8. bölüm / 34
Bize Kalan Kırık Düşler8. Bölüm
Bölümler 34Şu an: 8. Bölüm
- 1 1.Bölüm2.437 kelime
- 2 2.Bölüm2.775 kelime
- 3 3.Bölüm2.943 kelime
- 4 4.Bölüm2.980 kelime
- 5 5. Bölüm2.441 kelime
- 6 6. Bölüm2.469 kelime
- 7 7. Bölüm2.340 kelime
- 8 8. Bölüm2.461 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm2.474 kelime
- 10 10. Bölüm1.992 kelime
- 11 11. Bölüm3.095 kelime
- 12 12. Bölüm2.334 kelime
- 13 13. Bölüm2.765 kelime
- 14 14. Bölüm2.521 kelime
- 15 15. Bölüm (özel)2.214 kelime
- 16 16. Bölüm2.114 kelime
- 17 17. Bölüm2.093 kelime
- 18 18. Bölüm5.726 kelime
- 19 19. Bölüm2.703 kelime
- 20 20. Bölüm3.665 kelime
- 21 21. Bölüm2.745 kelime
- 22 22. Bölüm3.010 kelime
- 23 23. Bölüm3.113 kelime
- 24 24. Bölüm3.248 kelime
- 25 25. Bölüm2.416 kelime
- 26 26. Bölüm3.655 kelime
- 27 27. Bölüm3.248 kelime
- 28 28. Bölüm5.511 kelime
- 29 29. Bölüm2.447 kelime
- 30 30. Bölüm2.237 kelime
- 31 31. Bölüm2.454 kelime
- 32 32. Bölüm2.260 kelime
- 33 Mektuplar1.038 kelime
- 34 !Okumadan Olmaz!252 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(2 gün sonra)
Bir yeri, bir olayı güzel kılan şey onun güzel olması değildi. Yanında sevdiğimiz birisi olunca çöplükte bile yaşayâbilirdi insan. Ama ben konforlu bir hayat sağlamak isterdim.
Bunu başarmıştım. 2 gün gibi kısa bir sürede bütün düzenimizi oturtmuştuk. Annemin ve teyzemin yardımıyla evin tamamını temizlemiştik. İki katlı, bahçeli, havuzlu müstakil bir evdi.
Saat on olmuştu. Şuan yaptığımız şey Gece'nin odasında yere oturmuş, oyuncak ayımız, sevgili filimiz, tavşanımız, kurbağa vırak ve olmazsa olmaz pandamız Pada'ya olmayan kahve hazırlıyoruk. Biraz daha olmayan kahveden içersek kafein komasına girecektik. Çünkü biz yaklaşık 13 kez olmayan kahveyi yapmış olmamıza rağmen oyuncak hayvanlarımızın olmayan canı sürekli olmayan kahve istemişti.
"Sizde bir fincan daha kahve alır mısınız efendim?" Dedi bir gardon edası ile. İstemezdim, kesinlikle istemezdim ama o beni umursamamış, cevabımı duymadan iki fincana olmayan kahveyi koymuştu.
Gerçi cevabım istemem yönünde olacaktı.
"Neden olmasın, yanında kurabiye de alayım lütfen." Dediğimde kaşlarını çatarak bana baktı.
"Anne." Dedi sızlanır gibi. "Kahvemiz kalmadı, artık içmesen olmaz mı?" Son kalan fincanları fil ve Pada'nın önüne koydu. Allah'ım şükürler olsun.
İyi de zaten kendisi sorup duruyordu.
"Sorun değil güzelim benim. Kahve alınca yaparız art-" diyecekken beklenmedik bir ses ulaştı kulaklarıma.
Bu ses bir silaha ait olan o tok sesti.
Art arda bir kaç kez daha silah sesi duyunca telaşa kapıldım. Ben korku filmlerindeki sesi duyunca merak edip onun peşine düşen ve çoğunlukla ilk ölen aptal ve sarışın kızın kumrala yakın ve zeki haliydim.
"Gece." Dedim ellerimi kollarına koyarak. "Sakın aşağı inme ben gelene kadar. Ve sakın sesler kesilene kadar ayağa kalkma, kulaklarını kapat. Tamam mı bebeğim?" Tereddütsüz bir biçimde kafasını salladı. Bana sorgusuz sualsiz güveniyordu.
