3. bölüm / 34
Bize Kalan Kırık Düşler3.Bölüm
Bölümler 34Şu an: 3.Bölüm
- 1 1.Bölüm2.437 kelime
- 2 2.Bölüm2.775 kelime
- 3 3.Bölüm2.943 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.Bölüm2.980 kelime
- 5 5. Bölüm2.441 kelime
- 6 6. Bölüm2.469 kelime
- 7 7. Bölüm2.340 kelime
- 8 8. Bölüm2.461 kelime
- 9 9. Bölüm2.474 kelime
- 10 10. Bölüm1.992 kelime
- 11 11. Bölüm3.095 kelime
- 12 12. Bölüm2.334 kelime
- 13 13. Bölüm2.765 kelime
- 14 14. Bölüm2.521 kelime
- 15 15. Bölüm (özel)2.214 kelime
- 16 16. Bölüm2.114 kelime
- 17 17. Bölüm2.093 kelime
- 18 18. Bölüm5.726 kelime
- 19 19. Bölüm2.703 kelime
- 20 20. Bölüm3.665 kelime
- 21 21. Bölüm2.745 kelime
- 22 22. Bölüm3.010 kelime
- 23 23. Bölüm3.113 kelime
- 24 24. Bölüm3.248 kelime
- 25 25. Bölüm2.416 kelime
- 26 26. Bölüm3.655 kelime
- 27 27. Bölüm3.248 kelime
- 28 28. Bölüm5.511 kelime
- 29 29. Bölüm2.447 kelime
- 30 30. Bölüm2.237 kelime
- 31 31. Bölüm2.454 kelime
- 32 32. Bölüm2.260 kelime
- 33 Mektuplar1.038 kelime
- 34 !Okumadan Olmaz!252 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(2018-Haziran)
Her başlangıç bir bitiş demiştim ama çok doğru değilmiş bu söylediğim. Her başlangıç bir bitiş değil de her bitiş bir başlangıçmış.
Işıklar ailesinin prensesi ölmüş, kendi ailesinin yapıcısı gelmişti belkide. Kendi düzenini kurmuş, yeni bir hayata gözlerimi açmıştım. Bursa bana çok iyi gelmişti.
Üniversite sınavına girmiştim. Ece Işıklar olarak değil, Ece Bağcı olarak. Evet yeni adım buydu. Burada çok güzel bir ortam yakalamıştım.
Ama Embesil Ordusunu da bayağı özlemiştim.
Bir kişi haricinde olanları en azından ama geçmişe bir sünger çekmiştim.
Şu an abimlerin bize hediye ettiği evde Buse ve Gurur'u bekliyordum. Onlarla burada tanışmıştım. Okula ilk gittiğim gün midem feci şekilde bulanmış bu yüzden koşarak lavaboya gitmiştim. Çok hızlı kilo almıyordum ama mide bulantısı çok oluyordu. Ben lavaboya gittiğimde Buse'de oradaydı. O sırada tanımıştık ve benimle konuşmak istediğini söyleyip numarasını vermişti. Şans eseri aynı sınıftaydık. Onunla ve Gurur ile.
Buse Ataoğlu bana değer veren, benim de kendisine değer verdiğim bir insandı. Buse Almanca öğretmeni olmak istiyordu. Neden Almanca olduğunu kendisi dahil kimse bilmiyordu. Yemyeşil gözleri vardı, arada sırada taktığı gözlüğü onu tatlı bir şekle sokuyordu. Yüzünde gözükmeyecek kadar az çil vardı. Ve bir anda gidip saçlarını sarı tonlarına boyamıştı. Kendi enerjisi ile benim de enerjimi yükseltiyordu.
Gurur Kurtul ile ise okula gittiğim gün Buse tanıştırmıştı. Bu kişi Buse'nin sevgilisi idi. Gurur ise abisi Güven gibi avukat olmak istiyordu. Abisi Güven Kurtul benim abimin çok sevdiği bir arkadaşıymış. Bu yüzden soyadımın değiştirilmesinde ve üniversite sınavında ayrı bir sınıfta olmamı ve midemin bulandığında lavaboya gitmem gibi bir konuda bana yardımcı olmuştu. Gurur hayattan bezdim modunda takılan ama asla öyle olmayan biriydi. Hem Buse hem de Gurur buralı idi.
