15. bölüm / 14
Ateşin KıyısındaBölüm 15
Bölümler 14Şu an: Bölüm 15
- 1 ATEŞİN KIYISINDA154 kelime
- 2 Bölüm 1449 kelime
- 3 Bölüm 21.148 kelime
- 4 Bölüm 3584 kelime
- 5 Bölüm 4595 kelime
- 6 Bölüm 51.222 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 8682 kelime
- 9 Bölüm 91.491 kelime
- 10 Bölüm 10567 kelime
- 11 Bölüm 11969 kelime
- 12 Bölüm 12874 kelime
- 13 Bölüm 14950 kelime
- 14 Bölüm 151.172 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Akşam eve vardığımızda salonun ışıkları yanıyordu. Aslanın arkadaşı bizden önce eve varmıştı yada zaten ikisi tüm gün birlikteydiler.
Salona girdiğimde koltuktaki adam ayağa kalktı. Koyu saçları, hafif sakalı ve yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle Aslan’dan oldukça farklı bir izlenim bırakıyordu. Daha rahat, daha dışa dönük biriydi.
“Sonunda tanışıyoruz!” dedi, elini uzatarak. “Demir. Aslan’ın çocukluk arkadaşı. Kendisi sizi yeterince bekletti, kusura bakmayın.”
Aslan arkasından salona girerken başını iki yana salladı.
“Daha ilk dakikadan başladın.”
“Ne yapayım? İnsanların evlilik hikâyelerine biraz renk katmak gerekiyor.”
Elini sıktım.
“İmara.”
“Memnun oldum.” Gülümsemesi genişledi. “Gerçi seninle tanışacağımı biliyordum. Sadece ne zaman olacağını bilmiyordum.”
Aslan ona kısa bir bakış attı.
Demir bunu fark etmemiş gibi koltuğa yerleşti.
“Nikaha gelemedim. Kayak yaparken ayağımı kırdım. Çok büyük bir trajediydi; en azından ilk birkaç gün herkese öyle anlattım.”
“Geçmiş olsun,” dedim.
“Teşekkür ederim. Şimdi iyiyim. Bir sonraki kayak planında beni evde tutamazlar.”
Aslan koltuğa oturdu.
“Önce düzgün yürümeyi öğren.”
Demir elini göğsüne götürerek yaralanmış gibi yaptı.
“İşte gördün mü? Çocukluk arkadaşımdan destek bekliyorum onun söylediğine bak”
“Benden neden destek bekliyorsun?”
“Çünkü senin gibi bir adamla arkadaşlık etmek zaten başlı başına bir dayanıklılık sınavı, e bende bu konuda iyiyim biraz övsen beni arada bir, yüzyılda bir falan”
Gülmemek için kendimi tutamadım. Demir’in yanında sohbet etmek kolaydı. Sürekli bir şey anlatıyor, kendiyle de dalga geçiyor, Aslan’ın kısa cevaplarını bile yeni bir şakaya dönüştürüyordu.
Bir ara kayak yapmaktan söz etmeye başladılar.
“Bu arada,” dedi Demir bana dönerek, “Aslan’ın kayak yaparken ne kadar iyi olduğunu biliyor musun? Adam yokuş aşağı inerken bile sanki bir toplantıya yetişiyor. Bir tane gereksiz hareketi yok.”
“Düşmemek için dikkat ediyorum,” dedi Aslan.
“Ben de dikkat ediyordum. Dağ benimle kişisel bir mesele yaşadığı için ayağımı kırdı.”
Aslan’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
Demir hemen onu işaret etti.
“İşte bu! Gülüyor. İmara, bunu not al. Her gün görebileceğin bir şey değil.”
“Demir.”
“Tamam, tamam. Sustuk.”
Birkaç saniye sonra yeniden konuşmaya başladı. Çocukluklarından, birlikte yaptıkları seyahatlerden, Aslan’ın ne kadar inatçı olduğundan bahsetti. Aralarındaki rahatlık dikkatimi çekiyordu. Demir, Aslan’ın hangi cümleye nasıl tepki vereceğini biliyor, onun sessizliğinden hiç çekinmiyordu.
Bir süre sonra gelecek hafta sonu kayak yapmayı önerdi.
“Artık iyileştim. Birkaç gün dağ havası alalım. Hem sen de uzun zamandır doğru düzgün tatile çıkmadın.”
