22. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Su ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 34Şu an: 22. Bölüm

"Beni bu şekilde mi karşılayacaksın canım?"

Ayağa kalktı bunun üzerine. O'na doğru dönüp elini havaya kaldırdığında gördüğüm kişi beni şoka uğrattı.

"Canın çıksın."

Gözlerime...İnanamıyorum...

Bence de canı çıkmalıydı. Asıl çaresizlik neydi daha iyi anlıyordum şimdi. Asıl çaresizlik beklemediğin yerden ya da kişiden en ağır darbeyi yemekti. Ben en yakın arkadaşlarımdan birinin ihaneti ile karşı karşıya kalmıştım.

Elinde tuttuğu silahı ona doğru kaldırmıştı. Karşımda gördüğüm kadın ile şaşkınlıktan kafayı yemek üzereydim. "Ne oldu?" Diye sordu. "Sanırım sevdiğin adamı değil, onun karısını görmek seni şaşkına uğrattı." Onun yüzünü göremiyordum ama şaşkın olduğu kesindi. "Niye bu kadar şaşırdın ki?"

Zihnimdeki düşünceler odanın içinden daha karanlıktı. Duygularım anlatılmaz sanki görünmez, bedenimde dönüp duran bir ecelim vardı. İçimdeki nefretim tenimi sarmış, beynimin uçlarına dokunduğunu hissettiğim bir baskı vardı. Kalbim parçalanacak, tüm bedenimi kontrolüne almış bu karanlık şimdi gözlerimin sınırlarını siyaha boyuyordu. Karşımda tutulmuş affı olmayan bir melek vardı. Ve bu melek birazdan bir can alacaktı belki de.

"Karşımda görmeyi beklediğim kişi sen değildin." Bahsettikleri kişinin kim olduğunu merak ediyor ama tahmin edemiyordum.

Onu ilk gördüğüm gün hayatıma tekrar renkler girmeye başlamıştı. Şuan ise etrafımda siyah bile yoktu. Benim hayatımı o renklendirmek için ilk adımı atmışken hayatımı esas renklendiren şeyi yok etmeye çalışmıştı.

Anladığım kadarıyla sevgilisini de aldatmıştı. Hem de evli bir adamla aldatmıştı. "Tabiki ben değildim sevgili metresim. Senin beklediğin kişi hamile bir kadının eşi çünkü."

"Yuh." Dedim sessizce. Bu kadarını da yapmazdı. Gerçi bir çocuğun hayatını bitirmeyi hedefleyen bir kişi, hamile bir kadının hayatını mı karartmayacaktı?

Mine Arslan onu vurmadan önce çıkıp hesap sormam gerekiyordu. Aklımda dönüp dolaşan 'neden?' sorusuna cevap almam lazımdı. Onu buraya çeken kişi Mine Arslan olduğuna göre alması gereken soruların cevabını almak zorundaydı. Tıpkı benim gibi. "Yalan söylüyorsun sen." Dedi hayal kırıklığı içinde. Yaşadığı hayal kırıklığı benim yaşadığımdan daha mı acı vericiydi? "O evli değil ki."

"Sana bir tavsiye vereyim canım." Alaylı çıkan ses tonu bunun fırtına öncesi sessizlik olduğunu gösteriyodu. Elinde bir silah vardı ve karşıya doğrultmuştu. Karşısında ise ikimizin de zarar vermek istediği biri duruyordu. "Bir adamla ilişki yaşayacakken düşündüğün şey adamın yatağını ısıtmak değil kalbini ısıtmak olsun." Çaktı lafı.

"Ben onun kalbini yeterince ısıttım. Öyle bir ısıttım ki benden başka herkese soğuk olacak o kalp." Eğer biraz mantık, biraz onur olsaydı başka adamı değil sevdiği adamı düşünürdü. "Yalanların ile beni kandıramazsın sen."

"Madem benim kocamın kalbini ısıttın yeterince." Kocam derken üzerine bastırmış, kendisine ait olduğunu en iyi şekilde anlatmıştı. "Neden dün benden özür dileyerek göğsümde uyudu? Hem benimle hem de çocuklarımız ile birlikte uyudu?" Ilgın ve karnındaki bebeği. "Demek ki kalbini değil sadece yatağını ısıtmışsın." Bu konuşma hiç iyi yerlere gitmiyordu.

