Damganın Sırrı kitap kapağı

22. bölüm / 29

Damganın Sırrı

21. Bölüm

Vaveyla Yazarı: 𝒮𝒾𝓂𝓁𝒶 𝒜𝓇𝓂𝒶𝓃

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 21. Bölüm

Karan büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu. Şimdi ona ne desem inanmaz haklı olarak. Kimse inanmazdı çünkü. Ona kendimi açıklamaya çalışsam bile inanmazdı bana çünkü konuşmanın sadece o kısmını duymuştu. Ondan önce ki konuşmayı duysaydı inandırdı, ve bana böyle bir hayal kırıklığıyla bakmazdı.

Telefonu kulağımdan çekerek kapattıp. Telefonu cebime atınca kutuyu da bir kenara bıraktım. Hafif dolan gözlerle bana baktı. Ona doğru adım attım ama elini kaldırarak gelmemi engelledi. Geri geri giderek banyoydan çıktı. Salak kafam! Ben zaten bu plan işine niye bulaştım ki?! Kafama vurdum kendime kızarak.

Peşinden gidince Karan'ın kapıyı kilitlediğini gördüm. Anahtarı çıkarmadı ama oradan. Tam arkasında durunca dönüp bana baktı. Sözlerini toparlamaya çalıştı aklında gözlerini kapatarak. En son gözlerini açıp bana baktı.

"Doğru mu duyduklarım?" Başımı iki yana salladım.

"Yok öyle birşey." Sinirle kapıya yumruk attı. "Duydukların doğruydu, ama o eskiden olan planımdı. Şimdi seni seviy–"

"Zilan!" Diye bağırdı. "Daha fazla kandırma beni!" Gözyaşlarım hiç durmadan akmaya başladı. "Beni seviyorsun sandım ben ya! Bunu bana nasıl yaparsın?!" İkinci bir yumrukta kapı kırıldı. Yumruğu yamultmuştu kapıyı.

"Yemin ederim seviyorum seni. Seninle daha yeni evliyken olan planımdı." Başını iki yana salladı inanmayarak. "Şuan sana aşık olduğum için vazgeçtim oyundan."

"Kardeşim için üzülmen bile yalan mıydı?" Boğuk çıkan sesle konuştu. Gözlerimi belerterek iki elimi ağzıma götürdüm.

"Karan, deme öyle." Gözyaşlarım hiç durmadı. "Üzüyorsun beni."

"Üzül! Bir kerede sen üzül!" Kilidi çevirip kapıyı açtı. "Defol git!"

Başımı iki yana salladım. "Beni dinlemen gerekiyor." Gözlerini kapattı öfkeyle. Derin nefes alıp vermeye başlayınca dudağının kenarından akan kanı sildi. "Seviyorum ben seni."

"Zilan git dedim!" Diye kükredi. "Hayatımdan, evimden, ailemden ve benden uzak dur!"

Dudaklarımı büzdüm. "Ağır konuşuyorsun."

"Sen bunu hak ettin Zilan Yücel."

Zilan Yücel demişti bana...

"Son sözün bu mu yani? Beni dinlemeyecek misin?" Başını iki yana salladı inatla. "Kendine iyi bak o zaman." Cevap vermiyerek kapıyı gösterdi bana. Akan göz yaşlarımı silip sandalyenin kenarında asılan siyah kabanımı giydim.

"Sana hiç aşık olmadım farzet." Dedi buz gibi sesle. Akan gözyaşını gizledi benden. "Ne ölüme, ne ölüne." İçim acıyınca kalbim sıkıştı. Son sözleri bunlar olamazdı. Benden tamamen vazgeçmişti. "Seni unutacağım, boşayacağım. Gerekirse başkasıyla evleneceğim."

"Aman hiç gecikme!" Bağırdım sinirle. "Tek derdin bu zaten senin!"

"Zilan, uzatma lafı. Çek git!" Tekrar kapıyı gösterdi. "En başından beri niyetin buydu zaten! Beni yarı yolda bırakıp gitmek."

