15. Bölüm (özel)

Vaveyla Yazarı: Su ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 34Şu an: 15. Bölüm (özel)

Geçmişten bir gün

Öğlen arasına çıkmadan önceki son dersteydik. Birazdan bu derste bitecekti. Sonrada yemek yiyebilecektik.

"Evet gençler, sorumuza kim cevap vermek ister?" Biyoloji öğretmenimizim sorduğu soruyu dinlemeyi unutmuştum. Kesinlikle ben istemezdim. Benim haricimde isteyen herkes cevap verebilirdi.

Sıla çok çalışkan olduğu için hızla parmağını havaya kaldırmıştı. Tamam Sıla, en çalışkan sensin anladık. "Evet Sıla, yine sen söyleyeceksin sanırım." O da ilk olarak buna hafifçe kıkırdadı. Sonra ise cevap vermeye hazırlandı ama zil çaldı.

Zilin zamanlaması çok iyiydi. Eğer ben söz hakkı almış olsaydım, o zil ömrümün sonuna kadar çalmazdı. "İyi öğlenler arkadaşlar." Dedi ve sınıftan çıktı.

"Tam cevap verecekken zil çaldı, gördün değil mi Ece?" Sağır değildim, olay yerinde bende vardım ama bu salak bunu anlamıyordu.

"Hadi topla kitaplarını, kantinden birşeyler alıp üst kata çıkalım." Sınav haftası başlamak üzereydi ve Sıla'nın matematikte eksik olduğu konular vardı benim de kimyada. Birbirimize üst kattaki boş sınıflarda konu anlatırdık arada sırada.

"Ama yine de başardım gibi birşey oldu yani, sonuçta sadece ben parmak kaldırıp söz istedim." Derken bir yandan da çantasından kitaplarını çıkarıyordu. İkimiz de alınca sınıfın kapısına doğru adımlarımızı attık.

"Biliyor musun dün yan sınıfın erkekleri ile bizimkiler kavga etmiş." Bunu 'dün yeni çanta aldım' dermiş gibi normal bir şekilde söylemişti. Neden kavga ettiklerini soracaktım ki Sıla hızla cevap verdi. "Çünkü Yahya yan sınıftaki çocuğun sevgilisine sarkıntılık mı ne yapmış. Sonra bunu duyan Kerem ise sinirden kudurup herkesi örgütlemiş." Derken merdivenleri iniyorduk. Ayrıca bu kez Kerem haklıydı bence. "Bu kız Yahya'nın sevgilisiymiş aslında." Sözümü geri aldım hemen. İkisi de haksızdı.

Kantinin kapısından girdiğimizde ona cevap vermekle meşguldüm. "Klasik ergen kavgası işte. El deliye biz akıllıya hasretiz." Sıla'ya baktığım için bana çarpan afeti görmedim tabiki.

Kafam karşımdaki kişiye sertçe çarpınca yerimde sendeledim. Çarptığım kişiye baktığımda çocuğun yanında iki kişi daha olduğunu gördüm. Koyu kahverengiydi gözleri. Belki de hayatımda gördüğüm en güzel renkti.

"Birader önünüze baksanıza." Sıla her zaman olduğu gibi yine beni korumaya başlamıştı. O kadar alışmıştım ki bu duruma artık yadırgamıyordum.

"Sıla biz çarptık." Dememi kimse duymamıştı o anda. Çarpmış olduğum çocuğun sağındaki çocuk cevap verdi Sıla'ya.

"Pardon ama bize çarpan sizsiniz. Önce sen önüne bak, sonra insanlara ders ver." Bu çocuklar okula yeni mi gelmişti acaba?

Sıla'nın onlara cevap vereceğini bildiğim için koluna çimdik attım. Yüzünü buruşturup bana döndü. Ne var bakışı attı bana hemen.

Ondan gözlerimi çekip karşımdaki afete yani çocuğa döndüm. "Çok özür dilerim, çarptığım için. Karşımda olduğunu fark etmemiştim bile." Hangi ara sen moduna geçmiştik?

Gerçekten de onu fark etmemiştim ama görsem bile tanışmak için çarpmış olurdum. Kimse anlamıyor ama çok yakışıklı ya.

Ya sevgilisi varsa?

"Sen niye özür diliyorsun Ece?" Sıla sessiz bir şekilde sorsa da bunu onlar da duymuştu.

"Hiç sorun değil." Çarpmış olduğum çocuk, Sıla'yı duysa da tepki vermemişti. Bir yerden gözüm ısırıyordu ama nereden? "Bu arada Ömer ben." Dedikten sonra elini uzattı.