Yaslandığım duvarla sırtının bağlantısını bitirdim. Titrememek için ekstra çaba sarf ediyordum. Korkma sebebim onlar değildi. Ölüm beni korkutmuyordu artık. Korkuyor muydum onu da bilmiyordum gerçi. Korkuyorsam korktuğum şey neydi?

Bence girmek için en doğru zaman şuandı.

Adımlarımın her biri, zemine vuran ayakkabıların çıkardığı tok seslerle yankılanıyordu. Her adımda, derin sessizliği bozan bu ses, sanki etraftaki her şeyi değiştiriyor gibiydi. Sesin ritmi, attığım adımın sertliğine göre değişiyor, bazen hafif bir tıkırtı bazen ise tüm depoda yankılanacak bir çığlık haline geliyordu. Ayakkabının tabanı, sert zeminle her buluştuğunda gıcırtılı bir tını bırakıyordu.

Kenarda duran tuşa basıp odayı aydınlattım. Gözü karanlığa alışan Mine Arslan,gözlerini kısarak bana bakıyordu. Zaten siyah olan gözleri intikam hırsıyla daha da kararmıştı.

"İzniniz olursa eğer" diye sözüme giriş yaptığımda sesimi tanıdığı için tedirgin olduğunu aramızdaki mesafeden bile anlayabiliyordum. Sadece sırtına bakarak bile bunu anlıyordum hatta. Psikolog olmanın iyi yanı buydu. Bir kişinin tepkilerini her koşulda anlayabiliyordun. "Benim de almam gereken bir kaç cevap var."

"Sahne sizin." Hâlâ silahı indirmişti. Mine Arslan'ın yanına doğru ilerledim ve onun yeşil irislerine odaklandım. Tedirgin de olsa çok tepkisiz duruyordu.

"Tek bir soru: Neden?"

Yüzünde bir sırıtma ifadesi oluştu hızla. "Bunu neden söyleyim ki Ece?"

"Eğer söylemezsen şayet seni Gurur'a ispiyonlarım." Aklıma gelen ilk şey bu olmuştu. "Senin de bildiğin gibi Gurur çok başarılı bir avukat ve kendisi benim kızımı çok seviyor. Senin bir insanın hatta çok sevdiği küçük bir kızı öldürmek istediğini duysa ne yapar?" Onu kendi silahı ile vurmazsam anlamayacaktı.

"Korkma Ece." Alay ederek konuşuyordu benimle. "Gurur bana kıyamaz." Kendinden çok emin konuşuyordu ama o işler öyle olmuyordu. "Gurur ben olmadan yapamaz."

"Kendini bu kadar önemli görme Buse." Nefretim, hem sesimden hem de gözlerimden rahatlıkla anlaşılırdı. Bütün vücudumu çevrelemiş olan bu duygu nefretin bile üstünde bir şeydi. "Senin sevgilin annesinin ve babasının boşanma davasını gerçekleştirdi." Kendi ailesine bunu yapan el kızına neler yapmazdı? "Ama yok Gurur bana birşey yapamaz diyorsan -ki yapar çünkü Gece'yi gerçekten çok seviyor- Güven Kurtul Türkiye'nin en iyi avukatlarından birisi."

Yeşil irislerinde sadece tedirginlik hakimdi artık sadece. Çünkü benim kızım için herşeyi göze alacağımı biliyordu. Yüzünü daha dikkatli inceledim. Yeşil gözlerini belli eden bir makyaj yapmıştı.

Göz kapaklarına yayılan toprak tonları, bir zamanlar güven verdiği sıcak kumlar gibi ama altında bataklık saklıyor. Gözlerinin çevresine sürülen bronz ve bakır, sanki yıllarca içinde taşıdığı kızgın korların yansıması. Kirpik diplerine çekilen o koyu kestane çizgi, geçmişin gölgesi gibi. Bir türlü silinmeyen, hep orada duran. İç köşelerde hafifçe parlayan şampanya ışıltısı, belki de hâlâ içinde bir yerlerde sevdiği yanının izler ama her bakışta, o sıcak renklerin içinde bir soğukluk saklı. Ne tam nefret, ne tam sevgi; tıpkı gözlerindeki derin uçurum gibi.

