16. bölüm / 15
Bir lise aşkı meselesi11.Bölüm
Bölümler 15Şu an: 11.Bölüm
- 1 1. Bölüm508 kelime
- 2 2. Bölüm422 kelime
- 3 3. Bölüm374 kelime
- 4 4. Bölüm617 kelime
- 5 5. Bölüm323 kelime
- 6 6. Bölüm664 kelime
- 7 7. Bölüm741 kelime
- 8 8. Bölüm669 kelime
- 9 9. Bölüm479 kelime
- 10 10 . bölüm635 kelime
- 11 11.Bölüm1.273 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12.Bölüm1.086 kelime
- 13 13.Bölüm486 kelime
- 14 14.Bölüm488 kelime
- 15 15. bölüm1.017 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evetttttttt hepinize tekrardan merhaba sevgili okurlarımmmmm 19 Mayıs'ta başladığım kitabımmmm 1.4 k okuma veeee 1.1 k begeni aldııı size teşekkür etmek için bugün 3 bölüm atacağım vee sizin için ilk 4 e ödüllerim olan bir etkinlik yada yarışma yapmayı planlıyorum kitabım hakkında fikirler varsa alabilirimm ve katılır mısınız eğer yapsammmm lütfen yorum yazalımmmmm
Dumanı üstünde tüten bol soslu, çift lavaş dönerler iştahla yendikten ve buz gibi ayranlar kafaya dikildikten sonra masayı derin bir memnuniyet sessizliği kapladı. Deniz kokusu, tenlerine işleyen tatlı rüzgarla birleştiğinde lojmanın o boğucu havası tamamen dağılmıştı.
Meriç, çay bardağını masaya bırakıp yanında oturan sevgilisi Hazal’ın elini masanın altından hafifçe sıktı. Az ileride Korhan da Kevser’e dönmüş, her zamanki muzip tavrıyla bir şeyler anlatarak onu güldürüyordu. Masanın diğer ucunda ise Hakan, gözlerini Yaren’den ayıramıyor, onun döner yerken üstüne sos bulaştırmama çabasını gülümseyerek izliyordu.
O sırada Tim Komutanı Binbaşı Turgut sessizce ayağa kalktı ve elini sevgilisi Elfida’ya doğru uzattı:
"Gel biraz kumsalda yürüyelim, dalga seslerini yakından duyalım."
Elfida gülümseyerek Turgut’un güven veren avcuna bıraktı elini. Kıyıya doğru, dalgaların çekildiği ıslak kumlara bastıklarında dolunayın ışığı deniz üzerinde parıldıyordu. Birkaç dakika sadece rüzgarın ve denizin sesini dinleyerek yürüdüler. Tam Elfida başını Turgut’un omzuna yaslayacakken, arkalarındaki salaş dönercinin hoparlörlerinden aniden hareketli ve neşeli bir melodi yükselmeye başladı.
“Çok düşündüm çok taşındım, son kararım benimle evlenir misin?”
Elfida şaşkınlıkla arkasına, dönerciye doğru baktı. Masada oturan Meriç, Hazal, Hakan, Yaren, Korhan ve Kevser’in sırıtalarak onlara baktığını, kızların ellerindeki telefonların flaşlarını yakıp söndürdüğünü gördü. Elfida ne olduğunu anlamak için tekrar Turgut’a döndüğünde, heybetli duruşuyla dağları dize getiren Tim Komutanı çoktan tek dizinin üzerine çökmüştü bile. Cebinden çıkardığı kadife kutuyu açtı, içindeki zarif tektaş yüzük ay ışığında parıldıyordu.
"Elfida," dedi Turgut, o sert askeri ses tonu gitmiş, yerine sonsuz bir şefkat gelmişti. "Zor bir hayatım var, amansız operasyonların içindeyim. Ama cephede, ölümün kıyısındayken bile beni hayatta tutan, aklımdaki tek şey senin yanına, gerçek yuvama geri dönmekti. Hayatımın geri kalan her gününü, her sabahını seninle uyanarak geçirmek istiyorum. Benimle evlenir misin?"
Elfida’nın gözleri anında doldu, boğazı düğümlendi. Şokla ellerini ağzına götürdü. Şarkının o kıpır kıpır ritmi altında hem ağlıyor hem gülüyordu. Arkadan ekibin alkışları ve Hazal'ın "Kabul et Elfida, şarkı tam sizin için yazılmış!" nidası yükseldi.
"Evet!" diye haykırdı Elfida, Turgut’un boynuna atılarak. "Milyonlarca kez evet!"
