11. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Su ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 34Şu an: 11. Bölüm

Babasızlık, içinizdeki organların tek tek koparılması gibidir çünkü babasızlık hiç iyileşmez.

Gece'nin içinde organ kalmamıştı.

Şuan kapıda dikilen adam ile ciddi bir şekilde bakışıyorduk. Ben onu hatırlamıştım ilk anda ama o beni çıkartamamıştı.

Ben seni gözlerinden tanırım Ece.

Bu bakışmaya son verilmeliydi çünkü sadece filmlerde olurdu bu tür şeyler. Ama biz ne bir film sahnesi çekiyorduk ne de bir filmin içine girmeye layıktık.

Ayrıca bu tür olaylar başrollere yazılırdı. Benim hikayemin bile başrolü ben değildim ki.

Bakışmaya son vermek amacıyla ellerimi masaya bastırıp ayağa kalktım. Sesimin titrememesi için konuşmama dikkat ettim. Masanın önündeki koltuğu gösterdiğim anda bana bakmıyordu. Sanki önemli birşeyi düşünüyordu.

"Lütfen böyle oturun" Koltuğa doğru yaklaştı ve masanın önünde durdu. Koltuğa neden oturmuyordu ki?

Gözlerini mavinin tonlarında olan irislerime sabitledi. Uzun uzun baktı. Sonra ne gördü bilmiyorum ama gülmeye başladı. Sonra ise o gülüş kahkahalara dönüştü. Sinirden güldüğü belli olsa da gülüşü hiç bitmesin istedim o an.

"İyi misiniz?" Diye sordum kaygı ile. Tek bir cümle söyledi ki yetti bu. Üç kelime, on üç harf, beş hece olan ağır bir cümle.

"Ben seni buldum." Bir kötü haber birde daha kötü haber vardı. Kötüsü Ömer beni tanımıştı. Daha kötüsü beni bulmuştu.

Kaçmam lazımdı, buradan kurtulmam lazımdı ama buna hakkım yoktu işte şuan. Ömer ile bu konu hakkında konuşabilirdim belki ama karşımdaki adam Ömer miydi?

"Kimden bahsettiğinizi bilmiyorum." Evet, salağa yatmak cazip gelmişti. Belki yanlışlık oldu deyip vazgeçerdi.

"Ben seni gözlerinden tanırım Ece." Benim adımı neden farklı telaffuz ediyordu? Belki aynı şekilde söylüyordu ama o söyleyince farklı geliyordu.

Yelkenleri suya indirme gerizekalı.

"Bakın beyefendi." Elini kaldırıp yalvarır gibi baktı. Sürünsün köpek.

"Bana Ömer de, Ece." Vay, herkes ona Cihan derken benden ilk adı ile seslenmemi isteyecek ne olmuştu? "Lütfen." Diye ekledi.

"Tamam o zaman." Adını dudaklarımın arasından fısıldadım. "Bak Ömer" Artık bey demeye gerek yoktu demek ki. Kurallara göre oynamam gerekiyorsa oynardık. "Senin gözünden tanıdığın kişi on sekiz yaşında bir genç kızdı. Şimdi karşındaki ise 25 yaşında bir kadın. Sen beni gözlerimden değil adımdan bile tanıyamazsın ama illaki tanımak istersen 'istemiyorum' yeterli olacaktır bence."

Suratına sert bir tokat atsam bu kadar etki etmezdi. Kavgada söylenmeyecek birşey söylemiş olsam da ben onun yüzünden katil olabilirdim. Evlat katili olabilirdim.

Odadaki askılığa doğru adımladım. Kabanımı üzerime geçirip çantamı da omzuma astım. "Şimdi benim çıkmam gerekli. Siz biraz geç geldiniz ve bu sürede seansın süresi doldu. Dolmasa bile benim kızımı almam lazım okuldan. Kusura bakın veya bakmayın umrumda değil. İşimin gücümün arasında çok umursayamam zaten sizi."

Masanın etrafından dolaştım yani dolaşmaya çalıştım. Çünkü Ömer önümü kesmişti. "Kızımı?" Hayır benim kızımı. "Senin çocuğun mu var Ece?" Duygusuz hödük ne olacak?

"Evet."dedim yakınımda ki adama iyice bakarken. "Kızım var." Sonra üzerine bastırarak "Benim bir evladım var."dedim. Hepsini tek tek söylemiştim.