"Pişman olacaksın!" Onu pişman edecektim. "Ayaklarıma kapanacaksın ama çok geç olacak." Son sözlerimi diyip çıktım. Hepsi bizim sesimize çıkmış kenarda durmuşlardı. Herkes artık benim oyun oyandığımı sanıyorlardı.

Onlara açıklama yapmak zahmetinde bulunmayıp merdivenleri indim tek tek. Gözyaşlarımı silerek burnumu çektim. Artık ne yaparsam beni afetmiyecekti. Onu pişman edecektim.

Evden ayrılınca bir taksiye bindim. Telefonumu alarak Ulaş'ı aradım. Hıçkırarak ağlamaya başladım. "Alo, Zilan iyi misin?"

"İyi değilim." Dedim zorla. "Bileti al, Almaniya'ya gidiyoruz akşama. İki gün sonra ise ölüm haberimi yayacağız."

"Vazgeçmedin mi sen o plandan?"

"Vazgeçmiştim. Şuan kararımı değiştim tekrar." Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim. "Kıyafet falan almiyacağım yanıma, oradan hallederiz." Cevabını bile beklemeden telefonu kapattım. Ömrümün sonuna kadar onun karşısına çıkmayacaktım. Beni öldü bilecek hayatı boyunca.

🖤🩹

Ulaş'la beraber tuttuğumuz eve yerleşmiştik. İki gün olur yerleşmiştik buraya. Karan'ın hâlâ benden haberi yoktu. Ben gitmeden önce babamla vedalaşıp öyle gelmiştim Almaniya'ya. Şuan Ulaş'la beraber evimizin bahçesinde oturuyorduk. Hava temiz olduğu için bahçede oturmak istemiştik.

Karşı karşıya oturmuştuk. Bacaklarımı göğsümde birleştirerek şarabımdan bir yudum aldım. Uzaklara dalmış düşünüyordum başıma gelenleri. Neler yaşadım, neler. Derin bir iç çekerek bakışlarımı gökyüzünden ayırıp karşımda ki Ulaş'a baktım.

Ulaş telefona bakarken bir anda bana baktı. Çenesiyle masanın kenarında duran telefonumu işaret etti. Elimi uzatarak telefonu alınca mailden bir mesaj geldi.

"Bu ne, Ulaş?"

"Bir ajan vardı ya hani Kayalar otelinde olan." Hatırladım o adamı. Kayalar'ın bulunduğu her yerde bir ajanımız vardır. Aylar önce düzenlenen davette o otelde bir ajanımız vardı. Benim görüntümü çekip kendi patronuna yollayan adamı yakalamıştık. Aslında Karan gil ilk önce yakaladı o adamı ama birşey öğrenemedikleri için serbest bıraktılar. Ulaş'da olaya el koydu ve o adamı aldı gizli bir garaja bağladı İstanbul'da.

"Ne olmuş o adama?"

"Patronuyla görüşmüştü Karan onu serbest bırakınca." Mailden bana gelen o görüntüyü açtım. Yol kenarında olan, bir marketin kamera kaydıydı. Kaydı açınca o genç adamın, yani davette fotoğrafımı çeken adamın o gizemli adamla görüştüğünü gördüm.

"Bu..." Yanılmamıştım. "Amcam." Şuan Türkiye'de mi yani? Mustafa amcamdan şüphelenmiştim zaten. O alçaktan herşey beklenirdi. "Allah senin belanı versin." Diye mırıldandım. Amcam o adama siyah poşet verdi. Büyük ihtimal içi para doluydu. Çünkü benim fotoğrafımı çektiği için ona yüklü bir para vermişti. Sinirle telefonu kapatıp masaya fırlattım.

Ulaş masanın üzerinde ki sigarasını alıp yaktı. "Mustafa amcan mı?" Sigarasını içerek bana baktı.

"Başka amcam mı var, Allah aşkına." Biri vardı da, öldü o da maalesef. Kayalar ailesi tarafından hemde. Her aklıma geldikçe canım yanıyor. Onların hepsinim acı çekmesi gerek. İlk önce kocamdan başlamam gerek. "Fetih'i ara sen. Benim ölüm haberimi duysun o Karan efendi."