Turgut yüzüğü parmağına takıp onu havada döndürürken, sahildeki o küçük masada kahkahalar ve tebrikler birbirine karıştı. Yanlarına döndüklerinde koyu bir sohbet başladı; düğün planlarından bahsettiler. Herkes kendi çiftiyle yan yana oturmuş, dostlarının bu mutlu anını gururla izliyordu. Her şey kusursuzdu. En azından şimdilik...
Gecenin ilerleyen saatlerinde, mutluluk sarhoşu olan ekip arabalara dağıldı. Öndeki arabayı Turgut Komutan kullanıyordu, yanında nişanlısı Elfida, arka koltukta ise Korhan ve Kevser çifti vardı. Arkadaki arabayı ise Meriç kullanıyordu; yanında sevgilisi Hazal, arkada ise Hakan ile Yaren oturuyordu. Lojman yoluna giren ıssız, ağaçlıklı virajlı yolda ilerlerken Turgut'un dikiz aynasından gördüğü karartıyla ortamın havası bir anda buz kesti.
Arkalarından farları kapalı, hızla yaklaşan siyah bir minibüs belirdi.
"Turgut, arkadaki ne? Neden öyle geliyor?" dedi Elfida, Turgut’un direksiyonu kavrayan ellerinin kasıldığını fark ederek. Son zamanlarda doğrudan Elfida'nın adına gelen o gizemli, tehditkar notlar aniden aklına gelmiş, içine bir kurt düşmüştü.
"Kemerlerinizi sıkılayın!" dedi Turgut Komutan, sesi bir anda kışla disiplinine bürünmüştü. Vitesi küçülterek gaza yüklendi.
Siyah minibüs bir anda hızlanarak Turgut’un kullandığı araca arkadan sertçe çarptı. Direksiyon hakimiyetini kaybetmemek için direksiyona asılan Turgut, telsizden arkadan gelen Meriç’in aracına seslendi: "Meriç! Arkamızda misafir var! Elfida'ya gelen o notların sahibi bu pislikler! Tedbiri alın!"
Minibüsün sağ camı açıldı ve namlu dışarı uzandı. O gizemli notları Elfida'ya gönderip hayatlarını cehenneme çevirmeye yemin etmiş gölge, bu kez doğrudan canlarına kastediyordu. Peş peşe patlayan silah sesleri gecenin sessizliğini yırttı. Mermilerden biri dikiz aynasını parçalarken, Elfida ve Kevser çığlık atarak koltuğun altına doğru eğildi. Korhan anında Kevser'in üzerine siper oldu. Arkadaki arabada ise Hakan, Yaren'i korumak için onu sıkıca göğsüne bastırdı.
Meriç, arkadan hızla gelerek profesyonel bir refleksle ani fren yaptı ve arabayı savurup minibüsün kaçış yolunu kesti. Turgut da kendi aracını minibüsün önüne kırarak onları kıskaca aldı. İki deneyimli askerin ve ekibin anında silahlarına davranıp araçlardan fırladığını gören suikastçı, kapana kısıldığını anladı. Şoför direksiyonu çılgınca kırıp kaldırıma çıktı, Meriç’in arabasının çamurluğunu sıyırarak karanlık orman yoluna doğru kaçmayı başardı.
"Herkes iyi mi?!" diye kükredi Turgut Komutan, elindeki silahla kaçan aracın arkasından bakarken. Eğilip Elfida’yı hızla kontrol etti. "İyi misin güzelim? Bir şeyin var mı?"
Elfida titreyen sesiyle, "İyiyim... O notları gönderenlerdi, değil mi?" diyebildi.
Meriç de arkadan seslendi: "Bizde de zayiat yok komutanım, kızlar iyi!"
Saldırganlar arkalarında sadece barut kokusu ve ezilmiş lastik izleri bırakmıştı; fiziksel bir zarar verememişlerdi ama mesaj netti: Hâlâ Elfida'nın ve timin peşindeyiz.
Askeriyeye döndüklerinde, kızlar lojman binasına geçerken Yaren’in hala titrediğini fark eden Hakan, onunla konuşmak için bahçenin loş bir köşesinde bekledi. Yaşanan suikast girişimi timdeki herkesi germişti ama Hakan için Yaren'in korkusu her şeyden önce geliyordu.
Yaren, ekibin geri kalanından ayrılıp derin bir nefes almak için çardaklara doğru yürürken Hakan onun önünü kesti.
"Yaren," dedi Hakan, sesi her zamanki neşeli halinden uzak, endişeli ve son derece yumuşaktı. "İyi misin? Arabada arkada benimleydin ama çok korktun, farkındayım."