İkisi de kimsenin bana kötü bir şey söylemesine izin vermemişlerdi. Bana gelip 'bu çocuğun babası nerede?' sorusunu ne kendileri ne de başkaları sormuştu bu yüzden. Bu sorularla bunalmamı istememişlerdi. Kilo fazla alamadığım için kimse buna laf yapmamış ama sürekli kusmamdan bir şeyler çıkarmışlardı. Ama o zamanda hastalığım var demiş ve onların bu yorumlarından kaçmıştım.
İkisi de benim empati yapabilen, iyi dinleyebilme gücü olan, diksiyon ve ikna kabiliyeti iyi olan bir insan olduğumu düşünüyordu. Bu yüzden psikoloji okuma kararı almıştım.
Tam olarak bu üç ayda ne mi olmuştu? Abim sürekli eski sevgilim Ömer'i dövme planları yapmıştı. Hatta bunu Gurur ile birlikte planlamıştı ama bu şekilde onunla tekrar karşılaşma ihtimalimiz yüksek olduğu için izin vermemiştim.
Hem liseyi bitirmiş hem de online olarak çalışmıştım. Ceylan abla yaptığım tasarımları birisine atmış o da beğendiği için benden çalışmalar istemişti. Ben de yapıp gönderiyordum. Bu şekilde para kazanabiliyordum ama bu sürekli olacak bir şey değildi belki de. Bu nedenle psikoloji okuyacaktım.
Daha kendime faydam yoktu ama başkalarına yardım etmeyi düşünüyordum. Yengemle annemin dediğine göre ben birazda çocuk psikolojisini anlamak için bu bölümü istiyordum.
Kapı çalınca tabletimi kenara bırakıp elimdeki fındıklı bisküvim ile kapıya ilerledim. Kapıyı açtığımda beklediğim iki kişinin geldiğini gördüm. Buse ve Gurur gelmişti.
"Süt var mı?" Dedi kapıyı açtığımda elimdeki bisküviyi gören Gurur. Elimdeki bisküviyi almıştı. Hiç bir zaman doymuyordu.
"Ama o bizimdi. Biz yemek istiyorduk onu." Sadece kendimi söylesem vermeyeceğini biliyordum ama bir bebeğin rızkını yemezdi herhalde.
"Aç ayı."dedi Buse hemen. "Versene kızın bisküvisini. Canı çekmiş demek ki." Çok seviyeli bir ilişkileri vardı. Birbirlerini hem çok seviyorlar hem de nefret edebiliyorlardı. Ama asla nefret yoktu.
"Sen sus bakayım bücür. Sen benim sevgilim olabilirsin ama aynı zamanda ben senin abin sayılırım." Evet böyle bir sorun vardı. Gurur 31 Aralık 1999 tarihinde doğmuştu. Buse ise asrın hatasını yaparak iki gün geç doğmuştu. Bu yüzden Gurur onun abisiymiş gibi davranıyordu.
İstediği gibi davranabilirdi ama benim bisküviyi verseydi keşke. Gözlerim ve aklım bisküvideydi. Keşke benim bir bisküvim olsaydı. Gurur bisküviyi tam yiyecekken bakışlarımı görüp durmuş ve bana uzatmıştı. Gözlerimin parladığına emindim şu an. Hemen aldım.
"Buyrun içeri geçin." Dedim elimle içeriyi göstererek.
Buse ise dışarıyı göstermişti. "Alışverişe gitmeliyiz Ece. Çok güzel kazaklar var indirimde." Hayır yoktu. 100 TL olan kazağın üzerine 150 yazıp üzerine çarpı atmışlardı, Buse bunu indirim olarak görüyordu.
"Çok isterdim canım." Yalan istemezdim. Ben mağaramda mutluydum. "Ama bitirmem gereken bir yer var." Tasarım yaptığımı bildiği için kafasını salladı ve içeri geçtiler. Kaçış yoktu o alışverişten.
"Ben bir su alayım." Gurur ukalanın tekiydi. Kendini beğenmiş şempanze. Bunun üzerine ben de ondan isteğimi hemen iletecektim.
"Bir bardak da bana getirsene Gurur. Boğazım kurudu." İçeri geçerken söylemiştim bunu. Aynı anda Buse'de bana katıldı.
"Bende alayım canım bir bardak." Gurur söylenerek mutfağa giderken biz yumruklarımızı tokuşturduk. İçeri geçip oturduğumuzdan bir dakika kadar sonra Gurur gelmişti. "Yüklü olmasan getirmezdim ama neyse."
