—II—Uyanışın Bedeli

Vaveyla Yazarı: Can Karakaya

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: —II—Uyanışın Bedeli

Gözlerimi açtığımda, heryer fazlasıyla sessizdi.
Ne rüzgârın sesi vardı ne insanların.
Sanki zaman…
bir anlığına nefes almayı bırakmıştı.
Başım sanki yerinden çıkacak gibi zonkluyordu. Gözlerimi açmak istiyordum fakat tam açamıyordum.
Altımda yatağın sertliğini hissediyordum.
Evimdeydim.
Daha az önce ormandayken biz, şu an neden evdeydim, yoksa bayılmış mıydım?

Askerler…
Kan…
Toprak…

Ne olduğunu bilmiyordum,olduğum yerde hareket etmeye çalıştım fakat olmadı. Sanki bedenim bana ait değildi de başka birisi kontrol ediyormuş gibiydi.

Bir süre sonra kulağıma sesler gelmeye başladı.
Fısıltılar.
Ama normal değildi.
Önce silik…
Sonra yavaş yavaş kulaklarımda netleşen o sesler. Her bir ses tonunda korku vardı içlerinde.

“Uyandı…”
“Gördünüz mü olanı?”
“Ne yaptı o öyle…”

Kalbim hızlandı.
Ne yaptığımı, ben bile bilmiyordum.
Yavaşça başımı yatağımdan kaldırdım.
Herkes önümde dikilmiş durumdaydı.
Bana bakıyorlardı hemde bu bakış öyle bir bakıştı ki, tanıdık değildi sanki benden korkuyorlardı ve bunu saklamaya çalışıyorlardı.
Bu saf, çıplak korkuydu…
Artık karşılarında bir insan yokmuş gibi bakıyorlardı.
Annem yavaşça yanıma doğru yaklaştı ve olduğum yatağın üzerine oturup ellerimi tuttu.
Gözlerimiz birleşti.
Ve o an farkettim ki,annem korku dolu gözlerle bana bakıyordu.
Benden, kendi oğlundan korkuyordu.
“Oğlum bir yerinde bir ağrı bir sızı var mı, iyi misin?”
Her konuştuğu kelimede o sesinin titremesini hissedebiliyordum. Kendi oğlu hakkında endişeliydi. Fakat bu endişenin altında daha kötü bir şey vardı.
Korku…
“İyiyim anne…” dedim.
“Sadece başım dönüyor ve yerimden kalkamıyorum, vücudum ağrıyor.”
Ama ben bile kendi söylediklerime inanmıyordum. Ne olduğunu ve durumu anlamaya çalışıyordum.
Yatağımda zorlanarak doğruldum, olduğum yerde oturur hâle geldim. Etrafıma bakındım fakat hala herkesin gözleri benim üstümdeydi.
Aynı ifadeyle.
Korkuyla ve endişeyle.
Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
Ne yaptığımı da…
“Anne, problem ne neden herkes bana bu kadar detaylı bakıyor bakıyor?”
Sesim, düşündüğümden daha zayıftı içimdeki o çaresizliği dışarıya çıkartmıştım.
Annem bir anlığına duraksadı ve gözlerimin içine baktı. Sonra gülümsedi, ama o gülümseme, sahteydi.
“Bir şey yok annecim”dedi.
“Kendini nasıl hissediyorsun? Bir anda yere düştün ve bayıldın.”
Yalan söylüyordu, bunu hissedebiliyordum.
Gözlerinde… sakladığı bir şey vardı. Etrafıma baktım, insanlar yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Az önceki korku dolu bakışların yerini, sessizlik kaplamıştı. Kimsenin ağzından bir söz bile çıkmıyordu. Kimse bana yaklaşmıyordu ya da cesaret edemiyorlardı.
Sonra yeniden onu gördüm, o an gözlerimin önüne yansıdı.
Yaşlı Bhilop.
Başı… bir ağacın dibinde duruyordu. Gövdesi ise birkaç adım ötede, toprağın ortasında kalmıştı. Vücudundan çıkan kan heryeri kaplamış tüm o korkuyu hissettirecek kadar etraf kötü kokuyordu. İçimde bir yerlerde sanki kalbime bir bıçak saplanmış gibiydi.
Ben daha çok küçükken, hep Yaşlı Bhilop’la dalga geçer eğlenirdim. Onu kızdırır, sonra oradan kaçardım. Ama bu saygısızlıktan değildi, onu sevdiğim içindi.
Bana ilk kez kılıç tutmayı o öğretmişti.
Nasıl savuracağımı, nasıl duracağımı, nasıl ayakta kalacağımı herşeyini o öğretmişti. Belki kusursuz değildi, belki en iyinin iyisi değildi, ama bir babanın öğreteceği kadar gerçekti.
Şimdi ise… o yoktu.
Her zamanki gibi yine yalnızdım ve sadece annem vardı.
Yavaşça yatağımda doğruldum. Ayaklarım sanki bir dağı taşıyormuşum gibi titriyordu, ama yine de ayağa kalktım. Annem hâlâ bana bakıyordu. Gözlerinde endişe ve korku vardı.
“Ne oldu anne… neden askerler gitti ve orada ne oldu? “
Kısa bir sessizlik oldu, annemin ağzını bıçak açmıyordu.
“Bir anda…” dedi.
“Bazı şeyler oldu. Askerlerden biri yere düştü, bacağını incitti… sonra hepsi ona yardım edebilmek için çekip gitti.”
Yine yalan söylüyordu. Çünkü ben biliyordum.
Olan… askerlere değildi.
Olan, Bhilop amcaya olmuştu…

