16. bölüm / 29
Damganın Sırrı15. Bölüm
Bölümler 29Şu an: 15. Bölüm
- 1 Giriş.573 kelime
- 2 1. Bölüm.2.222 kelime
- 3 2. Bölüm.1.969 kelime
- 4 3. Bölüm.2.126 kelime
- 5 4. Bölüm2.107 kelime
- 6 5. Bölüm2.217 kelime
- 7 6. Bölüm1.898 kelime
- 8 7. Bölüm.1.817 kelime
- 9 8. Bölüm.2.096 kelime
- 10 9. Bölüm.1.752 kelime
- 11 10. Bölüm1.971 kelime
- 12 11. Bölüm1.839 kelime
- 13 12. Bölüm1.693 kelime
- 14 13. Bölüm.1.924 kelime
- 15 14. Bölüm1.929 kelime
- 16 15. Bölüm2.165 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 16. Bölüm1.767 kelime
- 18 17. Bölüm1.979 kelime
- 19 18. Bölüm2.073 kelime
- 20 19. Bölüm1.961 kelime
- 21 20. Bölüm.1.952 kelime
- 22 21. Bölüm1.994 kelime
- 23 22. Bölüm1.922 kelime
- 24 23. Bölüm1.840 kelime
- 25 24. Bölüm1.841 kelime
- 26 25. Bölüm1.806 kelime
- 27 26. Bölüm2.099 kelime
- 28 27. Bölüm1.957 kelime
- 29 28. Bölüm.1.927 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
15. Bölüm – Yirmi İki Yıllık Yara
***
14 Eylül 2003
Karan
Küçük kız kardeşimin odasına gittim. Her gece annem ve babam uyuduktan sonra gizlice kardeşim İpek'in odasına gidip onunla oynardım. O kadar sessiz oynardık ki kimse farketmiyordu. Abim Boran bile bilmiyordu bizim uyanık olduğumuzu.
Kardeşim İpek yere oyuncaklarını dökerek beni bekliyordu odasında. Yanına gidince sevinçle zıplamaya başladı. Yeşil gözlerinden anlıyordum sevincini. Ve her zıpladığında savrulan kısa kahverengi saçları. Parmağımı dudaklarıma götürerek sessiz olmasını söyledim.
"Ne oynayalım?" Sordum sessizce. Dudaklarını büzerek omuzunu silkti. "Saklambaç?" Dedim hızla.
"Evet, evet, evet." Fikrimi kabul edip yatağına gitti. Yanından hiç ayırmadığı beyaz ayıcığı eline alıp yüzünü duvara çevirdi. "Boncuk bulacak bizi." Dedi sevinçle. Ardından ayıcığın kulağına mırıldandı. "On'a kadar say, Boncuk."
"Hadi gidelim." Dedim ve kardeşimin odasından çıktım. Kardeşim İpek'in elinden tutup onunla beraber yer aradık saklanmaya. İpek parmağıyla babamın çalışma odasını gösterince oraya gittik.
"Boncuk bizi asla bulamaz." Başımı sallayarak kardeşimi onayladım. Kapıyı sakince kapatıp babamın masasına gittim. İpek ise kapının yanında durup dinliyordu. Boncuk gelirse hemen masanın altına kaçacaktı.
Babamın masasında ki çekmeceyi açarak elimi içine attım. Elime bir kağıt gelince hemen aldım. Bilmediğim birşeyler yazıyordu içinde. Kağıdı tekrar çekmeceye atıp biraz daha aradım birsey. Göremedim için elime değerse onu alıyordum.
Elim metal birşeye değince hemen aldım. İki elimle zorla tutarak silahı çevirdi. Heyecanla İpek'in yanına gittim silahı ona gösterdim. "Baksana silah buldum. Bununla su savaşı oynaya biliriz."
"Yarın oynarız o zaman, abi. Boran abide bizimle oynar." Başımı salladım heyecanla. Bir an önce sabah olursa oynardık. "Onunla nasıl sıkacağız ki su çıksın?"