İnanamıyordu dediklerimin hiçbirine. "O evdeki küçük kız senin miydi?" Kafamı evet anlamında aşağı yukarı salladım. "Ama sen şey demiştin yani yazmıştın mektupta. O çocuğu aldırmıştın." Gözlerini orada sanki bir bebek varmış gibi karnıma çevirmişti.

Dokunsan ağlayacak durumdaydı belki. Onun yaşama, ölmeme ihtimalinin bizi bir araya getireceğini umuyordu.

"İmkânsız değil mi aldırdığın bir çocuğun yaşaması?" Zombi değilse eğer ölmesi gerekirdi kürtaj yapılan bir bebeğin ama o hiç kürtaj olmamıştı ki.

Lakin bunu o bilmese de olurdu.

"O senin çocuğun değil zaten." Kural ikiyi çiğnedim bugün. Ben ona yalan söyleyerek en büyük yalanı söyledim. "O benim çocuğum, senin ise hiçbir şeyin değil." Hareketsizliğini kullanarak yanından hızla kaçtım.

Odadan çıkınca hareketsiz kalma sebebi aklıma dank etti. Ondan sonra başkası ile ilişkim olduğunu düşünmüştü. Yapacak birşey yoktu, olmuş ve bitmişti.

Odanın yanında Sıla vardı. "Ben gidiyorum." Ona bunu demem bir işe yaramayacaktı. Sıla hızla bana döndüğünde gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Neden bu şekilde bana bakıyordu?

"İçeri gelen Cihan olsada biraz kalmanı beklerdim. Bu kez kaçmanı değil." İstanbul'dan gidiyorum sanmıştı.

Travma yaratmıştım en yakınlarıma.

"İçeri gelen kişiden dolayı değil gitme sebebim." Adını söylemek bile istemiyordum onun. "Kızımı okuldan almam gerekiyor."

Dediğimi hiç umursamadı. Belki duymadı bile dediğim şeyi. "Benim de çıkmam gerekiyor. Sorun olur mu?" Ne gibi bir sorun olabilirdi ki?

"Hayır, olmaz." Dedikten sonra koridorda yürümeye başladım. Çıkış kapısına geldiğimde sensörlü kapı hemen açıldı ve kendimi dışarı attım.

Yanımdan geçen iki adamın dediği şeye istemeden kulak misafiri oldum. "O gerçekten Ece'ymiş." Sergen ve Erkan da öğrenmişti geldiğimi.

Arabanın yanına gelince hemen içeri attım kendimi kapıyı açıp. Her gün, her saniye omzuma daha fazla yük biniyordu. Bana çok acil Gece lazımdı. Aynı zamanda gece olmalıydı artık. Birlikte saçma sapan şeyler yapabilirdik, yeter ki benim omuzlarımdaki yükü hafifletecek bir kişi olsundu.

*

"Annem." Gece çığlık atarak boğazıma kollarını doladı. Sanki yıllardır beni görmemişti. "Seni çok özledim annem." Kurban olduğum çocuk, seni yerim.

Gece'yi kucağıma alıp doğruldum. "Biraz daha boğazıma yapışırsan bu şekilde, özleyecek bir annen kalmayacak." Boğuk çıkan sesime karşı hızla kollarını biraz gevşetti. En azından artık nefes alabiliyordum.

Dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. Sessiz bir şekilde dudaklarından çıkan kelimeleri duymamı sağladı. "Beni buradan kaçırın Ece hanım." Sol omzunun üstüne dudaklarımı bastırdım. Pembe rujum mavi kazağının üzerine çıkmıştı. Onun istediğini yapıp arabaya doğru gitmeye başladım.

Sağ elime dünyanın yarısını, sol elime dünyanın diğer yarısını verseler ben yine kendi dünyamın tamamını seçer, Gece'yi isterdim.

Arabanın yanına gelince Gece'yi yere indirdim. Kabanımın cebinden anahtarımı çıkartırken anne olma isimli görevimi etkin hâle getirip Gece ile uğraşmaya başladım.

"Sen kaç kilosun ya? Taşıyamadım az önce seni." Arka kapıyı açtım oturması için.

"Yirmi." Masum masum konuşunca gülme isteğim geliyordu. Kendimi durdurup gözlerimi kocaman açtım şakasına.

