31. bölüm / 34
Bize Kalan Kırık Düşler31. Bölüm
Bölümler 34Şu an: 31. Bölüm
- 1 1.Bölüm2.437 kelime
- 2 2.Bölüm2.775 kelime
- 3 3.Bölüm2.943 kelime
- 4 4.Bölüm2.980 kelime
- 5 5. Bölüm2.441 kelime
- 6 6. Bölüm2.469 kelime
- 7 7. Bölüm2.340 kelime
- 8 8. Bölüm2.461 kelime
- 9 9. Bölüm2.474 kelime
- 10 10. Bölüm1.992 kelime
- 11 11. Bölüm3.095 kelime
- 12 12. Bölüm2.334 kelime
- 13 13. Bölüm2.765 kelime
- 14 14. Bölüm2.521 kelime
- 15 15. Bölüm (özel)2.214 kelime
- 16 16. Bölüm2.114 kelime
- 17 17. Bölüm2.093 kelime
- 18 18. Bölüm5.726 kelime
- 19 19. Bölüm2.703 kelime
- 20 20. Bölüm3.665 kelime
- 21 21. Bölüm2.745 kelime
- 22 22. Bölüm3.010 kelime
- 23 23. Bölüm3.113 kelime
- 24 24. Bölüm3.248 kelime
- 25 25. Bölüm2.416 kelime
- 26 26. Bölüm3.655 kelime
- 27 27. Bölüm3.248 kelime
- 28 28. Bölüm5.511 kelime
- 29 29. Bölüm2.447 kelime
- 30 30. Bölüm2.237 kelime
- 31 31. Bölüm2.454 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 32. Bölüm2.260 kelime
- 33 Mektuplar1.038 kelime
- 34 !Okumadan Olmaz!252 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı tarihler tekerrürden ibarettir. Bu tarihler genel olarak benim başıma üzücü olaylar olarak gelmişti. Beni mutlu eden olay sayısı fazla olsa bile geçirmiş olduğumuz yıllar beni tükettiği için mutlu şeyler tekerrür etmemişti. Bunun için genelde üzücü olayların tekerrürünü yaşamıştım.
Ama bazı tarihler vardı ki, o tarihler ne zaman olursa olsun hep mutlu hissettirirdi. İsterse o gün kıyamet kopsun yine de mutlu olmak için sebepleriniz olurdu.
Mesela 11 Haziran.
Gece'nin ilk konuşmuş olduğu gündü. Türk Kızılay'ının kuruluş yıldönümüydü. Ömer Cihan Alkanlar'ın doğum tarihiydi...
Özenli bir şekilde seçmiş olduğum elbisenin üzerimde duruş şekli o kadar güzeldi ki Ömer'e hak vererek kendime aşık oldum. Ten rengim elbisenin içinde adeta bir ışıktı.
Elbise, dizlerimin hemen üstünde bitiyordu. Ne çok kısa ne fazla uzun, tam kararındaydı. İncecik askıları omuzlarıma zarifçe tutunmuş, adeta bir dokunuş kadar hafif. Kumaşı ipekle satenin aşkından doğmuş gibi; her hareketimde ışığı yakalayıp parlıyor, ama asla abartmada. Bel kısmı vücudumu tam sarıyordu. Sanki elbise beni değil de ben elbiseyi taşıyorum. Etek kısmı hafifçe dalgalıydı. Rengi o derin, tutkulu kırmızıydı. Kalpleri hızlandıran, bakışları üzerine mıknatıs gibi çeken cinsten. Ve sırtı… İnce bir V kesimiyle açıkta, ama zarafeti elden bırakmadan.
Bu elbiseyle bir odaya girsen, sessizlik çökmez… hayranlık fısıltıları yükselir.
İster sahilde bir akşam yürüyüşü, ister şık bir davet, bu elbise her anı özel kılar.
Özel kılmak için şık bir davet şeklinde olacaktı. Daha doğrusu bir kutlama.
Aşağı indiğimde mutfaktan gelen seslere kulak kesildim. İçeri gitmekten vazgeçip mutfağa yöneldim. Kapının pervazına yaslanıp muhteşem görsel şöleni izlemeye başladım.
Ömer'in altında siyah pantolonu vardı. Ve üzerinde ise... Hiçbir şey yoktu. Mutfakta bulunan L koltuğun üzerine beyaz gömleğini ve ceketini bırakmıştı. Omuz hizasında iki tane kurşun izi vardı. Her gördüğümde içim acıyordu. Keşke o acıların hepsini oradan alma imkânım olsa diyordum. Sırt kasları bile vardı ve dudak uçuklatan cinstendi.
