14. bölüm / 14
Ateşin KıyısındaBölüm 14
Bölümler 14Şu an: Bölüm 14
- 1 ATEŞİN KIYISINDA154 kelime
- 2 Bölüm 1449 kelime
- 3 Bölüm 21.148 kelime
- 4 Bölüm 3584 kelime
- 5 Bölüm 4595 kelime
- 6 Bölüm 51.222 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 8682 kelime
- 9 Bölüm 91.491 kelime
- 10 Bölüm 10567 kelime
- 11 Bölüm 11969 kelime
- 12 Bölüm 12874 kelime
- 13 Bölüm 14950 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Bölüm 151.172 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
14. Bölüm — Bilmediklerim
Odamın kapısını kapatır kapatmaz telefonuma uzandım. Aslan’ın söyledikleri hâlâ zihnimde dönüp duruyordu. Üç yıl boyunca beni tanımış, hayatımın en sıradan anlarını bile aklında tutmuştu. Benim için anlamı olmayan bir karşılaşma, onun için yıllarca sakladığı bir hikâyenin başlangıcı olmuştu.
Bütün bunları birine anlatmam gerekiyordu. Hem de hemen.
Defne’nin numarasını bulup mesaj yazdım.
Yarın acil görüşmemiz gerek.
Cevabı birkaç saniye sonra geldi.
Ne oldu?
Yüz yüze anlatacağım. Müsait misin?
Gel bize. Zaten annem de seni sorup duruyor.
Sevim Teyze’yi gerçekten özlemiştim. Üstelik Aslan’ın yanında düşüncelerimi toparlayamadığımı hissediyordum. Biraz olsun kendi hayatıma dönebilmek, bildiğim insanların yanında nefes almak istiyordum.
Tamam. Sabah gelirim.
Telefonu bıraktım. Aslan’dan kurtulmam gerektiğini düşünüyordum ama bunun nasıl olacağını henüz bilmiyordum. Bildiğim tek şey, artık her şeyi kendi içimde tutamayacağımdı.
Cumartesi sabahı saat yedide yine kahvaltı masasındaydım. Hafta sonu olması Aslan’ın ev düzeninde hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Kahvaltı saati aynıydı, masa aynı özenle hazırlanmıştı. Benimse gözlerim hâlâ uykuyla mücadele ediyordu.
Kahvaltımı bitirirken Sevim Teyze’ye gideceğimi söyledim.
“Onu özledim. Bir süredir doğru düzgün oturup konuşamadık. Bugün onlara gitsem olur mu?”
Aslan kahvesinden bir yudum aldı.
“Tabii. Bırakırım seni.”
Bir an yüzüne baktım. Neden gitmek istediğimi sorgulamamıştı. Belki de sormamasına sevinmeliydim.
Hazırlanıp aşağı indiğimde beni kapının önünde bekliyordu. Arabaya bindik ve yola çıktık. Yol boyunca pek konuşmadık. Ben camdan dışarıyı izlerken, Defne’ye anlatacaklarımı kafamda sıralamaya çalışıyordum.
Sevim Teyze’nin evine vardığımızda Aslan arabadan inip bagajdan çantamı aldı. Kapıyı Sevim Teyze açtı. Bizi görünce yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.
“Hoş geldiniz, evladım!”
Aslan çantamı ona uzatmak yerine kapının yanına bıraktı, ardından saygıyla başını eğdi.
“Günaydın, Sevim Hanım. İmara’yı size emanet ediyorum.”
“Ne emaneti oğlum, kendi evi gibi gelsin tabii. Sen de içeri gelsene, bir kahve iç.”
“Çok teşekkür ederim ama bugün bir işim var. Başka zaman mutlaka.”
Öyle nazik, öyle ölçülüydü ki Sevim Teyze’nin gözlerinin parladığını fark etmemek mümkün değildi.
“Peki evladım. Kendine dikkat et. İmara’yı da merak etme, gözüm gibi bakarım.”
“Bundan eminim.”
Sonra bana döndü.
“Akşam seni almaya gelirim.”
Başımı salladım. Aslan vedalaşıp arabasına bindiğinde Sevim Teyze koluma girdi.
“Allah’ım, kızım! Damat dediğin böyle olur işte. Ne kadar kibar, ne kadar yakışıklı!”
İçeri girerken gözlerimi devirdim.
“Sevim Teyze, daha kapıdan yeni girdik.”
“Ne yapayım? Gözüm mü görmüyor? Senin için çok sevindim. Maşallah, pek yakışmışsınız birbirinize.”
Gülümsedim ama içimdeki huzursuzluk yerli yerindeydi. Sevim Teyze, evliliğimin ardındaki hiçbir şeyi bilmiyordu. Onun gözünde ben, iyi bir adamla evlenmiş ve yeni hayatına alışmaya çalışan şanslı bir kadındım.
Keşke her şey bu kadar basit olsaydı.
“Defne nerede?” diye sordum.
“Odada hazırlanıyor. Seni bekliyordu. Hadi, git yanına.”
Defne’nin odasına girdiğimde beni görür görmez kapıyı kapattı.
“Tamam. Şimdi anlat.”
Yatağın kenarına oturdum. Nereden başlayacağımı bilmiyordum ama ilk cümleyi kurduktan sonra gerisi peş peşe döküldü.
