10. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Su ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 34Şu an: 10. Bölüm

Şu anda Gece'nin okulunun önündeydik. Ben arabadan inmiş arka kapıyı açmış Gece'nin de benim yaptığım eylemin aynısını yapmasını bekliyordum. O ise arabadan inmek yerine kollarını çapraz bir sekilde birleştirmiş, somurtmakla meşguldü.

"Gece hadi güzelim, in canım kızım benim, hadi boncuk kızım." Diyerek sevgi sözcükleri sıraladım ikna olabilmesi için. "İnip içeri gitmelisin, ardından benim de kliniğe gitmem gerekiyor" desem de ikna olmuş hiç benzemiyordu.

"Anne inmeyeceğim güzelim, inmeyeceğim canım annem, inmeyeceğim boncuk annem." Dedi beni taklit ederek. "Arabaya binip sürmelisin ardından benim de eve gitmem gerekiyor." Allah'ım ya sabır...

Sen beni taklit edince yapacağımı mı sanıyorsun Memati?

Kafamın yanına eğip elimi ona uzattım. Oflayarak da olsa elimi tuttu. Çantasını omzuma asıp, kapıyı kilitledim. Sonra okula doğru yürümeye başladık.

'Neşeli okul' yazıyordu kapının üst tarafında. Araştırırken yorumlarda neredeyse herkesin çok iyi şeyler söylediğini görmüştüm. Bundan dolayı iyi bir araştırmayı yapıp bu okulu seçmiştim.

Neşeli okulda birlikte neşelinin çocuklar yazan slogan da ilgimi çekmişti. Okuldan içeri girdiğimizde iki sınıf karşıladı bizi. 'Tini Mini Hanım' yazan kapıdan siyah saçlı, minyon tipli, orta boylu bir kadın çıktı.

"Nasıl yardım edebilirim size?" Diye sordu saçlarını ensesinden gevşek bir şekilde toplarken.

"Mine Hanıma bakmıştım ben." Dedim. Yüzündeki saf gülümseme ile bakıyordu bana.

"O zaman doğru konumdasınız hanımefendi." Nasıl düşünememiştim ben bunu? Elini uzattı bana. "Mine Arslan ben, memnun oldum." Uzattığı elini kavradım.

"Ece Bağcı." Adımı söylemem üzerine kadının gözleri açıldı. Yüzümü dikkatle inceledi ve sessizce sordu devlet sırrı öğrenecekmiş gibi.

"Siz psikolog musunuz?" Bu soruyu o kadar çok almıştım ki yabancı gelmiyordu. Evet dercesine kafamı salladım. "Sizi tanıyorum ben. Magazinde yeni başarılar peşinde koşuyor yazıyordu." İşin garip yanı aktörler kadar neden magazine çıkıyordum ben?

Gece elimi çekiştirince ona baktım. O kadar masum bakıyordu ki hadi bitsin hadi gidelim diyordu bakışları sanki.

"Hızlıca halletsek şu işleri, kliniğe gitmem lazım." Dedim mahçup bir şekilde. İçeriye doğru seslendi kafasını kapıya çevirip.

"Ilgın." İçeriden birkaç saniye sonra Mine Hanıma benzeyen minik bir kız çıkmıştı. "Bu yeni arkadaşımız güzelim." Dedi eliyle Gece'yi göstererek. "Tanışmak ister misin?"

Senin kızını bilmem ama benim kız ister miydi acaba?

Ilgın kafasını onaylarcasına sallayıp Gece'nin yanına geldi. "Ilgın benim adım. Senin adın ne?" Diye sordu çok yumuşak bir şekilde. Sesi incecik çıkmıştı. Gerçekten tanışmak istediği gözlerine yansıyordu.

"Gece." Dedi omzunu indirip kaldırarak. Makuldü, fazla bile konuşmuştu. Bunnu ben öğrettiğim için yorum yapma hakkım da yoktu ki.

'Kural bir neydi minik panda?' Diye sormuştum Gece'ye.