"Ben de hazırlardım kocam," dedim kollarımı göğsümde birleştirip. Karşımda hep böyle duracaksa benim için sorun yoktu. "Kendini yormana gerek var mıydı?" Önce omzunun üzerinden baktı bana. Sonra bedenini döndürüp kalçasını tezgaha yasladı. "Zaten tüm gün yorulacaksın."
Beni taklit edip kollarını çıplak göğsünün üzerinde bağladı. Kaşlarını çatarak cevap verdi. "Sen de yorulacaksın ya güzelim." İçimden bir ses adam haklı, dağılın dedi. "Ayrıca sen benim karımsın, kölem değil. Biz seninle hayatımızı paylaştık. Buna her şey dahil." Romantikliğinden dolayı eriyecektim. "Yaptığımız ve yapacağımız işler de dahil, çocuğumuz da dahil, bedenlerimiz de."
"Hödük," diye tatlı tatlı gülümsedim. "Hödüksün." Kollarımı onun boynuna doladım. Ayağımda topuklularım olmadığı için parmak ucunda yükseldim.
"Hödük müyüm?" Dudaklarıma yaklaştı dudakları ama birleştirmedi. Dudaklarım hafif aralanmıştı.
"En büyük hödüksün."
Yüzündeki sırıtma ifadesi büyüdü. "Senin hödüğünüm." Kabullenen erkek çok hoşuma gidiyordu. Bu erkek Ömer Cihan Alkanlar isimli bir beyefendiyse daha da çok hoşuma gidiyordu.
"Evet, benim hödüğümsün, kimse karışamaz." İleri atılıp dudaklarına dudaklarımı değdirdiğim sırada geriden gelen ses ile dikkatimiz dağıldı.
"Anne, baba," diyen kızımız ile ikimiz de ışık hızıyla birbirimizden ayrıldık. Kapıya döndüğümde Gece mutfağa yeni gelmişti. "Günaydın." Gece üzerine beyaz eteğini ve beyaz tişörtünü giymişti. Saçları ise dağınıktı. Kuş yuvasına benziyordu. "N'apıyorsunuz?"
Cevap verme işi sadece bana düşmüş gibi atıldım. "Hödü," dedikten sonra kafamı iki yana salladım hızla. Sonra daha düzgün bir şekilde açıklamaya başladım kendimi. "Babanla konuşuyorduk güzelim." Gece zıplayarak yanımıza geldi. Eğilip kucağıma aldım.
"Ne hakkında?" Gözlerini kısınca çok tatlı olduğunu bilmese de olurdu.
"Akşamki maç hakkında güzelim. Biliyorsun ki bu akşam Türkiye- Polonya maçı var." Gece bilmese bile bildiğini belli edercesine başını salladı. "Aferin benim güzel kızıma." İki parmağım ile burnunu sıktım. "Akşam bir davete katılacağımız için izleyemeyecek gibi duruyoruz." Dudaklarımı büzdüm. Gece de beni taklit etti hızla.
"Ne daveti?" Ömer'in aksi sesini duyunca ona döndüm. Dudakları yukarı kıvrılmış ama kaşları aşağı inmişti.
"Hatırlamıyor musun hayatım?" Gece bir elini saçıma götürüp saçımla oynamaya başladı. "Karademirler ile toplantımız var ya bu akşam Ömer." O da ayrı bir ironiydi. Koskoca Karan Karademir sadece Ömer'in doğum günü için benimle plan yapmıştı.
"Benim aklımdan tamamen çıkmış o ya." Ellerini saçına daldırdı. Şu süreçte ne kadar zorlandığını gözlerimle görebiliyordum. Bu durum beni çok üzüyordu ama yapabileceğim birşey yoktu. "Onu erteleyemez miyiz acaba?"
"İmkânsız!" Aceleyle çıkan sesim Gece'yi bile korkuttu. "Adam yarın Rize'ye gidecekmiş."
"Sen nereden biliyorsun?" Karan Karademir ile konuştum dersem saçma olur muydu? "Bu bilgi neden sende mevcut ki karım?" Beni kıskanıyor muydu...
Kıskanmasını gerektirecek bir durum yoktu ki.
"Asistanın ile konuştum da hayatım. Sen yoğundun, ben de yardım etmek istedim sadece." Olayı toparlamaya çalışmam o kadar iyiydi ki kendimle gurur duydum.
