4. bölüm · Damganın Sırrı
3. Bölüm.
3. BÖLÜM – Kayalar Gelini.
***
Yanlış duymayı tercih ederim. Onunla evlenmek istemiyorum çünkü. Zaten davette ismimin yanına soyismini eklediğinde analamlıydım. Beni sinirlendirmek istiyor sandım o an. Meğersem ciddiymiş. Babamdan beni vurarak evlenmek istiyordu. İyi de neden? Onunla evlenmemi niye istiyor? Babamdan intikam mı almak istiyor? Bunun için beni kullanacaktı.
Zafer Soykıran'a baktım, gülmüyordu. Şaka yapmıyorlardı belli ki, ciddilerdi. Karan Kayalar'la evlenmek ölüm demekti. O adamla evlenirsem eline ne geçecekti bilmiyorum. Kabul etsem babam yaşayacak, kabul etmesem babam ölecek. Beş saat içinde gönüllü birini bulamazdık. Karan Kayalar gönüllüydü, ama şartı ölümdü.
Elimde ki belgeleri geri uzattım Zafer Soykıran'a. Kaşlarımı çatarak kendime gelmeye çalıştım. Bunu benden istiyor olamazdı. Karan Kayalar ile evlenip Kayalar soyadına geçersem babam beni evlatlıktan reddeder.
Yüzümü buruşturdum. "Bu iğrenç teklifi yapmış olamazsın."
"Daha bir teklifte bulunmadım." Dudağının köşesi yukarıya doğru kıvrıldı. "İstersen teklif edebilirim?"
Sinirle ellerimi sarı saçlarıma geçirdim. "Siz manyaksınız!" Diyerek kızdım. "Bunu neden istiyorsun sen, Karan Kayalar?"
"İntikam."
"Beni kullanacaksın." Omuzunu silkti başını iki yana sallayarak.
"Bir kadını kullanmam ben, beni yanlış tanıyorsun Zilan Yücel." Yanlış birşey söylemiş gibi dilini ısırdı. "Zilan Kayalar."
"Siz delirmişsiniz." Bunun başka açıklaması olamaz.
"Kabul etmek zorundasın." Zafer Soykıran'a döndüm sinirle. Hiçbir şeye zorunlu değilim. Saçmalamayı kesmeliler! "Kabul edersen baban yaşayacak ve bu kan davası duracak."
Karan Kayalar dudaklarını araladı. "Abimi durduramıyorum, evlenirsek kan davası durur." Yalandan evet derim bende. Ameliyattan sonra reddederim anlaşmayı.
"Tamam, evlenelim." Zafer Soykıran ceketinin cebinden kağıt kalem çıkardı bana uzatarak. Kağıtı aldım sinirle, kalemi almaya niyetim yoktu.
Zafer Soykıran gülümsedi. "Öyle imzasız olmaz, ne malum bize yalan söylemediğin?" Bunlarda az çakal değil. Evlilik ciddi bir iş, ben nasıl evlenirim düşmanımla. Kağıtda yazılan beş maddeyi okudum.
Madde 1: Zilan Yücel, ameliyatın başarıyla tamamlanmasından en geç 5 gün içinde Karan Kayalar ile resmi nikah kıymayı kabul eder. Nikah gerçekleşmeden hiçbir madde yürürlüğe girmez.
Madde 2: Evlilik akdi yapıldığı anda Kayalar ailesi, Zilan Yücel’in babasına ve birinci derece ailesine yönelik her türlü saldırıyı, tehdidi ve kan davasını süresiz olarak durdurmayı taahhüt eder.
Madde 3: Nikah kıyıldıktan sonra Zilan Yücel’in evliliği tek taraflı olarak reddetmesi, kaçması veya anlaşmayı bozması halinde, Kayalar ailesi bu sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda değildir.
Madde 4: Zilan Yücel, evlilik, ameliyat, gönüllü bağış ve bu anlaşmanın içeriği hakkında basına, kolluk kuvvetlerine veya üçüncü kişilere açıklama yapmayacağını kabul eder. Aksi durumda anlaşma geçersiz sayılır.
Madde 5: Bu belge, tarafların rızasıyla imzalanmış olup ahlaki değil, sonuçları itibarıyla bağlayıcıdır. İmza anından itibaren süreler başlar ve geri adım atılamaz.
Başımı kaldırarak karşımda ki iki gerizekalıya baktım. "Hangi mal hazırladı bu maddeleri?"