"Bak şöyle." Kardeşime göstermek isteyince tetiğe bastım ve silah patladı. Silah sesinden irkilince silah elimden düştüğü an kulaklarımı kapattım. Kardeşim İpek ise yerde kanlar içinde yatıyordu. Bedenim titreneye başladı korkuyla.
Ağlamaya başlayınca annem ve babam odaya girdi hızla. Annem girip kardeşimi kanlar içinde görünce çığlık attı. "KIZIM." Diye ağlayınca geri adım attım. Ban kardeşimi öldürdüm mü? Babam kardeşimin bedenini kucağına alarak ağladı sessizce. "BİRŞEY YAP, TAHİR." Dedi annem ağlayarak.
Abim koşarak odaya girince yanıma geldi. Bana sarılıp sakinleşmemi istedi. "Ağlama kardeşim." Dedi on yaşında ki abim.
"Elimden birşey gelemez, Tülin..." Annem ağlayarak kardeşime sarıldı. Ben ise bir ömür unutamadım bunları.
Zilan'ın Anlatımıyla:
Aylar geçmişti o olaydan sonra. Artık Eylül ayındaydık. Gelişme falan yoktu. Aylarım gidiyordu Kayalar konağında. İpucu bile bulamıyordum.
Bir-iki saat önce Karan birşey demeden çekip gitmişti. Nereye gittiğini merak ediyordum ama bana birşey dememişti. Bende aynanın karşısında kalbimin üzerinde ki sargıyı düzelttim. Hala Ulaş'dan başka kimse bilmiyordu bu sargının altına olanı.
Odadan çıkınca Zafer'le karşılaştım. "Karan bir yere gitti, sen biliyor musun nereye gittiğini?"
"Bu günün tarihi ne?" Telefonumdan baktım tarihe.
"On dört Eylül." Acıyla başını salladı.
"Mezarlıktadır." Kaşlarımı çattım. "Kardeşi İpek'in ölüm günü bugün. Tam yirmi iki yıl..." Kalbim sıkıştı o an. Kim bilir ne haldedir şimdi Karan.
"Nerede bu mezarlık?"
"Buraya yakın olan vardı ya hani, o işte." Orayı biliyorum işte. Cevap vermiyerek Zafer'in yanından ayrılıp merdivenlere yöneldim. Merdivenleri hızla inip evden ayrıldım. Ben kendi arabamla bilerek kaza yaptıktan sonra Karan bana yeni bir araba almıştı.
Karan'ın bana aldığı siyah arabaya binip buraya yakın olan mezarlığa gittim. Beş dakikalık yoldu zaten. Karan'la olan ortak özelliğimiz, acıydı. Kardeş acısıydı... Benim kardeşlerimin gözümün önünde öldü, Karan ise kardeşini kendisi öldürdü. Acı, ama gerçek...
Sarı saçlarımı arkaya iterek üzerimde ki deri siyah ceketi düzelttim. Bu akşam birde davet vardı. Bu daveti babam düzenliyordu bizim restoranımızda. Kameralara sahte mutluluk pozları verecektik. Babamla görüşünce karnıma sahte plastik takıyordum. Beş-altı aylık hamile kadın rolünü yaparak. Ama bu işe bir son verecektik Karan'la beraber. Bebeğimizi kaybetmişiz gibi sahte kaza düzenleyecektik.
Mezarlığa varınca hemen indim arabadan. Uzakta birini görünce o tarafa doğru gittim. Gözlerimi kısarak net görmeye çalıştım. Evet, bu Karan'dı.
Arkasından yaklaşınca Karan dönüp bana baktı. Akan göz yaşlarını silerek önüne döndü. "Zafer mi söyledi burada olduğumu?"
"Evet." Diye kısa bir cevap verdim. Yanına gittim yavaş adımlarla. Küçücük bir mezarlığı vardı. Sonuçta üç yaşında hayatını kaybetti. "İyi misin sen?" Başını iki yana salladı.