"Anladım." Düşünceli çıkan sesinin sebebini biliyordum. Ne yazık ki Ömer'e sürpriz yapmak için konuşamazdım. Ömer Gece için yapmış olduğu meyve suyunu ve bizim için yaptığı kahveleri masaya koyunca kahvaltı için hazırdık. Tam masaya oturacakken Ömer'in telefonu çalmaya başladı.
"Oturun siz," deyip L koltuğun üzerinde bulunan telefona ilerledim. Arayan kişiyi görünce Ömer'e döndüm. "Açayım mı?" Kim olduğunu önemsemeden başını salladı. Aramayı çağrı bitmeden yanıtlayıp telefonu kulağıma götürdüm.
"Ömer'im Cihan'ım Alkanlar'ım," diye giriş yaptı Erkan. Bu adam arada evli olduğunu unutuyordu. "Günaydın kara gözlüm, kara saçlım, bal dudaklım." Erkan'ın zevzekliği karşısında dudaklarım aralandı. Ben yokken her sabah onu bu şekilde arıyor muydu? "Nasılsın?"
"İyiyim evli insan." Adımlarımı masaya yönlendirip sandalyeye oturdum. Telefonu hoparlöre verip kahvaltıya başladım. "Sen nasılsın?"
"Ömer'in telefonunun sende ne işi var?" Cevap vermem yerine soruma soruyla karşılık verdi.
"Kocam ya o benim Erkan. Belki ondan yanındayımdır falan." O sırada Ömer iki ekmeğe sürdüğü reçelin birini Gece'ye birini de bana uzatıyordu. Ekmeği ısırmadan önce üzerine bastırarak söyledim ki Erkan kıskansın. "Ne gerek vardı Ömer? Bizi doyurmaya çalışmak yerine kendin yesene." Ekmeği ısırdığımda Erkan söylenmeye başladı.
"Yazıklar olsun sana Ömer. Ben senin için saçımı süpürge edeyim ama sen yanındaki kıza yemek yedir. İyi ki zamanında babamı dinlemişim de sana varmamışım." Erkan yıllar önce babasına "Ömer ile evlensem beni evlatlıktan reddeder misin" diye sormuştu. Babası da "sadece evlatlıktan değil insanlıktan da reddederim, sana dava açarım" dediği için saatlerce ağlamıştı. "Sen de beni dinle lanet olasıca, mükemmel ötesi, mavi gözlü, güzel kadın. Ömer'imi rahat bırakmazsan sana dava açarım." Dudaklarımdan bir gülüş çıktı. Bu gülüş oldukça alaycıydı.
"Açmazsan küfür," dedim Gece mutfakta olduğu için. Onun küfürlerden etkilenmesini istemiyordum. "Hem açarsan aç be. Sen benim avukatlarımın kim olduğunu biliyor musun? Gurur Kurtul ve Güven Kurtul var benim arkamda. Onlar varken sen benim karşımda rahatlıkla kazanabileceğini mi düşünüyorsun?" Avukatlarıma olan güvenim göz yaşartan cinstendi.
"Açmazsam küfür," diye beni taklit etti. Şuanda yüzünü buruşturduğunu tahmin ediyordum çünkü ne zaman sinirlense yüzünü buruşturdu. "Benimde avukatım bir numara bir kere, tamam mı? Güzel, alımlı, bakımlı," derken bir inleme sesi geldi Erkan'dan. "Acıdı ama Sıla," dediğini duyduk. Aklıma fesat şeyler geldi ama sonra Sıla'nın ne kadar kıskanç birisi olduğunu hatırlayıp Erkan'ın kafasına vurmuş ya da kolunu çimdiklemiş olabileceğini düşündüm. "Hoparlörü kapat da söveyim."
"Dur şöyle yapalım," Erkan cümlesine başlamadan içimden gelenleri dışarı aktardım. "Ben direkt olarak telefonu kapatayım, sen de kendi kendine konuş." Herhangi bir cevap beklemeden telefonu kapattım.
Erkan tekrar aramadan telefonu uçak moduna aldım. Masanın üzerindeki çantamdan telefonumu çıkarıp sessize aldım. Artık ararsa bile açmak için uğraşmayacaktık. "Neden kapattın ki anne?"
Gece'nin ince sesi ve ince düşüncesi ile tebessüm ettim. Yine de Erkan'ı savunacak değildim. Bir ortamda sadece ve sadece kendini savunmalıydın.