Zafer Soykıran 'aşk olsun' dercesine bir bakış attı. "Kardeşim Begüm hazırladı, mal deme lütfen kardeşime. Sadece ben diye bilirim."
"Geberticem ben o kızı bir gün, haberin olsun." Gülerek kalemi elime tutuşturdu. Başka çarem yoktu, mecbur imzaliyacağım. Babam için yapmam gerek. "Maddeleri kabul ediyorum, ama ben bu olayı Ulaş'a anlatacağım."
"Aman, anlatmasan şaşardık." Diye çıkıştı Karan Kayalar.
"O maddenin yanına yaz o zaman Ulaş'ın bildiğini. Ama ondan başka kimseye laf yok." Dedi Zafer Soykıran. Sinirle iç çektim ve kağıtı imzalam için yaklaştım Karan Kayalar'a. Kağıtı göğüsüne bastırıp imzamı attım. Aynı zamanda 4. maddenin yanında 'Ulaş Koç'un haberi olacak herşeyden.' diye ekleme yaptım.
İmza attıktan sonra kağıdı Zafer Soykıran'a fırlattım. Kağıtı havada yakalayıp güldü. Ceketinin cebine koyunca keyifle bize döndü. "Yengem." Diyerek m'yi uzatınca topuklu ayakkabımla ayağına tekme attım. Acıyla inledi duruşunu bozmadan. "Seni sevgilime şikayet edeceğim." Vay, bunu da seven varmış demek. Şeytan görsün yüzünü.
Kuzen olmalarına rağmen benzemiyorlardı. Karan Kayalar kumral ve yeşil gözlere sahipti. Boyu iki metreye yakın olur. Zafer Soykıran ise esmerdi, simsiyah gözlü ve boyu 1,90 olurdu. Onların yanında cüce gibi duruyordum, halbu ki boyum 1,71.
"Ya başka birine aşık olursam?" Karan Kayalar sinirle dudağını ıslattı. Sinirlendiğini anlamamak için aptal olmak gerekti.
"Bu olamaz, Kayalar gelini başka birine aşık olmaz."
"Başka birine?" Sordum kaşlarımı çatarak. "Sana aşık olduğumu kim söyledi?"
"Bana aşık olsan bile karşılıksız olur aşkın. Sana asla aşık olmam, Zilan Kayalar." Onu kendime aşık etmezsem babamın kızı değilim. Düşmanıma aşık olacak değilim.
"Ameliyattan sonra nasıl evleneceğiz, iyi olacak mısın?"
"İki gün yatar çıkarım, birşey olmaz bana." Hafif soluna döndü kuzeni Zafer Soykıran'a. "Bugün ki tarih ne?"
"23 Nisan'a geçtik." Sabah olmuştu artık. Uyku bile uyumamıştım. Babam gözlerini açıncaya kadar bana uyku yok. Zaten geceleri iki saat falan uyurum. Kardeşlerimin ölümünden sonra uykular bana haram.
"Nikah tarihi alalım 25 Nisan'a." Zafer başını salladı. "Gidip doktorla konuşalım, bu ameliyat işini falan." Zafer ve Karan yanımdan uzaklaşınca arkamı dönerek Ulaş'ın yanına gittim.
Ulaş ayağa kalkarak bana baktı. "Ne konuştunuz iki saat?"
"Kızmayacaksın ama." Diyerek başımı önüme eğdim.
"Söz veremem." Sesinden belliydi zaten.
"Karan Kayalar babama böbreğini verecek, tek bir şartla." Başımı kaldırıp Ulaş'a bakınca yüzüme doğru eğildi dikkatlice bakarak. Tahmin etmişti, ama benim ağzımdan duymak istiyordu. "Onunla evlenmeyi kabul edersem."
Ulaş öfkeyle geri çekilerek küfür savurdu. "SİKTİR!" Sakinleşmesi için kolunu tuttum. "Kabul ettin sende, dimi?"
"Ettim, ama mecburdum."
Sinirle gözlerini kapattı. "Böyle birşeyi nasıl kabul edersin? Onlara nasıl güvenirsin?!"
"Güvenmiyorum!" Diye kızdım. Ben sanki çok mutluydum düştüğüm durumdan. "Annem ve kardeşlerimden sonra babamı kaybedemem. Kan davası dursun diye evleneceğim. Evlenince babam kurtulacak."
"Sen kurtulacak mısın peki?" Omuzumu silktim somurtarak. "Bir kere de kendini düşün be kızım, bir kere."
