göğsünde birleştirerek

Başım ağrayınca parmak uçlarımı alnıma götürdüm. "Benim burada sinirlerimi bozma git annenin sinirlerini boz." Diyerek elime gitmesi gerektiğini işaret ettim. "Tabi eğer annen telefonlarını açarsa." Öfkeyle yüzüme baktı. Elini kaldırıp bana tokat atmak isteyince Ulaş araya girip Begüm'ün bileğini kavrayıp geri itti.

"Sen çok olmaya başladın!" Diye kızdı Ulaş gözlerini Begüm'den ayırmadan.

"Lan!" Zafer'in sinirli sesi kulağıma gelince arkama döndüm. Zafer sinirle gelip yumruğu Ulaş'ın suratına çakınca Ulaş geri sendeledi.

"ZAFER!" Diye bağırdım onları ayırmaya çalışarak. Ama aralarına girmek bile imkansız. Durmadan birlerini yumrukluyorlardı. Normalde olay bu kadar büyümez ama ikiside aynı kadın tarafından aldatılınca düşman oldular birbirlerine. İçten içe birbirlerinden nefret eden iki kişi.

"Abi yapma." Dedi Begüm uzaktan durup tırnaklarına bakarak. Güvenlikler yanımıza gelince ikisini ayırdılar. Begüm abisinin kolundan tutarken, bende Ulaş'ın önünde durdum.

"Sakın birşey yapma." Diye uyardım onu. Arkama dönüp Zafer'in öfkeden kızaran gözlerine baktım. "Zafer, içeri gir sende." Begüm abisi çekiştirerek içeri sürükledi. Tekrar Ulaş'a dönerek yüzünü okşadım. "Bak ne hale düştün, gel pansuman yapayım."

Tuttuğum kolunu çekerek uzaklaştı benden. "Gerek yok!" Dedi sert bir sesle. Gözü ise içerdiydi, çok sinirliydi Zafer'e ve onun kardeşine. Kaşı patlamış kan akıyordu yanağına kadar. Dudağının kenarından bile kan akıyordu çenesine doğru. Yanağı kıpkırmızı olmuştu. "Gidiyorum ben!" Diyip çekip gitti. Arkasından baka kaldım öylece. Arabasına binip uzaklaştı hastaneden. Pansuman yapmama bile izin vermemişti.

Arkamdan tanıdık bir ses gelince dönüp baktım. Gizlin, ağaçların arasından elini kaldırıp onu farketmemi bekleyen babamı gördüm. Etrafıma baktım panikle babama doğru gitmeden önce. Gizlice babamın yanına gidip karşısında durdum.

"Niye geldin?" Sordum hesap sorarcasına.

"Seni almaya geldim." Ne kadar ciddi olduğunu göstermek ister gibi de kolumu tuttu. "Gel, gidiyoruz." Kolumu çekerek kurtardım ondan.

"Ben gelmiyorum." Karan bu haldeyken hiçbir yere gidemezdim. "Kusura bakma baba ama kocamı bırakamam. Senin yüzünden komada şuan, ne zamana uyanacağımı belli değil."

"Zilan, ben senin o adamı sevmediğini biliyorum. Sen asla aileni satıp düşman biriyle evlenmezsin çünkü."

"Baba yeter!" Dedim ses tonumu yükselterek. "Benim dün oğlum öldü farkındaysan." Başını önüne eğdi hüzünle. "Ben kocamı seviyorum, onu benden alma lütfen." Derken ağlamaya başladım.

Ağlamama babam dayanamayıp sarıldı bana. "Özür dilerim, Zilan'ım." Diyince babamın kalbinin üzerinde ağlamaya başladım.

"Ben kocamı seviyorum gerçektende." Geri çekilerek babamın elini tuttum. "Beni tanıyorsun, kimse beni birşeye zorlayamaz."

"Kızım," Dedi sakin bir sesle ve beni geri çekti. Elini omuzuma koyup yüzüme doğru eğildi babam. "Evlenmiş olabilirsiniz, birbirinizi seviyor olabilirsiniz. Ama, düşmanlığın bittiğini zannetme. Siz evlendiniz diye kan davasını bitmiş sayma."

"Baba-"

"Benim hesabım Boran'la." Diyerek susturdu beni. "Boran'a içerde birşey yapamadığım için mecbur kardeşiyle hesabım."

"Kocama birşey yapma, adam tut Boran'ı içerde öldürsün."

