1. bölüm / 34
Bize Kalan Kırık Düşler1.Bölüm
Bölümler 34Şu an: 1.Bölüm
- 1 1.Bölüm2.437 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.Bölüm2.775 kelime
- 3 3.Bölüm2.943 kelime
- 4 4.Bölüm2.980 kelime
- 5 5. Bölüm2.441 kelime
- 6 6. Bölüm2.469 kelime
- 7 7. Bölüm2.340 kelime
- 8 8. Bölüm2.461 kelime
- 9 9. Bölüm2.474 kelime
- 10 10. Bölüm1.992 kelime
- 11 11. Bölüm3.095 kelime
- 12 12. Bölüm2.334 kelime
- 13 13. Bölüm2.765 kelime
- 14 14. Bölüm2.521 kelime
- 15 15. Bölüm (özel)2.214 kelime
- 16 16. Bölüm2.114 kelime
- 17 17. Bölüm2.093 kelime
- 18 18. Bölüm5.726 kelime
- 19 19. Bölüm2.703 kelime
- 20 20. Bölüm3.665 kelime
- 21 21. Bölüm2.745 kelime
- 22 22. Bölüm3.010 kelime
- 23 23. Bölüm3.113 kelime
- 24 24. Bölüm3.248 kelime
- 25 25. Bölüm2.416 kelime
- 26 26. Bölüm3.655 kelime
- 27 27. Bölüm3.248 kelime
- 28 28. Bölüm5.511 kelime
- 29 29. Bölüm2.447 kelime
- 30 30. Bölüm2.237 kelime
- 31 31. Bölüm2.454 kelime
- 32 32. Bölüm2.260 kelime
- 33 Mektuplar1.038 kelime
- 34 !Okumadan Olmaz!252 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Geçmiş-2018)
Her başlangıcın bir bitişi, her bitişin bir başlangıcı vardır bana göre. Her şey bir döngüden ibarettir zaten. Mesela bir insan doğar, yaşar ve ölür. Olaylar da böyledir zaten. Oluşur, meydana gelir ve biter. Her şey aniden oldu. Bu kadar hızlı olmasını ben dahil kimse beklemiyordu.
Ben kim miydim?
Ben Ece Işıklar. Işıklar ailesinin en küçüğü, göz bebeği. Yaşıtlarıma göre mutlu ve daha stressiz bir hayatım vardı. Aslında sınav senesinde herkes gibi bende stres yapıyordum tabiki. Ama yine de mutlu olmak için sebeplerim vardı.
Kendi ailemin yanında bana ikinci abi olan Sergen, bir erkek kardeş olan Erkan, kız kardeş olsam bu kadar iyi anlasamazdım ama onunla can bağım var dediğim Sıla ve sevgilimle birlikte sınava hazırlık yapıyorduk. Birbirimize destek oluyor, yardımı esirgemiyorduk.
Onu deniz kenarına çağırmıştım. Amacım onu görmenin yanında çok güzel bir haber vermekti. Daha ikimizde lisedeydik ama yinede çok güzel bir haberdi bu. O da benim gibi mutlu olacaktı. Bu çok önemliydi. Öğrenmek için hemen gelmeliydi.
"Ece..." Diyen sesini işitince arkama döndüm hemen. Sesinden de tanıdığım adamı görünce içim bir hoş olmuştu. Siyah saçlı, kömür gözlü, uzun boylu ve bir erkeğe göre normal olan kilosu ile yine siyahlar içindeydi.
Gelen Ömer'di. Ömer Cihan Alkanlar benim yakışıklı sevgilimdi.
Ayağa kalkıp koşarak boynuna atladım. Sıkıca sarıldığımda o her zamanki gibi değildi. Her zaman belimi sarardı kolları ama bu kez ellerini değdirmemişti bile.
Geri çekildiğimde yüzünün de kireç gibi olduğunu fark etmiştim. Kötü bir gün geçiriyordu sanırım. Verdiğim haberle morali yerine gelecekti tabiki. Elini tutup banka doğru çekiştirip oturması için kolunu bıraktım.
