20. bölüm / 15
Bir lise aşkı meselesi15. bölüm
Bölümler 15Şu an: 15. bölüm
- 1 1. Bölüm508 kelime
- 2 2. Bölüm422 kelime
- 3 3. Bölüm374 kelime
- 4 4. Bölüm617 kelime
- 5 5. Bölüm323 kelime
- 6 6. Bölüm664 kelime
- 7 7. Bölüm741 kelime
- 8 8. Bölüm669 kelime
- 9 9. Bölüm479 kelime
- 10 10 . bölüm635 kelime
- 11 11.Bölüm1.273 kelime
- 12 12.Bölüm1.086 kelime
- 13 13.Bölüm486 kelime
- 14 14.Bölüm488 kelime
- 15 15. bölüm1.017 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evettttttt canım okurlarımmmmm yeni bir bölümle sizlerleyimmmmmm bu sahnede 🔮emojisi koyduğum yerden itibaren azıcık smut olucak ☀️ bu emojiyi koydugumda bitecek.
İyi okumalarrrrr
Kantindeki o sessiz, gergin kahve molasından sonra zaman sanki durmuş gibiydi. Yaren’in, yani Savcı Hanım’ın varlığı ortamdaki havayı biraz olsun dağıtmış olsa da hepimizin aklı yoğun bakımın o kalın, soğuk kapısının ardındaydı. Ameliyatta kalbi üç kez durmuş bir adamın uyanmasını beklemek, saniyeleri birer yıla dönüştürüyordu.
Nihayet beklediğimiz o an geldi. Hemşire odadan çıkıp, "Turgut Bey gözlerini açtı, durumu stabil. Sırayla çok kısa görebilirsiniz," dediğinde Elfida’nın gözlerindeki o bitkinlik bir anda silindi, yerini tarifsiz bir rahatlamaya bıraktı.
Odaya ilk giren Elfida oldu. Turgut, yatakta bembeyaz yüzü ve bitkin ama her zamanki gibi dikbaşlı ifadesiyle yatıyordu. Gözleri Elfida’yı bulduğunda dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. O sert, acımasız adam gitmiş; yerine sadece sevdiklerine bakan o korumacı adam gelmişti.
"Gitmedin," diye fısıldadı Turgut, sesi günlerdir konuşmamış gibi pürüzlü ve kısıktı.
Elfida yatağın kenarına yaklaşıp Turgut’un elini iki elinin arasına aldı. Gözlerinden akan bir damla yaş adamın elinin üzerine düştü. "Seni burada böyle bırakıp nereye gideceğim? Bir daha sakın... Sakın kalbimi böyle yerinden oynatma, Turgut."
Hastanede geçen iki zorlu günün ardından, Turgut’un ısrarları ve doktorların sıkı tembihleriyle nihayet eve geçiş izni kopardık. Turgut, hastane kıyafetlerinden de o odanın kokusundan da nefret etmişti.
Yolda arabayı ben sürerken, dikiz aynasından arkada oturan ikiliyi izliyordum. Turgut her tümsekte hafifçe dişlerini sıkıyor ama Elfida’ya belli etmemek için hemen konuyu değiştiriyordu. Elfida ise bir elini Turgut’un dizine koymuş, endişeli gözlerle sürekli onun yüz hatlarını inceliyordu. Bu sessiz yakınlık, aralarındaki buzların ne kadar çabuk eridiğinin en büyük kanıtıydı.
Sessizliği bozan, Turgut’un yan koltuktaki ceketinin cebinden titreyen telefonu oldu. Arayan adamlarından biriydi. Turgut telefonu açıp sert bir ses tonuyla, "Söyle," dedi. Karşı tarafı dinlerken yüzü giderek gerildi, gözleri karardı. "O şerefsizlerin nerede olduğunu bulana kadar dinlenmek yok. Benim nefes aldığım bu şehirde kimse bana sıkıp da rahat uyuyamaz. Gerekeni yapın, ben evdeyim."
Telefonu kapattığında odadaki o yumuşak adamdan eser kalmamıştı. Elfida onun bu karanlık yüzünü gördükçe ürperse de elini adamın dizinden çekmedi. Aksine, parmaklarını biraz daha sıktı. "Önce iyileşeceksin," dedi kararlı bir sesle. "İntikamını sonra alırsın."
Turgut başını arkaya yaslayıp Elfida’ya baktı. Bakışları anında yumuşadı. "Sen öyle diyorsan, öyle olsun güzelim."
Eve varıp salondaki o geniş, rahat koltuğa Turgut’u yerleştirdiğimizde hepimiz derin bir nefes aldık. Ancak Turgut’un gömleğinin sağ tarafındaki sargı bezine sızan hafif kırmızılık, evdeki huzuru anında kaçırdı. Yoldaki sarsıntı yüzünden dikişler hafifçe zorlanmıştı.
"Sargının değişmesi lazım," dedi Turgut, koltuğa yavaşça yayılırken. "Dikişlerin orası fena sızlıyor."
Ben hemen gidip odadan ilk yardım kutusunu, batikonu ve temiz sargı bezlerini getirip sehpanın üzerine bıraktım. Elfida kutuya baktı, sonra geri çekildi. Elleri görünür şekilde titriyordu.
"Ben yapamam Turgut," dedi geri adım atarak. "Yani... Canını yakarım, beceremem ben. Ben hemşire falan çağırırım aşağıdan, o yapsın."
Turgut hafifçe gülümsedi. Gözlerinde o bildik, meydan okuyan ve insanı can evinden vuran muzip pırıltı belirdi. Arkasına yaslanıp sesini sadece Elfida’nın duyabileceği bir frekansa indirdi.