Hem abim hem de Gurur beni yük kamyonu olarak görüyordu. Bir daha da Gurur'dan birşey istemeyecektim.
Yine de ona hiçbir şey demeyip tasarımıma geri dönüş yaptım. Sonraki yarım saat boyunca odada çıkan ses Gurur'un telefonundan gelen savaş oyununun sesiydi. Buse ise yüksek ihtimalle herhangi bir uygulamadan kısık sesle video izliyordu. Bu Gurur'un telefonundan gelen sesi bastırmayacak kadar sessizdi.
Yarım saatin sonunda ben işimi bitirmiştim. Bir afiş hazırlamıştım. Peyzaj mimarı bir kişinin tanıtımı için. Bunu şimdi yapımcıya gönderecektim. "Evet gençler" dedim ikisinin ilgisini üzerime çekmek için. "İşim bitti, ben hazırlanayım ardından çıkalım." İkisi de onaylayınca odadan çıktım. Kendi odama geçtim ve saçlarımı çözdüm. Hiçbir şey yapmama gerek yoktu ve çünkü gayet iyi durumdaydı saçlarım. Üzerimde siyah bir kazak vardı. Onun altında ise siyah bir etek. Hava durumunu pek güven vermese de zaten arabayla gideceğimiz için sorun olmayacaktı.
Odadan çıkıp içeri geçtim. Çok yanlış şeyler görmüş bulunduğum için ellerimi karnıma bastırdım sanki onun görmesini engellemek ister gibi. Çünkü Gurur, Buse'nin boynunu öpmek ile meşguldü. Bu onların en doğal hakkıydı ama keşke beni beklerken yapmasalardı. Geldiğimi fark etmemişlerdi.
Gurur bir süre sonra geri çekilip uzaklaştı Buse'den. "Yemin ederim ki" Bunu çok içten söylemişti. "Senin boynundan uzak kaldığım her an acı çekiyorum." Gurur, Buse'yi çok seviyordu.
Senin alnından uzak kaldığım her saniye kabir azabı yaşıyorum. Senin alnından alacağım bir öpücük için dünyayı yakarım ben...
Bunun üzerine Buse utançla kıkırdamıştı. "Ece gelecek şimdi. Rahat dur biraz."
Akıllarına gelmiştim sonunda. Aslında onları utandırmak isterdim ama iyi bir insandım ben.
"Hadi çıkalım."dedim sanki yeni gelmiş gibi. İkisi de aynı anda kafalarını çevirip bana baktılar. Sonra ayağa kalktıklarında telefonumdan bildirim sesi geldi.
Baktığımda hesabıma yüklü bir miktarda para atılmıştı. Birlikte yürüdük ve ben çantamı aldım. Kapıyı kilitledim ve Gurur'un abisini Güven'in arabasına doğru yürüdük. Arabayı Gurur kullanıyordu çünkü Buse sevmezdi araba sürmeyi. Ben ise ehliyetsizdim. Araba sürmeyi biliyordum ama ehliyet almamıştım. Ceylan baskı yaptığı için temmuzda sınava girecektim. İnşallah sınavdayken midem bulanmazdı.
Avm'nin önünde durduğumuzda hep birlikte indik. "Siz gidin, benim küçük bir işim var. Bir saat sonra ararım sizi." Gurur'un söylediğine onay verip ayrıldık. Çoğunlukla 'şu nasıl, bu nasıl, rengimi açtı mı, yakıştı mı?' soruları ile zamanımızı geçirmiştik. Kendimize, ki çoğunlukla Buse, bir şeyler aldıktan sonra bebek kıyafeti bakmaya başladık. Bebişin cinsiyeti belliydi.
Benim bir kızım olacaktı.
Bıcır bıcır konuşan, pıtı pıtı yürüyen, rengarenk giyinen, saçlarına şekil verdiren tatlı bir kız çocuğum olacaktı.
Bebeğin cinsiyetini sadece abim, yengem ve arkadaşlarım biliyordu. Annemle babama söylemek için onların buraya gelmesini bekliyorduk. Hemen hemen üç gün sonra geleceklerdi.
Kasaya gidip aldıklarımızı ödedik. Sonra poşetlerimiz ile birlikte mağazadan çıktık. "Ece özür dilerim." Aniden bunu dediği için şaşkınlıkla ona döndüm.
"Bir sorun mu var?"