"Mezar taşında yazılana baksana." Küçük taşta yazılana bakınca gözlerim doldu acıyla.
İpek Kayalar.
D.T: 13.09.2000
Ö.T: 14.09.2003
Üç yaşı olur olmaz ertesi gün ölmüştü. Hemde abisi tarafından... Hayat niye böyle acımasız? Sevdiklerimizi elimizden alıp bizi mahvediyor.
"Dünde buraya geldin o zaman?" İki saat ortalıkta olmadı çünkü annesiyle beraber. Başını salladı cevap olarak. Mezarlığın etrafında küçük oyuncaklar vardı. Burada bir bebek vardı...
"Dün yirmi beş yaşına girdi." Diye mırıldandı toprağı eline alarak. "Kendimi asla affetmiyeceğim." Kendimi tutamayarak ağlamaya başladım. Karan'ın kolundan tutarak kaldırdım onu ve ona kocaman sarıldım. Acısını en iyi ben bilirdim.
"Sende çocuktun o zaman." Diyerek teselli ettim onu. "Kendini suçlama." Kollarını kaldırarak bana sarıldı.
"Çok özlüyorum onu." Geri çekilip göz yaşlarını sakladı benden. "Ne kardeşim var, ne abim. Yalnız kaldım ben artık."
"Ben varım." Dedim. "Ben seni asla bırakmam ki." Elimi uzatarak yanağında ki gözyaşını sildim baş parmağımla. "Seviyorum ben seni." Ona defalarca bunu dememe rağmen karı-koca olamadık tam. Hayatımız o kadar karışıktı ki ilişkimizi sürdüremiyorduk. Ona aylardır onu sevdiğimi söylüyordum yalandan. Planımdan geri dönmüyordum, onu kandırmaya devam edecektim. Onu sevdiğimi söylesem bile Karan mesafeli gibi, planı anladı bence ama susuyor.
"Bende seviyorum seni." Yanağımı okşadı nazikçe. Kardeşinin mezarına bakarak burukça gülümsedi. "Sana bahsettiğim kız bu işte."
Kaşlarım havalandı. "Kardeşine benden mi bahsettin?"
"Yıllarca hemde." Burukça gülümsedim. "Neyse güzelim, biz artık gidelim." Dedi kardeşine. "Ben yine geleceğim." Yanımdan geçip gidince son kez toprağa elimi bastım.
"Nur içinde uyu, ufaklık." Diye mırıldanıp Karan'ın peşinden gittim. Burada daha fazla kalsaydı ağlaya bilirdi, onu öyle görmemi istemiyor.
Benim arabama doğru gittik yavaş adımlarla. Karan geçip yan koltukta oturunca bende direksiyon başına geçtim. Kemerimizi bağlayıp arabayı çalıştırdım.
Yola çıkarak eve doğru gittik. Yol boyunca tek kelime bile etmedik. Sessiz geçen yolculuğun ardından eve varmıştık. Üst kata doğru çıkınca ben odaya gitmek istedim ama Karan izin vermedi.
"Benimle gelsene." Peşine düştüm dediğini yaparak. Bizim odamızdan iki oda sonra olan odaya gelip durdu. Kapı açarak içeri girdi. Onunla beraber girince etrafa bakındım. Herşey eskiydi, çünkü İpek öldükten sonra bu odaya dokunmamışlardı. Temizdi, ama eskiydi herşey.
"Kardeşinin odası, çok tatlı." Burukça gülümsedi.
"Ölmeden önce birkaç dakika evvel bu yatakta uyumuştu." Yataktan nasıl kalkmışsa öylece kalmış. Yatak bile toplanamıştı. Pembe duvar kağıdı, prenses çarşaf, yerde olan oyuncaklar. "Her gün tozunu alıyorlar, ama hiçbir şeyin yerini değişmiyorlar." Kalbim sıkıştı o an.
"Bu niye yerde?" Sordum yerde ki beyaz ayıcığı göstererek. Yüzü duvara dönük halde kalmıştı.