Gözler, en büyük anlamı taşıyordu.

Gurur'un her gün hayranlık içinde baktığı, keşke bizde de olsaydı dediğimiz çillerini kapamıştı. Bunu kendi istediği için mi yapmıştı yoksa Mine Arslan'ın eşi istediği için mi?

"İşte bu yüzden." Dedi kollarını iki yana kaldırarak. Yükselen ses tonu ve yaptığı yakarış karşısında kaşlarımı çattım. "Kızını kullanarak benim sevgilimi elimden alacaktın sen." Bağırmaya devam ediyordu. Karşımdaki kişi Buse görünümlü bir canavardı artık. "Gece'yi ne de olsa seviyor diyerek onu benim elimden almaya çalışacaktın sen."

"Sen şizofren bir manyaksın." Dedikleri beni hayrete sokuyordu. Düşünceleri onu zehirleyen bir etkendi. Zihinde bir canavar pusu kurmuş, saldırı için en doğru anı bekliyordu. "Hem arkadaşıma hem de arkadaşımın sevgilisine asılacak biri miyim ben?"

"Değil misin?" Dedi bağırarak yeniden.

"Ben senin anlattığın o kız değilim." Kavga istiyorsa bunu yapabilirdim. "Ben ne nişanlı bir adamla ne de evli bir adamla ilişki yasamam." Beni kiminle kıyaslandığına dikkat etmek zorundaydı.

"Sen kendini Gülbahar ile aynı kefeye mi koydun az önce?" Kahkaha atmaya başladı ama gülünecek şey neydi bunu anlamıyordum. "O bana sadıktı. Ben ne istesem onu yaptı." Sadece ben değil Mine de şaşkınlıkla donup kalmıştı. "Gurur'un evine git, dedim. Gitti." O gün saatlerce ağlamıştı Gurur beni aldatıyor diye. "Koray ile ilişkin var gibi göster, dedim. Yaptı."

"Kendi kardeşine bunu yapmış olamazsın." Kendi canından olan birine de zarar vermiş olamazdı herhalde. Koray, Zeynep'in eski sevgilisi idi. "Kendi canından, kanından olan birine bu ihaneti yapmış olamazsın!"

Öyle bir saf nefret vardı ki bakışlarında, bunu anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalırdı. "Kendi kardeşime bunu yapmam." Dedi sesinin tonunu biraz alçaltıp. "Ama Zeynep benim kardeşim değil." Zeynep'i silmiş miydi? "Küçük bir bebekken Zeynep'in babası ailemin ölümüne yol açmış. Ve sonra da beni almış onlardan. Yıllarca onların ailem olduğunu düşündüm ama telefon konuşmasına denk gelince işler değişti. Madem onlar benim canımdan bir parçayı aldılar, bunu bende yapabilirim dedim." Ne saçmalıyordu Buse? "Ben intikamım için yaşadım sadece."

"Peki ya benden ne istedin?"

"Senden ne mi istedim?" Benim sorumu değiştirip bana yöneltti. "Sen benim planımın dışındaydın başlarda Ece." O zaman benden ne istemişti? "Ama ben Gurur'un güzel bir kadın görünce değişen tavırlarını tanıyorum. Ne olursa olsun ben onu seviyorum." Böyle sevmek mi olurdu? Bu sevgi değil, takıntı idi. "Bilal'i de Gurur'u da aynı anda seviyorum ben. İkisini de kaybetmeye niyetim yok."

"Bilal?" Dedim sorar gibi.

"Benim kocam kendisi, Ece hanım. Bilal Dağlı, siz belki Sarı Bilal diye bilirsiniz." Dedi Mine hanım yan tarafımdan.

"Buse?" Diye ortamı bir ses doldurdu. Biz sesin geldiği yöne bakarken Buse gözlerini kapatmıştı. "Bunu bana yapmış olamazsın değil mi?" Gurur'un yaşadığı hayal kırıklığı en az bizimki kadar büyüktü. Belki çok daha fazlası. "Kardeşim dediğim kıza yürümemi beklemedin değil mi?"

"Beklemezdim Gurur ama seni tanıyorum."

Gurur başını salladı sadece. "Bundan dolayı mı evli ve hamile bir kadının eşi ile yattın?" Buse gözlerini açıp başını salladı.