"Ben bu şekilde yorulmuşken sen iki kişi olduğun için daha fazla yorulmuşsundur. Ben bunu düşünmedim." Kapıdan geçerken ona cevap verdim.
"Yalan yok yoruldum." Yalana gerek yoktu. Hava sıcak olduğundan zaten bunalıyordum. Her şey üstüme üstüme geliyordu ama aşırı da yorulmamıştım. "Ama sandığın kadar fazla değil. Seninle şu an aynıyız. Ben sadece bir kaç kilo aldım." Gerçekten şu an aynı görünüyorduk. Aşırı bir kilom yoktu.
Arabanın yanına geldiğimiz anda karşıdan gelen Gurur'u gördük. Dünyadan kopmuş gibiydi. Telefona bakmıyordu ya da biriyle konuşurmuyordu. Onu dünyadan koparan şey elinde tuttuğu poşetlerdi.
Poşetlere aşıkmış gibi bakıyordu. Acaba o poşetlerde ne vardı? Poşetlere bakarken gözleri parladıyordu. Aldığı şey her ne ise onun sevdiği bir şey olduğu kesindi. Kafasını poşetlerden ayırıp arabanın olduğu yere döndü ve bizi farketti. Fark etmesi ve koşması bir oldu. O sırada cebinden anahtarını çıkarmış ve bagajı açmıştı.
"Ne aldın hayatım?" Elindeki poşetleri yerleştirirken bu soruyu Gurur'a yöneltmişti Buse.
"Sanane."diye çemkirdi. "Ben size ne aldığınızı soruyor muyum ya?" Kız sadece merak etmişti ama yine de suçlu olmuştu. Deliydi ne yapsa yeriydi.
"Eve gitsek artık. Ben biraz açım da." Dediğimde gerçekten çok aç olduğumu hissediyordum. Açtım, çok açtım.
"Siz geçin arabaya, ben hemen geliyorum." Gurur anahtarı uzattı. Buse hemen sevgilisinin elinden anahtarı alıp arabanın kapılarını açtı. İkimiz de arkaya geçmiştik.
"Sence nereye gitti?" Kimi kast ettiğini anlamıştım doğal olarak. Bu yüzden hızla cevabı verdim.
"Bu konu hakkında bir fikrim yok aslında." Gurur Kurtul her an her şeyi yapabilecek birisi idi. Buse ağzının içinde bir şeyler geveledi ama ne dediğini anlamamıştım. Eğer söylemek istediği bir şey olsaydı zaten anlaşılır bir şekilde söylerdi.
Sıla ile sözsüz iletişim kurabilirdin. Bu kız onun yerini tutuyor mu?
Sıla ve Buse'nin arasında bir kıyaslama yapamazdım. Sıla benim çocukluk ve gençliğimdi. Buse ise kalan zamanım belki de.
Keşke Sıla ile hâlâ konuşsak.
Artık pek imkânlı değildi bu. Kabul etmem gereken bir şey vardı. Ben Ömer'i terk etmek yerine geçmişimi terk etmiştim.
En azından veda etseydik.
Keşke ona bir mektup yazmak yerine Sıla'ya yazsaydık.
"Dün akşam ne oldu biliyor musun?" Dediğinde hemen ona döndüm. Kaşlarımı çatmıştım çünkü neden bahsettiğini bilmiyordum. "Dur anlatayım."
"Anlat kız anlat."
"Hangi birini anlatıyım Cevriye. Nerden başlayım bilmiyorum." Dedi o da bana hızla ayak uydurarak.
"Hepsini anlat hepsini, ıncığını cıncığını."
Daha fazla uzatmaya gerek olmadığını düşündüğümüz için hemen konuya daldık. Yani o daldı, ben dinliyordum masumca. "Dün akşam Gurur bize geldi. Pencerenin altında cama taş atıyordu." Ay klasik ergen sendromu. "Sonra çok zeki olduğu için" bunu çok inanarak söylememişti. "Pencereleri karıştırmış babaların penceresine atmış. Babam çıkınca pencereye bu şaşkın tabi."
Ara verdi kısa bir an. "Sonra?" Devam etmesi için onu teşvik etmiştim.
"Sen bekle dedi Gurur'a sonra hemen içeriden tüfeğini aldı babam. Gurur'da salak olduğu için kaçmadı, aşağıda bekledi. Tüfeği görünce ise taak topuk." O gülmeye başlayınca onun gülüşü bana da bulaştı. Biz kahkahalar ile arabanın kapısı açılmıştı.