"Bana birşey olmaz, merak etme." Önüme düşen saçlarımı geri ittim. "25 Nisan nikahımız olacak."
"Aceleniz ne?!" Tekrar omuzumu silktim. Bana birşey sormasın, birşey bildiğim yok. Babamı kaybetmemek için ne gerekirse yaparım.
🖤🩹
Günler geçti, o lanet gün geldi. Babam dün gözlerini açmıştı. Babama nikahtan bahsetmedim. Delirirdi adam yoksa. Şuan evden çıkmak üzereydim. Nikah için gereken kontrollerden geçmiştik. Dün de zaten Zafer Soykıran alyans getirmişti. Biri Karan'ın yüzük parmağında, diğeri ise benim yüzüm parmağımda.
Siyah kısa bir elbise giymiştim. Normalde siyah tercihim değil ama düşmanımı göreceksem simsiyah giyerim. Solgun çillerimi kapatmamak için makyaj yapmadım. Ruj ve maskara yeterdi benim için. Siyah çantama telefonumu sıkıştırıp son kez kendime aynadan baktım. Kalbimin üstünde ki sargıya baktım. O damganın anlamını öğrenip o adamın alnının tam ortasına aynı damgayı bastıracağım.
Karan beni alacaktı, öyle geçecekti nikah dayresine. Kör olduğu için arabayı Ulaş kullanacaktı. Zafer az önce arabayla gelip Karan'ı bizim evin yakınında indirdi. Zafer bir işini halledip sonra yetişecekti nikaha.
Odamdan çıkıp merdivenleri tek tek indim. Evden çıkınca Ulaş bana döndü. Cezası daha bitmemişti ama risk alıyor beyefendi. Ulaş hiç istemiyordu onunla evlenmemi ama kararıma saygı duyuyordu mecbur. Arka kapıyı benim için açınca geçip oturdum. Damatlık giymişti bi'de sanki gerçek damat. Altından ise beyaz tişört giymişti.
Karan görmediği için. "Sen misin, Zilan?" Diye sordu.
"Ya sabır." Diye fısıldayınca sırıttı.
"Sensin." Diyince güldüm. Sinirlerim bozulmuştu resmen. "Şey, sen bana imza atacağım yeri gösterirsin."
"Gösteririm tabi." Ulaş arabaya geçince yola çıktık. "Nasılsın?" Sordum. "Ağrın var mı?" Ulaş dikiz aynasından bana tersçe bakınca gülümsedim.
"Dün ağrım vardı, bugün iyiyim."
"Nikahtan sonra hastaneye geçelim." Başını salladı gözlüklerini düzelterek. Birden elini kapıya yakın götürdü. Küçük çiçek buketi çıkarıp bana uzattı. "Ne bu?" Sorarak çiçeği elinden aldım.
"Sahte evlilik olduğunu anlamasınlar. Beyaz elbisene yakışır bu çiçek." Gözlerimi kapattım acıyarak. Beyaz elbise giydiğimi zannediyordu. Ulaş'la dikiz aynasından gözgöze gelince başını iki yana salladı hafif. O da üzülmüştü bu duruma.
"Teşekkür ederim, elbiseme yakıştı kırmızı çiçek."
"Şuna bak ya!" Diye kızdı Ulaş birine. Acaba yine millette neyi beğenmedi. "Bu niye hızlı gitmiyor?! Ben bunun yüzünden yavaş mı kullanayım arabayı?!"
"Başlıyoruz." Dedim eğlenerek. Biraz ortada oturup izledim olan biteni. Ulaş o kızdığı adama varıp yanyana gittiler.
"Abicim, siktor olup gitsene! Senin keyfini mi bekleyeceğim?!" Kahkaha attım kocaman.
"Terbiyeli konuş lan!" Adam karşılık verince Ulaş'ın koluna dokundum.
"Bela alma başına, ehliyetin hala elinde değil."
Ulaş sinirle iç çekti. "Seni elbet bulacağım." Son kez adamı tehdit edip gaza bastı. "Sinirlendim durduk yere!"
Arkama yasladım keyifle. "Müzik açsana." Ulaş bir tane müzik açınca, "Bunu bilmiyorum, değiştir." Diye tersledim. Şuan açtığı şarkı baya güzeldi.
Mabel Matiz – Gel.
