30. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Su ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 34Şu an: 30. Bölüm

Aysun Hanımın odasından dışarı adımımı attığımda kendimi nasıl hissetmem gerektiğini bile bilmiyordum. Bağırmak mı istiyorduk yoksa haykırmak mı? İkisi de aynı gelebilir ama ben birisini sinirden diğerini ise mutluluktan yapmak istiyordum.

Dışarıda bekleyen arkadaşlarım ayağa kalktı. "Neyin varmış?" Sıla benim için endişe eden kişilerden birisiydi. "Ne dedi doktor? İyi bir şey değil mi? Kötü bir şey değil ve geçici bir durum."

Geçici bir durum olduğunu söylersem yalan söylemiş olmazdım galiba. "Geçici bir durum ya. Sadece biraz zaman alacak gibi duruyor." Yedi ay sonra bitecek bir durumdu. Hepsi nefeslerini koyuverdi dışarı.

"Neyin var peki?" Mine demişti bu kez bunu. Gözlerim Mine'nin şiş karnına indi. Üçü de bakışlarımı takip etti. "Karnıma niye bakıyorsun Ece?" Bulunduğumuz konumu umursamadan Sıla çığlık attı.

"Yoksa..." Heyecanlı çıkan sesi çok tatlı çıkmıştı. Ona döndüğümde gözleri parlıyordu. "Senin de karnında bir çocuk mu var yoksa?" Söylediği cümlenin saçmalığını kimse umursayacak gibi değildi. "Hamile misin Ece?"

Mimik yapmadan başımı salladım. Kollarını boynuma doladı hızla. "Şükürler olsun. Gece'ye hamile olduğun zaman yanında değildim diye o kadar vicdan azabı çekiyordum ki anlatamam kuzum. Şimdi ise buradayım. Yanında olmaya çalışacağım her an için." Sıla benden ayrılınca Zeynep sarıldı. O Sıla kadar sıkı şekilde sarılmıyordu.

"Tebrik ederim Ece. Umarım sağlıkla kucağına alırsın." O hemen benden ayrıldı. Mine karşıma geçince yüzüne yine o sırıtma ifadesi yerleşti.

"Biz ne kadar meraklıyız doğurmaya." Karnının izin verdiği kadarıyla bana sarıldı o da. "Gece'ye baktığın gibi bak ona da."

Mine de benden kopunca üçüne de sırayla baktım. Üçü de dikkatle beni izliyordu. Ben onlar kadar heyecanlı değildim. Hatta ben hiç heyecanlı değildim. "Sorun ne Ece?"

"Boşver ya. Kafanızı ağrıtmaya değmez." Geriye dönüp koridorda ilerlemeye başladım. Adım atmam ile bir elin koluma yapışıp beni geri çekmesi bir oldu. Saçlarım uçuştu ve yüzüm kızlardan tarafa döndü.

"Neyin olduğunu söyle gerizekalı." Gayet kibar bir istekte bulunan canım arkadaşım Sıla'ya cevap vermedim ama o galiba gözlerime bakarak anladı. "Hayır." Başını iki yana salladı. Kabul etmez bir tavırla bir kez daha dedi. "Hayır, hayır. Yanlış görüyorum ben." Onu yalanlamadığım için olmasını istemediği şeyi yapmak istediğimi anladı. "Ece sen aptal mısın?" Hastane koridorunda olduğumuzu unutmuştu galiba yine.

"Hastanedeyiz." Demiş olmam ona pek etki etmemişti.

"Sen gerizekalı mısın, he? Sen gerizekalı mısın? Salak saçma triplere girip durma artık Ece. Sen dünkü çocuk değilsin. Çocuksu tavırlara girme çünkü senin çocuğun var. Şimdi aklından o aptal düşünceleri at. Salak gibi düşünme onları." Boğazı yırtılırcasına bağıyordu. Koridordaki gözler ,en azından fazla kişi yoktu, bize dönmüştü.

"Hastanedeyiz." O bu kadar sinirliyken tepki verirsem yüksek ihtimalle ağzıma ederdi.

"Seni de sikerim hastaneyi de sikerim tek hücreli hemoliz mağduru." Lisede de biyolojiye ilgisi vardı zaten. "Aldırmayacaksın o çocuğu Ece." O neydi ya?