"Ohaa" harfleri uzatarak demiştim bunu şaşırmış gibi. "Ne kadar fazlasın Gece."

Arkaya oturunca kemerini bağlayıp öne geçtim. Kendi kemerimi takarken dikiz aynasından arkayı yokladım. Kafasını eğmiş karnına bakıyordu.

Arayış içindeki haline gülmeye başladığımda, kafasını kaldırıp bana baktı. "Şaka şaka gül diye, minnoşum." Kaşlarını hafif çatarak bana baktı. Bu hali bile çok tatlı olması dışında bir sorun yoktu.

"Ha ha ha." Yalandan gülmüş gibi eş vererek söylemişti ki bu beni daha çok güldürdü. "Çok komik anneciğim. Bu espriyi buzluğa koyalım da bozulmasın." Bunu kimden duyduğunu soracakken anlamış gibi hızla cevap verdi. "Evet ondan öğrendim. Sen sormadan söyledim bu kez."

Seni de bu kez parçalara ayırmazsam ben de Ece değilim, Gurur Bey. Küçücük çocuğun aklına neler sokuyordu?

"Gece." Arabayı çalıştırmıştım gülmemi toparlayınca. Ciddi sesimi fark ettiği için olgun bir tavır sergileyerek oturduğu yerde dikleşti. "Gurur ile konuşman bir hafta boyunca yasak olacak." Aksi takdirde ikisi de akıllanmayacak, beni sinir etmeye devam edeceklerdi.

"Anne, hayır" İtiraz da etse bu kez kesin karardı. Hadi Gece'yi yola getirirdik ama Gurur asla durmazdı.

Aslında yasak falan değildi, istese şimdi bile yanına giderdik.

"Konu kapanmıştır." Oflayarak koltuğa yaslandı ve kollarını çapraz bir şeklide bağladı. "Hem değil yirmi, istersen 120 kilo ol ben yine seni taşırım." Bir çocuğu güldürmek çok kolaydı. Gece de bir çocuk olduğuna göre onu da rahatlıkla güldürebilirdim.

"Yirmiye kadar sayınca 120 içinde yok, o zaman büyük bir sayı değil mi anne?" Vay be, Einstein'ın kayıp kızı.

"Bulamadınız tam olarak galiba küçük Einstein. Bak sizin de bilmediğiniz şeyler olabilirmiş." Aslında teknik olarak bilmişti ama bu ona havalı konuşmamam anlamına gelmezdi.

Tabii kızınız Gece gibi çocuk ise o havanız sönerdi.

"Ben birçok insandan daha zekiyim bence anneciğim." Burnunu dikleştirmesi ona tatlı bir hava katmıştı. Gerçekten de dediği gibiydi, Maşallah. "Neyse bugün ne olduğunu biliyor musun anne?"

Azap çekiyormuş gibi yüzünü buruşturdu. "Mine öğretmen, oradaki diğer çocuklara otobüsün tekerleği yuvarlak diye bir şarkı açtı." Ne vardı bunda? Bu bir çocuk şarkısıydı, doğal olarak açılması gerekiyordu. "İçim dışıma çıktı anne. Otobüsün tekerleği üçgen mı olacaktı? Saçmalığa bak." Esas bomba şimdi atılıyordu. "Gurur aşkım veya dayım olacaktı orada anne. Açardık Müslüm babayı, kulağımız şenlik ederdi." Ben bu çocukta neyi hatalı yapmıştım?

"Bayram." Şenlik kısmını düzeltmiştim sadece ama o bunu duymamıştı. "Gece sen beş yaşındasın anneciğim. Şu devirde beşi geç yirmi beş yaşındakiler bile aşırı arabesk dinlemez. Sen neyin acısını çekiyorsun?" Yakında 'severim üçgenin iç açısını, benim acım daha büyük' diye video çekmeye başlardı.

"Kültürlü olmak suç mu anne?"

Ben kime laf anlatmaya çalışıyordum ki? Benim küçük kızım danaların bostana kaçması ile değil, o yâr gelir ile uyuyan bir çocuktu.

*

Odada bulunan iki kişi somurtarak, diğer iki kişi normal bir şekilde oturuyordu. Yani bunu benim dışımda olan kişiler yapıyordu çünkü ben Gurur'a senin mezarını kazacağım dermiş gibi bakıyordum.