"Nasılsın sevgilim, gerçi pek iyi gözükmüyorsun ama." Dedim. Evet iyi değildi. Hiç iyi değildi. Acaba gelmeden ya da gelirken biriyle mi tartışmıştı. "Moralin bozuksa bile vereceğim haberden sonra yerine gelecek. Çok mükemmel bir haberim var Ömer." O kadar heyecanlıydım ki onun cevap vermemesi bile umrumda değildi açıkçası. Onun moralinin bozuk olması benim de moralimi bozuyordu. Bu yüzden benim gibi o da mutlu olmalıydı.
"Hazırsan söylüyorum." Dediğimde onun onay vermesini bekledim. O ise hazırım demek yerine çok kısa, üç harften iki heceden oluşan bir şey söylemişti. Sıkılmış gibiydi biraz da.
"Ece"
Ne diyeceğini sonraya saklayabilirdi. Önce ben söylemeliydim. Benim hakkımdı çünkü onu ben çağırmış, uzun süre ben beklemiştim.
Elimi montumun cebine atıp sağ cebimdeki tek şeyi avucuma aldım. Sonra çıkarıp Ömer'e uzattım. O da uzattığım şeyi eline aldı. İnceledi ve tekrar gözlerini bana çevirdi.
"Ne bu?" Sesi aksi bir şekilde çıkmıştı. Ömer bana bu tonda konuşmazdı aslında ama şu anda önemli olan bu değildi.
"Hamilelik testi sevgilim. Hamileyim ben, bir bebeğimiz olacak." Sesim titrek bir şekilde çıkmıştı. Duygulanımıştım açıkçası. Ömer'in bebeğini karnımda taşımak, babasının Ömer olduğu bir bebeğe annelik yapma fikri çok güzel geliyordu kulağa.
Ömer benim gibi düşünmüyordu galiba. Hiddetle ayağa kalktı ve kızgın bir şekilde konuşmaya ,daha çok bağırmaya, başladı.
"Ece sen ne saçmalıyorsun?" Elini saçlarından geçirdi ve bana tekrar döndü. "Biz daha lisedeyiz ve ikimiz de bir bebeğe bakamayız farkındasın değil mi? İkimiz de birkaç ay sonra sınava gireceğiz ve sen bana ne diyorsun. Saçma sapan konuşma." Dedi hararetli bir biçimde.
Ayağa kalkıp ellerini tuttum. Onun aksine sakin bir şekilde konuşmaya çalıştım. Ama başarılı olamadım. "Ömer..." Dedim ama elini elektrik çarpmış gibi çekti.
"Eğer bu bir şakaysa komik değil. Hiç komik değil hem de." Ben ona haksız demiyordum ki. İkimizde liseliydik ve bir bebeğe tabiki bakamazdık. Böyle bir şeye gücümüz yetmezdi bir kere ama ailemizden destek alarak bakardık.
"Beni bir dinlesen." Dedim titreyen sesimle. Bu kez sesimin titreme sebebi duygulanmak değildi. Hüzündü.
"Yeterince dinledim ben seni Ece ama ben bir çocuk istemiyorum." Dediğinde ben de onun gibi hiddetlendim ve yüksek sesle konuşmaya başladım.
"Madem istemiyordun neden biz bir ilişki yaşadık?" Bana bunun cevabını vermeliydi. "Madem yaşadık neden korunmadık?" Canım yanıyordu bunları derken. Canımdan can kopuyordu ama o bunu görmüyordu. Belki de görmezlikten geliyordu. "Başka biri mi var hayatında, o yüzden mi istemiyorsun Ömer?" Sesim hayal kırıklığı içindeydi. Bunu ihtimali bile canımı yakmıştı.
"Hayır Ece." Onaylamamıştı dediğimi. Bunu aklımdan nasıl geçirdiğimi sorguluyordu içten içe. "Bizden çok iyi sevgili olur ama anne baba olmaz." Beynimden vurulmuşa döndüm. "Ben daha yeni 18 olmuşken baba olmam. Kusura bakma." Kafamı alayla sallamıştım. Burnumdan güler gibi bir ses çıkmıştı. "Daha sonra ols-" Konuşmasına izin vermeyip sözünü kestim.
