12. bölüm / 12
Ateşin KıyısındaBölüm 12
Bölümler 12Şu an: Bölüm 12
- 1 ATEŞİN KIYISINDA154 kelime
- 2 Bölüm 1449 kelime
- 3 Bölüm 21.148 kelime
- 4 Bölüm 3584 kelime
- 5 Bölüm 4595 kelime
- 6 Bölüm 51.222 kelime
- 7 Bölüm 7764 kelime
- 8 Bölüm 8682 kelime
- 9 Bölüm 91.491 kelime
- 10 Bölüm 10567 kelime
- 11 Bölüm 11969 kelime
- 12 Bölüm 12874 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Neyseki sessizliği telefon sesi bozdu.
Aslanın telefonu çalıyordu,açtı kısa bir görüşme yapıp telefondaki kişiye evrakları size yolluyorum dedi. Sonra bize dönüp;
“Ben çalışma odasına geçiyorum, size iyi sohbetler” dedi.
Ben de bu fırsatı kaçırmayıp Defne’yi kendi odama götürmüştüm. Onunla yalnız kalmak istiyordum. Birkaç gündür içimde birikenleri anlatabileceğim, beni anlamak için her cümlemin arkasındaki nedeni açıklamamı beklemeyecek birine ihtiyacım vardı.
Defne kapıyı kapatır kapatmaz bana döndü.
“Tamam, şimdi anlat.”
Yatağın kenarına oturdum.
“Neyi?”
“İmara, beni aptal yerine koyma. Bu evliliği senin neden yaptığın belli tamam. Ben sana başka bir şey soruyorum.”
Çantasını sandalyeye bırakıp karşıma oturdu.
“Bu adam sana karşı gerçekten ne hissediyor?”
Gözlerimi devirdim.
“Başlama.”
“Daha başlamadım bile.”
“Defne…”
“Bak, bütün gün onu izledim. Senin söylediklerine nasıl baktığını, konuşurken sesinin nasıl değiştiğini, sana bir şey sormadan önce nasıl beklediğini gördüm.”
İstemsizce güldüm.
“Sen de bir günde adamın psikolojik analizini çıkardın.”
“Benim işim bu değil ama insanları gözlemlemeyi severim.”
“Yanlış gözlemlemişsin.”
Defne kaşlarını kaldırdı.
“Öyle mi? Peki, sen doğru gözlemlediysen anlat. Bu adam neden senin sevdiğin kitapların hangileri olduğunu biliyor? Neden senin için bir oda hazırlamış, yahu kıyafetleri senin bedenide göre almış resmen ve doğru almış? Bu kadarıda şov değil de nedir? Neden bunları yapsın ki?”
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Çünkü kontrol manyağının teki.”
Defne kahkaha attı.
“Tamam, bu bir cevap. Ama sorumun cevabı değil.”
“Her şeyin bir saati var. Kahvaltının, uyanmanın, evin düzeninin… Dün sabah saat yedide odamın kapısına gelip beni uyandırdı.”
“Şaka yapıyorsun.”
“Keşke.”
“Senin gibi sabahları uyumayı seven birini yedide kaldırmak mı? Daha ilk haftadan boşanma sebebi.”
Gülmemek için kendimi tuttum.
“Bir de bunu gayet normal karşılıyor. Sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi. Her şey onun istediği gibi olacak. Bir şeyin yerini değiştirsen muhtemelen evin alarmı çalar.”
Defne gülerken başını iki yana salladı. Sonra yüzündeki ifade yavaşça ciddileşti.
“Peki, sana kötü davranıyor mu?”
Soru, beklediğimden daha yumuşak çıkmıştı.
“Hayır.”
“Baskı yapıyor mu?”
Ona baktım.
“Bütün hayatımı kurallara bağlamaya çalışıyor. Bundan daha fazla ne yapabilir bilmiyorum.”
“Ben başka bir şey soruyorum, İmara.”
Ne demek istediğini anlamıştım. Bakışlarımı kaçırdım.
“Hayır. Bana dokunmak için zorlamadı. Ayrı odalarda kalıyoruz. Ama…”
“Ama?”
“Beni asla bırakmayacağını söylüyor.”
Defne’nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Nasıl yani?”
Arabada söylediklerini anlattım. Benim bi gün özgür bırakılmayı umduğumu, onun ise bu evlilikte özgürlük aramamam gerektiğini söylediğini…
Defne bir süre sustu.
“Bu cümle hem çok şey anlatıyor hem de hiçbir şey anlatmıyor.”
“Ben de aynı şeyi düşünüyorum.”
“Belki sana karşı hisleri var.”
“Defne, lütfen.”
“Ne? Olabilir. Hatta bence var.”
Başımı iki yana salladım.
“Bir insanın hisleri varsa bunu söyleyebilir. Beni her konuda şaşırtmak, bildiklerini saklamak, her şeyi kendi istediği gibi düzenlemek zorunda değil.”