"Kahvaltı yapabilmek için." Cümlemi düzeltmem daha doğru olacaktı. "Adam akıllı kahvaltı yapabilmek için. Hem ne demiştik?" Sözü kızıma bıraktım.
"Yemek yerken konuşulmaz." Sonra kıkırdayarak devam etti. "Ama siz konuşuyorsunuz."
Ömer lafa atladı hızla. "Biz başkayız güzelim." Ömer'e baktım gülümseyerek. "Biz çok başkayız." Gözlerimiz birbirine değince utanarak başımı aşağı eğdim.
Evet, biz çok başkaydık.
"Ben neden bilmiyorum peki sizin çok başka olduğunuzu?" Gece kaşlarını çatmaktan alnını kırıştıracaktı.
"Öğrenirsin babacığım," dedi Ömer sevecen bir tavırla. "Bize de gökten zembille inmedi sonuçta. Yavaş yavaş öğreneceğiz herşeyi. Annenle öğrendiğimiz gibi."
Gece teyit etmek için hızla sordu. "Birlikte mi?" Babası iki cihan bir araya gelse bir daha bizi terk etmezdi güzel kızım.
"Birlikte." Ömer başını sallayınca kahvaltımıza kaldığı yerden devam ettik.
*
Ömer arabayı park edince ben de arabadan inip Gece'yi indirdim. Ömer hızla arabadan inip sert ve seri adımlarla bana ilerledi. Başkası olsa şu an korksa bile ben korkmuyordum. Çünkü hiçbir konumda, hiçbir koşulda Ömer bana zarar vermezdi.
"Nerdesin sen Ece sabahtan beri?" Yolun ortasında kimseyi umursamadan sarıldı bana. Bir elini saçıma götürüp bir elini belime koydu. "Neler neler geldi aklıma, niye açmıyorsun sen benim aramalarımı?" Sesi gerçekten de fazla telaşlı geliyordu.
"Sorun yok kocam." Elimi onun sırtına koydum. "Sadece telefonum sessizde kalmış." Aslında Ömer'in bütün aramalarını görmüş ama hiçbirini cevaplamak gibi birşeye girişmemiştim. "Sakin ol Ömer. İçeride misafirimiz var, kendisi çoktan gelmiş olmalı. Hemen gidelim de maça gecikmeyelim."
Futbolu fazla sevmesem de Milli takım maçlarını kaçıran bir insan değildim. Özellikle Gurur ve Gece buna asla müsaade etmiyordu.
Ömer yavaşça benden ayrılıp bizi izleyen Gece'nin boyuna geldi. "Senin bu sorumsuz annen yüzünden ne kadar üzüldüm küçük hanım, biliyor musun?" Ömer beni şikayet etmek için yanlış kişiyi seçmişti.
Gece, beni haksız çıkarmamak için omzunu indirip kaldırdı. Umursamaz bir tavırla, "Annem de senin yüzünden üzüldü baba. Ödeştiniz gibi düşün mesela," dedi. Onun bu çok bilmiş tavırları beni hep gülümseten bir durum olmuştu.
Ömer buna pek takılmadan üzerinde beyaz elbisesi olan minik kızımızı kucağına alıp tek koluyla kızını destekledi. Diğer kolu ise benim belime dolandı. Ömer yürümeye başladığı için ben de peşinden ilerlemek zorunda kaldım. Biz restorandan içeri girdiğimiz gibi bütün ışıklar söndü. Sonra içeri büyük bir pasta ve üzerinde sayısız mum geldi. Sonra herkesin söylediği bir söz.
"Doğum günün kutlu olsun Ömer Cihan Alkanlar." Tek bir kez söylemiştik çünkü bundan rahatsız olabilirdi.
Ömer şaşkınlık içinde bana döndü. "Gece," dedim gözlerim sevdiğim adamdayken. "Kapa gözlerini annem." Gece'nin beni dinleyeceğini bildiğim için bakmaya gerek duymadım. Elimi Ömer'in göğsünün üzerine koydum. Dudaklarımı dudaklarına yaklaştırdım. Aramızda milimlik bir boşluk vardı. "İyi ki doğdun kocam." Dudaklarımızın birleşimi için aradaki mesafeyi kapattım.
Kendimi geri çektiğimde, Ömer beni kendisine çekip sarıldı. Dudaklarını saçlarımda hissettim. "Gerçekten öyle olmuş." Mest olmuş gibi çıkıyordu sesi. "Gerçekten iyi ki doğmuşum be karım."
