8. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Gizemli bir yazar .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 8. Bölüm

Evetttttt bugün bayaaa bir aktifimmm ilhammm perilerimmm geldiii
Yaren, askeriye nizamiyesinin önünde kollarını göğsünde kavuşturmuş, ayağıyla sabırsızca ritim tutuyordu. Elindeki kalın hukuk dosyalarını göğsüne bastırırken, nöbetçi kulübesindeki askere dik dik baktı.
"Bakın asker bey, içeride Savcı Bey ile randevum var diyorum. Dosyaları acilen ulaştırmam gerekiyor," dedi, sesindeki o güçlü ve taviz vermez tonu korumaya çalışarak.
Nöbetçi asker mahcup ama kurallardan ödün vermeyen bir ifadeyle, "Anlıyorum savcı hanım ama listede isminiz görünmüyor. Yukarıya haber etmeden sizi içeri alamam, prosedür böyle," diye bıkkınlıkla tekrarladı.
Yaren tam saçlarını geriye savurup derin bir nefes alarak sert bir çıkış yapmaya hazırlanıyordu ki, arkasından gelen o tanıdık, derin ve pürüzsüz sesi duydu.
"Bırak gelsin, benim misafirim."
Yaren hızla arkasını döndüğünde, Hakan’ı (Sessiz) gördü. Üzerindeki askeri kamuflaj ona apayrı bir heybet katmıştı. Ağır ve gizemli adımlarla nizamiyeye yaklaştı. Gözlerini bir an bile Yaren’den ayırmıyordu. Nöbetçi asker hemen hazır ola geçip, "Emredersiniz komutanım!" diyerek sürgülü demir kapıyı sonuna kadar açtı.
Yaren, Hakan’ın yanından geçerken hafifçe yutkundu. Kalbi yine o lojmandaki akşam gibi küt küt atmaya başlamıştı ama o havalı duruşunu bozmadı. "Teşekkür ederim," diye fısıldadı yanından geçerken.
Hakan ise sadece hafifçe başını salladı, ağzını bıçak açmıyordu yine. Ancak gözlerindeki o sarsılmaz korumacı ifade, Yaren’in içini çoktan titretmişti.
...
Yaren, Hakan’ın rehberliğinde koridorda ilerlerken, karşı taraftan gelen timdeki diğer askerlerin bakışları anında onlara döndü. Yaren’in uzun saçları, şık takımı ve koridorda yankılanan topuklu ayakkabı sesi, grinin ve yeşilin hakim olduğu askeriyede adeta bir güneş gibi parlamıştı.
Hakan, Yaren’i savcının odasına bıraktıktan sonra koridora geri döndüğünde, bizim timdeki çocukların köşede fısır fısır konuştuğunu gördü.
"Oğlum o neydi öyle ya? Askeriyeye melek mi indi, ben mi yanlış görüyorum?" dedi taze askerlerden biri hayranlıkla.
Bir diğeri hemen atıldı: "Sessiz Komutanın yanında geldiğine göre... Abi yoksa yenge mi?"
Hakan adımlarını hiç yavaşlatmadan çocukların arkasında bitti. O her zamanki ağır ve sert ses tonuyla, "Hayırdır beyler, nöbet yerlerinizi mi şaşırdınız?" diye fısıldadı.
Çocuklar arkalarını dönüp Hakan’ın o buz gibi, kıskançlıkla parlayan keskin gözlerini görünce anında dikleşti. Hakan, yenge imasını duymuştu ve çenesi gerilmişti. "Gözünüzün önündeki işe bakın, etrafa değil. Dağılın!" diye ekledi, sesindeki o hafif kıskanç emir kipi herkesi susturmaya yetti. Askerler yutkunarak hızla oradan uzaklaşırken, Hakan arkalarından bakıp yumruğunu hafifçe sıktı. Onu kimsenin böyle konuşmaya hakkı yoktu, hele ki onun yanında.
...
Akşam olmuş, lojmanın o geniş ve ferah bahçesindeki çardak tam bir festival alanına dönmüştü. Masanın üzeri çıt çıt çekirdek kabukları, buz gibi kola şişeleri ve bardaklarla doluydu.
Elfida, arkasına yaslanmış, elindeki kola bardağıyla Turgut’a bakıp kıkırdıyordu. Turgut ise dün geceki o romantik itiraftan sonra Elfida’nın gözünün içine bakıyor, sanki çardaktaki diğer kimseyi görmüyor gibiydi. Elini hafifçe masanın altından uzatıp Elfida’nın dizine dokundu, Elfida’nın yanakları anında pembeleşti.
"Eee, anlatın bakalım!" diye bombayı patlattı Hazal, elindeki çekirdeği çitlerken gözlerini kısarak. "Bugün askeriyede neler olmuş öyle? Duyduklar doğru mu?"
Korhan (Barut) hemen lafa atladı, muzip bir sırıtışla: "Doğru ya, bizim Sessiz bugün nizamiyede aslan kesilmiş. Bir savcı hanımı kurtarmış ki sormayın. Arkasından konuşan çocuklara da öyle bir bakış atmış, çocuklar hala titriyormuş nizamiyede!"
Yaren çayından bir yudum alırken yüzünü gizlemeye çalıştı ama kulaklarına kadar kızarmıştı. "Abartmayın lütfen, sadece içeri girmeme yardımcı oldu," dedi dosyalara gömülerek.
Kevser öğretmen ise o ciddi ve mesafeli duruşuyla elindeki kalemi masaya bıraktı, yan gözle Meriç’e (Akrep) baktı. Meriç ise her zamanki gibi keskin gözlerini Kevser’e dikmiş, onun bu ciddi hallerini hayranlıkla izliyordu. "Bence Hakan doğru olanı yapmış," dedi Meriç, sesini biraz incelterek Kevser’e hitaben. "İnsan bazen duvarları olan, ne istediğini bilen kadınları korumak ister..."
Kevser hafifçe irkildi ama bozuntuya vermeden, "Ödev kontrolü yapıyorum Meriç, dikkatimi dağıtma," diyerek önüne döndü. Ama masadaki herkes aralarındaki bu elektriğin farkındaydı.
Turgut, Elfida’nın kulağına doğru eğildi, o erkeksi ve derin sesiyle, "Bizim timin dengesi iyice bozuldu bu kızlar yüzünden," diye fısıldadı.
Elfida gülerek Turgut’un omzuna hafifçe vurdu. "Şikayetçi gibisin Komutan?"
Turgut, Elfida’nın gözlerinin tam içine bakarak gülümsedi. "Hayatımda aldığım en güzel yenilgi, Elfida. Hiç şikayetçi değilim."
Çardaktan yükselen kahkahalar, çekirdek sesleri ve rüzgarın uğultusu, lojmanın bahçesini ısıtırken, herkesin kalbinde yeni bir hikayenin filizleri çoktan büyümeye başlamıştı.
Evetttttttttt bu bölümde bitti yorum ve beğeni çok az olmuyor ama böyleee o kadar uğraş çaba 😞😞