"Sıla," dedim yorulduğumu belli ederek. "Herkes bize bakıyor ve hastanedeyiz." İlerlemeye başlarken benim de kolumdan tuttu. Adımlarını hızlandırırken beni de peşinden çekiyordu. Zeynep ve Mine de bizimle birlikte merdivenlerden iniyordu. Zeynep ve Sıla neyse de Mine hamile haliyle nasıl bu kadar hızlı hareket ediyordu?

Hastaneden dışarı çıktığımızda kimsenin olmadığı bir yere doğru çekiştirdi beni. "Derdin ne senin?"

"Ne olduğunu anlatır mısınız?" Zeynep doğal olarak bu durumu anlamamıştı.

"Hanımefendi," diye beni gösterdi Sıla. "Karnındaki çocuğu istemiyormuş."

"Sen bunu nasıl anladın peki?" Mine sadece duyduklarına ve gördüklerine inanan bir insandı. Daha doğrusu o ana şahit olmak isterdi inanmak için.

"Ben bu bakışı tanıyorum." Sesi kırgın geliyordu. Belki kendini suçlu hissediyordu belki de eksik. Çocuk istiyorsa kendisi yapabilirdi. "Sen," dedi bana dönüp. İşaret parmağı tehdit edercesine havaya kalkmıştı. "O çocuğu aldırmayacaksın."

"Yapamıyorum zaten." En sonunda ben de patlamıştım. Herkes üzerime gelmeye başlamıştı ve ben en sonunda içime atmaktan yorulmuştum. "Gece için de düşündüm zamanında ama son anda vazgeçtim zaten Sıla." Ellerimi iki yana açtım. "Hiç kimsenin beni anlamamasından çok yoruldum. Ben de insanım ya. Aynı şeyleri tekrar yaşamaktan korkuyorum, Ömer'e ne kadar güvensem de. Gece'yi bile yeni kabul etti bu adam yıllar sonra. Şimdi tekrar hamile olduğumu söylersem ne olur?"

Sıla'nın bakışları, her bir kelimemin ardından bir ok gibi batıyordu. Gözlerinde bir an için beliren hiddet, aniden donuklaştı. Yavaşça başını eğdi, sanki söylediklerim bir sır gibi kafasında yankı bulmuştu. Dudakları büzülüp, derin bir nefes aldı. O an, gözlerinin içindeki acıyı, biriken kırgınlıkları net bir şekilde görebiliyordum. Sessizce bakarken, bir yandan da duygularının fırtına gibi savrulduğunu hissedebiliyordum. Ama neyse ki, gözleri hala beni terk etmiyordu; sadece bir an için, sanki kelimelerim ona çok ağır gelmişti.

"Mutlu olur Ece." Sesi havaya karışmıştı. "Anlam veremeyeceğin kadar çok mutlu olur hem de."

Ben neden Sıla'nın hissettiklerini hissedemiyordum?

"Ben senin gibi düşünmüyorum." Mavi gözlerimi gökyüzüne diktim. Gökyüzündeki mavilikte kaybolmak istedim. Orada olursam herkesten uzak olurdum. "Yine aynı şeyler olmamalı."

Değişik bir şekilde gülümsedi.

"O zaman mantıklı düşün."

Ben cevap verecekken Zeynep'in sert sesi araya girdi. "Bence sen mantıklı düşün Sıla." Gözlerimi gökyüzünün maviliğinden çekip Zeynep'e baktım. "Bu kız kaç yıl boyunca neler çekti, biliyor musun? Nefes alamadığı da oldu, kırıldığı da oldu. Dışlandığı da oldu. Yalnız değil kimsesiz kaldığı da oldu. O zamanlar elinden bir zamanlar kardeşim olan kız tuttu da destek oldu." Buse'ye olan özlemini görüyordum. Hem ondan nefret ediyordu hem de çok seviyordu. "Onu anlamak kolay birşey mi sanıyorsun sen?"

Daha fazla tartışma dinleyecek havamda değildim. Mine'nin kolundan tutup açık otoparka doğru ilerledim. Kapıya en yakın olan araba bana ait olduğu için hızla oraya yöneldik. Anahtarla kapının kilidini açıp arabaya attım kendimi. Mine de binince arabayı çalıştırdım.

"Neden öyle tepki verdin?" Demek istediği şeyi anlamıştım. Hiç dolandırmadan cevap vermek en iyi çözüm gibi duruyordu.

"Çünkü korkuyorum." Kırmızı yandığı için arabayı durdurdum. "Aklının alamayacağı kadar çok korkuyorum. Ömer'e güvenim sonsuz ama yine aynı şeyler olursa Mine?" Bakışlarımı yoldan çekip ona çevirdim. Bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyor gibiydi. "Söyle."