'Tanımadığımız kimse ile konuşmayacağız.' Hemen ardından eklemişti. 'Ama sen konuşuyorsun anne.' Çok bilmişti, daha beş yaşında olduğuna inanmak güçtü.

'Ben onların hepsini tanıyorum bayan çok bilmiş.' dedim burnuna hafifçe vurarak. O ise cevap vermeye tenezzül bile etmemişti.

Şuan karşısındaki kızla konuşmak istemiyordu. "Hadi kızlar." Dedi ortamı yumuşatmak için Mine hanım. "Biz konuşurken Gece sınıfımızın kalanı ile kaynaşsın. Birazdan geliyorum ben de." Ilgın annesine kocaman gülümseyip 'peki anne' diye cevap verirken Gece somurtuyordu.

Bana bakmak için kafasını kaldırdığında ona göz kırptım. Oflayarak elimi bıraktı ve Ilgın iel beraber sınıfa gittiler.

"Buyurun Ece Hanım." Sınıfların karşını gösterdi eliyle. Oraya doğru gittik beraber. Odaya bakmadan hızla koltuğa oturdum. " Okulumuzdan, temizlik anlayışından ve daha birçok şeyden size bahsetmiştim. Dilerseniz bir daha üzerinden geçebilirim."

Kafamı gerek yok anlamında salladım ama bu da çok saçma olduğu için ya da anlamamıştır diye sesli cevap vermeyi ihmal etmedim. "Hiç gerek yok Mine Hanım. Sizin iyi niyetinize inanmak istiyorum." Dedim gülümseyerek. Geç kalmamalıydım ilk günden. "Daha sonra konuşuruz detaylı bir şekilde. Siz bana numaranızı verin lütfen."

Bir kart verdi hemen masanın üstünden. "Benim numaram yazıyor burada." Anlayışla gülümseyince ayağa kalktım. İkimiz el sıkıştıktan sonra odadan çıktık.

Ilgın ve Gece'nin birlikte girdiği sınıfın önüne geldiğimizde Mine hanım kapıyı açıp kenara çekildi. Gece beni gördüğü gibi kapıya koştu hemen. Onunla aynı boya gelip ellerini tuttum. "Ben şimdi gidiyorum bebeğim." Dedim elinin üstüne minik bir öpücük kondurup. "Öğlen almaya geleceğim seni. Ben gelene kadar uslu dur, öğretmenini üzme, tamam mı?" Hoşnutsuzluk gözle görülür cinstendi. "Bakma öyle bana. Burayı da Bursa'daki okulun gibi seveceksin."

Boyuna bakmadan gözlerini devirdi. Yapma annem gözün öyle kalacak.

"İyi anneciğim, git o zaman." Sanki onu kreşe değil de yetiştirme yurduna bırakıyorduk.

"Geç kalacağım senin yüzünden." Yalandan sitemim karşısında güldü sadece. Yanağıma tüy kadar hafif bir buse kondurdu. Ayağa kalkıp ona el salladım ve okuldan çıktım.

Hedef klinik...

*

Dünyanın en şanssız kadını ödülü bu yıl sana gelecek Ece. Allah şahidim olsun ben buna tüm benliğim ile inanıyorum. Bir insanda hiç mi şans olmaz ya?

Allah bütün şansımın tamamını 11 Kasım 2018 tarihinde vermişti galiba. Zaten şuan beş yaşında olan çocuk en az bir bilim insanı kadar şey biliyordu ama bunu o da kestiremezdi. Bunu kimse kestiremezdi.

Yaklaşık bir saattir -ki ben bu süre zarfında odama yerleşiyordum- durmadan nefes almadan konuşuyordu beynimin içindeki ses.

Niye mi konuşuyordu?

Oynat bakalım...