Hep yaptığım şeyi yaptım yine. Başımıda geriye yaslayıp gözlerimi kapattım. Çalan şarkıyı okudum. "Bu dağlar, taşlar şahidim olsun. Kalbime sırlarımı gömdüm." Elimi kalbime götürdüm. Gerçi, üzerinde sargı vardı. "Aslı bende, sureti kalsın. Ben görürüm beni aynasız da..."
Dakikalar geçti. Şarkılar okudum, polis çevirmelerindan kaçtık. Ulaş'ı yakalarlarsa biterdik. Zaten bir kaç güne ehliyetini alacak geri, birde ceza yemesi kötü olur.
Nikah dayresine varınca Zafer Soykıran'ın çoktan orada olduğunu gördüm. Karan'ın koluna girerek onu yönlendiriyordum. Nikah salonuna girip nikah memurunun bekledik. Şahitlerimiz Zafer ve Ulaş olmuştu. Birbirlerinden nefret ediyorlar.
Nikah memuru içeri girince Karan'ın koluna vurdum, ayağa kalktık hep beraber. İlk nikah memurunun elini ben sıktım. Nikah memuru bende sonra elini Karan'a uzatınca başımı eğerek koluna vurdum. "Elini uzat." Diye mırıldandığım an elini uzattı Karan.
Görüşme fastı bitince yerimize oturduk tekrar. Nikah memuru belgeleri kontrol ederken içimde bir ses bağırıyordu. 'Kaç.' Ama kaçarsam babam ölürdü. Kaçarsam bu kan bir daha hiç durmazdı.
“Zilan Yücel.” dedi nikah memuru adımı yüksek sesle okurken. Soyadımı son kez bu şekilde duyduğumu bilmek boğazımı yaktı. “Karan Kayalar.” Düşmanımın soyadı artık benim adımın yanına yazılacaktı. Nikah memuru gözlüğünün üzerinden bize baktı. “Evlenmeye kendi rızanızla mı geldiniz?” Bu soru hayatımda duyduğum en ikiyüzlü soruydu belki de. Rıza mı? Mecbur verilen karar rıza sayılır mıydı?
Ulaş’ın nefesini tuttuğunu hissettim. Zafer ise her zamanki gibi rahattı, sanki bir nikah değil de basit bir anlaşma imzalayacaktı.
“Evet.” Sesim sandığımdan daha net çıktı. Kendime bile şaşırdım.
Nikah memuru başını sallayıp Karan’a döndü. “Karan Kayalar, Zilan Yücel’i eş olarak kabul ediyor musunuz?”
Bir anlık sessizlik oldu. O bir saniye bana bir ömür gibi geldi. Karan dudaklarını araladı, çenesini hafifçe kaldırdı. “Evet.” dedi. Ne bir tereddüt, ne bir duygu. Sadece kesinlik.
İçimden ona küfrettim. Bu kadar kolay mıydı onun için? Benim hayatımı, bedenimi, soyadımı almak bu kadar basit miydi?
Nikah memuru bu kez bana döndü. “Zilan Yücel, Karan Kayalar’ı eş olarak kabul ediyor musunuz?”
İşte o an. Kalbimdeki sargının altında yatan damga sızladı. Annemin yüzü geldi gözümün önüne. Kardeşlerim. Babamın hastane yatağındaki hali. Gözlerini açtığı an bana baktığında dudaklarının titremesi.
“Evet.” Bu kelime ağzımdan çıkarken içimde bir şey öldü. Nikah memuru gülümsedi.
“Şahitlere soruyorum.” Ulaş’a döndü önce. “Bu evliliğe şahitlik ediyor musunuz?” Ulaş’ın çenesi kilitlendi. Bana baktı, sanki özür diler gibi.
“Ediyorum.” dedi dişlerinin arasından.
Zafer ise hiç zorlanmadı. “Elbette ediyorum.” dedi keyifle.
Defter önüme getirildi. Kalem elime verildiğinde parmaklarım soğuktu. İmza atacağım yere baktım. Orada yazan isim bana yabancıydı artık. İmzamı attım. Harflerim her zamankinden daha sertti. Kalemi bıraktım, Karan’a uzattılar defteri. Elini nereye koyacağını bilmediği için koluna hafifçe dokundum. İstemeden. Temas ettiğimiz an içim ürperdi.
“Buraya.” dedim kısık sesle. İmzasını attı. Düzgün, kendinden emin. Sanki yıllardır bunu bekliyormuş gibi.