"Ece'ciğim"

"Anneciğim"

İki suçlu aynı anda bana seslenince ilkine baktığım için gözlerimi diğer suçluya çevirdim. Ona olan bakışlarım tabiki daha yumuşaktı.

Gece eve geldiği gibi kırmızı panda desenli pijamalarını giymişti. Gurur da mavi bir kazak ve siyah bir pantolon giymişti. Buse ve Zeynep'in üzerinde ise hırka vardı.

Ben ise mor bir eşofman takımı giymiştim. Saçlarımı salık bırakmıştım çünkü eve gelince Gece ile duş almıştık ve kendi saçlarımı kurutmaya fırsat bulamamıştım.

"Noğlur , bizim konuşmamıza izin ver noğlur." Oturduğu koltuktan dudaklarını büzmüş bir şekilde konuşuyordu.

"Haftaya konuşursunuz anneciğim." Diye kestirip attım. Onu kısıtlamak gibi bir niyetim yoktu ama hataları her an affedersek, tekrar yapmaları kaçınılmaz olurdu.

"Sorun bizim Müslüm Baba dinlememiz mi ya?" İsyan eden kişi Gurur'du. Gözlerimi ona çevirdim bu kez. "Sen sevmiyor musun?" Dedi oturduğu yere gömülerek. Gece ile yan yana gelmeyince acı çekiyordu galiba.

"Benden daha çok Gece'yi seviyor diye düşünüyorum artık." Buse'nin homurdanmasını hemen dibimde olduğu için çok net işitmiştim. Bu da ayrı bir âlemdeydi. Nişanlısını el kadar çocuktan kıskanıyordu.

"Konu tabiki Müslüm Gürses dinlemeniz." Dedim tatlı tatlı. Ardından hızla ciddileşip ekleme yaptım. "Değil. Siz, ikinizin amacı beni delirtmek. Saçma sapan şakalar, kötü espriler, yaşından çok büyük ya da aşırı küçük tavırlarınız. Herşeyi yeterince yapmanız gerekiyor, tamam mı?"

"Eğlenmesin mi bu çocukcağız Ece?" Beni göz hapsine almak istiyor ama bunu başaramıyordu.

"Gurur sen deli misin?" Mal mısın diye sormak istesem de Gece'nin yanında en fazla bunu demem gerekliydi. "Eğlenmek kalitesiz espiriler yapmak mı senin çapında?" Bezmiş de olsam, onlar olmadan yapamazdım sanırım.

Beni şoka sokmayı çok sevdiği için yüzsüzce kafasını salladı evet demek maksadıyla. Zeynep kahkaha atmaya başlamıştı daha fazla kendini tutamayıp, Buse de onun ardından gülmeye başladığında, Gece de gülüyordu. Onun gülüşü kulağıma gelince hafif sırıtan yüzümü düzeltip Gurur'a tekrar odaklandım.

"Lütfen ve lütfen, evimden defolup gider misin Gurur?" Saat ona geçmişken, Gece'yi uyutmam gerektiğini biliyor bir bakıma bu yüzden onu nazik bir şekilde kovuyordum.

Sinirle ayağa kalktığında bana çemkirmesi beklenilen davranıştı ama Gece bunu örnek almasın diye dalga geçer gibi söylemişti. "İyi be gideriz." Üç adımda Gece'nin yanına ulaşıp yanağından makas aldı ve sonra o parmakları dudaklarına götürüp öptü.

Buse ve Zeynep de ayaklandığında Gurur, hâlâ vedalaşmak ile meşguldü. "Görüşürüz meleğim benim." Sonra bana döndü ve sinsice sırıttı. "Ve zebani." Sonra hızla salondan kaçtı.

Acaba benim de terliğim olduğunu mu düşünüyordu?

Terliğim vardı bu arada.

"Kendine iyi bak pandalar kraliçesi." Zeynep'i de kaybettik. Ben insan değil miydim acaba ya?

"Sizde." Onlar çıkarken keyfimi hiç bozamazdım. Zaten ilk defa gelmiyorlardı bize. Gece masum bir ifade ile bana bakarken aklıma gelen ilk şeyi ona söylemem gerekiyordu.

"Hadi minik hanım. Kar tanesi olmak isteyen yağmur damlası okuyalım, sonra da o yâr gelir dinler uyuruz."