Onay alınca ayağa kalktım ve dışarı çıktım. Merdivenlerden hızlı bir şekilde indim ve kapının önüne geldim. Derin bir nefes alıp kapıyı açtım.
Bahçemizde üç kişinin karartısı vardı. Gelen silah sesinden anlaşıldığı kadarıyla elinde silah vardı ve dışarı sıkıyordu. Sokak lambasının ışığından anladığım kadarıyla ise birisi vurulmuştu. Omzundan vurulmuştu ve kan kaybediyordu. Çok kan kaybediyordu hem de.
"Abi, iyi misin?" Dedi bir ses. Kalın bir erkek sesiydi bu ve sesi hiç duymamıştım.
"Kırgız" dedi bir başkası. Kırgız çok değişik bir isimdi. Kim, neden böyle bir isim tercih etsindi ki? Sanki ülkeydi bu adam. "Vuruldum mu lan. Bak ben sapasağlam bir şekilde duruyorum çünkü kimsenin ahını almadım." Dalga geçer şekilde çıkan sesi bir yerden tanıyordum.
"Duvar dibinde sessiz şekilde ilerlemeye başladım. Hava soğuktu ve üzerimde ince bir kazak vardı sadece. Üşüyordum ama bahçemde silahlı adamlar varken üşümek çok umrumda değildi.
"Sergen, belanı sikerim senin. Pezevenk herife bak ya, gelmiş dalga geçiyor benimle. Zaten gözümün önü kararıyor. Öldürürüm seni." Diye kükredi. Umarım bu sadece bomboş bir tehdittir.
Silah sesleri arttıkça artıyordu. Bir de siren sesleri gelmeye başlamıştı. Yanlarına ulaştığımda omzundan vurulmuş olan adamın sağlam olan omzuna dokundum. Arkasına dönüp silahını bana doğrulttu.
"Sakin olun yardım etmeye geldim. İzin verin yardım edeyim. Çok kan kaybediyorsunuz" diye fısıldadım. Normalde umrumda olmazdı ama benim bahçemde bulunuyordu şu anda.
"İstemez." Silahını indirmişti. Silah sesleri ise azalmaya başlamıştı.
"Kırgız" Sergen dediği adam demişti bunu. "Hanım efendi haklı. Gerçekten çok fazla kan kaybediyorsun. Baksın iki dakika yarana." Dedi ardından itiraz edeceğini anlamış gibi ekledi. "O da bunu isterdi."
O kimdi bilmiyordum ve ilgilenmiyordum da. Ama onlar için önemli biri olduğu kesindi.
"Tamam" dedi ağzının içinde. Yine duvarın önünde hızla yürüyerek eve ulaştık.
Üçü de geçince kapıyı kapattım. Onlara dönüp içeri gösterdim. "Siz geçin hemen geliyorum."
Alt katta bulunan banyodan ilk yardım çantasını aldım. Aslında lazım olan çok şey olmasada getirip kendimizi havalı gösterebilirdik sonuç olarak. Geri döndüğümde üçünün de salonda ayakta durduğunu görünce şaşkınlıkla kaşlarım yukarı kalktı.
"Niye oturmuyorsunuz?" Öyle dediğimde üçü de hemen oturdu. Kırgız dedikleri esmer adamın yanına gittim.
Bana bakmıyordu. Hiçbir şekilde bana bakma girişiminde bulunmuyordu. "Lütfen gömleğinizi çıkarır mısınız?"
Hâlâ bana bakmıyordu ama söylediğime kaşları çatılmıştı. "Hanım efendi ben sizin sandığınız gibi bir erkek değilim. Ben sevdiğim kadınla olan ilişkime ihanet etmem."
Sevdiği kızın şansı büyüktür herşey...
"Kız da sana üstünü çıkar, onu unut demiyor zaten. Sana 'gel bir gece geçirelim' demiş gibi bakma. Gömleğini çıkar da hanımefendi yarana baksın." Sergen dedikleri adamın sesi nefret edermiş gibi çıkıyordu. Ama onu düşündüğü de belliydi.
Yüzünü 'aman bir yerlerimin kenarı' dermiş gibi bir ifadeye büründürüp gömleğini çıkardı. O gömleğini çıkarırken ben de malzemeleri ayarlamak için ilk yardım çantasını açtım. Yaraya bakmak için döndüğümde baklavalarına kısa bir an gözüm çarptı.