Aslan hiç düşünmeden cevap verdi.
“Olabilir. Haftaya bakalım.”
Demir memnuniyetle ellerini birbirine vurdu.
“İşte bu! İmara, sen de geliyorsun tabii.”
Aslan bana döndü.
“İstersen Defne’yi de çağırabilirsin. Hep birlikte gideriz.”
“Defne’ye sorarım,” dedim.
“Harika,” dedi Demir. “O zaman plan tamam. Yalnız Aslan’ın hızına yetişmek zorunda değilsiniz. Ben size çok daha güvenli bir kayak eğitimi verebilirim.”
“Sen yine çok hevesli olma derim, “güvenli” eğitimin hastanede bitmesin sonra” dedi Aslan.
Demir kahkaha attı.
Sohbet ilerlerken içecekleri hazırlamak için mutfağa geçtim. Tezgâhın üzerinde duran kaynar suyu fincanıma alacakken bir an sap çok sıcak geldi kaynar su elime döküldü hemde tam avuç içi ve bileğime. Yangı hissiyle ağzımdan küçük bir çığlık koptu.
Derim anında kızarmıştı; yanma hissi o kadar şiddetliydi ki derimin kopup yüzeyinden ayrıldığını gördüm.
“İmara?”
Demir sesimi duyar duymaz mutfağa geldi. Elimi görünce gülümsemesi kayboldu.
“Allah aşkına, ne oldu böyle derin kalkmış resmen”
“Kaynar su döküldğ… Çok yanıyor.”
Elimi tutup hemen soğuk suyun altına yerleştirdi.
“Tamam, elini çekme. Soğuk suyun altında tutalım.”
Gözlerim dolmuştu. Acı beklediğimden çok daha fazlaydı. Parmaklarımı oynatmaya çalıştıkça yanma daha da belirginleşiyordu.
Demir telaşını belli etmemeye çalışarak musluğu ayarladı.
“Biraz böyle kal. Sonra krem sürelim”
Aslan mutfağa girdiğinde Demir hâlâ elimi soğuk suyun altında tutuyordu. Bakışları önce kızarmış derime, sonra Demir’in eline kaydı. Yüzündeki ifade bir anda sertleşti.
“Ne oldu?”
“Elini yaktı,” dedi Demir. “Sıcak su dökülmüş.”
Aslan hızla yanımıza geldi.
“Çekil, Demir.”
Sesi öyle sert çıkmıştı ki Demir bir an durdu. Sonra elimi dikkatle bıraktı.
“Tamam, sakin ol. Yardım ediyorum.”
Aslan cevap vermedi. Elimi suyun altında tutmaya devam etti, yüzündeki gerginlikse giderek artıyordu.
“Çok mu acıyor?” diye sordu bana.
Gözlerimi sildim.
“Evet.”
“Tamam. Elini suyun altında tut.”
Bu kez sesi bana karşı daha kontrollüydü. Demir temiz bir havlu ve uygun bir pansuman malzemesi getirdi. Yanık geniş ve ağrılı olduğu için Aslan, elimi gelişigüzel kapatmak yerine tıbbi yardım almamız gerektiğini söyledi. Ben itiraz edecek durumda değildim; özellikle bileğimden kopan deri acısı dayanılmaz hâle gelmişti.
Demir arabayı hazırlamak için dışarı çıktığında Aslan yanımda kaldı. Elimi bırakmıyor, yüzümdeki her değişikliği takip ediyordu.
“Bir daha sıcak bir şey taşırken dikkat edeceksin,” dedi.
Canım bu kadar yanarken bu cümleye kızmam gerekiyordu ama cevap veremedim. Aslan’ın yüzündeki öfkenin yalnızca kazaya yönelik olmadığını hissediyordum.
Gerekli yardımı aldıktan ve elim için bakım sağlandıktan sonra eve döndüğümüzde Demir bir süre daha bizimle kaldı. Beni güldürmeye çalıştı, kendi kayak kazasını abartılı bir biçimde anlattı ve sonunda kalkmak zorunda olduğunu söyledi.
Kapıya kadar birlikte yürüdük.
“Haftaya kayak planını unutma,” dedi bana. “Defne’yi de getir. Hep birlikte gideriz.”
“Bakarız,” dedim gülümseyerek.