_____________

Aradan bir gün geçti ne kimse bir şey anlatıyordu ne de insanların bakışları bana doğrulmuştu. Ellerimdeki acı yavaş yavaş yerini ağrıya bırakıyordu, bir gün boyunca hiçbirşey olmamış gibi uyumuştum.
Ellerimdeki sızı o kadar yüksekti ki, gözlerim ellerime kaydığında gördüğüm karşısında dehşete düştüm. Gözlerim dona kaldı.
Ellerimin titrediğini fark ettim. Fakat bu sadece korkudan değildi. Derimin üzerinde ince, solgun izler beliriyordu. Sanki damarlarımın altında bir şey hareket ediyordu. Canlı gibi.
Nefesim hızlandı. Bir hışımla yatağımdan fırlayıp pencereye koştum. Nefes alamıyordum, pencereyi açtım ve kendimi hemen dışarıya sarkıttım. Tam o anda sağ tarafta ormanın başında birisi vardı.
Gözlerimiz birleşti, oradaydı. Kızıl saçları rüzgârda büyük bir ahenkle dans ediyordu.
Üzerindeki yeşilin tonlarındaki elbise, etrafındaki havayla birlikte ortamı adeta yakıyordu sanki.
Hokka burunlu gibiydi, yüzündeki o pürüzsüzlüğü, o duru yüzü buradan hissedebiliyordum. Ama garipti. Fazlasıyla garip.
Çünkü rüzgâr…
sadece onun etrafında esiyordu. Altar’ın kalbi bir anlığına bir yanardağ patlaması gibiydi. Böyle bir şey ilk defa oluyordu. Onu gördüğünde, zaman yavaşladı ve dünya sessizleşti. Vücudu, ona ihanet ediyordu. Kımıldayamıyordu, bakmaktan başka hiçbir şey yapamıyordu ismini bile bilmiyordu, ama düşüncelerinin içinde… artık ona bir yer açmıştı.
Tam o anda… aşağıdan bir ses yükseldi. “Lanetliii!”
Sonra bir başkası. Dahasert. Daha korku dolu.
“Uğursuz bu çocuk!”
“Gönderin onu buradan!”
Sesler çoğalmaya başladı, fısıltılar bağırışlara dönüştü. Altar ne yapacağını bilmiyordu. Hemen geri çekilerek pencereyi kapattı. Yeniden o anı hatırladı.
Toprak… çatlamıştı.
Etrafındaki bitkiler… solmuştu.
Ve ellerinde o garip his. Artık kaçamazdı. Bir şeyler olmuştu, ve herkes bunun sebebinin o olduğunu biliyordu. Etraftan sesler yükseliyordu.
“Gönderin onu buradan!”
“İstemiyoruz onu!”
“Lanetli!”
Sesler arttıkça Altar kontrolünü kaybediyordu. İçini garip bir his kaplamaya başlamıştı; sanki içinde büyüyen bir ateş vardı ve ne yaparsa yapsın söndüremiyordu. Olduğu yerde kaskatı kesilmişti, tüm vücudu donmuş gibiydi. Nefes alışverişi hızlandı, göğsü daraldı. Yer sallanmaya, gök hafif gürlemeye başladı.Tam o anda bir ses duydu. Ama bu ses dışarıdan gelmiyordu. Altar bir anlığına duraksadı. Pencerenin kenarından karşıdaki kıza baktı ne dudakları kıpırdıyordu ne de gerçekten konuşuyordu. Buna rağmen sesi net bir şekilde duyuyordu. Kafasının içindeydi.
“Dur… yapma… korkma, Altar.”
Ses yumuşaktı, huzur veriyordu. Bir kadına aitti. Altar’ın içindeki o kontrolsüz his bir anlığına duraksadı, sanki biri onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
“Şu an hazır değilsin Altar… sabret..”