*

(Bir saat önce)

Arabayı park edip indim. Geç kalmadığım için sorun yoktu. Arabanın kapısını kilitleyip kliniğe doğru adımlarımı yönlendirdim. Geleceğimi biliyorlardı ama orada bulunan müdürün odasına giderken kimse geleceğimi bilmiyormuş gibi bir tavrım vardı.

Hayır, kimseden çekinmiyordum hatta oldukça rahattım. Müdürün odasının önüne gelince kapıyı dikizlemeye başladım. Atsan atılmaz, satsan kimse almaz türünde bir kapıydı.

Normal bir kapı değildi. Kapının üstünde pembe renklerle 'Müdürünüz Yusuf Gelin'in Yanına Gelin' yazıyordu. Etrafında sarı çiçekler ve mavi kalpler vardı.

Kapıyı tıklayınca içeriden gelen ses gülmemi tetikliyordu. "Gel ayol, yabancı mı var sanki ne?" Boğazımı temizleyip elimi kapının koluna koydum. Kapıyı açıp içeri girdiğimde karşımda pembe çiçekli gömlek ve fosforlu yeşil pantolon giyen bir adam beklemiyordum.

Sağ elimin baş parmağı ile sus çizgimi kaşıdım. Adamın masasının önüne gelip elimi uzattım. "Ece Bağcı, yeni geldim buraya. Belki be-" Neden herkes sözümü kesiyordu?

"Ay şekerim, tabiki tanıyorum seni. Misal örnek olarak bir psikologsun" Vay bak şu işe. Sonra kocaman bir kahkaha attı.

"Odama yerleşecektim ben Yusuf Bey. Geldiğimi haber vermek için gelmiştim." Saçmanın saçması bir cümle kurmuştum.

Saçma sapan cümlelerden
Hayatımı mahveden gülmelerden

"Lütfen bir daha bana Yusuf deme Ecoş hanım." Ecoş ne be? "Yusuf'u de Yüşü de, Yuf de ama Yusuf deme, okay?"

Nasıl psikoloji okumuştu lan bu adam? Adamın yanında iki dakika durmak istesen ilk dakikada sizi tımarhaneye kapatırlardı.

"Almayım Yusuf Bey, teşekkür ederim size." Dediğimde kızmaya çalışan gözlerini üzerime dikti.

"Bende ederim Ecoş hanım ama teşekkür değil teessüf ederim." Kafasını unutmayı istermiş gibi sallayıp "Her neyse, ben senin asistanını çağıram da tanışın siz." Dedi. Sonra cırtlak sesi ile seslendi. Zavallı kulak zarım ve ben.

"Sıla,kız. Boyun posun devrilmesin. Buraya gel çok acil." Dedi pardon çığlık attı.

İçeri giren kızı baştan aşağı süzdüm. Siyah kalem etek ve beyaz bir gömlek giymişti. Kahve gözler ve sarıya çalan kahve saçlar ile Sıla Gezen girdi.

Sıla Gezen'i tabiki tanıyordum. İnsan en iyi arkadaşını tanımaz mıydı?

Yusuf bey bana döndü. Ben de gözlerimi Sıla'dan çektim. "Sana yardımı dokunur bu ruh hastasının. Şimdi işin varsa git yoksa da git" diyerek beni açık bir şekilde odadan kovdu.

Sıla ile beraber odadan çıktık. Yan yana yürüyorduk. Beni tanımış mıydı? Tanımış olsa neden tepki vermesindi ki? Tanısa birşey derdi, hesap sorardı en azından?

İnşallah tanımamıştır. Amin, amin, amin, amin, çok amin, aşırı çok amin...

"Buradan Ece Hanım."

Ooo, Ece hanım sonunda teşrif ettiniz...

İki olasılık vardı
Ya benimle ilgili haberleri görmüştü.
Ya da beni tanımıştı.

Onu takip ederek bir odanın önüne geldik. Kapının yanında 'Psikolog Ece Bağcı' yazıyordu.

"Siz yerleşin Ece hanım. Bugün iki randevunuz var, saat on birde olacak ilki. Dilerseniz yardım edebilirim. Dediğinde onu reddettim.