"Denemeden göremezsin hiçbir şeyi. Her denediğin zamanda biraz daha yıkılırsın, yorulursun belki ama her deneyiş bir deneyim olarak geri döner sana."

Bu sözü unutmayacaktım. Her deneyiş bir deneyim...

Öyle de olmuştu. Her deneyişte yıkılmıştım, parçalanmıştım ama hepsi bana deneyim olarak geri dönmüştü. Aynı hataları tekrar yapmaktan kaçınmıştım.

"Öyle olsun." Konuyu uzatmak istemiyordum. Erken şekilde kapatmak daha iyi duruyordu. "Alışveriş yapalım. Yarın için hediye almam lazım."

Yarın önemli bir gündü sonuçta.

"Yarın?" Mine'nin yarının önemini bilmiyor olması çok normaldi. "11 Haziran, neyin tarihi?" Önüme döndüm ve yeşil ışık yandığı için tekrar arabayı sürmeye koyuldum.

"Kızımın babasının doğum günü."

"Ne almayı düşünüyorsun?" Yüzümde kocaman bir tebessüm oldu.

"Görürsün birazdan."

Ne kadar yalvarsa da hiçbir şekilde ona ne alacağımı söylemedim. Bir süre sonra o da sormayı bırakmıştı. Hamilelik dolayısıyla kendi yerine başka bir öğretmen koymuştu çocukların başına. Arada sırada gittiği için çocukların durumundan haberdardı. Bana Ilgın ve Gece hakkında bilgiler veriyordu.

AVM'nin önüne gelince arabayı durdurdum. Mine ile birlikte indik. Erkek reyonuna ilerleyip Mine'nin Ömer için hediye seçmesini izliyordum.

"Düşünsene Ece, eskiden Ömer'den ölesiye nefret ediyordum." Gerçekten o kadar nefret ediyor muydu? "Bilal aklımı öyle bir yıkamıştı ki, tüm suç Alkanlar ailesinde sanıyordum. Ömer Cihan Alkanlar, kötü bir insan değilmiş ki."

Eline aldığı Marks & Spencer kol düğmesi fazla iyi görünüyordu. Ömer'in kendine ait kol düğmesi koleksiyonu olduğunu söylersem de alırdı, söylemesem de alırdı. Bundan dolayı yorum yapmadım.

"Nasıl?" Elinde tuttuğu kol düğmesini bana gösterdi. Dikdörtgen şeklinde olan metalik siyah olan kol düğmesinin üzerinde köşegen oluşturmuş bir şekilde çizgi vardı. Görünüşü iyi olduğu kadarıyla fiyatı da iyiydi.

"Pahalı." Ona dokunmazdı gerçi maddi açıdan. Yine de sadece kendini değil ailesini de düşünmek zorundaydı.

"Maddiyatı mı önemli sence şuan Ece? Kocan, benim kocamın maaşını yatıran bir faktör. O da ben de az kazanan insanlar değiliz yani. Korkma batmam." Maddi anlamda zorluk çekmediği belli oluyordu giyiminden.

Üzerinde Zara'nın yandan kravatlı olan ceketi ve onun takımı olan lacivert pantolonu vardı. Ceketin içinde göğüs dekolteli beyaz bluzu vardı. Saçlarına yaptığı maşa onu daha da güzel kılmıştı.

"Ne bok yiyorsan ye ya." Ona trip atsam bile o bunu pek umursamıyordu. Eline bir tane daha kol düğmesi alıp incelemeye başladığı sırada, ben onu orada bırakıp çocuk reyonuna doğru ilerlemeye başladım. Gece'nin önemli eşyalarının üzerinde hep panda resmi vardı çok küçükken. Gece'ye ilk bağlandığım zaman birşeyler almak istemiştim ama şimdi karnımdaki bebeğime birşey almalı mıydım? Ömer onu isteyecek miydi?

Kabul etmesem de ben onu istiyordum. Gece'yi istediğim gibi onu da istiyordum. Yine de sadece bir ürün seçtim. Yanıma gelen görevliye uzatıp hediye paketi yapmasını istedim. Mine gelmeden yapmalıydı ki, Ömer'e özel bir hediye olsun.

Ben aldığım ürünün fiyatını ödeyip beklerken Mine daha yeni gelmişti. Hızla kasanın önüne geldi ve ödemesini yaptı. Yarım saat düşünüp eline ilk aldığı kol düğmesini mi almıştı gerçekten?