"Daha sonra olmasını istiyorsan daha sonra yapsaydın Ömer. Bak gerçekten şu an konuşmayalım." Ellerimi havaya kaldırmış, konuşmayı istemediğimi belli etmiştim. "Şu an seni görmeyi, sesini duymayı bırak, adın bile midemi bulandırıyor." Dedim ve arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Gözyaşlarım akıyordu ama akmamalıydı. Ağlamak istememin sebebi iki taneydi. Bir erkek için ağlanmamalıydı. İkincisi ise maskaramdı.
Çok pahalıydı. Çok fazla pahalıydı. Ama maskaramın pahalı olması bile ağlamamı önlemiyordu. Caddeye çıkınca gördüğüm ilk taksiyi durdurmuştum. Şansıma boştu. Hemen taksiye bindim. Bir kadın sürücüydü. Adresi söyleyip ağlamaya devam ettim. İçimi akıtarak, bütün acılarımı dışa vurarak ağladım.
"Güzel kızım." Diyen sesi duyunca gözlerimi camdan çektim. Bana peçete uzatıyordu. Elindeki peçeteyi teşekkür ederek aldım ve gözyaşlarımı sildim ama hemen yenileri geldi yerine. Trafik yüzünden çok hızlı gidemiyorduk.
"Abla." Bana bakması için seslenmiştim ama o zaten ara ara dikiz aynasından bakıyordu bana. "Şarkı açabilir miyiz?" Diye sordum. Evde bunu yapamazdım çok fazla.
"Hangi şarkıyı istersin?" Merhametle sormuştu sorusunu. O kadar kötü müydü durumum. Yoksa sadece ağladığım için miydi bu sıcaklığı.
"Her Sevda Bir veda." Bunu şarkı ismi olarak söylemiştim ama sanki içimde bir şeylerin kırıldığını belli eder gibiydim.
"Emin misin?" Bu beni daha kötü yapacaktı ama ben yinede bu şarkıyı dinlemek istiyordum. Bu yüzden kafamı olumlu anlamda salladım. Kısa bir süre sonra şarkının sözsüz müziğini işittim. Ardından şarkının kendisi başladı. Her sözünde biraz daha ağladım.
Sensiz bu aşka elveda
Ağlasam da, yansam da
Dayanırım inan yokluğuna
Hatalara elveda
Dayanamazdım aslında. Dayanamadığım onun yokluğu değil dedikleriydi.
Hasret vurunca bin parça
Yanlızlığım boşlukta
Alev alev yansın dudaklarım
Öp beni son defa
Beni öpmeyi bırak yanıma bile yaklaşmasını istemezdim artık. Adını aklımdan geçirmeyi bile istemezdim. Onu görmeden bir gün geçirmeyeceğimi düşünürken şimdi görmeyi istemezdim. Bunlar on dakikada mı olmuştu gerçekten?
Her sevda bir veda, bin ceza
Her saniye bir gözyaşı, bin pişmanlık.
O son bakışta ki dumanlı gözler
O son konuşmada ki titrek ses
Mahkum olan o son bir kaç damla
Dudaklarımdan firar eden birkaç kelime
Hesap sorar sana, sana
Hayır haykırır, istemiyorum diye haykırır yüzüne gerçekleri.
Yalvarırım sana, ben ağlarken sen n'olur bakma
Dayanamam inan
Ellerinde bu siyah güller
Hasret acı verse yine de elveda, veda
Her sevda bir veda, bin ceza
Hayır, her sevda bir bitiş
Her aşk bir yok oluş
Her doğum bir ölüm...
Taksi durunca parayı ödeyip indim. Eve doğru adımlarken aklımda olan tek şey kimseye yakalanmamaktı. Açıklama yapamazdım demiyorum ama yapmamayı tercih ederdim tabiki.
Ayakkabılarımı çıkarıp elime aldım. Sonra pantalonumun cebinden anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım. Ayakkabılarımı içerideki dolaba yerleştirip montumu çıkarıp astım. Bunu yaparken artık ağlamıyordum. Yeterince ağlamıştım.
"Minik kuşum hoşgeldin." Diyen abimi beklemiyordum. Ege benden beş yaş büyük olan abimdi. Kendi gibi fizyoterapist olan eşi Ceylan ile beraber Bursa'da mutlu bir hayat sürüyordu. Geçen yıl evlenen çifte yöneltilen çocuk ne zaman soruları daha çocuk için erken denilerek hem Ceylan'ın hem de abimin ailesine duyurulmuştu. Uzun lafın kısası burada ne işi vardı?