"Gece'nin ölmesini isterdim. Bilal bunu yapamadı ama bunun olmasını isterdim." Bunun üzerine elimdeki silahı yukarı kaldırdım. Mine Arslan ve ben ona silah doğrultuyorduk. "Zeynep'ten intikamımı aldım. Gurur'dan da aldım. Ece'den de aldım sayılır ama o küçük kızı kendi ellerimle öldürmem gerekirdi."

"Sen gerçekten şizofrensin." Üçümüz de aynı anda demiştik bunu. Gurur da elinde tuttuğu silahı havaya kaldırıp Buse'nin sırtına doğrulttu. "Madem sen benim sırtımdan vurdun. Ben de bunu yapacağım Buse."

Güldü bunun üzerine. "Sen bana zarar veremezsin Gurur."

"Yanılıyorsun Buse, aşkımın bittiği saniyede nefretim başlayacak demiştim. Aşkım bitti ve sana olan nefretimi anlayamazsın."

*

Buse, ölümün soğuk nefesini sırtında hissediyordu. Üzerine doğrultulmuş üç silah, birer ölüm imzası gibiydi. Her biri kendine ait bir sebepten dolayı bu anın bir parçasıydı. Birinin gözlerinde yer eden ihanetin derin izleri vardı. O kişi, Buse'nin kocası ile olan ilişkisini asla affetmemişti. Asla affetmeyecekti. Ve şimdi burada öcünü almak için duruyordu.

Onun yanındaki kadına çevirdi gözlerini. O kişi Buse'ye en çok önem veren kişilerden biriydi. O, Buse'nin en iyi arkadaşlarından birisiydi ama aralarındaki ilişki yıkılmıştı. Buse'nin, kendi kızını öldürmek istemesi yılların dostluğunu yerle bir etmişti. O kız çocuğu masumdu. Fakat Buse'nin kazandığı düşmanlıklar, kendisini bambaşka kişilere dönüştürmüştü. Sadece kendini değil arkadaşını da bambaşka bir kişiliğe büründürmüştü. O kişi geçmişin acıları ve hataları yüzünden bu haldeydi. Ve şimdi kızının ölümünü isteyen kişiden öcünü almak için duruyordu.

Yavaşça arkasına baktı. Son silah beklenmedik bir yerdendi. Silahın ucunda sevgi ve tutkunun kararmış hali duruyordu. O kişi, Buse'nin sevgilisi olmuştu ama şimdi paylaştıkları her an, bir yalan gibi gözüküyordu onun yüzünde. Ondan beklediği ihaneti kendisi yaşatmıştı Buse. Ve şimdi burada ihanetin öcünü almak için duruyordu.

Her silah farklı bir yarayı simgeliyordu. Birisi ihaneti, biri gönül yarasını, biri intikamı. Hepsi bir arada, aynı noktada buluşuyordu.

Buse'nin son anında. Ve bir silah patladı diğer ikisinden önce. Fazla bile durduğunu düşünmüştü. Buse'nin bedeni yere düşerken hiçbiri hareket etmiyordu.

Belki de edemiyordu.

*

Silahın sesi kulaklarımda yankılandı. Buse'nin eli göğsünün üzerine gitmişti. Bedeni yere serilirken üçümüz de duruyorduk. Hareket etmiyor, onun halini izliyorduk.

"Bunu elinizden almak istemezdim ama ikiniz içinde önem arz eden birisiydi. Benim için ise hiç kimse. Onu öldürseydiniz, zihninizdeki canavar sizi ele geçirecekti. Özür dilerim." Soğuk kanlı şekilde bunu diyen Mine Arslan, silahını Buse'ye tekrar çevirip boğazına isabet ettirdi kurşunu. "Kaçın."

"Sen ne yapacaksın?" Dedim ona dönüp. "Hamilesin ve burada bir ceset var." Buna katlanamazdı ki.

"Beni merak etmeyin Ece hanım. İnanın bana hamileliğim sizinki kadar zor olmayacak. Burayı adamlarıma emanet ederim şimdi."

"Peki ya naaş?" Gurur, gözlerini Buse'ye çevirmiş, bakıyordu.