Birisi size çarpsa onunla neden tanışmak isteyesiniz ki?

"Ece." Kısaca kendimi kesinlikle nezaketen(!) tanıttım. Elini tutunca bile yüzümde gereksiz bir sırıtma oldu. "Tekrar çok özür dilerim." Elimi çekip Sıla'nın kolundan tutup çektim. Onlardan uzaklaşınca Sıla'yı bir kez daha çimdikledim.

"Ece, iki oldu yanlız " dedi eli ile kolunu tutarken. Beter olsun. Belki de hayatımın aşkı ile konuşuyordum.

"Çok yakışıklı değil miydi?" Kaşlarını çattı hemen.

"Hangisi?" Hepsi çok karizmatikti ama benim dediğimi biliyordu.

"Hangisi olacak Sıla?" Diye onu ezikleme fırsatını kaçırmadım. "Çarptığım çocuk tabiki."

Anlamış gibi sırıtmaya başladı. "Hoşlandın değil mi çocuktan?" Utanç içinde gözlerimi yumdum. "Ömer ve Ece çiftinin akıl almaz hikayesi, çok yakında sinemalarda." Dedi gülerek. Dalga geçiyordu aklınca. Bu da manyaktı.

Ömer Alkanlar'dan

"En rezil olduğun zaman neydi Ömer?" Benim gibi duvara yaslanmış olan Sergen sinirden kudurmak üzereydi.

"İçinde Erkan'ın olduğu zamanların tamamı." Üçümüz okuldan atılmış olduğumuz için nakil olmuştuk. Bizim için okulun ilk günü olmasına rağmen Erkan beyimiz uyuyakalmış olduğu için sabahtan beri onu bekliyorduk çünkü ona göre hep beraber gitmemiz gerekiyordu.

"Annem okulun müdür yardımcısı, akşam ağzıma sıçacak." Babam mafya babası akşam ağzıma sıçmakla kalmayacak.

"Yettim gençler." Erkan'ın sesini duyunca ikimiz de sağ tarafa döndük. Bizim baktığımızı görünce koşmaya başladı. Yetiştim demek yerine kısaltıp yettim demişti. Yetişmiş miydi bilinmez ama gerçekten yetmişti.

"Hoşgeldiniz Erkan bey, şeref getirdiniz." Sergen ile bir süre laf sokacaklardı birbirlerine. İkisi de ergendi bunların.

"Sizde olmadığı için ben getirdim Sergen bey." Esneyince ona hayretle baktık. Öğlene kadar uyuyup nasıl esneyebiliyordu bu çocuk? Esnemesini bitirince ikimize döndü. Ona olan bakışlarımızı fark edince çantasından su şişesini çıkardı. "Uzmanlara göre susuzluk da esneme yapıyormuş." Sanırım ben de böyle bir yazı okumuştum.

"Öğle arasına girilecek şimdi. Gitmesek de olurdu." Suyunu içip yine konuşmaya başlamıştı.

Bir bakıma haklı olsada süresini bilmiyorduk. Öğrenmek için gitmek gerekirse gitmeliydik.

Sergen ve Erkan'ın tartışmasını dinlemeden yürümeye başladım. Okulun giriş kapısının önüne geldiğimizde ikisi de susmuştu.

Bağcılar Gazi Anadolu Lisesi

Bakalım bu okulda başımıza neler açacaktık.

Okula girdiğimizde zil çalmıştı. Sergen'in annesi Mehlika teyzeye yakalanmamak için kantinin arka kapısından girmiştik. Gelmeden önce araştırma yapmıştım.

Kantinden çıkmak için merdivenlere doğru giderken içeri iki tane kız girmişti. İkisinin de üzerinde okul kıyafeti yoktu. Birbirlerine baktılarından dolayı bizi fark etmemişlerdi. "Klasik ergen kavgası işte. El deliye biz akıllıya hasretiz." Koyu kahve saçları olan kız söylemişti bunu. Kadife gibi sesi vardı.

Kız bana bakmadığı için yanlışlıkla çarpıp, olduğu yerde sendelemişti. Aslında şuanda düşmesin diye belinden tutup kendime çeksem birşey der miydi?

Kız gözlerini çevirdiğinde mükemmel renkteki mavilerini gördüm. Beni içine çeken mavi irisleri vardı. Yüksek ihtimalle her bakan aynı şeyi hissediyordu. Yanındaki kız sinirle bize döndü.