"Ya da pandam mı demeliydim? Sorun ne Ece?" Diye sordu yüzüme dikkatle bakıp. Koşarak abimin boynuna atladım. Koala gibi birbirimize sarılarak içeri gittik. Abim yetmezmiş gibi babam da bu saatte evdeydi. Abimden kısa bir an ayrılıp Ceylan yengemle de kısaca sarılıp abimin yanına koltuğa oturdum. Ağlamam dursada elim ayağım titriyordu. Ceylan yengemin getirdiği suyu abiminin yardımı ile içtim.
"Anlat abiciğim, anlat güzel kızım n'oldu?" Abimle kedi köpek gibi olsak da birbirimizi hem kıskanır hem de sahiplenirdik.
Gözümden bir damla yaş düşürmeden olayı anlatmaya başladım. Hiçbiri benim hamile olduğumu bilmiyordu. Dediğim her kelimede şaşkınlıktan kaşları yukarı kalkıyordu. Tamamen olayı anlatmayı bitirince hepsine tek tek baktım. Tepkilerinden korkmama rağmen hepsinin yüzlerini inceledim. Ortamda sessizlik hakimdi. Bu sessizliği bölen kişi babam oldu.
"Ece sen" dedi şaşkınca. Ardından kendini toparlayıp "Aklını mı kaçırdın?" diye bağırdı. Babam bana kaşlarını bile çatmazken şimdi bağırıyordu. "Sen ne yaptın, bunun farkında mısın?" Hem evet hem hayırdı bu sorunun cevabı. Farkındaydım çünkü bu fark etmeden olabilecek bir şey değildi. Değildim çünkü nasıl Ömer'in bunları söylediğini anlamamıştım. "Senin pardon sizin yaptığınız şey zinanın ta kendisidir. Yemin ederim ki elalemin ne dediği umrumda bile değil ama Allah katında bunun ne demek olduğunu biliyor musun?"
"Sakin ol Necmi." Dedi annem babamın koluna elini koyarak. Biraz daha sinirlenirse çok kötü şeyler olacaktı.
"Ömer'in yaptığına ne demeli peki" dedi kolunu çekip daha da hiddetlenerek. "Çocuk yapıp istemiyorum demeler. Kızı yarı yolda bırakmalar, bilmem neler. Hani seviyordu bu çocuk seni" diye bağırdığında başımı eğdim. Elime gözyaşlarım düşüyordu. Abim kaskatı olmuştu ama kolları hâlâ sarıyordu titreyen bedenimi. "Ne kadarlık bu çocuk." Sesini sakinleştirmeye çalışma sebebi titrememi farkettiğinden miydi emin değildim ama babam bana kıyamazdı.
"Yirmi günlük baba." Dedim titreyen sesimle.
Babam aklından yirmi gün öncenin ne olduğunu hesaplamaya çalışıyordu sanırım ki kısa bir an bekledi. Ardından hesaplamış olmalı ki koyulaşmış gözleri ile bana baktı.
"Aklımdan geçen şey olmasın Ece. Güvenimi daha fazla boşa çıkarma."dedi. Bana olan güvenini kırmıştım ama onun matematiksel hesaplaması yanlış çıkmazdı. Bu yüzden kafamı aklından geçenin olduğunu belli edercesine salladım.
"Bunu biz neden şimdi öğreniyoruz?"
"Baba 11 Mart benim doğum günüm olduğundan bi-" derken lafımı böldü.
"Bunu kutlamak için yapılacak en doğru şeyi yapıp çocuk yapalım mı dediniz?"diye kükredi.
"Hayır baba."diye karşı çıktım. "18 olmamın şerefine biraz alkol aldık. Fazla kaçırınca ise..." Derken devam edemedim. O zaten anlayacağını anlamıştı.
"Ece."dedi sadece. Sesinden hayal kırıklığı akıyordu. "Bu kadar suçu yanındaki dangalak bile işlemedi be kuzum. Biz sizi rahat bıraktık diye mi yaptın bunları. Senin neyine içki içmek." Abimin işlediği suçlar saymakla bitmezdi ama hepsinden ders çıkarmış, hayatını bir yola koymuştu. Babam abimi daha sert şekilde uyarmıştı ama bana biraz bağırması bile gözümü dolduruyordu. Abim ise takmamıştı bile azar işitirken babamı.
"Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun, her şeyi yapmışsın bunu da planlamışsındır muhtemelen. Var mı bir planın?" Annemin amacı laf sokmak değildi sadece babamın aksine bana güveniyordu.
"Var anne." Artık akmıyordu yaşlarım gözümden. "Buradan gideceğim. Liseyi bitireyim de tatilde kafa dinlerim biraz. Ben daha burada duramam." Onun sorduğu soru bu değildi ama salağa yatmak cazip gelmişti.
Ömer'in olduğu bir yerde ben duramazdım artık.
"Onu sormadım Ece. Ne demek istediğimi biliyorsun."
"Gidicem anne hastaneye."dedim istediği cevabı vermeye başlayarak. "Aldıracağım bu çocuğu. Kurtulacağım bu yükten." Dedim hissiz bir şekilde. Ama onlar benimle aynı tepkiyi vermedi tabiki. Aynı anda aynı şeyi söylediler.
"Ne?"
"Dahası var. Annemin kızlık soyadını kullanmaya başlayacağım. Önce bir hasteneye gidip kurtulayım su yükten." Diye devam ettim sözlerime. Babam yine tepki vermişti.
"Yapması da canını alması da senden mi olacak Ece hanım?" Dedi yine sinirle. Şuan nefes alsam ağzıma tükürecekti sanırım. "Küçücük bir canın yaşama hakkını alamazsın."
"Baba bende istemiyorum ama mecburum. Bana yıllar sonra babam nerede diye sorunca ben ne diyeceğim ya da nasıl bakacağım tek başıma. Ben gurursuz değilim baba. Diyecek bir söz, verilecek bir hesap bunların hepsi benden çıkacakken, zaten çıkmazdayken daha fazla batmak istemiyorum." Ayağa kalktım hemen. "Hastaneye beni götürür müsünüz yoksa ben kendim mi gideyim?" Dediğimde abim söze girdi.
"Ben götürürüm seni." Abim uzun zaman sonra ilk kez konuşmuştu. "Sen git hazırlan." Dediğinde ayağa kalkıp odama doğru ilerledim. Kapıyı açıp içeri girdim ama hareketlerim çok robot gibiydi. Sanki birisi bana yapmam gerekenleri söylemiş ben bunları yapmaya zorunluydum. Hızla akan makyajımı sildim. Tekrar makyaj yapmadım çünkü ben bugün daha çok ağlardım.
Zordu. Seni seviyorum diyen kişinin sana gösterdiği değerin senin ona gösterdiğin değerin yanından bile geçmediğini farketmek.
Daha zor olan onun seni yarı yolda bırakmasıydı.
O beni yarı yolda bırakmıştı.
Hayır.
O beni yarım bırakmıştı
Üstümü değiştirmedim. Saçlarımı bağladım sadece. Bayağı dağılmıştı ama taramakla uğraşmadım hiç. Odadan çıkıp salona geçtiğimde abimi , annemi ve yengemi gördüm. Babam yoktu. "Hazırım ben.". Dedim sanki beni görmemişler, geldiğimi farketmemişler gibi. "Çıkabiliriz."
Montumu giyip ayakkabılarımı aldım. O sırada yengemin sesi geldi arkamdan. "Gelmemi ister misin?" Bir kız iyi olabilirdi sanırım. Bana destek olurdu.
"İyi olur yenge"
Üçümüz birlikte çıktık kapıdan. Annem kapıya yaslanmış bakıyordu bana. Gözlerini bana dikmişti. "Annem" dedi içli içli. "Emin misin, bunun geri dönüşü yok. Biliyorsun." Evet biliyordum. Geri dönüşü yoktu hiçbir şeyin.
"Biliyorum anne ama ben kararımı verdim." Arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Abimlerin yanına ulaştım. Ben arkaya geçince yengem öne geçmişti. Çıkan tek ses müzikti. Arabayı dolduruyordu. Trafik şanslıydık ki biraz azdı. İstanbul gibi bir yerde böyle şeylere alışık değildik tabiki.