Artık onunla düşmandım.

"Nasıl istersen." İki parmağının arasında ki sigarayı dudaklarının arasına koyup telefonunu aldı. Fatih'de bizim ajanımızdı ve Kayalar konağında olan bir korumaydı. "Alo, Fatih." Dedi Ulaş sigarayı ağzından alarak. "Şu haberi sen bi' yay Karan'a." Acı çekmeyi haketmiyor olabilir ama içimde şüphe var. Kayalar ailesinin birinin bir parmağı var bu olayda. Karan'ın parmağı olmasa bile koruduğu biri olabilir. Mustafa amcamla da iş birliği yapıyor olabilir. O yüzden canlarının yanması umurumda değil.

Ulaş telefonu kapatınca kendi telefonuma bakarak aldım. Karan daha komadayken bana gönderilen ses kaydı ve görüntüden haberi yoktu. Canını sıkmamak için söylememiştim. İyi ki de söylememişim. Onu seviyorum diye herşeyi onu söyleyecek değildim. Onu daha tanımıyorum bile. Sadece boş hisse kapıldım.

Karan Kayalar'ı unutacağım.

"Zilan." Ulaş'a baktım dalgınlıktan çıkarak. Birkaç kez bana seslendiğinin ama duymadığımı anladım.

"E-efendim?" Dedim kendime gelerek.

"Onun canını yakmak istiyorsun." Başımı salladım. "Ama onu seviyorsun." Bakışlarımı kaçırdım yutkunarak. Cevap vermemek için şarabımdan içmeye başladım. "Kardeşim." Birşey dememi istiyordu.

"Bazen sevmek yetmiyor, Ulaş." Bardağı masaya bıraktım. "Hemde hiç." Ayağa kalktım saçlarımı düzelterek. "Eve geçiyorum. Sende gel, üşütürsün yoksa." Başını salladı ayaklanarak. Ben içeri geçip kendi odama geçtim direkt olarak. Odamın kapısını kilitlediğim an bir anda ağlamaya başladım. Dolmuş gibiydim o yüzden biraz sinirlerim boşalıp ağlamaya başladım. Kaderime mi, Karan'a mı ağladım? Bilemedim.

Böyle buralarda kalamazdım ben. Bu ev beni boğuyor gibi. Odamda irelleyip çantamı elime aldım. İçine çakı ve telefonumu koydum. Çantamı bir kenara bırakarak dolabıma yöneldim. Üzerime beyaz bi kazak geçirdim. Altıma ise deri mini etek giydim. Siyah çizmelerimi de giydikten sonra çantamı aldım. Elimde siyah kabanımı tutup odanın kapısını gizlice açtım ve etrafa baktım.

Evden çıkmaya çalıştığımı Ulaş'ın görmemesi gerekti. Ya peşime takılır, yada gitmemem için ağzım girer burnumdan çıkar. Sessiz adımlarla koridora giderken duymayı istemediğim o sesi duydum.

"Zilan?" Kahretsin ya! Yakalandım! Arkama dönünce dolu gözlerimi sildim. "Nereye böyle?"

"Kafa dağıtmaya." Yalan söyleyecek değildim. "Lütfen karışma."

"Tamam, git." Kaşlarımı çattım. Gerçekten izin veriyor muydu? "Ama bende geliyorum, öyle olmaz." Dolabı açarak siyah montunu aldı. Montunu giyerek ayakkabısınıda ayağına geçirdi. "Öyle yalnız başına kafa dağıtmak yok. Senin derdin, benim derdim."

Burukça gülümsedim. "Senin de derdin, benim derdim." Onaylayarak başını salladı. Kapıyı açarak çıkmamı işaret etti. Ben önden giderek Ulaş arkamdan arabayı açtı. Gidip ön koltukta oturunca Ulaş'da direksiyon başına geçti.

"Nereye gidiyoruz?"