“Aslan beni üç yıldır tanıyormuş.”
Defne’nin yüzündeki ifade değişti.
“Nasıl yani?”
Ona kafede çalıştığım zamanları, sokak hayvanlarını beslememi, eve gidip babamla ilgilenmemi nasıl hatırladığını anlattım. Bütün bunları benden habersiz izlemişti. Üstelik babamın borçlarının, onun hayatıma girebilmesi için bir fırsat oluşturduğunu da açıkça söylemişti.
Defne bir süre sessiz kaldı.
“Yani sen daha onu tanımıyorken o seni tanıyordu.”
“Evet. Beni izliyormuş, Defne. Üç yıl boyunca.”
“Peki, bunu sana neden şimdi anlattı?”
“İşim garibi ben sormadan anlattı, ser verip sır vermeyen adam bi anda döküldü” Parmaklarımı birbirine geçirdim. “Beni güçlü buluyormuş. Aileme bağlı olduğumu, ne olursa olsun ayakta kaldığımı görmüş. Benim gibi bir kadınla evlenmek istemiş.”
“Bunlar tek başına kötü şeyler değil ki, İmara.”
“Biliyorum. Ama mesele bu değil.” Başımı kaldırıp ona baktım. “Beni takıntı yapmış Defne. Beni üç yıl boyunca aklında tutmuş. Sonra da karşısına çıkan ilk fırsatta benimle evlenmiş. Şimdi de beni asla bırakmayacağını söylüyor.”
Sesim son cümlede istemeden kısıldı.
“Haklısın kulağa çok rahatsız edici geliyor”
“Ya bir gün gitmek istersem? Ya bu evliliği istemediğimi söylersem? Onun bunu kabul edeceğini sanmıyorum. Her şeyin kendi istediği gibi olmasını istiyor. Evin düzeninden tut da benim günümün nasıl geçeceğine kadar… Sanki hayatımın her ayrıntısını satın almış. Bana bu yüzden bu evlilikte özgürlük istemeyeceksin dedi.”
Defne elimi tuttu.
“Bir dakika. Önce bir sakinleş.”
“Nasıl sakinleşeyim?”
“Çünkü şu an her şeyi en kötü ihtimal üzerinden değerlendiriyorsun. Belki sana gerçekten âşıktı, İmara. Belki de seni uzaktan tanımaya çalıştı ve zamanla bu duygu büyüdü. Hemen en uç noktadan düşünmeyelim.”
Ona baktım. Bunu hiç düşünmemiş değildim.Bu saçmalığı hiç anlatmamış olsaydı Aslan’ın beni sevdiğine inanabildirim.
Defne devam etti:
“Evet, üç yıl boyunca seni izlemesi normal bir tanışma hikâyesi değil. Bunu ben de kabul ediyorum. Asıl önemli olan, senin sınırlarını ne derece ihlal edeceği, kitap olayından tut, kıyafet bedenine hatta kahvaltıdaki yediklerine kadar bilmesi tesadüf olamazdı zaten.”
“Ya sınırlarımı kabul etmezse?”
“O zaman Aslandan bir şekilde kurtulman gerekecek demektir.”
Gözlerimi yere indirdim.
“Bazen onun yanında her şey çok normal geliyor. Bana kahve hazırlıyor, sevdiğim şeyleri hatırlıyor, düşünceli davranıyor. Sonra bir şey söylüyor ve bütün bunlar başka bir anlama dönüşüyor.”
Beni korkutuyor.
Defne omzuma dokundu.
“İşte bu yüzden acele karar vermeyeceksin. Ne kendini ona kaptıracaksın ne de korktuğun için her şeyi baştan bitmiş sayacaksın. Önce bi zaman ver, iyi tarafından bakalım”
Başımı salladım. Söyledikleri mantıklıydı ama içimdeki huzursuzluğu tamamen ortadan kaldırmıyordu.
Tam o sırada telefonum titredi.
Aslan’dan mesaj gelmişti.
Akşam bir arkadaşım gelecek. Seninle tanışmasını istiyorum.
Defne ekranıma göz attı.
“Demek arkadaşları da varmış.”
“Defne!”
“Ne var? Şaka yapıyorum.” Gülümsedi. “Belki onu biraz da arkadaşlarının yanında tanıma fırsatın olur. İnsanların eski dostlarının yanındaki hâlleri farklı olur.”
Mesaja kısa bir cevap yazdım.
Tamam.
Telefonu bıraktığımda Defne yeniden konuşmaya başladı ama bu kez konuyu değiştirdi. Bir süre okuldan, işten ve gündelik şeylerden söz ettik. Ben de ilk kez saatlerdir Aslan’ı düşünmeden gülebildim.
Yine de akşam eve döneceğimi biliyordum.
Dışarıdan sevim teyzenin sesi geliyordu, aslan gelmişti. Defneyle vedalaştım. Gider ayak kulağıma “arkadaş ile ilgili ayrıntıları bekliyorum”demeyi unutmadı.
“Koyun can derdinde kasap et derdinde defne”diye içtenlikle güldüm arkadaşıma.
Arabaya binince, gülümseyerek arkadaşın kim diye sordum.
“Gidince tanışacaksın işte ne soruyosun” dedi ters ters.
Tüm neşem anında içime kaçtı.
Bölüm etkileşimi