Hemen gözlerimi çekip omzundaki yaraya baktım. Yarası derin değildi. Kurşun sadece sıyırmıştı. Dikiş atılsa yeterdi ki ben bunu da öğrenmiştim. Yarayı uyuşturmak için anestezi uygalayacakken sert bir şekilde sesini duydum.
"Ona gerek yok."
"Ama acır." Masum çıkan sesime lanet okudum. Bana neydi bu adamdan?
"Doktor musun nesin, gerek yoksa yoktur." Canı yandığı için sert konuşuyordur İnşallah yoksa ağzından girip mabadından çıkardım.
Aman zaten çok da tındı. Direk elime eldiven geçirdim ve bir pamuğa tentürdiyot damlattım ve acımasızca yaraya bastırdım. Sonuçta ben psikologtum, doktor değildim. Acı içinde dişlerini sıktı, kasları gerildi ama tek kelime etmedi. Yarayı temizleyip dikiş attım acemi olmayan ama usta sayılmayan bir şekilde.
Kırgız'ın beni dinlemeyeceğini bildiğim için Sergen denilen adama baktım. "Hastaneye gidip dikişleri aldırmayı unutmayın." Aldırmak, en nefret ettiğim kelime olmuştu.
"Siz alamaz mısınız?" Dediğinde hafif gülümseyip konuştum.
"Ben doktor değilim beyefendi."
Dikiş atan herkes doktor olsaydı eğer annem de doktor olurdu. Ama annem doktor değildi.
"Sizde değişik bir şey var" dedi Kırgız. Değişik bir şey derken ne demek istemişti? "Ama ihtimal dahilinde değil. O olsaydınız farklı olurdu." Kendinden çok emin konuşma demek isterdim.
"İnsan insana benzermiş." Bana bakmaması işime geliyordu açıkçası. "Şimdi çıkmayın, polisler dışarıda ise benim de başım derde girer. Sizi biraz misafir edeyim. Çay, kahve ne alırsınız?" Hiç kimseyi misafir etmek gibi bir isteğim olmasa da bu geceyi karakolda geçirmezdim.
"Önce tanışalım." Dedi Sergen. Kendini göstererek "Sergen ben." Dedi ardından yanındakini göstererek. "Ahmet bu da."
En son onu gösterdi. Babamdan sonraki ilk ve son aşkımı, Ömer'i gösterdi. Evet Ömer Cihan Alkanlar yaklaşık altı yıl sonra ilk defa karşımda oturuyordu.
"Bu Kırgız dediğimiz ruh manyağı da Cihan. Haberlerden tanıyorsunuzdur belki?" Kendimden emin bir şekilde cevap verdim.
"Hayır." Benim tanıdığım kişi Ömer'di. Cihan diye birisini tanımıyor, tanımak da istemiyordum.
"Olabilir, her neyse." Diye geçiştirdi. Beni gerçekten tanımamışlardı. Sadece saçımı kesip, uçlarını boyamıştım. Yüzümde ise...
Evet yüzümde boya vardı. Az önce yaptığımız boya. "Sizi bir yerden tanıyor olabilir miyim?" Dedi gözlerini kısarak.
"Ece Bağcı, psikologum. Türkiye çapında çokça konuşulan bir psikolog olduğumdan tanıyor olabilirsiniz. Onun haricinde birbirimizi tanımıyoruz." Beni tanımayın, tanımazlıktan gelin ya da. "Neyse az önceki soruma cevap alayım ben. Çay mı kahve mi?" Dedim tekrardan. "Zahmet falan olmasın demeyin, olsa sormazdım zaten."
Cihan dedikleri adama dönüp bana baktı Sergen. "Sade kahve alalım biz o zaman."
Kafamı salladım ve ilk yardım çantasını hızla toplayıp banyoya bıraktım. Oradan çıkıp mutfağa doğru yürüdüm.
Dolaptan cezveyi çıkardım. Ardından diğer dolaptan kahveyi çıkarınca aklıma gelen şeyle duraksadım.
Aklıma dank eden düşünce ile gözlerim fincan gibi açıldı.
Kahve...
Olmayan kahve...
Oyuncakların istediği kahve...
Gece...
Gece yukarıda kalmıştı...