"En yakın bar neresiyse ora." Cevap vermiyerek gaza bastı. Almanya garip bir şehirdi. Sokaklar garipti. Beğendim ama buranın dilini bilmiyen için zordur. Ben azıcık bildiğim için kendimi ifade elebiliyorum en azından. Ulaş en ufak şeyi bile benden soruyor. Almanca, Fransızca, Rusça biliyorum. Onun dışından İngilizce, Azerbaycan'ca benim için kolaydı. Sadece Almanca, Fransızca ve Rusça zorlanıyorum.

"Sağa geç ne demek?" Diye sordu Ulaş önde ki arabaya bakarak.

Gülmeye başladım. "Rechts rüber"

"Ney?" Kahkaha attım. "Reç biber mi?"

"Hayır." Diyerek gülmeye başladım. "Boşver sen, ben hallederim." Camı açarak kafamı camdan çıkardım. "Dunkelblaues Auto vorne, bitte rechts rüber." Diye bağırdım. Her yer karanlık, sokaklar sessiz olduğu için sesimi kolay duydu. Ulaş'da bilerek kornaya basmıyordu. Küçücük sokaktaydık daha, milleti rahatsız etmiyelim dedik.

"İyide sen uzun birşey söyledin."

"Ulaş'cım çünkü ben o adama 'önümüzde ki lacivert araba sağa geçer misin lütfen?' dedim. O yüzden uzun oldu."

"Ay birde lütfen mi dedin?!" Kızması normal çünkü Ulaş kavga etmeden duramaz. Özellikle trafikte. "Siktir ne demek?"

"Oha." Dedim şok içinde. "Milletin ülkesinde birde millete küfür mü edeceksin?"

"Evet, bak beni çeviride aratma durumuna sokma. Söyle hadi."

Gözlerimi devirdim bıkkınlıkla. "Tamam. Ich liebe dich deniliyor."

"Zor ama bu ya." Diye söylendi. Boğazını temizleyerek karşıdan karşıya geçen adama baktı. Adam sarhoş olduğu için geçip geçip duruyordu yolun ortasında. "Şuna bak ya!" Kornaya basmaya başladı öfkeyle. "Ich liebe dich!" Kahkahayı patlattım. Karşıdan geçen adam gülümseyerek el salladı. "Bu piç niye el salladı bana?"

"Sarhoş işte." Ağzımı kapatarak gülmemi gizledim.

"Ya sabır!" Gaza basarak yolumuza devam ettik. "Delilerin elinde kaldım." Başımı salladım yavaşça. "Deli ne demek?"

"Verrückt"

"Aklımda bulunsun." Ezberi iyi olduğu için unutmuyordu hiçbir şeyi. "Şuna bak hele, bak, bak, bak." Başıyla işaret ettiği yere baktım. Biz kırmızı ışıkta durarkan iki kadın geçiyordu yolu. Baya sarhoşlardı ve bu soğukta üzerlerine mont bile almamışlardı. Siyah saçlı kadında kırmızı askılı crop, siyah şort vardı. Diğer kızıl saçlı kadın siyah crop, siyah pantalon giymişti.

Siyah saçlı kadın Ulaş'a öpücük atınca Ulaş gözlerini devirdi. "Hassiktir ya!" Kahkahayı patlattım o an. "Ablacım." Diyerek penceren kafasını çıkardı. "Ich liebe dich!"

Kadınlar Ulaş'ın yanına gelince Ulaş geri çekildi. Kızıl saçlı kadın Ulaş'ın yanağından öpünce Ulaş'ın yanağından kırmızı ruj izi kaldı. "Willst du Zeit mit mir verbringen."

Siyah saçlı kadın ise Ulaş'ın boynundan öptü. Ulaş hangi ruj izini sileceğine şaşırdı. Ben ise gülmekten ölecektim. "Du siehst gut aus."

"Bunlar ne diyor ya?!" Ulaş pencereyi kapattarak bana döndü. Kadınlar Ulaş'dan hoşlandıkları için kapıyı açmaya çalışıyorlardı.

"Şu siyah saçlı çok yakışıklı olduğunu söyledi." Yüzünü buruşturdu sinirle. "Kızıl saçlı ise seninle bir gece geçirmek istedi."

"OHA! OHA!" Kahkaha attım kocaman. Gülmekten karnıma ağrılar giriyordu. "Ben onlara küfür ediyorum, onlar niye böyle yapıyor?"