*

Gece bir ilk gerçekleştirip şarkı dinlemeden uyuyakalmıştı. Yağmur damlasının ne kadar değişik olduğuna bir kez daha karar vermiştik. Masalın sonuna doğru uyumuş olan kızım, yarın ilk iş olarak beni sorgulayacaktı kesin olarak.

Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Ben de bir bardak süt ve masal ile uyuyabilir miydim? Hayır, kızımın yerine geçmek istemezdim çünkü o zaman o da benim yerime geçmek zorunda kalırdı. O benim gibi karşılayamazdı ya da ben onun karşılamasını göze alamazdım.

Benim yerime geçse günün tamamını Müslüm Baba ile geçirirdi herhalde.

Alt kata inip ışıkları yakmadan mutfağa geçtim. Salonun gece ışığı yanıyordu zaten ve bu loş bir hava katıyordu. Dolaptan bir bardak alıp, masanın üzerinde duran sürahiden su doldurdum. Tam bardağı dudaklarıma yaklaştırdığımda kapı çaldı.

Hızla çekmeceye ulaşıp elime bir bıçak aldım. Sonra ise kapıyı açmak için mutfaktan çıktım. Üzerimde mor eşofman takımım vardı hâlâ.

Bıçağı yandaki vestiyerin kenarına koydum. Kapıyı açtığımda karşımda iki tane siyahlar içinde adam vardı. Sağdakinin elinde ise beyaz şakayık vardı. "Selamün aleyküm yenge, hayırlı akşamlar." Elinde şakayık olan adam söylemişti bunu.

"Aleyküm selam da yanlış geldiniz galiba. Ben kimsenin yengesi değilim." Yüksek ihtimalle yanlış gelmişlerdi.

"Yok yenge. Sen abimin sevdiği kadınsın. Ben Kemal, bu da Osman." Yüksek ihtimalle bunlar onun emrinde çalışan korumalarıydı. "Bunları sana abim gönderdi bu arada." Bana beyaz şakayık göndermesi bile onun kim olduğunu ele veriyordu.

Bir o benim beyaz şakayık bağımlısı olduğumu bilirdi, bir de Gece.

"Birşey olursa biz kapıdayız, seslenmen yeter."

"Sakın." Ondan gelecek hiçbir şeyi istemezdim. "Ben kapımda Azrail gibi dikilen iki kişi istemiyorum, gidip kim gönderdiyse onun kapısının önünde bekleyin." Kapımda Gece'yi tedirgin edecek şeyleri istemezdim.

"Yenge, arabada oluruz çoğunlukla istersen, sorun olmaz bizim için ama beklemezsek abim bizi kurşuna dizer." Kemal cümlesini bitirince yanında dikilen Osman lafı devraldı.

"Abim öldürür bizi yenge." Bunlar neden kendisinden küçük birine abi diyordu? Yaklaşık 30 yaşında gözüküyordu.

Gerçi Osman haklı olabilirdi, o severdi öldürmeyi.

Ya sen karıncayı bile incitmeyen biri iken şimdi insanları mı öldürüyorsun?

"Çiçekleri geri götürün." Onun çiçeklerine de ihtiyacım yoktu. Neden senin çocuğun değil dememe rağmen, belki hayatımda biri var imajı vermişken bana çiçek gönderiyordu. Ne hakla, o kim oluyordu?

"Yenge, al be. Söylemek bize düşmez ama abim bu güne özel bu çiçekler dedi." Çiçeklere kısa bir an bakıp tekrar bana döndü. "Gerçi bu sarımsağa benziyor ama neyse. Al hadi." Gözlerimi devirip çiçekleri aldım.

"Bana bir daha yenge demeyin." Ben onların yengesini geçtim, hiçbir şeyi değildim. Onlar ise dediğimi duymamış gibi yüzsüzce cevap verdiler.

"Hayırlı akşamlar yenge" İkisi de arkasını dönüp gitti. Oflayarak kapıyı kapattım ve çiçekleri suya koymak için mutfağa gittim. Suyu vazoya doldurup çiçekleri koyacakken arasında bir zarf buldum. Şakayıkları suya bırakıp zarfı elime aldım. Telefonumun fenerini yakıp masaya bıraktım. Sandalyeye oturup zarfı açtım. İçinde yazanları okumak bana ne hissettirirdi ki?