"Beklettim biraz canımın içi, özür dilerim ama gerçekten o kadar güzel kreasyonlar vardı ki seçmek en zor eylem oldu benim için." Zorlandığı belli oluyordu.

"Kreasyon?" Sensörlü kapıdan çıkarken sorduğum şeyle kaşlarını çatarak bana baktı. En iyi bildiği şey kaş çatmaktı zaten. Dışarı çıktığımızda bana cevap verdi.

"Ne kadar cahilsin, keşke ölsen." Şaka yapan hâli bile korkutucuydu artık bana göre. Sonuçta kendisi benim gözümün önünde üç kişiyi öldürmüştü. "Kreasyon çeşit demek ya hani Ece."

Elimi alnıma götürdüm. "Ben seni hak edecek ne yaptım?" Kendi kendime söyleneikten sonra sesimi onun duyabileceği kadar yükselttim. "Ne kadar cahilsin, keşke ölsen. Kreasyon yaratım demek." Attığı adımlar zank diye durdu. Ben de onunla birlikte durdum. "Ne?"

Nedensiz bir şekilde gözlerini doldurup bana baktı. "Yalan söylüyorsun şuan." Kendini telkin etme çabasını anlayamıyordum. "Bir nisan şakası bu."

Bugünün tarihi 10 Haziran'dı.

Neden bu kadar büyütmüştü?

"Mine iyi misin?" Korkarak koluna dokundum. "Alt tarafı kelimenin doğru karşılığını söyledim. Neden bu kadar büyütüyorsun?" Beni duymadan elini cebine attı. Bakış açımı değiştirip ne yaptığını incelemeye başladım. Google'a girmiş ve kreasyon nedir diye yazmıştı. Bakıp bana döndü. Gözünden bir yaş yuvarlandı.

"Öyleymiş."

Hayret içinde ona bakıyordum. Bunun sebebi çok saçmaydı. "Neden ağlıyorsun şuan, çok saçma değil mi ağlaman?" Onu bu hâle getiren hormonlarına içimden küfürler yağdırdım. "Sakin ol."

"Nasıl sakin olmamı bekleyebilirsin benden Ece? Farkında mısın bilmiyorum ama yıllardır doğru bildiğim şey farklı birşeymiş." Burnunu çekti bir kez. Ağlamasına rağmen makyajı bozulmamıştı. "Sana da küstüm, konuşmayacağım." Arkasına dönüp beni beklemeden yürümeye başladı.

What the fuck?

"Benim ne suçum var Mine?" Arkasından seslendim ama beni takmadı. Omzunu silkip ilerlemeye devam ediyordu. "Ecegül'ün suçu ne?" Kendi kendime konuşup onun peşinden ilerledim.

Yol boyunca benimle konuşmamıştı. Gece ve Ilgın'ı aldığımız süre zarfı boyunca da benimle konuşmadı. Eve giderken sadece çocuklar ile konuşmuş, benimle yine konuşmamıştı. Arabadan inip evlere yöneldiğimiz zaman diliminde görüşürüz dememe de tepki vermemişti.

Sanki ben TDK'ydim...

Ben mi ayarlıyorum kelimelerin anlamını diye bağırmak istiyorum şuanda.

"Nasıl geçti günün anneciğim?" Anahtarımı kilidine yerleştirirken Gece ile sohbet etmek hoşuma gidiyordu. Her geçen gün biraz daha güzelleşen bir kızım vardı.

"Çok güzel geçti anne. Ilgın ile ödev yapacağız biz. Öğretmenimiz en güzel yapana hediye alacağını söyledi." Çok heyecanlıydı. İsterse ben ona hediye alırdım. "Hediyeyi almak istiyoruz Ilgın'la."

"İstersen sana ben de hediye alabilirim Gece'm." İçeri girip çantamı asarken Gece bana cevap verdi.

"İyi de anne, hediye istendiği için değil içimizden gelindiği için alınır." Ortama bir erkek gülüşü doldu. Oraya baktığımızda Ömer'in bizi izlediğini gördük.

"Çok bilmiş bir kızım var benim." Dizlerini yere koyup eğildi. Gece koşarak babasına gitti ve sıkıca sarıldılar.

"Çünkü ben annemin kızıyım." Sefirin Kızı mı çekiyorduk? Ben de şey demeliyim galiba: Ben de kızımın annesiyim.