"Teşekkür ederim, hallederim ben." Dedim. Müsaade isteyip ayrılmadan tek birşey söyledi. Keşke onu demeseydi.

"İstesen de istemesen de, kabul etsen de etmeden de sen beni, ben de seni hatırladım Ece. Cihan ve Sergen seni çıkartamamış olabilir ama ben onlar gibi değilim. Benim ne suçum vardı bilmiyorum ama benimle konuşsan ben seninle iletişim kurduğunu bırak Cihan'a söylemeyi, Erkan'a bile söylemezdim. Bunu müsait olduğun bir zaman diliminde konuşuruz çünkü senin aksine ben seni bırakmayacağım." Dediğinde donup kaldım. Bu tek birşey değildi.

Ben, benim şansıma tüküreyim. Saygılar...

(Şimdiki Zaman)

Masada başımı ellerimin arasına almış, avuçlarımı şakaklarıma bastırmış, tarlası yanmış çiftçi gibi oturuyordum.

Keşke tarlam yansaydı.

Saate baktığımda ilk seansın başlamak üzere olduğunu gördüm. Kapı tıklandığında hemen kendime çeki düzen verip girebilirsiniz diye seslendim. İçeri hemen hemen 27-28 yaşlarında bir hanım efendi girmişti. Güzel bir kadındı lakin gözlerindeki hüzün ona hiç yakışmamıştı.

"Hoşgeldiniz, geçin lütfen." Masanın önündeki deri koltuğa oturdu. Kadının yaptığı her hareket tereddüt doluydu. Otururken bile tereddüt etmişti. "Rahat olun lütfen. Kendinizi iyi hissedince başlayabilirsiniz." Çekmeceden su çıkardım. Normalde orta sehpanın üzerinde su olurdu ama bu kez nasip değildi. İstediği an verecektim suyu.

"Adınız neydi?" Bir yerden başlamak gerekiyordu.

"Beren Düzce" Bende Ece Ankara.

Bu isim tanıdık geliyordu. Önümdeki deftere not alırken aklıma nereden duymuş olduğum geldi. Zeynep cumartesi magazini açmıştı. Moda tasarımcısı Beren Düzce ve Koray Artan çiftinin mutluluğu son buldu şeklinde bir yazı vardı. Haberin devamını izlememiştim çünkü Gece ağlamaya başlayıp beni kandırmıştı.

Çünkü Buse çikolatasını almıştı. Beren derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

"Koray Artan, yaklaşık üç yıldır sevgiliydik biz. Evlilik hayallerimiz vardı bizim ama o bu hayallerini başkası ile yaşamayı tercih etti." Başını eğip elleri ile oynamaya başladı. "Evde otururken bana bir davetiye geldi. Üzerinde en mutlu günümüzde sizi de bekleriz yazıyordu. Gelen düğün davetiyesi Koray ve Serpil'in düğünü içindi. Kızın sadece adı vardı." Gözlerinden yaşlar boşalıyordu. "Bana onu getiren kişi Serpil'di." Bu Serpil'de bir haltlar çıkacaktı kesinlikle. "Bilerek getirmişti. Sadece sevdim neden böyle yaptı ki bana?" Dudağımın iç tarafını dişledim. Bunu yaşayan birçok kişi olduğunu bilmek de moralimi bozuyordu.

" Gittiniz mi peki?" Kafasını sallayıp sözleri ile de doğruladı.

"Gittim hatta beyaz bir elbise giydim. En mutlu günümü yaşamış gibi." Serpil nasıl çatlamıştır ama. Sonuçta düğünde sadece gelin beyaz giyerdi. "O an gelinlik giyen kişinin kendim olmasını isterdim. En yakın arkadaşımın beyazı gelinlik, benim beyazım kefen oldu." Hadi oradan, kızın en yakın arkadaşı ve sevgilisi mi evlenmişti? "Ama yine de her işte bir hayır vardır." Dedi.