Dörde katlanmış kağıt parçasını açtım ve inci gibi yazılan cümleleri okumaya başladım. Tarihin ayrı bir önemi vardı şu an değil mi?

Bugün 14 Şubat 2024, günlerden Çarşamba. Yani sekiz yıl önce o bana ilk kez beyaz şakayık almıştı.

Değişen şey sadece zaman ve bizdik. Belki de biz hâlâ aynı kişilerdik.

Sevgili Sevdiğim...
Sana sevgilim bile diyemiyorum çünkü buna ne yüzüm var, ne de diyebilecek gücüm. Sana en sevdiğin çiçeği göndermek istedim böyle bir günde ama bugün daha doğrusu senin bu mektubu aldığın ve çiçeği alacağın gün sevgililer günü. Ben senin sevgini hak etmedim, değil mi Ece?

Ama şimdi neden öyle dediğimi söylemeyeceğimi bilmelisin. Sen bana bir kağıt parçasından bebeğimizi aldırdığını söylediğinde ben parçalandım. Sonra sen gittin, ben o kırıkların içinde boğuldum. Bu yüzden benden öğreneceksin zamanı gelince sevdiğim, bir kağıt parçasından değil.

Söylemem için sadece yanındaki kız çocuğunun babasının kim olduğunu söyle bana. Sözüm olsun sana, sen bunun cevabını ver istersen bir daha gözüm bile değmez sana. Ama beni cevapsız bırakma.

Lütfen şöyle şakayık kokulum, benden kopan eli kim tuttu?

Hâlâ sevdiğine inandığım kişi
Yanliz sana
Cihan değil Ömer

Altını çizmesinin nedeni son yazdığım mektuba itafen olmuştu değil mi? Seni seven yazıp üzerini karşılamıştım çünkü. Hak etmiyodu kendi bebeğinin ölmediğini bilmeyi. Buna ister bencillik ister başka bir sıfat bulun. Benim yerimde kim olsa aynısını hatta daha fazlasını yapardı.

Ömer Cihan Alkanlar benim için bir hiçti ve hiç olarak kalacaktı.

O bizi itmişti, kimin kaldırdığından ona neydi?

*

"İstemiyorum" Kafamın içindeki ses susmuyordu. O ses bana rüyadaymış gibi hissettiriyodu ama şimdi rüyada bile kabus olmuştu.

"Aldır onu. İstemiyorum, bakmam ona." Tamam bu sadece bir kabustu.

Her zamanki olanlardan.

Asla bitmeyecek, kötü bir kabustu.

"Anne" Bu ses gerçek huzurdu ama nereden geliyordu ki? Sonra saçlarımda bir el hissettim. "Anneciğim uyan hadi." Gördüğüm kabustan bu narin ses sayesinde nefes nefese uyandım.

Gece elimi tuttu. "Kötü bir kabus mu gördün anne? İçinde canavar olanlardan?"

"Evet anneciğim, bir ejderha beni yiyecekti sanırım." O böyle bilmeliydi. Komodinin üzerinden şarjda olan telefonumu elime aldım. Saat 08.35 olmuştu. "Hadi, hemen hazırlanıp kahvaltı yapalım. Sonra da çıkarız."

Gece yataktan aşağı zıpladı ve hızla hazırlanmak için çıktı odadan. Bende yataktan çıkıp banyoya gittim. Saçlarımı tarayıp sıkı bir at kuyruğu yaptım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra hızla üzerime beyaz bir pantolon ve beyaz yün kazak giydim.

Maskara, eyeliner, ve rujdan oluşan kısa bir makyaj yaptım çünkü çok vaktim yoktu. Odadan çıktığımda Gece de yeni çıkmıştı.

"Anne-kız kombini" dedi. Evet o da beyaz bir eşofman ve beyaz bir kazak giymişti. "Bu sabah mısır gevreği yiyelim." Halden anlayan çocuk kadar güzeli yoktu. Bu çocuğa komşunun çocuğu şunu yapmış bile denilmezdi.

Kocaman bir tebessüm sundum ve onu kucağıma alıp aşağı indim. Bir kaseye mısır gevreği ve süt koydum. Gece onu yerken bende onun saçını at kuyruğu yaptım.