"Ooo neşeniz bol olsun hanımlar. Neye gülüyorsunuz böyle?" Kendisinin haline güldüğümüzü söylemeli miydik acaba?
"Önemli bir şey değil Gurur." Gülmemi toparlamış ona cevap vermiştim.
"Öyle olsun bakalım." Elindeki poşetleri bana uzattı. Aldım elinden beklemeden. Siyah bir poşet olduğu için içindekini göremiyordum. "Benim payımı ayırın. Altı tane var orada. İkisi senin biri Buse'nin diğer üçü benim." Poşeti açıp içindekine baktım. Döner vardı. Tavuk döner vardı.
Ben acıktım dediğim için gitmişti değil mi?
"Çok teşekkür ederiz." Kastettiğim kişi Buse değildi ama onların nasıl anladığına kafa yormayacaktım. Bir tanesini elime alıp yemeye başladım. Bol malzemeliydi. Bir tanesini de arkadaşıma uzattım. O da benim gibi afiyetle yemeye başladı eline alıp. Sabah Gurur'a aç ayı demiş olsak da o kendisinin yanında bizi de düşünüyordu. Dönerimi bitirince doğduğumu hissetiğim için ikincisini hiç açmadım. Eve gidince de bir şeyler atıştırırdım.
"Afiyet olsun hanımlar."
"Eyvallah aşkım." Diye Gurur'a cevap vermişti sevgilisi. Doğduğuma göre uyuyabilirdim ama acaba onlara ayıp olur muydu? Sanırım olurdu.
Çantamdan şişemi çıkarıp suyumu içmeye başladım çünkü hava sıcak olduğundan susamıştım.
Bir süre sonra benim evimin önüne gelince arabadan inmiştik. Bagajdan poşetlerimizi alıp eve doğru gitmeye başladık. Benim poşetlerimizi aldık daha doğrusu çünkü onlar birazdan kendi evlerine gidecekti.
Biz önde Gurur arkada bir şekilde eve geçtik. Gurur'un elinde AVM'nin önünde aşık bir halde baktığı poşetler elinde idi.
İçeri girip koltuklara geçtik. Gurur poşetleri bana uzattı. "Bak size ne aldım." Buse sevgilisinin yanında oturuyordu. Bu durumda buradaki 'siz' kişilerine Buse dahil değildi.
Poşeti elinden alıp yavaşça açmaya başladım. Sırayla açtığımda içinde olanları beklemiyordum açıkçası
İlk poşette üzerinde 'dayım benim herşeyim' yazan bir zıbın ve bir şapka çıkmıştı.
İkinci poşetten ise bir emzik, bir biberon ve on tane çorap çıkmıştı.
Üçüncü poşetten ise bir elbise, kazak ve hırka çıkmıştı.
Dördüncü poşetten ise bir bebek tulumu, bir eşofman takımı ve önlük çıkmıştı.
Beşinci poşetten ise bir bebek battaniyesi ve yastık çıkmıştı.
Son poşetten ise bir oyuncak koala çıkmıştı. Koala takımı almıştı. Aldığı herşey koala desenliydi.
"Bunları kızına giydirirsin artık. Güle güle kullanın Ece. Ömrü uzun olsun." Dediğinde ne diyeceğimi tam olarak bulamamıştım. Ayağa kalktım hemen, o da ne yapacağımı anlamış gibi ayağa kalkmıştı. Boynuna sıkıca sarıldım.
"Çok teşekkür ederim arkadaşımın sevgilisi."
Hayat arkadaşımdan beklediğim şeyleri yakın arkadaşım yapmıştı. "Ama bunları nasıl kabul ederim bilmiyorum." Dedim geri çekilerek. Kendilerini bana borçlu hissediyorlardı belki de. Oysa borçlu olan kişi bendim. Onlara zaman borçluydum.
Onun benden çaldığı yılların borcu gibi bende onlara borçluydum.
"Bunları geri iade edemem Ece." Haklıydı çünkü aldığı mağaza geri iade kabul etmiyordu. "Kendim de kullanamam doğal olarak."
Gurur tam bir Ege idi. Tam bir Sergen idi. Tam bir Erkan idi. Tam bir abi idi.
"Saçma sapan konuşmanız bittiyse ben balkona çıkıp yemek yiyeceğim." Kendisine almış olduğu dönerleri alıp balkona doğru gitti. O balkona çıkarken ben geri oturdum yerime.