Hızla mutfaktan çıkıp üst kata koştum. Hızla Gece'nin odasına girdim. Yavrum; kulaklarını kapamış, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Hızlı adımlarla yanına ulaştım. Kollarından tutunca irkildi ve gözlüğünü açtı. Beni görünce hızlı bir şekilde kollarını boynuma doladı.
"İyi misin kuzum?" Değildi. Olmayacaktı, travması olacaktı ama asla unutmayacaktı. "Ben iyiyim, sen iyisin, Pada bile iyi." Pandasını elime aldım. "Al pandanı bebeğim." Uzattığım pandayı eline aldı. Şu an aşağıdaki adamları umursamayıp Gece ile burada uyuyabilirdim ama onlara güvenmiyordum.
"Hadi annem, aşağı inelim." Dedim gözyaşlarını silip. Kucağıma alıp odadan çıktım. Yavaşça merdivenlerden inip mutfağa geçtik.
İçerideki adamların ne yaptığı umrumda bile değildi. Şu an bencil değil, Gececil'dim. Sadece onu düşünüyordum. Onlardan korkucaktı fazlası ile ama yapacak bir şey yoktu. Hem ben yanındaydım.
Birlikte kahveleri yaptık ve üç fincana koyduk. "Bak, kahvemiz varmış. Artık komaya girebiliriz." Dediğimde hafifçe güldü çünkü gülerek söylemiştim. "Gel aşkım, içeri gidiyoruz." Dedim. Sandalyeden kalkıp kazağımın ucundan tuttu.
"Gece, herhangi bir şey desene annem." Ya korkudan dilini yutmuşsa ne olacaktı?
"Ne diyim annem?" Dediğinde rahat bir nefes aldım.
"Seni seviyorum diyebilirsin mesela." Evet bunu diyebilirdi.
"Seni çok seviyorum annem." Kurban olurum ben bu çocuğa.
Seni yerim çocuk.
Ona gülümseyip içeri geçtiğimizde birşey hakkında tartışıyordu üçü. Bizi görünce sustular. Yanımda Gece'yi görünce hepsi şaşırmıştı ama en çok o.
İlk Sergen'e sonra onun yanındaki Ahmet'e uzattım kahvelerini. Onlar tepsiden alınca ona ilerledim ve tepsiyi uzattım. Bana bakmadan kahvesini aldı.
Eğer ayrılmasaydık belki bugün sade değil tuzlu kahve içerdi. Bir an düşünsem de bunun imkansızlığı ile yüzleştim bir kez daha. Yoktu, olamazdı. O bok içerdi tuzlu kahveyi ama illaki bir kişiye içermek zorunda olsam ona verirdim tuzlu kahvemi.
Hayaller ve hayatlar...
Gece ile birlikte üçünden en uzak yere oturmuştuk. Yani o benim kucağıma oturtmuştu. Kulağına eğilip "Ballı süt ister misin?" Diye sordum. Bana bakıyordu zaten bu yüzden gözlerini kırpmasından anlamıştım istediğini.
Ayağa kalkmadan önce Gece'yi yan tarafıma bıraktım. "Hemen geleceğim bebeğim." Mutfağa gittim ve dolaptan süt ve bal çıkardım. Dolabın kapağını örttüğüm sırada kapıda Gece'yi gördüm.
"Bir sorun mu var güzelim?" Tek gözümü kapatıp kafamı hızla sağa sola salladım hayırdır demek maksadıyla.
İçeri girdi mutfaktan ve bana iyice yaklaştı. Eli ile eğilmemi istediğinde onunla aynı boya geldim.
"Anne içerideki abiler ne zaman gidecek?"dedi sessizce. O adamın babası olduğunu bilse aynı şeyi söyler miydi acaba?
"Birazdan da niye sordun bebeğim?" Hele bir şey demiş olsunlar kızıma. İşte o zaman 18 yaşında herşeyden kaçan Ece Işıklar'ı bulanmazdı karşısında. O zaman ona dünyayı dar ederdim.
"Çok korkunç görünüyorlar anne. Bir de dayımın izlediği filmdeki adamda olan o siyah şeyden var hepsinde. Şey, silah" Bilerek mi yapıyordu bunu? Beni hatırlamıştı da daha fazla hayatımı karartmaya mı çalışıyordu acaba?