"Bugün sana anneannem bakacak, tamam mı güzelim." Kafasını sallayıp çantasını aldı. Birlikte evden çıktık. Gece'yi okula bırakacaktım ilk olarak. Arabayı sürerken bir yandan da annemi arıyordum.

"Efendim annem?" Dedi telefonu açıp.

"Canım annem, güzel annem, en tatlı annem benim, babamın güzel eşi" diye yalakalık yapmaya devam edecekken annem araya girdi.

"Ne istiyorsun Ece?" Akıllı kadının halı başka oluyordu tabii. "Söyle kızım."

"Anneciğim, benim biraz işim var da. Bugün Gece'yi sen alır mısın okuldan?" Mahçup olma sebebim onu yoracak olmamdı.

"Alırım ben de, daha sonra anlatacaksın nedenini." Ona olumlu cevap verip kapattım telefonu.

Bu da kabir meleği gibi soru yağmuruna tutuyordu beni.

*

Gece'yi okula bırakıp Mine hanım ile konuşmuştum. Gece'nin ilk günleri olduğu için adaptasyon sorunu olduğunu ama bunun da kısa süreceği hakkında birşeylerden bahsetmiştik.

Kliniğe gidince ilk olarak Sıla'nın yanına gittim. Defterine birşeyler karalıyordu. "Sıla" Kafasını kaldırıp hızla sesin geldiği yöne yani bana baktı. Hemen ayağa kalktı beni görünce. Buna gerek yoktu. "Nerede oturuyor?" Kimden bahsettiğimi söylememe gerek yoktu bence.

"Şu an evde olduğunu sanmıyorum Ece hanım." Hanım derken araya koymuş olduğu mesafeden nefret ettiği belli oluyordu. "Yüksek ihtimalle Alkanlar Holding'dedir." Arkamı dönüp ilerlemeye başlamışken Sıla'ya randevuları ertelemesini rica etmeyi unutmadım tabiki.

Hızla klinikten çıkıp Alkanlar Holding'in bulunduğu yere doğru yola koyuldum. Hırsla arabadan inip kapıyı sert bir şekilde kapattım. Terzi kendi söküğünü dikemezdi bu yüzden psikolog da olsam bana etki etmezdi.

Karşıma çıkan kişi Ahmet oldu. İlk karşılaştığımız günkü adam. "Odasına götür beni." Dediğim şey öyle nefret doluydu ki adam direk kafasını sallayıp bana yolu gösterdi. Birlikte asansöre bindik ve 14.kata bastı. İkimiz de konuşmuyorduk hatta Ahmet nefesini tutmuştu. Kata geldiğimizde ilk ben çıktım. Ardımdan Ahmet indi. Eliyle koridorun sağını gösterdi.

"Bu taraftan Ece Hanım." Gösterdiği yoldan geçtim. Bir odanın önünde durduk. "Burası." Hayır burası onun odası değildi. Yani olmamalıydı.

Zamanında Yaman Alkanlar yazan kapıda şimdi Ömer Cihan Alkanlar yazıyordu.

Normalde her ortama kapıyı çalıp giren ben bu kez sinirden kapıyı tıklamadan girdim. Odaya bakmadan masanın olduğu yere baktım. Sergen ve Ömer masada birşeyler ile uğraşırken kapı destursuzca açılınca kafalarını kaldırıp bana bakmıştı.

İçeri girip arkamdan kapıyı kapattım. Odada topuklu ayakkabımın tıkırtısı duyulurken masanın önüne gelince durdum.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun ya?"

Evet, ilk çıkan şey bu olmuştu.

***

Selam dostlar ;-)

Nasıl, beğendiniz mi bölümü...

İşte zurnanın zırt dediği yer değil dürüdüt diyeceği yere geldik.

Kısaca soru cevap

Sizce Ece niye baskın yaparmış gibi geldi???

Kemal ve Osman ikilisi hakkında ne düşünüyorsunuz???

Kitaptan bir kişi sevgiliniz olacak olsa kim olsun isterdiniz???

Not: Hepsinin olmasını istemeyin.

Sonraki bölümde ne olmalı sizce???

Size bir kamyon arkası söz yazan mı??

Gönlünde yer yoksa güzelim, farketmez ben ayakta da giderim.

Kendinize iyi bakın

Görünüşürüz canımlar…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

133okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18