"Tam bir aç." Diye söylendi sevgilisinin balkona çıkmasını fırsat olarak gören Buse. Ama tatlı bir aç. "Ece sana bir şey sorabilir miyim?"
"Sor canım." İzin aldığına göre kesin olarak değişik bir şey soracaktı.
"Alınma ilk olarak." Dedi ve onay vermemi beklercesine bekledi. Kafamı sallayıp devam etmesini istedim. "Konudan bağımsız bir şey soracağım. Gerçi bir konumuz yok şu an ama neyse. Şu malum herif" Onun hakkında bir şey geliyordu. Adını bile ağzına almak istemiyordu Buse onun. "Bir başkasına aşık olursa, kalbinin kapılarını başkasına açarsa ne yapacaksın? Ya da ne hissedersin?"
"Bu nereden çıktı şimdi?" Onun sorusuna soru ile cevap vermiştim.
"Sana anlatayım hemen." Balkona bakan pencereden Gurur'u yokladı. Benim arkam dönüktü pencereye. Koltuğun üstünde bağdaş kurup oturdu. Kenardaki yastığı ise kucağına aldı. "Bundan iki sene falan önceydi. O zamanlarda aramızda hiçbir şey yoktu. Sadece aynı sınıftaydık. Ama Allah biliyor ya onu o zamanda çok seviyordum. Ben ilişki insanıydım, o ise farklıydı. Sınıfı bırak okuldaki herkesle bir ilişkisi vardı. Onun bana hisleri yoktu bu yüzden söyleyemiyordum da. Korkuyordum çünkü reddedilmekten ya da başka bir şeyden bilmiyorum. Bildiğim tek şey herkesle flört ediyor, herkesle gizli de olsa" dedi ve gözlerini sıkıca birbirine bastırdı. Anlamıştım onun demek istediğini. Ve bu çok kötüydü.
"Ama bu çok kötü." Bunların neredeyse hepsine şahit mı olmuştu yani?
"Bu daha ne ki?" Daha kötü şeyler geliyordu belki de. "O zamanlar yakın bir arkadaşım vardı. Adı Gülbahar'dı. Gurur'u sevdiğimi hatta aşık olduğumu bilmesine rağmen gözlerimin önünde öpmüştü onu. Benim orada olduğumu bilmesine rağmen yapmıştı bunu. Onu birisi ile görünce." Elini göğsünün soluna bastırdı. "Şuramda hep bir sızı oluyordu. Şimdi sen söyle. Onu birisi ile görsen ne hissederdin şu anda?"
Bunu düşünmeme pek gerek yoktu. O sayfa kapanmıştı.
"Beni biraz da olsa tanıyorsun bence. Kendimden bahsetmeyi sevmem ama." Pek sevmezdim kendim hakkında konuşmayı. Bu eskiden de çoğunlukla böyleydi.
Sıla ve O buna güldü.
"Ben bir gün içinde o kadar çok şey yaşadım ki. Hamile olduğumu öğrendim, gittim salak gibi ona anlattım bunu. O ise istemedi bebeği. Bebeğini, bebeğimizi artık ne demek istiyorsan. Herkesin acısı kendine büyüktür ama ondan ayrılıp eve giitim. Aileme anlattım ve oradan hastaneye gittim. Amacım aldırmaktı onu." Bunu bilmiyordu, bu yüzden gözleri açılmıştı kocaman. "O an onu kimse istemedi. Belki içten içe istedim ama o an aklım başımda değildi. Ceylan yengem dışında kimse istemedi. Onun olayını biliyorsundur yüksek ihtimalle ama." Kafasını salladı onaylarcasına. Ceylan yengemin çocuğu olmuyordu. Abim ile yengemin bebek istememe sebebi bu idi. Bu yüzden yengem bu kadar fazla sahiplenmişti bebeği.
"Biliyorum onu."
"Onun da isteme sebebi oydu bir bakıma. Ben onun yüzünden kendimden ödün vermişken ne yaptığı beni pek ilgilendirmiyor. Ne hali varsa görsün. Umrumda değil açıkçası." Diye sonlandırdım cümlemi.
Ben ondan vazgeçmiştim, o ise bizden.
Yapamamıştık, yolu bilmeden gitmeye çalışmıştık. Güneye gitmemiz gerekiyorken pusula kuzeyi gösterdi diye kuzeye gitmiştik. Belki de bozuk bir pusula kullanmıştık.