"Üç tane koruması var adamın içerde. Gönderdiğim adamları öldürüp kefenini bana yolluyorlar." Sıkıntılı bir iç çektim. Kayalar ailesi herşeyi düşünmüş. "Boran'la olan hesabımı göremiyorum diye kardeşine hesap kesiyorum."

"Boran'ın çıkmasını bekle. Karan'a birşey olursa ben ne hale düşerim biliyor musun?" Babam geri çekildi etrafa bakarak.

"Güzel kızım, Boran'ın çıkması imkansız. Ömürlük ceza yedi adam."

"Baba ne yaparsan yap ama canımı acıtma." Burada ki 'canım' Karan oluyordu. Ona o kadar alıştım ki, o kadar sevdim ki canının yanmasını istemiyordum. Karan Kayalar'ın artık üzülmesini ve acı çekmesini istemiyordum. "Benim gitmem gerek, kendine iyi bak." Yanından ayrılarak hastaneye doğru irelledim akan gözyaşımı silerek.

Cebimde ki telefon titreyince elini cebime atarak telefonu çıkardım. Bilinmedik numaradan bir video ve ses gönderilmişti. Yoksa yine o adam mı?

+90 937 ** ** : 🎥 Video Gönderildi.
+90 937 ** ** : ▶•၊၊||၊|။||||။၊|။||||။||0:07

Ellerim titreyerek yirmi saniyelik videoya tıkladım. Kamera görüntüsüydü ve kamera tavandan çekiyordu. Eski kayıtdı bu çünkü ben ve kardeşlerim buradaydı. Kardeşlerimin öldürdüğü görüntüleri bana yollamıştı.

Tek elimle ağzımı kapattım ses çıkarmamak için. Ardından devam ettim videoya bakmaya. Tüm hepsi yirmi saniyede gerçekleşmedi, sadece öldürdüğü kısımları montajlamıştı.

Abime tam yedi kurşun, Canan'a iki kurşun, Orkun'a da iki kurşun sıktı. Yaşadığım şeyi şuan izliyor olmak beni mahvetti. Hastanenin arkasına geçerek duvara yaslandım. Ağlamaya devam ederken videonun bitmesine son beş saniye kala beni damgalayıp, silahla yaraladı.

Elimi boğazıma götürerek giydiğim kazağı çekiştirdim. Hava soğuktu, ağzımdan duman çıkıyordu ama içim alev alıp yanıyordu. Bu soğukta bile sıcaklanmıştım. Kazağımın boğazını çekiştirerek nefes almaya çalıştım.

"Allah'ım sen yardım et." Diye mırıldandım kendi kendime. Ardından dolu gözlerle telefonu sıkı tutum ses kaydını açtım. O adamın sesi geldi. Boğuk bir ses, hasta olduğu belli çünkü boğazında bir hırıltı vardı.

"Kül kızı, nasılsın bakalım? Bu günleri özledin mi? Özlediysen sana yine yaşata bilirim bu günleri." Dedi bunları tam yedi saniyede. Telefonu kapatarak ağlamaya başladım ama gelen aramayla irkildim.

O adam görüntülü arıyordu.

Telefonu açtım fakat yüzümü göstermedim. Yine aynı adam karşımdaydı. Maskesinin sol tarafı siyah, sağ tarafı ise kurukafa. Ekrana baktı ses çıkarmadan. Sadece elini sallayıp selam verdi. Ses çıkarmamayım diyede işaret parmağını ağzına götürdü.

Yavaş yavaş kamerayı döndürünce Karan'ı gördüm. Komada yatan Karan'ın odasına girmiş silahı ona doğrultuyordu. Yüreğime hançer saplandı o an. "SAKIN YAPMA!" Diye bağırarak hastaneye doğru koştum. Telefonu kapatıp elimde daha sıkı tuttum.

İçeri girince koridorda Zafer'i gördüm. Panik halimi görünce kaşlarını çattı. "KARAN'I ÖLDÜRECEKLER!" Diye bağırdım. Zafer ilk başta donakladı ama ardından benimle beraber koşmaya başladı üst kata.

Karan'ın odasına çıkmaya son bir kat kala bir kurşun patladı. Olduğum yerde kalıp Zafer'e baktım. Geç kalmıştık, Karan ölmüştü. "KARAN!" Diye acı bir çığlık attım. Bacaklarımın bağı çözülünce yere çöktüm. Gözlerim kararmaya başladı sadece. Devamı yok, hatırlamıyordum.