"Öyle tabiki." Diyerek onu desteklemeyi ihmal etmedim. "Allah kullarına kaldırabileceğinden daha fazla yük vermez." Sesimden umut akıyordu. Ben kaç kere olduğunu hatırlamadığım kere düşük tehlikesi atlatmıştım.

"Ben ne yapayım peki Ece hanım?"

'Ben ne yapacağım peki anne? Karnımda bir bebekle nereye sürükleneyim daha?' diyen Ece'nin sesi yankılandı beynimde. Acı geçse de izleri hep kalırdı.

"Kendinize yeni bir sayfa açın. Bir defter düşünün. Sayfaları hep karalanmış. Defterde tek bir sayfa boş. Yeni sayfa için diğerlerini kapatmak lazım ki bunun için sayfayı çevirmelisiniz. Ya da eski sayfaları tekrar kullanmak için sayfaları sileceksiniz." Beren hanım gözlerime çevirdi gözlerini.

"Başka ne yapılabilir peki?" derken tereddüt ediyordu soracağı sorudan. Bu kadar tereddüt ile ben asla birşey tasarlayamazdım.

Yargısız infaz yapma, seni de gördük. Sende psikoloji denen şeyden yokken millete dağıtmaya çalışan bir ruh hastası oldun.

"Defteri değiştirebilirsiniz, o defteri çöpe atıp daha güzel anılar yaşayabilirsiniz."

"Sizin başınıza gelse mesela" derken tereddüt ediyordu soracağı sorudan. Bu kadar tereddüt ile ben asla birşey tasarlayamazdım.

Yargısız infaz yapma, seni de gördük. Sende psikoloji denen şeyden yokken millete dağıtmaya çalışan bir ruh hastası oldun.

Ayrıca dediklerimi yapıp yaptıklarımı yapmasındı o bir kere.

"Defteri yok ederdim." Kalbim kırılsa da bur-da-yım dercesine.

"Ben de defteri yok mu etmeliyim sizce." Olaya öyle bir açı kazandırmıştık ki sanki konu gerçekten bir defterdi.

"Sizi bilmiyorum ama ben yoluma deftersiz bakacağım. Hepimizin yaşadıkları zor ama yaşanacaksa yaşanır zaten." Neyim ben filozof mu?

Hee anam babam, mandıra filozofsun...

*

Günün ikinci ama son talihsiz ya da talihli kişisi geç kalmıştı. Açai ananaslı yeşil çayımı içiyordum. Hem rengi hem kokusu çok güzeldi.

İşin garip yanı ben ananas sevmezdim ki.

Kapı tıklatındığında 'girin' dedim. Girin neydi ya? Öyle çağırma cümlesi mi olurdu?

İçeri giren kişiyi baştan aşağı süzdüm. Simsiyah giyinen adam yasta olduğunu söylüyordu sanki. Bu adamı tanıyordum.

O kadar iyi tanıyordum ki kendisinden bir çocuğum vardı beş yaşında.

Evet, karşımda Ömer Cihan Alkanlar vardı.

Tüm pişmanlıklardı, nefretti, öfkeydi, sinirdi, kırgınlıktı, kızgınlıktı karşımdaki adam. Ama aynı zamanda tutku, sevda, ilk aşk ve son aşktı, hatta tek aşktı.

Kabul etmese de, istemese de bir çocuk için babaydı.

Allah'ım sen beni, aklımı ve kalbimi koru.

***

Salla, salla yer yerinden oynasın.

Hoşgeldin Sıla Gezen ve Ömer Cihan Alkanlar, sizi yazmak güzel olacak.

Ayyyy, ben kötü karakteri bile severim yaa..

Neyse soru cevap

Sıla sizce haklı mıydı???

Ömer ne hakla geliyor diyen var mı???

Yüşü Gelin bey efendiyi sevdiniz mi???
Not: Ona göre sahne yazılabilir.

Kendinize iyi bakın

Görünüşürüz canımlar

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

132okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18