Şaire sormuşlar;
Giden terk eden mi yoksa kalan mı?
Şair cevap vermiş;
Kalan gidenin gitmesine ses etmiyorsa çoktan terk etmiştir...
Ben onu terk etmemiştim.
Gurur içeri girmişti. Saat akşam sekize kadar birlikte goy goy yapmıştık. Sekizde telefonum çalmaya başlamıştı. Arayan kişi Ceylan yengemdi. Bekletmeden açtım telefonu.
"Yeryüzündeki ilk kadın."diye açtığım gibi konuştu yengem.
İsmimin anlamı Türk ve Altay mitolojisinde yeryüzündeki ilk kadın. Kralın eşi ya da krallığı yöneten kadın, kraliçe olduğundan dolayı bunu demişti.
"Şöyle yengem." Bu kadına bayılıyordum. Köydeki sümsük Necmiye'yi nasıl abime yakıştırmışlardı hâlâ anlamış değilim.
"Seni özledik, geliyoruz yanına. Bir isteğiniz varsa söyleyin. Canının istediği şeyi almak istiyoruz, istediğim şeyi söyle bize, canının çektiği bir şey var mı?" Hay canım çıksın falan diyormuşum.
Dört aydır bir şeyler istememi bekliyorlardı ama yoktu. Abim, yengem, Buse,Gurur, abisi Güven, eşi Sertap abla, annem, babam, akrabalarımız, Zeynep ve nicesi...
İnsanın canı bir şey istemeyince istemiyordu. Ama benim canım bugün bir şey istemişti. Aşermiş ama kimseye söyleyememiştim. "Yok yenge."
Vardı ama bu mevsimde kolay kolay bulunmazdı. "Canı bir şey istiyor ama söylemiyor kesin olarak Ege." Ege ben olmadığıma göre bunu abime söylüyordu. Biraz sonra telefondan yine ses geldi.
"Söyle panda kılıklı insan, ne istiyorsun?"
"Bu mevsimde imkan yok bulmanıza abi." Yoktu, bulamazlardı yazın ortasında onu.
"Ece." Bu Ece'de kızma, sinirlenme, tehdit, uyarı vardı. "Abim ben aylardır bunu bekliyorum. Bebeğin vücudunda lekeler mi çıksın sonra?" Çıkar mıydı gerçekten? Bunu istemezdim. Neden lekeli olsundu ki?
"Hepiniz onu önemsiyorsunuz. Hiç kims-" diye devam edecekken abimin sert sesi kulağıma ulaştı.
"Söyle artık."
"Mandalina istiyorum abi. Ekşi mandalina olsun. Suyu da olsun." İnşallah bulurdu. Madem söylemiştim bulsundu lütfen.
Bunu duyan Gurur ayağa kalkmıştı. "Ben bulurum"demiş ve gitmişti.
Yaklaşık gece yarısına kadar Buse ile film izlemiş, izlerken uyuya kalmıştım.
Sonra omzumu dürttükleri için uyanmıştım. Gelen herkes mandalina bulmuştu.
İstenilen şey bir mandalinaydı. Gelen ise çok mandalina.
Bir yıllık mandalina vardı. Ve bir tabak ayarlamışlardı. Güzelce, afiyetle onları yemiştim. Onlar da benim yememi izlemişlerdi. İşim garibi oturmaya hiç girişmemiş olmalarıydı. Hepsi ayaktaydı ve bana bakıyordu. Bir daha sormazlardı artık.
Acaba mandalinaları nereden bulmuşlardı?
***
Evet Bursa'daki dördüncü ayımızdı bu bölüm ama size ilk bölümdü. Bir sonraki bölümde kızmak yok.
Sonuçta bir gelenek vardır. Eğer birkaç bölüm güzelse diğer bölüm bomba olur. Ben neyim? Klişe insanı.
Sorular...
Buse ve Gurur hakkında ne düşünüyorsunuz???
Koala desenli çok şey vardı. Peki neden aşıkmış gibi bakıldı o poşetlere sizce???
Geçmişteki Gurur'a kızıyor musunuz???
Kızmıyorum diyen olmaz sanırım.
Son olarak sonraki bölümde neler olacak sizce???
Ben gidiyorum gencolar, iyi bakın kendinize bay...
Görünüşürüz canımlar
Bölüm etkileşimi