"Eğer o pansumanı sen yaparsan, kapıdaki Mercedes senin olur güzelim ."Anahtarını ellerimle teslim ederim."
Elfida’nın gözleri faltaşı gibi açıldı. Bir kapının önündeki lüks arabaya, bir Turgut’un son derece ciddi ve iddialı yüzüne baktı. Şokla karışık büyük bir panikle salonda sesi yankılandı:
"Soyun!" diye bağırdı aniden.
Kendi sesinin yüksekliğinden kendisi de ürkmüştü. Yanaklarına anında hücum eden alev rengi kırmızılığı gizlemek için hızla batikonu ve gazlı bezi eline aldı. "Yani... Üstünü çıkar ki pansumanı yapabileyim. Lafı uzatıp durma, araba falan da umurumda değil hem!"
Turgut, Elfida'nın bu ani ve tatlı çıkışına okkalı bir kahkaha attı. Ama gömleğinin düğmelerini teker teker çözerken yüzünü buruşturmaktan da kaçamadı. Gömlek omuzlarından geriye doğru sıyrılıp yere düştüğünde, salondaki hava bir anda ağırlaştı, ikisi arasındaki çekim görünür bir hal aldı.
Elfida yavaşça koltuğun kenarına, Turgut’un tam yanına oturdu. Aralarındaki mesafe tamamen kapanmıştı. Batikonlu pamuğu Turgut 'un geniş, kaslı göğsündeki yaranın etrafına yaklaştırırken nefesini tamamen tuttuğunu fark etti.
İlk dokunuş... Pamuğun Turgut’un tenine değdiği o an, adamın esmer teninde hafif bir ürperme, bir kasılma meydana geldi.
"Canın yanıyor mu?" diye fısıldadı Elfida. Bakışları tamamen yaranın üzerindeydi ama Turgut’un gözleri, doğrudan Elfida’nın titreyen dudaklarındaydı.
"Hayır," dedi Turgut, sesi normalden çok daha pürüzlü ve derinden çıkmıştı.
🔮
Elfida, sargı bezini sabitlemek ve bandı arkaya doğru uzatabilmek için Turgut’un göğsüne doğru iyice eğilmek zorunda kaldı. Kolları adamın boynunun iki yanından geçerken, saçları Turgut’un omzuna döküldü ve göğsü çıplak omzuna hafifçe süründü.
Tam o sırada Turgut’un geniş, sıcak avucu Elfida’nın belini kavradı. İnce tişörtünün üzerinden bile adamın elinin sıcaklığı Elfida’nın tenini yakmaya yetti.
Elfida sargıyı yapıştırırken Turgut birden derin bir nefes alıp tiyatral bir acıyla inledi:
"Ah! Yavaş... Öldüreceksin herhalde beni. Ameliyattan sağ çıktık, burada gidiyoruz."
Elfida panikle ellerini adamın göğsünden çekti, kalbi göğüs kafesini dövüyordu. "Ne oldu? Çok mu acıdı? Vallahi bilerek yapmadım, dokunmadım bile dikişlerine!"
Turgut yüzündeki o acı çeken ifadeyi anında silip genişçe sırıttı, onunla dalga geçmeye bayılıyordu. "Yok, acımadı. Ama o kadar heyecanlısın ki, sanki pansuman değil de kalbime masaj yapıyorsun. Ameliyatta üç kere durdu diye bu kadar üstüme düşmene gerek yok, fıstık. Alıştım ben."
"Dalga geçme Turgut ya!" diyerek çıplak gögüs kafesine hafifçe vurdu Elfida. Ama vurduğu an elini geri çekemedi, avucu Turgut'un kalbinin hızlı ritmiyle hapsolmuş gibi kaldı.
"Bak sen, hem canımı yakıyor hem de şiddete başvuruyor," diye fısıldadı Turgut. Boştaki elini kaldırıp Elfida’nın yanağına düşen bir saç telini yavaşça kulağının arkasına itti. Parmak uçları Elfida'nın boynuna, oradan köprücük kemiğine doğru kayarken aralarındaki mesafe santimlere indi. "Araba için bu kadar heyecanlanacağını bilsem, bütün galeriyi üstüne yapardım."
"Arabayla alakası yok," diye mırıldandı Elfida. Turgut’un parmaklarının boynunda bıraktığı sıcaklıkla nefesi kesilmişti. Bakışları adamın dudaklarına kaydı. "Sadece... İyi olmanı istiyorum."
Turgut’un gözlerindeki o alaycı, dalga geçen ifade yerini tamamen koyu ve derin bir arzuya bıraktı. Elini Elfida’nın ensesine koyup onu kendine biraz daha çekti. Şimdi nefesleri birbirine çarpıyordu.
"İyiyim," dedi Turgut, dudakları Elfida'nın dudaklarına neredeyse değerken. "Hatta bu pansuman seanslarından sonra, eskisinden çok daha iyi olacağım kesin.
☀️
Elfida hızla ama istemeyerek geri çekildi, yüzü kıpkırmızıydı. "Bitti işte. Hak ettim arabanı," dedi nefes nefese.
Turgut arkasına yaslanıp sırıttı. "Güzel. Anahtarın nerede olduğunu biliyorsun. Ama bir sonraki pansumanda üstü açık olanı istersen, pazarlık şartları değişir."
Evettttt bu bölümde burda bitti çok yorgun olduğum için kısa oldu azıcıkkkk hepinizi çok seviyorum canım okurlarımmmmm bir sonraki bölümde görüşmek üzereeeeeeee 💖 🫠 🤍 🤩