"Birader önünüze baksanıza." Amacı arkadaşını korumaktı ama biz bir bok yapmamıştık ki.

"Sıla biz çarptık." Dedi sessizce ama onun duyduğunu sanmıyordum. Erkan da beni desteklemek için kıza cevap vermişti.

"Pardon ama bize çarpan sizsiniz." Bu çocuk kafadan kontaktı. "Önce sen önüne bak, sonra insanlara ders ver."

Sıla, Erkan'a cevap yapıştırmaya hazırlanıyordu ki bana çarpan kız onun koluna ufak bir çimdik attı. Sonra ise yüzünü buruşturup ona döndü.

"Çok özür dilerim, çarptığım için. Karşımda olduğunu fark etmemiştim bile." Ne Erkan'ı ne de arkadaşını umursamıştı. Fark etmediğini zaten görmüştüm.

Acaba sevgilisi var mıydı?

Yüksek ihtimalle vardı. Böyle bir güzellik olacaktı ve sevgilisi mi olmayacaktı.

"Sen niye özür diliyorsun Ece?" Sıla'nın azarlaması sayesinde onun adını öğrenmiş oldum. Demek adı Ece idi.

"Hiç sorun değil." Dedim kızın daha fazla mahçup olmasını istemeyerek. Bana sadece çarptığı için bu kadar mahçup olmasına gerek yoktu ki. O an bu kızı bir yerde daha gördüğümü hatırladım ama nerede olduğu çıkmıyordu.

Birisi size çarpsa ne yaparsınız? Yüksek ihtimalle umursamadan geçer ya da sorunlu bir kişiyseniz kavga çıkarırsınız ama kendinizi tanıtmazsınız değil mi? Peki ben ne yaptım?

"Bu arada Ömer ben." Kıza bir de elimi uzatmıştım. Elimi tutmazsa mal gibi kalırdım. Sonra elimi tuttu ve sadece adını söyledi.

"Ece." Ellerinize bakarken yüzümde bir tebessüm oluştu. Sonra Ece elini çekti ve elim ihtiyaç ile kavruldu. "Tekrar özür dilerim." Dedikten sonra Sıla'nın koluna girip kantinden birşeyler almaya gittiler.

"Ben bu kızları tanıyorum." Sergen'den çıkan ses ile ona döndüm. Nereden tanıyordu? "Ortaokuldan arkadaşım ikisi de, baksalardı hatırlardı ikisi de ama nasip işte." Durup tekrar ekledi çok önemli bir detayı söylememiş gibi. "Çok yakındık biz."

"Tam adları ne peki?" Erkan cebinden telefonunu çıkarmıştı çünkü kızların sosyal medya hesaplarına bakacaktı.

"Ece Işıklar ve Sıla Gezen." Babamın yakın arkadaşı olan Necmi Işıklar'ın nesi oluyordu bu kız? "Ömer" Erkan araştırma yaparken Sergen omzuma omzunu vurmuştu. "Sen Ece'ye aşık oldun." Bunu da nereden çıkarmıştı şimdi? "Sen birine kendini Cihan diye tanıtırsın hep ama ona Ömer dedin." Her zaman öyle olmuyor diyemezdim çünkü öyle oluyrdu.

"Çok güzel kız ama." Ona kendimi ikna etmeye çalışıyordum nedensizce.

"Fazlasıyla." Umarım sevgilisi yoktur. "Düşünsene, Ömer ve Ece çiftinin mükemmel aşkı."

İnşallah, amin.

*

Mayıs 2017

Gerçek mutluluk sevdiklerimizdi. Gerçek huzur da onlardı ve daha birçok şey de.

"Neden bu işle ben uğraşıyorum, sorabilir miyim?" Her zamanki gibi yine söyleniyordu Sıla'nın uzaktan gelen sesi.

"Çünküsü hepimiz bir işle uğraşırken, senin çalışmanı hiçbir şey etkileyemez." Sergen yine bir abi edasıyla cevap vermişti.

Evet, onlar köpek gibi çalışırken ben uçurumun kenarında oturuyordum. Korku yoktu içimde çünkü kollarını bana saran bir adet Ömer Cihan Alkanlar'ım vardı. Güvendeydim o yanımda olduğu süre boyunca.

"Hepimizin bir işle uğraştığını düşünmüyorum." Erkan, tabiki Sıla gibi homurdanmakla meşguldü.

Üzüm üzüme baka baka kararıyordu.

"O niyeymiş?" Sergen, ona cevap verirken ben Ömer'in parmağı ile oynuyordum. Bizi görmüyorlardı ama seslerini duyurmak için mi çok yüksek sesle konuşuyorlardı?