Başının üstüne minik bir buse kondurdum. Gece hiç görmemiş olduğu babasından korkmuştu, hatta ne zaman gideceğini soruyordu. Kendini ve beni tehlikede hissettiği için yaptığı belliydi çünkü az önce çok fazla silah sesi duymuştu. Bu çocuk balkondan Pada düştü diye ağlamıştı. Doğal olarak her çocuk gibi silah sesinden korkacaktı.
Oysaki hayalindeki baba motifi arkadaşlarının babaları gibiydi. Okul çıkışı onu alacak, birlikte parka gidecekti. Oysa onun babası onu parka değil poligona götürürdü ancak. Ben buna izin vermezdim ama.
Ayağa kalkarken ona cevap verdim. "Korkulacak birşey yok. Misafirimiz onlar bizim, tamam mı?" Gözlerindeki korkunun izleri yerinde duruyordu. O yaralıydı ve az önce olanlardan ötürü yeni bir yaraya daha sahip olmuştu.
Ondan bana kalan kırılmış bir kalpti.
Ondan kızıma kalan imkânsız düşlerdi.
Ondan bize kalan kırık düşlerdi.
Arkamı dönüp ballı sütü hazırlamaya başladım. Sütü bardağa koydum. Üstüne balı ekleyecekken yine arkamdan kızımın sesi geldi.
"Anne." Tereddüt eden ses tonu bir şeyler fısıldayacağını söylüyordu.
"He annem, söyle bakalım ne oldu?" Biraz bal ekledim sütüne. Sonra karıştırmaya başladım.
"Keşke hiç buraya gelmeseydik." Beynimden vuruldum. "Ben Bursa'ya gitmek istiyorum. Sevmedim burayı." Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Sen bir de değer verdiğin annenin burada yaşadığı şeyleri duy Gece. O zaman gör nasıl sevmediğini.
Ufak bir tebessüm ile arkama döndüm ve sütü Gece'nin eline tutuşturdum. "Bir olay meydana geldikten sonra keşke demek en mantıksız şeydir çünkü olanı değiştirmen imkansız."
Yaşanıp biten birşeyi değiştiremezdik. Elimi sırtına koydum ve kendimle beraber onu da yürütmeye başladım. Tam salona girecekken içeriden gelen konuşma ile duraksadım. Benim durmamın üzerine Gece'de durdu. Bana baktığında işaret parmağımı dudaklarıma bastırdım. İkimiz de sessizce içeriden gelen sesleri dinlemeye başladık.
Bu kötü bir şeydi ve şuan kızıma iyi bir örnek oluşturmuyordum ama şu anda çok umursamıyordum.
"Abi, ben hiç görmedim, tanımıyorum ama pek mantıklı gelmiyor bu bana. İmkânsız gibi bir şey bu" dedi Ahmet. Mantıklı olmayan neydi?
"Ben gördüm Ahmedo." Dedi Sergen sert bir biçimde. Israr eder gibi çıkmıştı sesi. "Bizim arkadaşımız değil bu kadın. Kardeşimizden eser yok." Benden bahsediyorlardı.
"Belki o kadın olmadığındandır abi. İnsanlar çift şekilde yaratılmıştır sonuçta." Ahmet'in beni tanımaması iyi olmuştu. Acaba Erkan ve Sıla ne yapıyordu?
"Bakın." Bu ses ona aitti. Otoriter çıkan sesi insanı mest ediyordu. "Parfüm kokusu altında saklanan akasya çiçeği kokusu var lan kadında. Sesi aynı, gizlemeye çalıştığı kokusu aynı, gözlerine baksam emin olacağım ama yapamam. Ona ihanet etmiş olurum öyle ama yapamam. Bu kadarını ona yaşatamam." Dedi.
Kimden bahsetmişti ihanet edeceğim derken? Benim olma ihtimalim yoktu. Onun bildiği kadarıyla ben şu an burada yoktum.
Aklımda yıllar önce Buse'nin sorduğu soru düştü birden. Cevabım aynıydı değil mi?
Bir başkasına aşık olursa, kalbinin kapılarını başkasına açarsa ne yapacaksın? Ya da ne hissedersin?
Daha fazla konuşmalarını dinlememek için ya da bu konuşmaya devam etmesinler diye tabiri caizse koşarak içeri girdik. Ama o mükemmel kadın imajını bozmadan.
"Kusura bakmayın beyler." Dedim geldiğimizi anlasınlar diye. "Sütümüzü içme vakti gelince mecbur kaldık." Onlara açıklama yapmak zorunda değildim. Hele ona açıklama yapmak zorunda hiç değildim.