Demir, Aslan’ın omzuna vurdu.
“Haftaya görüşürüz, dostum.”
Sonra yüzündeki sırıtışla ekledi:
“Bu arada hala inanamıyorum. Senin İmara’yla eninde sonunda evleneceğini tahmin ediyordum ama insanyine de şaşırıyor. Üç yıl boyunca aklında tuttuğun kadını sonunda evine getirdin.”
Bir an sessizlik oldu.
Demir’in yüzünde en ufak bir telaş yoktu. Söylediklerinin benim için yeni olduğunu fark etmemişti. Aslan’ın bakışlarını görünce yalnızca hafifçe güldü.
“Ne var? Sanki bilmiyormuşum gibi davranıyorsun.”
Aslan tek kelime etmedi.
Demir bana döndü.
“İyi geceler, İmara. Şu adamın inadıyla baş etmek kolay değil. Ama sen zaten bunu benden iyi biliyorsundur.”
Ardından kapıdan çıktı.
Kapı kapandığında Aslan bir süre hareketsiz kaldı. Sonra bana döndü.
“Gel.”
Salona geçtik. Elimdeki ağrı hâlâ sürüyordu. Aslan yanıma oturdu, pansumanımı kontrol etti ve yastığı kolumun altına yerleştirdi. Hareketleri dikkatliydi ama yüzündeki ifade hiç yumuşamıyordu.
“Bir daha böyle bir şey olursa hemen bana haber vereceksin.”
“Demir zaten yardım etti.”
Başını kaldırdı.
“Ben sana ne dedim?”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek istiyorsun?”
Aslan’ın sesi alçaldı.
“Demir elini tutuyordu. Neden elini tutmasına izin verdin?”
Bir an ona baktım. Söylediği şeyi anlamaya çalışırken yüzümdeki şaşkınlığın arttığını hissettim.
“Ben mi izin verdim?”
“Evet, sen.”
“Canım yanıyordu, Aslan! Elimi soğuk suyun altına tutuyordu. Ne yapacaktım, elimi çekip adamı mı itecektim?”
“Bana seslenebilirdin.”
“Sen salondaydın! Hem Demir yardım etmek için geldi. Bunun neresi sorun?”
Aslan ayağa kalktı. Yüzündeki sakinlik artık tamamen kaybolmuştu.
“Benimle tartışma.”
“Sen benimle ciddi ciddi bunu mu tartışıyorsun? Elimi yaktım diye yardım eden birinin elimi tutmasına mı kızıyorsun?”
“Evet.”
Tek kelimelik cevabı beni olduğum yerde bıraktı.
“Sen ciddi misin?”
“Son derece.”
İçimdeki şaşkınlık yerini öfkeye bıraktı.
“Böyle davranamazsın! Ben senin istediğin zaman susturabileceğin, kiminle konuşacağına, kimin bana dokunacağına senin karar vereceğin bir eşya değilim.”
Aslan’ın çenesi gerildi.
“Benim karım olduğunun farkında mısın?”
“Bunun ne ilgisi var?”
“Çok ilgisi var.”
“Hayır, yok! Evliyiz diye bana istediğin gibi davranamazsın. Her şeyi kontrol edemezsin!”
Aslan birkaç adım yaklaştı. Gözleri gözlerime kilitlenmişti. Daha önce onun soğukluğunu, inatçılığını ve katı kurallarını görmüştüm. Ama bu kez karşımdaki adamın kıskançlığı, bütün bunların önüne geçmişti.
“Benimle aynı evde yaşıyorsun, benim karımsın ve hareketlerine dikkat edeceksin.”
“Yoksa ne olacak?”
Söz ağzımdan çıkar çıkmaz yüzündeki ifade daha da sertleşti.
“Beni sınama, İmara.”
“Sen de bana böyle davranamazsın!”
Aslan’ın sesi yükseldi.
“İstediğimi yaparım”
İçimdeki öfke öyle büyüdü ki bir an elimin acısını unuttum, gözlerim dolmuştu ama ağlamayacaktım.
Bakışlarımı gözlerine diktim ve gözlerimi bile kırpmadım.
“Senden nefret ediyorum” dedim.
Senden nefret ediyorum.
Vee bölüm sonu, buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim. Yorumlarınızı bekliyorum
Bölüm etkileşimi