"Benim annemin mezarı boş. Oraya gömeceğim ki, hiç kimse bulamasın onu." Duygusuz şekilde söyledikleri karşısında ilk tanıdığım kadını göremiyordum. Tini mini hanım değildi.

"Bunun orayı hak ettiğini sanmıyorum." Gurur gerçekten Buse'den nefret etmeye başlamıştı galiba. "Annenizin mezarına koymak zorunda değilsiniz onu."

"Öyleyim." Dedi Mine Arslan, Gurur'un lafını keserek. "Affet beni Gurur Kurtul ama her gün onun mezarına tükürmek zorundayım ben." İkimize de sırayla baktı. "Gidin şimdi kimse gelmeden."

Gurur'un yanına gidip elimi onun koluna koydum. Bana baktı hızla. "Gidelim Gurur."

Son bir kez kendisine ihanet eden kıza baktı. Buna değmeyecek olduğunu bildiği halde ona uzun uzun baktı ve birlikte çıktık.

Bu bir devrin kapanışı mıydı yani?

"Haklıydı Ece."

"Kim?" Dedim arabanın kapısını açarken.

"Gurur aşkı mahvetti yazısı, haklıydı."

"Hangi konuda?" İkimizde arabaya bindik. Ellerimin titremesine durdurmaya çalıştım.

"Gerçekten de Gurur, aşkı mahvetti." Başını koltuğa yasladı. Aşkı mahvetmiş olan o değildi ki. Buse yüzünden olmuştu bu. Saçma sapan bir kıskançlık yüzünden Gece'yi öldürebilirdi.

*

"Anne." Diye seslenen Gece'ye döndüm. "Artık öğretmenimin hastalığı bitmiş midir?" Aradan bir hafta geçmişti. Gece iyiydi, her gün babası ile buluşuyordu. Gurur da iyi olmaya çalışıyordu. O, Buse'nin ölümünü değil ama ihanetini unutmamıştı.

Parmağındaki nişan yüzüğünü çıkarmıştı. Artık ona ihtiyacım yok ki demişti sebebini sorduğumda. Belli etmese de Gurur her geçen gün biraz daha ölüyordu.

"Hastaneye gidecekmiş anneciğim öğretmenin bugün. Yarın gideceğiz okula." Birazdan Ömer gelecekti ve birlikte kahvaltı edecektik.

Kapı çalınca oturduğu sandalyeden heyecanla kalktı Gece. Bende onun peşinden gittim. Gece bir an 'kim o?' demeyi unutarak kapıyı açtı. Gelen kişi babası değildi. Bunun için üzülmüş olsa da Gurur ve Zeynep'i gördüğü için mutlu olmuştu. Gurur da Zeynep de siyahlar içerisindeydi.

"Hoşgeldiniz." Zeynep'in morali bozuktu çünkü kardeşinden haber alamıyordu.

"Konuşmamız lazım Ece." Bence de konuşmamız gerekiyordu çünkü bu sır içimde durdukça beni farklı yerlere götürüyordu ve kendimi berbat hissediyordum.

Ona cevap verecekken bahçeden içeri giren Ömer, Sıla, Erkan ve Sergen'i gördüm. Sergen ve Ömer yine siyahlara bürünmüşken, Erkan açık mavi pantolon ve aynı tonlarda bir tişört giymişti. Sıla da dekolteden kaçınmadan mavi, kısa bir elbise giymişti.

"Selamlar herkese." Diye bağırdı Erkan enerji ile. "Günaydınlar Ece hanım, onun küçük kızı, sevgili Zeyno hanım ve sevgili avukat bey."

"Hadi kahvaltıya geçelim." Dedim içeriyi göstererek. Hepsi mutfağa geçerken Gece üst kat merdivenlerine yöneldi. "Nereye anneciğim?"

"Anne elim kirli olabilir." Gece yukarı çıkarken bunu fırsat edip Zeynep ile konuşmalıydım. Hemen mutfağa geçtim ve Zeynep'e odaklandım.

"Buse'ye ulaşamıyorum, kardeşim yok hiçbir yerde Ece. Aklımı kaybedeceğim." Dedi kollarını masaya dayayıp. "Gurur ile ayrıldığına göre çok büyük bir şey olmuş olmalı ama neden Gurur hâlâ benimle konuşuyor?"