"Çünkü sana yalan söyledim. İki saattir millete seni seviyorum diyorsun be."

"NE?!" Onu daha fazla kandırmak istemedim. "Zilan ya!" Kadınlar inatla kapıyı zorlamaya başladılar. "Ablacım emanet araba, yapmayın!" Ulaş mecbur Türkçe anlatmaya başladı derdini kadınlara. "Yahu siktirin!" Diye kükredi bir anda. Pencereye vurunca kadınlar geri çekildi. Ulaş'da gaza bastı.

"Benim sayemde kısmetin açıldı fena mı?"

"Açılmasın o kısmet!" Gülerek önüme döndüm.

"Başını bağlamak gerek seninde."

"Ben başı açık gezerim." Kıkırdadım. "Şuna bak hele." Yine kimi gördü acaba. Önünde ki taksi çekilsin diye kornaya bastı. Adam camını açarak bağırmaya başladı.

"Was ist los, Alter."

"Anama, babama küfür mü etti o piç?"

"Yok yok." Dedim hızla. "Ne var be kardeşim dedi sadece."

"Verrückt" Ulaş'ın ezberi iyi olduğu için deli demişti şuan adama. Adam bunu duyunca geri çekti arabasını. Yan yana giderken adam penceresinden çıkıp Ulaş'a birşey dedi.

"Die Verrückten sind nicht verrückt, verrückt sind die, die ihnen glauben." Adam bunu diyerek gaza bastı. Ulaş kaşlarını çatarak bana döndü. Benim ise o anda kaşlarım havalandı şok içinde.

"Ne dedi o?"

"Güzel cümle kurdu."

"Ne dedi ki? Yoksa aşk itirafı falan mı yine?" Güldüm başımı iki yana sallayarak.

"'Deliler deli değildir, onlara inanlar delidir.' dedi adam." Ulaş gözlerini devirerek önüne döndü. Adam lafı koyup gitti valla. Sinirlerim bozularak gülmeye başladı.

Biraz daha irelledikten sonra Ulaş yolun kenarında durdurdu arabayı. Barın önü arabalarla dolu olduğu için kenarda durdurmuştu. Arabadan inerek baya bir yol irelledik bara doğru. O sırada kenarda Almanca şarkı çalan bir adam gördüm. Gitarıyla yerde oturmuş şarkı okuyordu ve millet başında para veriyorlardı. Burada zaten bar vardı diye müzik sesleri duyuluyordu. O yüzden gece olsa bile millet rahatsız olmuyordu.

Adam müzik çalmayı bırakınca insanlara bakarak gülümsedi. "Hadi gidelim, Zilan." Dedi Ulaş mızmızlanarak. Ay bu çocukkende böyle mızıkçılık yapardı!

"Ben gelmiyorum."

"Nasıl gelmiyorum ya? Ben boşu boşuna mı elin sarhoşuna seni seviyorum dedim?!" O anı hatırlayınca kahkaha attım. "Hadi gel."

"Bende çalmak istiyorum." Ulaş'ın şaşırmasını beklemeden adamın yanına gittim. Elimi uzatarak gülümsedim. "Hallo, ich bin Türkin. Ich möchte gern ein Lied spielen, darf ich?" Adama selam verdim, Türkiye'li olduğumu ve şarkı çalabilirmiyim diye izin aldım.

Adam gülümseyerek elimi sıktı. "Hallo, sehr erfreut. Natürlich können Sie spielen." Tanıştığına memnun olduğunu ve izin verdiğini söylemişti. Gitarını bana verince hemen elime aldım. Çalalım bakalım şarkımızı.

"Gitme, kal." Duraksadım biraz. "Gitme, kal." Yutkundum. "Ya da beni de yanına." Gözlerimi kapattım Türkçe şarkımı okuyarak. "Al da kalmayayım." İç çektim. "Bir başıma bu diyarda." Gözlerim doldu farkında olmadan. "Sensiz olamam, yapamam." Bu sözlerim kime ait olduğu belli. "Beni de al yanına."

Onu çok özledim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18