"Sence Sergen?" Sanki çok anlatabilmiş gibi sinirlenmişti. Tutmayın küçük enişteyi. "Yanlış hatırlamıyorsam ki yanlış hatırlamıyorum biz buraya beş kişi geldik." Üçü oradayken biz buradaydık. Sonra muzip bir şekilde devam etti cümlesine. "Buralardadır tabiki, biz çalışırken boş durmaz onlar. Acaba ne işle meşguller?"

Ne ima ettiğini anlamıştım. Ömer de anlamış olmalı ki homurdanmaya başladı. Gülerek beline daha sıkı sarıldım.

"Şakasına yapıyor bunu Ömer, biliyorsun." Alttan ona bakışlar attım.

Bana birisinin tek bir söz söylemesine izin vermiyordu. "Biliyorum ama ne diyor duyuyorsun sende. Onun şakasının ecdadını, evliyatını" diye devam ederken değişen yüz ifademi görüp cümlesinin sonunu değiştirdi. "Seveyim."

"Bazen sadece Erkan'ın şakasının ecdadı, evliyatı olmak istersin." Az önce Erkan'ın şakasının ecdadını mı kıskanmıştım ben? Ama Ömer Cihan Alkanlar sevgisi ayrı birşeydi.

"Erkan'ın şakası olmaya ne hacet güzelim. Seni zaten herşeyden çok seviyorum ki." Kalbimi kazanmak için bir bakışı yeterken, bu şekilde güzel sözlerle ne yapmak istiyordu.

"Bak sana ne vereceğim?"

"Ne vereceğim sana bak?"

Aynı anda konuşmuştuk ikimizde. Kendimizi geri çektik. Gülerek elimi hırkamın cebine attım. Ömer de kotunun cebine attı. Cebimden çıkardığım kahverengi misketti baş parmağım ile işaret parmağım arasında tuttum. Ömer de benim gibi mavi misket tutuyordu.

Boş ellerimize aynı anda misketleri koyduk. Gözlerimiz ile aynı renkteki misketler, en sevdiğimiz renklerdi aynı zamanda. Kahverengi benim en sevdiğim renkti, Ömer'e verdiğim misket kahverengiydi. Ömer'in ise en sevdiği renk maviydi. Onun bana verdiği misket maviydi.

"Yirmi dördüncü misket."

"Erkan senin ecdadını sikeceğim." Sergen'in bağırması ile bakışmamızı böldü. Hızla ayağa kalkıp hızlı adımlarla onların yanına gittik. Sergen sinirle Erkan'a bakarken, Erkan Sıla'nın arkasına saklanmıştı.

"Ne oldu lan yine?" Dedi yanımdaki yürüyen aura.

"Halime bakarsan anlarsın beyefendi. Siz olmayınca bana çattı." Biraz yüksek sesle homurdanmasını sürdürüyordu."

Şöyle bir süzdüm onu. Siyah tişörtü ve kumral saçlarının bir kısmı ıslanmıştı. "Üstün ıslanmış olduğu için mi bağırdın Sergen? Kurur birazdan, hava iyi." Sesimin şaşkın çıkmasına engel olamamıştım. Sergen üstü ıslanmış olduğu için sinirlenmezdi.

"Sorun üstüm değil ki Ece, sorun saçlarım. Birazdan Nuray buraya gelebilirdi." Nuray, Sergen'in sevdiği bir kardeşimizdi. Gerçek anlamda kardeşimizdi çünkü Erkan'ın kız kardeşiydi.

Sergen'in Nuray demesi karşısında kaşlarını çatan Erkan'a, Ömer tepki verdi. "Nuray'ı ne zaman kıskanmayı bırakacaksın?" Bırak sevenler kavuşsun demişti aslında.

"Sergen onun peşini bırakınca." Diye cevap verdi.

Gözlerimi devirirken Sıla ile göz göze geldik. İkimizin de bildiği birşey vardı ki Nuray, Sergen'i abisi gibi görünüyordu. Ağzını aradığımız bir ara bunu öğrenmiştik.

Kafasını 'ne iş?' der gibi salladı. Kaşlarımı çattığımda yumruk yaptığım elimi işaret etti. Avucumun içindeki misketti gösterdim ona.

"Yine mi ya?" Demesi üzerine herkes önce Sıla'ya sonra ise bana baktı. Benden gözlerini Ömer hariç hepsi çekmişti.