"Hiçbir yerde değilde hiç yok zaten kardeşin Zeynep. Buse senin öz kardeşin değilmiş." Gözle görülür bir şaşkınlık oluştu yüzünde.

"Yalan söyl-" Gurur benim yerime cevap verdi Zeynep'e.

"Yalan değil. Amacı senden, benden ve Ece'den intikam almakmış. Güya Ece kızını kullanarak beni kendine aşık edecekmiş falan." Dedi sinir bozukluğu ile gülerek. "Düşünsene kardeşim dediğim kıza sevgilim dememi bekliyor herhalde."

"Ne saçmalıyorsun sen Gurur?" Bu kez ben devam ettim hızla. Gece gelmeden bu konu bitmeliydi.

"Saçmalamak yok Zeynep. Gurur'u evli bir adamla aldatmış. Bu kişi Gece'yi daha önce kaçıran adam Bilal'miş ve düğüne baskın yapan da o'ymuş. Buse'nin benden alacağı intikam kızımmış yani. Gurur'u da aldatarak almış intikamımı. Sana tam olarak nasıl bir tavır takındı bilmiyorum ama Koray'ın yanındaki Gülbahar'ı da kendisi ayarlamış." Dedim bir çırpıda. Gözünden bir damla yaş aşağı kaydı.

"Ama neden?"

"Dediğine göre baban onun ailesini öldürmüş ve o da nefretini sana saklamış." Duygusuz bir şekilde söylesem de içimde fırtınalar kopuyordu. "O da saçma sapan bir oyun oynamış kendi kendine."

Gözünden süzülen yaşlar hızlandı. "Peki şuan nerede?" Hâlâ onu düşünüyordu.

"Öldü." Dudaklarımdan çıkan tek cümle buydu. Aklımda yankılanmaya başladı bu söz. Dört harf, iki hece bu kadar ağır bir cümle olabilir miydi? "Bilal'in eşi öldürdü onu."

"Mine mi vurdu onu?" Dedi Sergen şaşkınlıkla. "O kadın karıncayı bile incitemezdi."

"Aynı şeyi biz de Buse için dedik Sergen." Dedi Gurur başını masadaki yiyeceklere çevirip. "Ama aynı anda sayamadığımız kadar çok kişiyi incitti."

"Ben geldim." Diye bağırarak kapıdan girdi Gece. Benim yanımdaki sandalyeye oturdu hemen. Üzerindeki elbise az önce giydiği kazak değildi. Muhtemelen kolunu ıslatıp değiştirmişti.

"Çok güzel olmuşsun Gece hanım." Dedi Gurur ıslık çalıp.

*

Kahvaltıdan sonra Zeynep'in morali yerine gelsin diye onunla dışarı çıktık. Alışveriş merkezinde dolaşırken onun üzgün yüzünü güldürmem gerekiyordu. "Anlat bana Zeyno hissettiğin duyguları."

"En kötü bu ya Ece." Eline aldığı dudak kaleminin numarasına bakıp yerine koydu. "Hiçbir şey hissetmiyorum." Duygu yoktu, kalmamıştı. Buse istediğini yapmıştı. Hepimizden almak istediği intikamı almıştı. "Her şeyi geçtim ama evli bir adam ile yatmak ne demek ya?" Bir de kadın hamile demiş olsaydım ne olurdu acaba? "Küçücük bir kız çocuğunu öldürmek istemem ne demek?"

"Bu psikolojinin de üstünde bir şey ama ölmek kurtuluş oldu onun için." O gün ben de ona silah doğrultmuştum. Kimsenin ölmeyi hak etmeyeceğini bile bile gidip onu öldürmek istemiştim. Buna benim hakkım yoktu. "Yine de Allah'tan bulsun diyor ve çıkalım diyorum." Zaten alacaklarımızı almıştık.

Telefonum çalmaya başlayınca çantamdan çıkarıp arayana baktım. Ömer arıyordu beni. "Alo?"

"Annecim, merhabalar." Dedi Gece karşıdan. "Sana önemli bir soru sormam lazım."

"Sor annem." Kendi sesimi duyduğuma göre telefonu hoparlöre almıştı.

"Sıla teyze bana dedi ki, anne- babalar aynı evde yaşar." Sıla ile konuşmak gerekiyordu. "Siz de anne baba olduğunuza göre neden aynı evde yaşamıyorsunuz?"