Hastanenin önüne gelince indik. Abimin ilk görev yaptığı yer bu hastaneydi bu yüzden hemen sıra aldık. Olsun ve bitsindi. Abimlerin aslında giriş yapmasına bile gerek yoktu ama sonuçta ben değil onlar yapıyordu. Ben o sırada oturuyordum. Farkında olmasam da elimi karnımın üstüne koymuştum. Ben istiyordum değil mi bu bebeği?
Ama olmazdı. Bakamayacağımı bile bile bir canı dünyaya getiremezdim.
İşlemleri hallettikten sonra ikisi de bana doğru döndüler. Abim bana yengem ise karnımın üstünde duran elime bakıyordu. "Direk seni alacaklar." Abim de hemen olmasını istiyordu sanki benim gibi. Kolumdan tutarak kalkmamı sağladı ve birlikte asansöre bindik. Basım o kadar çok dönüyordu ki bu anlatılabilir bir şey değildi. Kata geldiğimizde asansör açıldı ve sırayla indik.
"Doktor kim?" Diye sordum aklıma gelen soruyu. Abim karşıya bakarak cevap verdi. Gözleri sürekli uzaklara bakıyordu.
"Görkem Aslan." Abim bu adamı tanıyordu. Kendisi ile bir yıl boyunca çalışmıştı. İkisinin eskiye dayanan bir sohbeti vardı.
Birlikte operasyonun gerçekleşeceği odaya geldik. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Görkem Beyin arkası dönüktü.
"Görkem." Dedi abim doktora. Sesini tanımış olmalı ki arkası dönükken abimin adını söylemişti.
"Ege, ne işin var burada. Hamile misin?" Dediğinde bütün gün sonunda ilk kez dudaklarımda ikinci kıvrılma gerçekleşmişti. İlki Ömer'e haber verecekken olan mutluluktu ama kısa sürmüştü.
"Ece." Dediğinde abim, Görkem hemen arkasını döndü. "Hamile olan kişi Ece." Diye toparladı cümlesini.
"Ciddi misin?" Dedi. Görkem benim yaşımı biliyordu galiba. Kafamı onaylarcasına salladım.
"Kardeşim sana emanet." Dedikten sonra omuzlarımdan tutup kendine çevirdi beni. "Verdiğin karar ne olursa olsun yanındayım ama yine düşün. Pişmanlık yaşama sonra Ece "
Sonra ellerini çekip dışarı çıktı. Görkem Aslan ile aynı odada kalmıştım yanlız. "Seni şöyle alalım." Eliyle gösterdiği yere uzandım. Eline bir iğne ve tüp aldı. İğneye sanırım anesteziyi çekip ayarlamaya başladı. Sonra bana döndü.
"Bunu istediğine emin misin?" Dedi. Beni düşünüyordu ama ben kimsenin bana acımasını istemiyorum. "Sana bu belki söylenmiştir ama geri dönüş yok." Dedi. Bugün aynı şeyi kaç kişiden duyduğumu saymamıştım bile. Gözlerim doldu tekrar. Bir çizgi halinde yaş aktı gözümden boynuma doğru. Kafamı salladım sadece. Anlayışla yarım ağız gülümsedi.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. Pişmanlık ne kaderimi ne de peşimi bırakmayacaktı. Ben pişman olacak, pişman kalacak ve pişman ölecektim. Kaderim buydu.
Ben zaten yanlış kararlar vermeye bayılırdım. Bugün yaptığım üç yanlış vardı. İlki sevmekti. İkincisi söylemekti. Üçüncüsü ise şimdi olandı. Ben yanlış yoldayım. Dün gördüğüm yazı anlam kazanmıştı.
Beni takip etme gülüm, bende yanlış yoldayım...
***
Evet bölümü yazdım. İçinizden daha geçmedim. Kötü günler başladı. Şimdi daha kötü günlere ama bir kaç soru. (Masumluk)
Ömer'i seviyor musunuz?
Ece'yi salak mı buluyorsunuz?
Bana kızıyor musunuz?
Kızmak yok diyelim hehe...
Bir sonraki bölümde görüşürüz. Oy atmayı unutmayın lütfen. Öptüm kaçtım.
Beni takip etmeyin bende yanlış yoldayım.
Görünüşürüz canımlar...
Bölüm etkileşimi