Nikah memuru defteri kapattı, ayağa kalktı. “Tarafların beyanları ve şahitlerin huzurunda, Zilan Yücel ile Karan Kayalar’ın evlilik akdini gerçekleştirdiğimi ilan ediyorum. Hayırlı olsun.”
Hayırlı?
Hangi hayırdı bu?
Zafer alkışladı. Salonun içinde yankılanan tek sesti o alkış. Benim kulaklarım uğulduyordu. Ayağa kalktık birlikte ama dizlerim beni zor taşıdı. Karan’a döndüm. Artık resmen kocamdı. Bu kelime midemi daha da bulandırdı.
Nikah memuru gülümseyerek, “Damat bey, gelin hanımı öpebilirsiniz.” dedi. Başımı kaldırıp Karan’a baktım. Gözleri bana dönük değildi ama yüzü bana yakındı. Bir adım attı bana doğru. Sadece yanağıma dokundu, o kadar.
Nikah cüzdanı elime verildiğinde ağırlığı avucumu yaktı. Ulaş’a baktım, bana yaklaşmak ister gibi oldu ama durdu. Sarılamadı. Haklıydı.
Artık Kayalar geliniydim.
Salonun kapısından çıkarken içimden tek bir cümle geçti. Bu evlilik bittiğinde, Karan Kayalar’ın bana yaptığının bedelini ona ödeteceğim. Soyadımı aldılar. Ruhumu alamadılar.
Nikah memuru salonu terk ederken evlilik cüzdanını masaya attım. "Mutlu ol, Karan Kayalar." Diyerek salondan ayrıldım. Resmen evliydim.
Zilan Yücel, değildim artık.
Zilan Kayalar'dım.
🖤🩹
Hastaneye gidince hemen babamın yanına uğradık, ben ve Karan. Sadece ikimiz gireceğimiz için koluna girerek ona destek oluyordum. Babamı normal odaya aldıkları için odasına gittik. Kapıyı tıklayıp içeri girdik. Babam kaşlarını çatarak bize baktı. Ben kolumu Karan'dan çekince gözlerimi kaçırdım.
"İyi misin, baba?" Sordum, onu gerçekten merak ederek.
"Beni boşver." Dedi boğuk sesle. "Bu adamın koluna niye girmiştin?"
"Şey..." Dedim. Sözlerimi toparlamam lazımdı. Babamın da söyleyeceklerine hazır olmam gerekti. "Biz evlendik."
Babam gülmeye başladı. İnanmıyordu belli ki, şaka gibi çünkü. Düşmanımla gidip evlenmem şaka gibiydi. Aptal kafam! "Çok güldüm kızım, Allah da seni güldürsün." Güldüğü için dikişleri ağrıdı. Hafif dikişlerine elini bastırarak bana baktı.
Tam ağzımı açıp birşey diyecektim ki, Karan benden önce davrandı. "Kızın artık bir Kayalar."
"Zilan?" Başımı eğdim utançla. "B-bunu ailemize yapmış olamazsın..." Cevap vermediğimi görünce öfkesi büyüdü. "Gerçekten evlendin mi?"
Babama yaklaşarak evlilik cüzdanını gösterdim. Evlilik cüzdanında ikimizin fotoğrafını görünce sinirle elimden evlilik cüzdanını alıp bir yere fırlattı. "Baba..."
"Tehdit mi ettiler seni?!"
"Kadınları tehdit etmeyiz biz." Aynen, melek gibi adamdır, Karan Kayalar. Şantaj, tehdit, adam öldürme, silah kaçakçılığı falan hiç yoktur bu adamda.
"Tehdit yok baba." Dedim iç çekerek. "Birbirimizi seviyoruz." Tiksinerek dedim bunu. Ölümüne nefret ederdik birbirimizden. "Baba–"
"Yıkıl karşımdan!" Gözlerim doldu. Babama doğru bir adım daha attığım an. "Çık git Kayalar gelini!" Diye kükredi. Geri adımlamaya başlayınca kolum Karan'a çarptı. Karan kolumu sıkıca kavradı.
"Yapma böyle, baba."
"Benim artık senin gibi bir kızım yok!" Başımı iki yana salladım. Babam beni reddetmiş olamaz. "Gözüme görükme, Kayalar gelini!"
Kayalar gelini...
Benim için çok ağır laftı bu.
_________________________________
Selam, nasılsınız?
Umarım bu bölümü beğenmişsinizdir.
Bölüm hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Bana ulaşmak isterseniz TikTok hesabımdan ulaşabilirsiniz. TikTok: simalla__