Yaren, güçlü görünmeye çalışarak dik durdu ama gözlerindeki korku her şeyi ele veriyordu. "İyiyim Hakan. Alışkın değilim sadece böyle şeylere. Ölüyorduk az kalsın."
Hakan, aralarındaki o tatlı çekimi ilk kez bu kadar net ortaya koyarak bir adım daha yaklaştı. Elleri yavaşça yükseldi ve Yaren’in omuzlarını güven verircesine tuttu. "Arabadayken, o mermiler havada uçuşurken sana bir şey olacak diye aklım çıktı," diye itiraf etti aniden. Gözleri Yaren’in gözlerine kenetlenmişti. "Seni korumak için, o notları gönderen şerefsizleri bulup kendi ellerimle cezalandıracağım. Bunu bil. Asla korkmana izin vermeyeceğim."
Yaren, Hakan'ın bu ani ve yoğun korumacı tavrı karşısında ne diyeceğini bilemedi. Kalbinin hızla çarptığını hissetti. Aralarındaki bu tehlikeli ama büyüleyici yakınlaşma, gecenin karanlığında aralarındaki bağı resmiyete döken ilk kıvılcım oldu. "Teşekkür ederim, iyi ki varsın..." diye fısıldayabildi sadece .
Herkes odalarına çekilmiş, üs bölgesine sessizlik hakim olmuş gibi görünüyordu. Ancak yaşanan suikast girişiminin gerginliği, nöbetçi askerler ve Turgut Komutan'ın timi arasında patlamaya hazır bir bomba gibi pimini çekmiş bekliyordu. Tim, komutanlarına ve yengelerine yapılan bu saldırıyı hazmedemiyordu. Hakan ve Korhan da sinirden koridorlarda volta atıyordu.
Gece saat iki sularında, nizamiyenin hemen arkasındaki koğuşlar bölgesinde sesler yükselmeye başladı. Suikast timinin kaçışıyla ilgili istihbarat odasında hararetli bir tartışma çıkmıştı. Turgut'un timindeki askerler, nöbetçi subayların gevşek davrandığını ve karargah çevresindeki güvenlik zafiyetini öne sürerek seslerini yükselttiler.
"Nasıl fark etmezsiniz ulan?!" diye bağırdı timden kıdemli bir uzman çavuş, koridorda nöbetçi üsteğmenin üzerine yürüyerek. "Gözünüzün önünde Turgut Komutanımızın arabasına pusu kurdular, nizamiyeye kadar takip ettiler neredeyse! Bu mu sizin aldığınız önlem, bu mu nöbet bilinciniz?"
"Haddini bil asker!" diye tersledi nöbetçi subay. "Bize işimizi öğretme! Karşında kim var senin? Kime sesini yükseltiyorsun?"
"Komutanımın ve yengemin canına kastedilirken sana haddini de bildiririm, işini de öğretirim!" diyerek uzman çavuş üsteğmenin yakasına yapıştı.
O anda karargah koridoru bir anda ana baba gününe döndü. Diğer askerler araya girmeye çalışırken savrulan bir yumruk nöbetçi üsteğmenin suratında patladı. Diğer nöbetçiler de karşılık verince koğuştaki nöbetçi askerler ve Turgut'un timindeki diğer tüm askerler de kavgaya dahil oldu. Sandalyeler havada uçuşuyor, bağrışmalar tüm tugayda yankılanıyordu. Gürültüye koşan diğer personeller de durumu yatıştıracağı yerde birbirine girdi.
"Ayırın şunları! Durun!" sesleri yükselirken, haberi alır almaz botlarını bile tam bağlamadan koşan Tim Komutanı Binbaşı Turgut koridora daldı.
"KEEESS!" diye kükredi Turgut. Sesi karargah duvarlarında şimşek gibi çaktı.
Herkes olduğu yerde donakaldı, herkesin eli havada kaldı. Turgut Komutan öfkeden delirmek üzereydi; gözleri çakmak çakmaktı. Karargahın ortasında, tam anlamıyla bir kaos hakimiyeti kurulmuştu. Bir tarafta akşamki evlilik teklifinin mutluluğu, bir tarafta Elfida'ya gelen notların fiziki bir suikasta dönüşmesi, diğer tarafta ise askeriyeyi birbirine katan bu büyük iç kavga... Hikaye şimdi çok daha tehlikeli, karanlık ve kaos dolu bir viraja giriyordu.
Evetttttttttt burda bitti bölümümüz başta yazdığımı unutmayın ve yorumlarda fikir belirtelim lütfennnnn
Sizi çok seviyorum canım okurlarımmmmm 💖💖🤍