"İpek'le saklambaç oynuyorduk. Boncuk bizi bulacaktı güya. Bizde babamın çalışma odasında sakladık. Sonrasını biliyorsun işte." Başımı salladım. Biliyorum maalesef. Çok acı bir hikayesi vardı üç yaşında ki İpek'in. "İpek'in gelip sobelemesini bekliyor herhalde." Diyerek ağlamaya başladı. Kalbime o an bir ok girdi sanki. Derin nefes almak için odadan çıktım, kapının yanında durup derin nefes alıp vermeye başladım.
Geçen hafta Karan'ın telefon ekranında gördüm küçük bir kız. Sorduğumda İpek olduğunu söylemişti. Çok tatlı bir kızdı kendisi. Yeşil gözleri, kısa saçı vardı. Kahküllü bir kızdı hatta. Yanağına gamzesi vardı. Ama o güzellik şuan hayatta değildi.
🖤🩹
Akşam olmuştu. Zorda olsa Karan toparlanmıştı bir şekilde. Birazda Yücel restoranında geçecektik hep beraber. Karan çoktan hazırlanıp dışarda bekliyordu. Tülin ablalar ise çoktan oraya varmışlardı. Kombinim yüzünden yakam gözükmüyordu, o yüzden sargı yapmadım kalbime.
Aynanın karşısında durduğumda ilk fark ettiğim şey, bu kombinin bana verdiği sakin ama güçlü his. Üzerimde yumuşacık, boğazlı, açık tonlarda bir triko var. Kolları hafif bol yürürken, nefes alırken benimle birlikte hareket ediyor sanki. Eteğimle aynı tonda olması hoşuma gidiyor, çünkü abartmadan uyum sağlıyor.
Etek ribanalı ve uzun vücudumu sıkmadan sarıyor. Elimi plastik karnımın üzerine koyduğumda hem rahatım hem de kendimi korunaklı hissediyorum. Ne çok iddialı ne de sıradan.
Saçlarımı doğal bıraktım. Dalgalar omuzlarımdan aşağı süzülürken kombinin sadeliğini tamamlıyor. Hazır olduktan sonra siyah çantamı alıp içine telefon sıkıştırdım. Odadan çıkıp merdivenleri tek, tek indim. Uzun merdiveni indikten sonra evden çıktım.
Karan geldiğimi görünce baştan aşağı beni süzdü. Ağır adımlara yanına gidince kocaman gülümsedi. "Geldim." Diyerek gülümsedim karşılıklı olarak.
"Çok güzel olmuşsun."
"Teşekkür ederim. Sende çok yakışıklı olmuşsun." Gerçekten de çok şık olmuştu. Simsiyah takım elbise giymişti, ve bu Karan'a çok yakışıyordu. "Gidelim hadi." Diyerek arabanın diğer tarafına geçtim. Kapıyı açarak oturunca Karan'da direksiyon başına geçti.
Kemerimi takarken Karan çoktan arabayı çalıştırmıştı. Kemerimi takıp önüme dönünce evin bahçesinden çıkıp ana yola çıkmıştık. Üstünü düzeltip öksürdüm boğazımı temizleyerek. Şarkı açmak için tablete uzandım. Tam ortada tablet gibi birşey vardı, buradan istediğim şarkıyı açabilirdim. Şarkıları kaydırdım ama hepsi Karadeniz şarkısıydı.
"Karadeniz şarkıları çokmuş."
"Severim." Belliydi zaten sevdiği. "Birini açsana." Yeni keşfettiğim ama bayıldığım bir şarkı vardı. Aramalardan şarkının adını yazıp şarkıyı açtım.
"Benden sana gelsin." Diye mırıldandım gülerek.
Hülya Polat – Gaybana.
Karan şarkının adına bakınca kahkaha attı. Geçen hafta keşfettim bu şarkıyı. Bunu Karan'a mutlaka dinletmem gerek diyerek aklımda tutmuştum.