"Estağfurullah Ece Hanım." Dedi Sergen ayağa kalkarken. Zamanında kardeşim dediğin kadına şimdi hanım dediğini duysan ne hissederdin Sergen? "Size borçluyuz artık." Ceketinin cebinden bir kart çıkarıp bana uzattı. Elinden aldım ama hiç incelemedim. "Bir sorun olursa bizi arayabilirsiniz."
Kendi başımın çaresine bakabilecek bir insan olduğumu düşünüyordum ama bunu onların bilmesine gerek yoktu. Biraz erkeklik gururu yapıp dursunlardı.
"Bir sorun olacağını zannetmiyorum ama yine de teşekkür ederim." Olsa bile onu hiç alâkadar etmezdi. O beni uzun yıllar önce bırakmıştı.
"Lütfen çekinmeyin. Dediğim gibi size minnet borcumuz var." Senin hiç bir şeye borcun yok Sergen. Ama yanındakinin bize altı yıllık zaman borcu var.
"Pada da süt içsin mi?" Dediğinde hemen elini tuttuğum kızıma döndüm. İçmese iyi olurdu ama zaten pandaya süt içermezdi.
Yani en azından öyle umut ediyordum.
"Daha sonra içsin birtanem, tamam mı?" Dediğimde kafasını salladı. Artık Gece'nin uyuma vakti gelmişti. Bunlar ne zaman gidecekti?
Bu kadar erken mi ayrılacağız?
"Biz gidelim o zaman." Sözcüleri Sergen yine konuştu. Elini uzattınca bana kısaca sıktım. Sonra ise hızla geri çektim. "Görevinize ne zaman başlayacaksınız Ece Hanım?" İnşallah son sorusu bu olurdu.
"İki gün sonra." Onu kırmak istemesem de belki de kırılıyordu. Belki de tanımadığı bir kadının sözlerini umursamıyordu.
"Eyvallah." Dediler ve iyi günler dileyip gittiler. Gitmeleri iyi olmuştu.
Bu süre zarfında o asla gözlerini bana değdirmemişti. Yaşama sebebi ve dünya, kainat anlamına geliyordu onun isminin anlamı. İkisinin birleşimi ise dünyada yaşama sebebi.
Peki neden bana sadece acı sebebi olmuştu?
Onlar gittikten sonra Gece'nin yanına oturdum. Gözleri kapanacak gibi duruyordu. "Sütün bittiyse uyuyalım mı güzelliğim?" Dediğimde kafasını salladı. Bardağı elinden alıp mutfağa bırakıp yanına geri döndüm. Bir elimi dizlerinin altından diğer elimi ise sırtından tutup kucağıma aldım. Yukarıya kendi odama gittim. Gece'yi bu akşam tek yatırmak gibi bir isteğim yoktu.
O gece ikimiz birlikte uyuduk. Yani Gece uyudu, ben onu izledim. Gelip günümüzün içine ettiler. Şimdi gel de uyu kolaysa.
***
Ve Ömer Cihan Alkanlar sahneye giriş yapar...
Kızmayın ve küfür etmeyin ama ben sanırım Ömer Cihan Alkanlar'ı yazmayı istiyor olabilirim.
Ama daha fazla Gece'yi yazmayı istiyorum çünkü bu aşırı hoşuma gidiyor.
Farklı bir aurası var bence. Bu bölümde mesela, normal bir çocuk tepkisinin bile aşırı altında bir tepki verdi. Korkması aşırı normal bir durumken uzun zaman boyunca tepki veremedi. Korkusu annesine birşey olma ihtimaliydi belki de. Bunu ben de bilmiyorum...
Hehe..
Bölüm boyunca Ece, Ömer'e hep 'o' dedi. Bunun sebebi Ömer diyemeyecek kadar kırgın, Cihan diyemeyecek kadar değer vermiş oluşu...
Şimdi kısa soru cevap
Sergen ve Ömer'i okuduk, peki Sıla ve Erkan nerede???
Sergen neden nefret dolu bir sesle konuşuyor???
Bunu biliyorsunuz bence...
Peki Kırgız kim sizce???
Neden Ömer'e Kırgız dediler???
Kendinize iyi bakın...
Görünüşürüz canımlar…
Bölüm etkileşimi