"Gece," dedi Ömer bu kez. "Aç gözlerini babam." İkimiz birbirimizi tamamlıyorduk. Gece anında gözlerini açıp bize döndü.
"Birşey yaptınız ama çok umrumda olmaması gerektiğine eminim." Bunu duyan kişiler hafif kıkırdadı. Gece bunları önemsemeden Ömer'e baktı. "Dünyanın en yakışıklı babası, doğum günün kutlu olsun. İyi ki doğdun." Tek eli Ömer'in omzunda duruyordu. Bu kadar kişi içinde ben de Ömer'in kucağında olmak istersem suçlu sayılır mıydım?
"Teşekürler dünyanın en güzel kızı. Sen de iyi ki varsın."
"Hadi pasta üfleyelim." Sesi sıkılmış çıkan Gurur'un tek amacı midesine birşeyler göndermekti. Ömer kucağında Gece, yanında ben ile yürümeye başladı. Sekiz katlı lezzetli pastanın önüne geldiğimiz zaman durduk.
"İkiniz," dedi başıyla pastayı işaret ederek. Bu kadar insan içinde onu rencide etmemek için onay verdim. Gece ile yan yana durup Ömer'e döndüm.
"Dilek tut."
Gülümseyerek cevap verdi. "Gerek yok ki. Benim en büyük dileğim sizdiniz. Siz de gerçekleştiniz." Gece ile gülümseyerek başımızı pastaya çevirdik. "İyi ki geldiniz."
İyi ki geldik...
"Üç deyince." Başını salladı. Yüksek ihtimalle herkes birden başlayacağımı düşünüyordu. "Üç," dedim ve aynı anda pastayı üfledik. Işıklar tekrar yandığı zaman pastayı kesmek için görevliler geldi. Pasta hazır olup gelene kadar biz de Ömer'e hediyelerini verebilirdik.
"Şimdi ne var sırada anne?" Gece çok meraklı bir çocuktu. Bana çekmemişti ama Ömer'e de çekmemişti.
"Aldığın tatlı hediyeyi vereceksin aşkım." Gece'nin gözleri parladı. Ömer'e aldığı anlamlı hediye benim gözlerimi yaşartmıştı. Gece'ye çantamdan çıkardığım kutuyu verdim.
Gece babasına dönüp elindeki pembe paketli kutuyu uzattı. Ömer gülümseyerek aldı elinden hediye paketini.
"Baba..." dedi hafifçe kıkırdayarak. "Bu senin için."
Ömer, hafifçe eğilerek hediyeyi aldı. Paketin üzerindeki fiyongu açarken elleri titredi, içinden ne çıkacağını bilmese de, Gece'nin verdiği her şeyin dünyalara bedel olduğunu biliyordu.
İlk olarak, gümüş rengi detayları olan zarif bir kalem çıktı paketten. Gövdesine küçük harflerle kazınmış bir yazı vardı: “En iyi babaya…”
Ömer daha kalemi tutarken, paket içinden ikinci bir sürpriz fısıldar gibi yere düştü. Minicik, örgüden patikler. Gece’nin ilk doğduğu zamanlarında giydiği o patiklerdi pakette duranlar… Zamanın içinden özenle seçilip getirilmiş bir parça gibi. Ömer’in gözleri doldu; gülümsemesi, kalbinin tam ortasına dokunmuştu. Sadece bir hediye değildi bu, baba-kız arasında söylenmeden anlaşılmış bir sevgiydi.
Gece gözlerini kırpıştırarak, “Sakla ama tamam mı? Kaleminle yazarsın, patikler de yanında olur…” dedi.
Ve Ömer, gözyaşlarını saklamaya çalışarak, “Sonsuza kadar,” diye fısıldadı.
Erkan, sıkılmış olmalı ki hemen lafa atıldı. "Ben de hediye aldım Cihan'ım." Elinde tuttuğu paketle Ömer'in önüne geldi. "İyi ki doğdun Kara Kartal. Aç bakalım hediyeni."
Ömer, onu kırmamak için hediye paketini açtı. İçine bakınca gözleri açıldı şaşkınlıkla. Paketten çıkarınca elinde tuttuğu formayı gördüm. Üzerinde olan imzalar ise hediyeyi daha da önemli bir hâle getiriyordu.