Şarkı çalmaya devam ederken bir anda Karan devam ettirdi şarkıyı. "Gelmedi yar selamun. Yokki bana merağun." Sesi gayet güzeldi. "İlaci ol ilaci. Yureğumde yaranun." Dedi ve ardından tekrarladı yine. "İlaci ol ilaci. Yureğumde yaranun."
Devam etmesine izin vermiyerek şarkının bu kısmınıda son ses okumaya başladım. "Aşık oldum vaybana. Yakti beni gaybana." Göz ucuyla Karan'a baktım. "Sevupta alamazsam, Ne faydesi var bana..." Sevmiş olmalı ki yüzünde ki gülümseme hiç kaybolmadı.
Uzanarak şarkının sesini kıstı. "Sen gerçekten seviyormuşsun beni." İnanmıyordu galiba ama okuduğum şarkıdan sonra inanmaya başladı. Her şirkete gittiğinde yanağımdan öpüp giderdi oysa.
"Seviyorum tabi." Sol eliyle direksiyonu kontrol edince sağ elini elimin üzeri koydu. Avucunun içine elimi alarak elimin üstüne öpücük kondurdu. Yalandan gülümseyip avuç içimi onun yanağına bastırdım. Sakalı avuç içimi gıdıklasa da elimi çekmedim. Çok sakallı biri değildi aslında, kirli sakallıydı.
Elimi geri çekerek günlerdir beynimi kurcalayan o soruyu sordum. "Bu hamilelik işini ne yapacağız?"
"Sana yakışıyor." Kıkırdadım. Evet, bana yakışıyor bu sahte hamilelik. "Ama ben düşündüm. Merdivenlerden düşmüşsün gibi yapacağız."
"Bak bu olur." Dedim onaylayarak. Dışarda kaza olmuş gibi yaparsak yalanımız ortaya çıkabilirdi. Evin içinde birşey isbat etmeye gerek yoktu. "Yalandan başıma sargı falan takarım olup biter."
"Yarın yapalım bu oyunu o zaman." Başımı salladım onaylayarak. O role iyice girmem gerekti. Amacım sadece babamın inanması.
🖤🩹
Restorana vardığımızda yolun kenarında durduk. Her yerde bizim fotoğrafımızı çekiyorlardı. Karan arabadan inerek yanıma gelip kapımı açtı. Korumalar habarcilerin yanımıza yaklaşmalarını engelliyordu. Elimi karnıma koyarak zorla ayağa kalktım.
Bir kadın mikrofonu bize doğru tuttu. "Röportaj alabilir miyiz sizden?"
"Kısa olsun lütfen. Karım hamile olduğu için içeri geçmemiz gerek." Diyerek kolumu tuttu Karan.
"Evliliğiniz nasıl gidiyor?" Bu ne saçma soru.
"İyi gidiyor arkadaşlar, nazarınız değecek bize yapmayın." Mutlu kadın rolünü oynadım. "Birkaç ay sonra bebeğimizi kucağımıza alınca çok daha mutlu olacağız."
"Sağlıkla." Dedi biri. "Bebeğiniz erkekti değil mi?" Yalandan bir röportaj da erkek olacağını demiştim.
"Evet, oğlumuz olacak." Dedim. "Hatta ismini Aslan olarak düşünüyoruz ama bakalım." Aklıma gelen ilk ismi araya sıkıştırdım.
"Karınızı çok sevdiğiniz belli Karan bey. Birkaç şey söylemek ister misiniz?" Erkek bir haberci mikrofonu Karan'a yaklaştırınca Karan gülümsedi. Bende o sırada gözümü alan ışığı kesmelerini söyledim.
"Karımı çok seviyorum. İyi ki benim karım kendisi." Diyerek yanağımdan öptü kocaman. "Kurban olurum ben karıma." Benim dediklerim sahteydi ama Karan içinden geçenleri söylüyordu. Bu canımı acıtıyordu.