"Annenin kızıysan eğer hemen ellerini yıka bakalım." Başını salladı hızlı hızlı. "Sonra da biraz tabletin ile oynayabilirsin." Heyecanla gülümsedi. Hemen babasının kucağından indi ve merdivenlere yöneldi.

Gece gidince Ömer ile birbirimizi dikizlemeye başladık. "Yoruldun mu karım?" Cilveli bir şekilde Ömer'e doğru yürüdüm. Avuç içimi onun vücudundaki sıkı kasları hissetmek suretiyle göğsüne yerleştirdim.

"Çok yoruldum kocam. Hastaneyi, işti, çocuktu derken öldüm öldüm dirildim. Benim yorgunluğumu alır mısın kocam?" Kolları belime dolandı. Bakışları gözlerimden ayrılmıyordu.

"Ne dedi doktor karım?" Dudakları boynuma indi. Dudaklarının yumuşaklığını hissederken aynı zamanda sıcak nefesi de boynuma çarpıyordu. "Bir sorun yok, değil mi?"

Yalan söylemekten nefret ediyordum. "Sorun yok Sayın Alkanlar. İyiyim, ölmüyorum." Başını boynumdan kaldırıp yüzümüzü eşit hizaya aldı.

"Rahatladım benim güzel karım." Sonra yüzüne pişkin bir sırıtma ifadesi eklendi. "Şimdi yorgunluğunu alabilirim." Dudaklarımız birbirini bulunca zevk içinde inledim. Dudakları dudaklarımı talan ederken yaptığım tek şey ona karşılık vermekti.

Ayrılırken ikimiz de bu anın bitmesini istemiyorduk. "Gece gelirse dilinden düşmeyeceğimizi biliyor musun Ömer?" Daha önceden bunu deneyimli olarak görmüştük. Gece iki yaşındayken Gurur, Buse'yi gayet masum bir şekilde öpmüştü. Gece de bunun üzerine her saniye bana bunu hatırlatmıştı.

"Anne, Guyuy Buşe'yi ağazdan öptü." Yaklaşık iki ay boyunca bu cümleyi duymuştuk Gece'nin ağzından.

"O kim be?" Ömer şakacı bir tonda söylemişti bunu. Gece'ye verdiği değer zaten onun gözlerinden okunuyordu. "Karımı istediğim an istediğim gibi öperim. Sonuçta o benim karım. Karım da karım." Rahat bir tavırla konuşma sebebi üzerinde olan siyah eşofman takımı yüzünden olabilirdi. "Her neyse, git de üzerine rahat birşeyler giy istersen."

Buna hiç karşı çıkmak istemiyordum. Nazlanmaya gerek yoktu. "O zaman ben üstümü değiştirip geliyorum."

Ömer'den kopup koridorda cool bir şekilde yürümeye başladım. Merdivenleri çıkınca odama doğru ilerlemeye başladım. Gece ile bizim odamız karşılıklı olduğu için içeriden gelen sesleri rahatlıkla duyabiliyordum. "Acaba çocuk nasıl oluyor?" Duymazlıktan gelmek daha mantıklı gibi duruyordu.

Gece'yi dinlemekten vazgeçip odama yöneldim. Kapıyı arkamdan kapatıp kapıya yaslandım. Elimi karnımın üstüne koydum. "Seni isteyip istemediğimi bile bilmiyorum. Suçlu psikolojisini çok iyi bilen bir kadının karnındasın ve bu yüzden Ömer'in tercihine değil benim istediklerime bağlı yaşayacaksın."

İsmi bile hazır olan bir çocuktu o artık.

Kız olursa Ömür.

Erkek olursa Evren.

Ömer iki tercihte de mutlu olacak bir insandı. Gece'yi sevdiği gibi sevmesi gerekiyordu çünkü aynı yerden bir daha kopamazdım.

Boşanmak için genç bir kadınım ben...

***

Ece ile kafada kurma şeklimiz aynıdır.

Kısa bir bölüm ama güzel bir bölümdü bence. Beni de lütfen. Hem performans ödevleri hem proje ödevi hem okul hem bilmem ne. Psikolojik açıdan da çöküş dönemindeyim biraz. Yani bir porsiyon Ece Işıklar Bağcı Alkanlar istiyorum...

Anlayış için teşekkür ederim bal küplerim...

Sizce Evren'imiz mi yoksa Ömür'ümüz mü olacak???

İki isim de çok güzel bence.

Sizi seviyorum kendinize iyi bakın...

Görünüşürüz canımlar…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

125okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18