“Belki söylemek istemiyordur.”
“Belki de beni kendi istediği biçimde bir hayatın içine yerleştirmek istiyordur. Aradaki farkı nasıl anlayacağım?”
Defne bana dikkatle baktı.
“Bence senden hoşlanıyor,” dedi yeniden. “Ama bu, onunla ilgili bütün soruların cevabı değil.”
“Ben de zaten onun benden hoşlanıp hoşlanmadığını düşünmek istemiyorum.”
“Tabii tabii öyledir eminim.”
“Defne!”
Kahkaha attı, sonra yanıma gelip kolunu omzuma doladı.
“Tamam, tamam. Bir şey demedim.”
Başımı omzuna yasladım.
Bir süre başka şeylerden konuştuk. Eski arkadaşlarımızdan, şehirdeki hayatımızdan, onun işinden… Defne, benim burada kendimi yalnız hissetmemem için elinden geleni yapacağını söyledi. İstediğim zaman onu arayabileceğimi, gerekirse gelip bende kalacağını da ekledi.
Onun yanında birkaç saatliğine de olsa kendimi eski hayatımın içinde hissetmiştim.
Akşam yemeğinde Aslan da bize katıldı. Defne bu kez onu fazla sıkıştırmadı. Arada bir konuşmaya katılıyor, sonra yeniden bana dönüyordu. Yemekten sonra çantasını alıp gitmeye hazırlandığında onu kapıya kadar geçirdim.
“Düşün,” dedi bana sarılırken. “Ama yalnızca onun ne hissettiğini değil, senin ne istediğini de düşün.”
“Düşünürüm.”
“Ve beni ara.”
“Ararım.”
Defne gittikten sonra Aslan salona döndüğünde koltukta oturuyordum. Başını iki yana hafifçe sallayarak karşımdaki koltuğa geçti.
“Arkadaşın beni sorguya çekti resmen.”
Sesindeki hafif alay, yüzündeki ciddi ifadeyle pek uyuşmuyordu. İstemeden gülümsedim.
“Seni merak ediyor. Defne zeki biridir, insanları kolay çözer. Bir şeylerin farkına varması uzun sürmez.”
“Öyle mi?”
“Evet.”
Bana baktı ama üstelemedi. Bir süre sonra ayağa kalktım. İçimde günlerdir biriken düşüncelerden kurtulmak için artık konuşmam gerekiyordu. Belki de ilk kez, onun karşısında ne hissettiğimi kendime itiraf edebilecektim.
“Sen hep benimle evlenmek istediğini ve evlendiğini söyledin.” Sesim düşündüğümden daha sakindi. “Sanırım mesele ben değilim. Kafanda çoktan kurduğun bir evlilik var ve ben de seçeneği olmayan o evliliğe en kolay yerleştirilebilcek insanım . Beni o role koymak kolaydı. Koydun, bitti. En azından artık bunu anladım.”
Aslan’ın yüzündeki ifade değişmedi. Yalnızca bakışları biraz daha dikkatli hâle geldi.
“Anlayamamışsın.”
Başka bir şey söylemedi.
Belki de söylemesini bekliyordum. Bir açıklama, bir itiraz, hiç değilse düşüncelerimi değiştirecek tek bir cümle… Ama her zamanki gibi susmayı seçti.
İçimi çektim.
“Ben uyumak istiyorum. Malum, benim günüm nedense karanlıkta başlıyor.”
Merdivenlere yöneldim. Daha ilk basamağa adımımı atmıştım ki bileğimde hissettiğim sıcaklıkla durdum.
Aslan arkamdaydı.
Parmakları bileğimi incitmeyecek kadar hafif kavramıştı ama beni durdurmaya yetmişti. Yavaşça ona döndüm. Söyleyeceği şeyi beklerken aramızdaki mesafenin ne zaman bu kadar azaldığını fark ettim.
Bir an gözlerimin içine baktı. Sonra bana doğru eğildi. Nefesini kulağımın hemen yanında hissettiğimde bütün bedenim istemsizce gerildi.
“Anlamamışsın,” diye fısıldadı. “İstediğim sadece sendin.”
Bileğimi bıraktı.
Hiçbir şey olmamış gibi geri çekildiğinde ben hâlâ olduğum yerdeydim. Kalbim, az önce duyduğum cümlenin ağırlığını taşıyamıyormuş gibi hızlı atıyordu. Başımı kaldırıp ona bakmak istedim ama gözlerimi kaçırdım. Çünkü yüzündeki ifadeyi görürsem, o cümleyi yanlış anlamak için kendime hiçbir bahane bulamayacağımdan korkuyordum.
Aslan merdivenin başına doğru çekildi.
“İyi geceler, İmara.”
Evet arkadaşlar bi bölümün daha sonuna geldik 😊
Bölüm etkileşimi