"O zaman bir fotoğrafınızı alalım. Sizi de daha fazla tutmayalım hemde." Karan sağ elini belime atınca sol elini karnıma koydu. Benimde bir elim yanımda, sağ elimi ise Karan'ın elinin üzerine koyup kameralara gülümsedik. Bilmem kaç tane her açıdan fotoğrafımızı çektikten sonra içeri doğru yürüdük Karan'la.
Karan'ın telefonu çalınca cebinden çıkardı. "Aslı arıyor." Ne alaka ya gece gece. "Söyle." Diyerek aramayı açtı ve hoparlöre koydu.
"Paramı ne zaman arttıracaksın?" Karan sinirle gözlerini kapattı.
"Daha geçen ay beşyüz bin gönderdim, yetmiyor mu lan?!" Ulaş'a birşey demesin diye her ay parasını ödüyordu oruspunun.
"Bir milyon isterim."
Telefona yaklaştım. "Kızım bak seni gebertirim. Sana ne kadar gönderiyorsak sus otur!" Dedim öfkeyle. Aramayı sonlandırıp sıkıntılı bir iç çektim. "Akşam akşam uğraştığımız şeye bak!"
"Tamam, takma kafana." Diyerek elini omuzuma koydu. "Gel geçelim." Karan'la beraber içeri girince herkes bize döndü.
Soykıran ailesi ve Tülin abla kenarda oturmuşlardı. Babam ise ayakta durmuş etrafa bakıyordu. Geldiğimizi görünce gülümsedi. Babamın yanına gidince karnıma dikkat ederek sarıldı bana.
"Nasılsın kızım?"
"İyiyim genel olarak ama bu yaramaz torunun tekmeliyor sürekli." Hergün biraz daha inanıyordu babam hamile olduğuma. Babamı kandırmak hiç içime sinmiyordu.
"Olur öyle. Sende annenin karnını tekmelerdin, kadın hergün seni şikayet ederdi bana." Burukça gülümsedi. Ah, canım annem benim. Keşke yaşasaydı, beni bırakmasaydı.
"Canım, ben bizimkilerin yanındayım." Başımı sallayınca Karan ailesinin olduğu masaya gitti. Babam sinirle Karan'a bakıp bana döndü.
"Ulaş seni arıyordu." Etrafa baktım.
"Nerede ki?" Kenarda durup elini önünde birleştirmiş Ulaş'ı görünce gülümsedim. Elimi kaldırarak el salladım ona. "Heh, gördüm. Ben gideyim o zaman." Babamın yanından ayrılıp Ulaş'ın yanına gittim.
Siyah saçının kenarları yoktu. Berbere gittiği belliydi. Sakalsız halinde mavi gözleri biraz daha belki oluyordu. "Ulaş." Dedim onu süzerek. "Bu ne yakışıklılık lan?" Ulaş gülümseyerek sarıldı bana.
"Nasılsın anne Zilan?" Diyerek dalga geçince geri çekildim.
"İyi işte." Dedim mırıldanarak. "Yarın merdivenlerden düşmüş gibi yapacağım. Oyunu bitirmemiz gerek artık." Başını saldı.
"Çok uzadı zaten." Dedi. "Sen Karan'dan ne zaman kurtulacaksın?"
"İki ay sonra gidiyoruz ya hani." Plan yapmıştık Ulaş'la beraber. Ölü gösterecektim kendimi herkese. Bir tek Ulaş ve babam bilecekti yaşadığımı. İki ay sonra Almaniya'ya gidecektik Ulaş'la ama Karan beni öldü bilecek. Ondan kurtulmamın tek yolu buydu.
Babam ise çocuğumun öldüğü için psikolojim düzelsin diye oraya gittiğimi sanacaktı, Karan'dan kaçtığımı değil.
Ulaş cevap vermiyerek etrafa bakınınca bir yerde donup kaldı. Onun baktığı yöne başımı çevirince restorandan içeri ağır adımlara giren Aslı'yı gördüm.
"Kahretsin!" Diye fısıldadım panikle.
Bölüm etkileşimi