"Teşekkür ederim, kardeşim." Ondan hediye verme süresinin bitmesini bekleyen kadar Gece ve Ilgın'ı izledim. İkisi çok iyi anlaşıyordu. Bir süre sonra herkes hediyesini vermişti ama Ömer hepsini açmamıştı.
Karan Karademir, üç adet bilet vermişti. Los Angeles bileti...
Sıra bana gelmiş gibi duruyordu. "Sen?" Gözünü kırpmıştı ve başını iki yana sallamıştı. Biliyordu benim de ona birşey aldığımı. Zaten planlayan kişi bendim.
Çantamdan hediye paketini çıkarıp Ömer'in önüne doğru adımladım. "Ben?" Sanırım birbirimizi taklit etmeyi çok seviyorduk. "Aldım kocam." Onun tepkisini çok merak ediyordum. Arif ile konuştuğum için Ömer'i ve beni video alıyordu. O da ne aldığımı bilmiyordu gerçi.
"Bizi videoya alman lazım Arif, Ömer'e hediye verdiğim zamanda çekmelisin." Başını sallamıştı hızla.
"Çekerim yenge de," demişti çelişki içinde. "Niye ki? Çok mu önemli birşey aldın?"
"Sürprizi bozmam ben Arif."
"Açıyorum." Ömer elimden hediye paketini elimden aldı. Hevesli şekilde başımı salladım. Çoğu kişi -üç kişi hariç herkes- benim hamile olduğumu bilmiyordu. Bu sebeple Ömer Cihan Alkanlar'a karısının ne aldığını merak ediyorlardı.
Ömer paketi açtı. Kutunun içine uzun uzun baktı. Başını kaldırınca şaşkın gözleri ile karşı karşıya kaldım. "Karım?" dedi şaşkınlık emaresiyle. "Kızımız muhtemelen ilk giydiği patikleri verdi bana, ki bu hayatımda aldığım en güzel hediyelerden biriydi. Peki ya sen? Senin de ilk giydiğin diyeceğim ama daha yeni alınmış." Sona geldiği zaman sesi kısıldı. Dudakları aralandı şaşkınlıkla. "Ece?" Zikir çeker gibi demişti bunu. Öyle huzur içinde söylemişti ki bunu başka yerlerde kolay kolay görmek imkansıza yakındı.
Başımı salladım.
"Hamile misin?" Sesi titriyordu. Başımı bir kez daha salladım. "Hamilesin?" Sanki ilk kez hamile olduğumu duyuyordu. Şu an verdiği tepkiler geçmişi kapatmaya yetiyordu.
"Hamileyim." Büyük elleri yüzümü kavradı.
"Hamilesin." Bunu söylemekten zevk alıyordu galiba. "Bebeğimiz var karnında."
"Bebeğimiz var Ömer karnımda." Onu tekrar ederek heyecanına ortak oluyordu. Ömer'in verdiği tepki benim için çok önemliydi.
"Küçük." Ben de ellerimi onun yüzüne çıkardım.
"Küçücük."
"Minik," dedi bu kez.
"Minicik." Döküldü dudaklarımın arasından.
"Bir kez daha baba oluyorum."
"Bir kez daha baba oluyorsun." Şuanda ortamdaki herkes 'Ne yapıyor bu mallar?' diyor olabilir.
"Bir kez daha anne oluyorsun."
Yine tekrarladım. "Bir kez daha anne oluyorum." Beni kollarının arasına aldı bu kez. Kimse ,özellikle Gece, duymasın diye kulağıma sessizce fısıldadı.
"Aynısı olmayacak. Sana senin maviş gözlerin üzerine yemin ederim ki bir daha olmayacak." Bir süre birbirimize sarıldık. Ömer benden ayrılınca nemli gözleri ile Gece'ye döndü.
"Prensesim, abla oluyormuş." Elini açıp havaya kaldırdı. Gece de hızla elini babasının eline çaktı. "Gün bizim günümüz dostlar. Çal patlasın, vur oynasın." Ömer heyecandan ne dediğini bilmiyordu. Yine de benlik bir sorun yoktu.
Yara, keder insanı nasıl öldürüyorsa; sevinç de aynı oranda yaşatıyordu...
***
Diyecek fazla birşeyim yok dostlarım.
Ömer Cihan Alkanlar diyorum. Konuşmaya gerek yok bence.
Sizleri çok seviyorum, kendinize iyi bakın.
Yeni bölümde;
Görünüşürüz canımlar...
Bölüm etkileşimi