"Sende de var mı Ömer Bey?" Sergen'in alaylı sesindeki amaç soru sormak değildi. "Tabiki var, niye birbirinize boncuk veriyorsunuz lan siz?" Söylenmesi karşısında aynı anda tepki verdik.

"Boncuk değil, misket bu."

Evet hocam, çok seviyorum.

"Senin tabirinle misket değil de boncuk olsa Sergen'ciğim." Ömer konuşmasına devam etti ben susunca. Gözlerimin en derinine bakarak mırıldandı. "Mavi boncuk kimdeyse, benim gönlüm ondadır." Gülümsemem genişlediğinde onunda dudağının bir kenarı kıvrılmıştı.

"Erkan." Sıla artık sinirle soluyordu burnundan. "Senden nefret etmemem için tek bir sebep söyle."

"Seni çok seviyom kızım ben ve bu karşılıklı olmak zorunda." Amacı kıvırmak değildi. Erkan gerçekten Sıla'yı herşeyden çok seviyordu. Tanıştıkları gün aklıma geldikçe gülesim gelse de hoşuma da gidiyordu.

Sıla hemen yumuşamak istemediği için arkasını dönüp yürüse de gözleri parıldamıştı. Erkan, Ömer'e ters bir bakış atıp Sıla'nın yanına gitti.

Ömer'e ters bakış atan tek Erkan değildi. Sergen de ona Erkan gibi bakış atıyordu. "Olan var olmayan var, boş beleş işler yapmaya gerek yok." O da trip atıp gitti.

Gülmeye başladığımda Ömer bana sanki sinir olmuş gibi bakıyordu. Gözlerimi masumca kırpıştırdığımda sinirleri ile oynamış olmalıyım ki başını sallayarak güldü.

"Ne yapacağız biz bunlarla?"

"Çok takma onları, eğlence olsun diye yapıyorlar." Diye cevap verdim.

"Tabi tabi." Abartılı cevabı karşısında bir kez daha kıkırdamama engel olamadım. Elimi tuttu ve yürümeye zorladı beni. Ben de peşinden sürüklendim doğal olarak. "Ece?"

"Efendim?" İlgiyle ne diyeceğini bekledim.

"İlerleyen zamanlarda okul bitince, iş sahibi olunca falan evleneceğiz ya biz Allah'ın izniyle, o zaman da bizimle böyle uğraşırlar mı acaba?" Oturan arkadaşlarıma baktım gözlerimi Ömer'den çekip. Onlar da bize bakıyordu. Gülümseyerek.

"Uğraşsınlar, benim hoşuma gidiyor." Gerçekten de onların bu halleri benim nedensizce hoşuma gidiyordu. Belki saçmaydı ama yine de çok tatlıydı.

"Hoşuna gidiyor senin?" Bunu hesap sorarmış gibi sormuştu. Sanki nesi hoşuna gidiyor bunların dermiş gibiydi.

"Evet." Dedikten sonra ona döndüm tekrardan. "Senin hoşuna gitmiyor mu?"

"Gidiyorsun." Dedi gözlerime bakarak. "Yani şey" dediğini toparlamadan devam etti. "Aman be kıvırma yoktur bizde. Sevgilim değil misin? Gidiyorsun işte." Sınırları zorlamalı mıydım?

"Nereye gidiyorum peki?"

"Hoşuma gidiyorsun." Onun tarafından sevilmek dünyalara bedeldi.

"Neyse uğraşsınlar bizimle, boşver. Şimdi bizimle uğraşırlar, ilerleyen zamanlarda ise belki bir çocukla uğraşırlar."

"Hele bir denesinler, bak bakalım ne yapıyorum o zaman ben. " Dedi şakayla karışık ciddi bir tonda.

"Çok konuşma Ömer bey, hâlâ ben açım." Dedim ve onu bu kez ben çekiştirdim. Bizimkilerle beraber bol muhabbet eşliğinde yemeğe koyulduk.

***

Selamlar...

Bu güzel bölümün kıymetini bilin bence canlarım...

Onların tanışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz, bence çok tatlılar.

Hadi soru cevap

Sergen'in, sevdiği bir kız olması ve bu kızın Erkan'ın kardeşi olması hakkında ne düşünüyorsunuz???

Genç halleri çok güzel değil mi sizce de???

Ömer burada çocuk istediğini dolaylı yoldan belli etti, peki neden çocuğu olacağını öğrendiği zaman istemediğini söyledi???

Bir de hoşuma gidiyorsun dediği yer hakkında ne düşünüyorsunuz???

Kendinize iyi bakın...

Görünüşürüz canımlar...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

132okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18