10. bölüm / 11
Ateşin KıyısındaBölüm 10
Bölümler 11Şu an: Bölüm 10
Araba ormanın içinden ilerlerken başımı camdan dışarı çevirdim. Ağaçların arasından süzülen far ışıkları, karanlığın içinde kısa bir yol açıyor, sonra yeniden kayboluyordu.
Aslan’ın sözleri hâlâ kulaklarımdaydı.
Sen ne için evlenmiş olursan ol, bu evlilik içinde özgürlük aramayacaksın. Çünkü seni asla bırakmayacağım.
Gözlerimi kapattım. Boğazımda büyüyen düğümü yutkunarak bastırmaya çalıştım. Ağlamak istemiyordum. Hele onun yanında, asla.
Yüzümü biraz daha cama döndüm. Dışarıdaki karanlık, gözlerimde biriken yaşları saklamak için iyi bir bahaneydi.
Aslan hiçbir şey söylemedi. Belki fark etmemişti, belki de fark ettiği hâlde sormamayı tercih ediyordu. Onun sessizliği, benimse içimde büyüyen çaresizliğimle birlikte yol boyunca aramızda kaldı.
Evin önüne geldiğimizde gece iyice çökmüştü. Arabadan indiğimde soğuk hava yüzüme çarptı. Başımı kaldırıp eve baktım. Geniş pencerelerinden yayılan ışıklar, karanlık ormanın ortasında yabancı bir dünyanın kapısı gibi duruyordu.
Aslan bagajdan valizimi aldı.
“İçeri geçelim. Hava soğuk.”
Peşinden yürüdüm. Kapı açıldığında sıcaklıkla birlikte evin o tanıdık olmayan kokusu karşıladı beni. Her şey düzenli, sessiz ve olması gerektiği yerdeydi. Sanki burada kimse yaşamıyordu, yaşanmıştık yoktu.
Aslan valizimi girişte bıraktıktan sonra bana döndü.
“Yukarıda sana gösterdiğim oda senin. Ben diğer odada kalacağım.”
Bunu söylerken yüzünde herhangi bir tereddüt yoktu.
“İstersen misafir odasını da kullanabilirsin. Kendini rahat hissetmediğin bir yerde uyumak zorunda değilsin.”
Ona baktım. Birkaç saat önce özgürlüğümün bu evlilikte yeri olmadığını söyleyen adam, şimdi bana başka bir odada uyuyabileceğimi anlatıyordu.
Ne kadar düşünceli.
“Anladım,” dedim yalnızca.
Aslan, cevabımla yetinip evin düzenini anlatmaya devam etti.
“Ayşe Hanım sabah altıda gelir, öğleden sonra üçte çıkar. Yemekleri hazırlar, evin temizliğiyle ilgilenir. Bir şeye ihtiyacın olursa ona söyleyebilirsin.”
Başımı salladım.
“Peki.”
“Sabah yedide kahvaltı ediyoruz.”
Bu kez yüzüne baktım.
“Söylemiştin”
“Evet.”
“Umarım uyanabilirim”
“Uyanacaksın”
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Söyleyecek çok şeyim vardı ama hiçbirini o an söylemek istemedim.
Aslan valizimi alıp merdivenlere yöneldi. Ben de arkasından çıktım. Odamın kapısının önünde durdu, valizi içeri bıraktı.
“İyi geceler, İmara.”
Dedi, bende cevap vermedim.
Bir an daha bekledi. Sanki başka bir şey söyleyecekmiş gibi yüzüme baktı, sonra koridorun diğer ucuna yürüdü.
Kapıyı kapattığımda evin sessizliği yeniden üzerime çöktü.
Ve nihayet yalnız kaldım.
Yatağın kenarına oturdum. Ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirip birkaç saniye öylece durdum. Ağlamamak için bütün yol boyunca kendimi sıkmıştım. Çenemi öyle çok kasmıştım ki şimdi bile ağrıyordu.
Ama artık kimse beni görmüyordu.
İlk yaş yanağımdan süzüldüğünde onu silmeye çalışmadım.
Ardından bir tane daha geldi.
Sonra kendimi tutamadım.
Ellerimi yüzüme kapatıp öne eğildim. Omuzlarım sarsılmaya başladığında ağzımdan çıkan sesi bastırmak için avuçlarımı dudaklarıma bastırdım. Ağlamak bile istemediğim bir evde, kendi acımı gizlemeye çalışıyordum.
Babamı düşündüm.
Beni bu noktaya getiren adamı. Bir zamanlar en güvendiğim, başıma bir şey gelse ilk koşacağım kişiyi.
Beni nasıl bırakabilmişti?
Nasıl arkasına bile bakmadan gidebilmişti?
Borçlarını, korkularını, başına açtığı belaları benim üzerime bırakmıştı. Kendi hayatını kurtarmak için benim hayatımı bir yabancının ellerine teslim etmişti.
Ve bir tarafım onu özlüyordu.
İşte en çok buna ağlıyordum. Bana yaptıklarından nefret ederken bile babamı özlememe, bir gün kapının açılıp geri dönmesini bekleyen o aptal tarafıma…
Artık geri dönmeyeceğini biliyordum. Yine de içimde bir yer, eski güvendiğim sığınağımı arıyordu.
Ama o gitmişti. Salak bi mesajla hayatımdan çıkmıştı. Bir kez bile aramadı, bir kez bile merak etmedi beni. İşte bunada ağlıyorum..
Ben yalnızca kendi hayatımı yaşamak istemiştim, işte ağlamak için bir sebep daha. Yaşayamayacağım hayata ağladım, ağladım.
Ne zaman ağlamaktan yorulduğumu bilmiyordum. Bir ara yatağa uzandığımı, yastığı yüzüme çektiğimi hatırlıyorum. Gözlerim şişmiş, başım ağrımaya başlamıştı. Kendime artık ağlamayacağımı söyledim ama gözyaşlarım dinmedi.
Sonunda düşüncelerim birbirine karıştı.
Yastığım ıslanmış, nefesim düzensizleşmişti.
Babamın yokluğuyla Aslan’ın varlığı arasında sıkışıp kaldığım o gecede, gözyaşlarımın içinde uyuyakaldım.
Bölüm etkileşimi