"Anneciğim." Dedim ikna etmeye çalışır bir üslup takınarak. "Evli insanlar aynı evde yaşar. Biz baban ile evli değiliz ki."

Bir süre boyunca ses gelmedi karşıdan. "O zaman evlenin anne." Gözlerim yine açıldı kocaman şaşkınlıktan. "Herkesin annesi ve babası evli oluyorsa sizde evlenin."

Ne de olsa telefon hoparlörde olduğu için içimden geleni duysun istedim Ömer. "İyi de anneciğim, evlenmeden önce erkekler kadının önünde diz üstünde çöküp evlilik teklifi eder. Ben evlenme teklifi almadım." Diye açıklama yaptım. Evlenmek gibi bir niyetim yoktu. "Gereken yere ulaştı mı Gece?" Diye şakasına takıldım ona.

"Hayır anne, babam yanımda değil." Kendini çok hızlı ele vermişti. "Kendini benim için öp anne, seni seviyorum." Dedi ve telefonu kapattı. Az önce kendini öp mü demişti bana ben mi yanlış anlamıştım?

Derin bir iç çekme sesi ile yanıma tekrar döndüm. "Ne oldu, yine mi onu düşünüyorsun?" Bizde içsel çöküş yaşıyorduk ama bizi hayata bağlayan şeyler vardı.

Ben, Gece için durmalıydım mesela hayatta.

"Çok önemli bir şey değil. Sadece artık bir Fikriye'miz olmayacak." Buse ve Gurur'un hamsterına koymak istediği isimdi bu. "Her neyse, poşetleri bana verip iki simit alıp gelsene Ece sen." Diye rica etti bana. Saatlerdir dışarıda olduğumuzdan dolayı bu istek bana makul gelmişti. Muhtemelen ben gelene kadar ağlayacaktı. Bu yüzden elimdeki poşetleri ona verip sessizce yürümeye başladım.

Attığım adımlar hem büyük çığlıkları hem de küçük fısıltıları barındırıyordu. Hem kırgınlık vardı hem de kızgınlık. Eğer onun saçma sapan düşünceleri yüzünden Gece ölmüş olsaydı o zaman onu süründürürdüm. Benden daha çok etkilenen yıllardır onu seven Gurur ve küçüklüğünden beri ona kız kardeşim demiş olan Zeynep'ti.

Simitleri almak için köşeden döndüm. Sokakta kimse yoktu. Bu biraz garibime gelse bile pek umursamadım ve pastaneye doğru ilerledim.

O an arkamdan gelen bir adım sesini duydum. Sert bir el ağzıma kapanırken , çığlığım onun avucu içinde kayboldu. Sıcak nefesini ensemde hissediyordum. Nefesim kesildi, kalbim kaburgalarıma sığmayacak gibi oldu. Tırnaklarımı onun elinin üzerine batırdım beni bırakması için ama nafileydi. Çığlık atıyordum ama çığlıklarım boşlukta yankılanan bir fısıltıdan ibaretti.

Sadece bir saniye elini çekti ve tekrar elini ağzıma bastırdı. Korkudan nefes alış verişim hızlandı, ciğerlerim havayı içeri çekmek isterken aniden burnumu yakan keskin bir koku her şeyi susturdu.

Eter.

Gözlerim büyüdü, kaçmak için çırpındım ama vücudum itaatsiz bir kukla gibi ağırlaştı. Gücüm parmaklarımın ucundan çekilirken, bilincim de karanlık bir denize batıyordu.

Tüm dünya sessizliğe gömülürken, yalnızca kalbimin çılgın atışlarını duyuyordum.

En azından Gece şu an güvenli bir yerde bulunuyordu.

***

Geldi yedi köyün delisi.

Buse severlerden özür dilerim şimdiden.

Bir bölüm olaysız geçmiyor be derken bir bölümde iki farklı olay yaşadık. Çok mutluyum, yupiii.

Sizce Ece'yi kim kaçırdı???

Buse'yi hain olarak bekliyor muydunuz???

Sizce bundan sonra ne olacak???

Sizi seviyorum, kendinize iyi bakın...

Görünüşürüz canımlar…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

130okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18