Vücudum yavaş yavaş durulmaya başlamıştı. Tüylerim diken diken olmuştu. Beni sakinleştiren şey kendi iradem miydi, yoksa o yumuşak ve huzurlu ses miydi bilmiyordum. İsmini bile bilmediğim o kızın sesi hâlâ zihnimde yankılanıyordu. Ellerime baktım. Avucumun içindeki yara izinin biraz daha uzadığını, kızardığını fark ettim.
Tam o sırada pencereden üzerime gelen taşı göremedim. Sert bir şekilde göğsüme çarptı.
Ardından bağırışlar yükseldi.
“Git lan buradan!”
“İnsan değil bu!”
“Mutant bu! Kötülük getirecek!”
Annem bir yandan kapıdan çıkmış, karşı koymaya çalışıyordu ama ne kadar bağırsa da kimse onu dinlemiyordu. İçimde garip bir his vardı. Sanki ne olduğunu bilmediğim bir şey tarafından sarılmıştım. Ama bunu öğrenmek zorundaydım. Neydim ben? Bilmiyordum…ama öğrenmek zorundaydım. Annem bana kısa bir an baktı.
“Pencereyi kapat Altar!”
Olduğum yerde hemen pencereyi kapattım perdeyi çektim ve içeri doğru ilerledim.
Ama aklım annemde kalmıştı. Ya ona bir şey olursa? Bu düşünce içimi kemiriyordu.
Evin önünde annem Gri tonlara sahip taş duvarların arasında kalan o sert ahşap kapının önünde ardı arkası kesilmeyen sesler ve bağırışlar adeta tüm sokağı inletiyordu.
Düşünmeye başladım. Ne yaptığımı bilmiyordum. Nasıl olduğunu bilmiyordum. Neyin sebep olduğunu bilmiyordum. Bir şeyler oluyordu ama ne yapmam gerektiğine dair hiçbir fikrim yoktu.
Birkaç dakika sonra kapı çaldı.
“Tık… tık…”
Kapıya doğru yürüdüma ma içimde garip bir huzursuzluk vardı. Ya gelen halktan biriyse? Ne yapacaktım?
“Oğlum, benim… aç kapıyı.”
Annemin sesini duyar duymaz beklemeden kapıyı açtım. İçimdeki tüm gerginlik bir anda dağıldı. Annem içeri girdi. Yüzünde endişe vardı. Sanki benimle konuşmak istiyor ama nereden başlayacağını bilmiyordu. Ona sarıldım. Sanki bir daha göremeyecekmişim gibi. O da bana sarıldı.
Ve sonra söylediği sözler… Beni olduğum yerde dondurdu.
“Oğlum… yaşadıkların kolay şeyler değil. Ve yaşayacakların… artık normal bir hayatın olmayacak.Kendini hazırlamak zorundasın. Seni tanışman gereken insanlarla tanıştıracağım. Bu kadar erken olmasını beklemiyordum… bu kadar güçlü olduğunu da…”
Bir an durdu.
“Bu gece git, yat. Yorgunsun. Yarın sana bazı şeyleri anlatacağım.”
Düşünceli bir şekilde yukarı çıktım. Odamın penceresini açtım ve kenarına oturdum. Geceydi. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum… belki iki,belki üç. Ellerime baktım.
O iz…
Hiç acı vermeden oluşmuştu. Ama içimde bıraktığı his… çok daha ağırdı.
Ne yaptığımı bilmiyordum.
Nasıl yaptığımı bilmiyordum.
Ve en kötüsü… neden yaptığımı da bilmiyordum.
Gözlerim mi yalan söylüyordu yoksa ben mi yanlış görüyordum, bilmiyordum…
O yine karşımdaydı. Ama bu sefer üstünde simsiyah bir pelerin vardı. Siyahlıkların içindeki o kızıl kadın, yine konuştu. Hem de bu sefer sesi tam kulağımda değil, zihnimin içindeydi.
“Bu daha başlangıç, Altar. Aurelion Akademi’ye girmen gerekiyor. Sana yardım edecek eğitmenler var.
”Haklıydı. Ne olduğu belirsiz bu uğursuz gücümü kontrol altına almam gerekiyordu.
Seslendim: “Benimle neden böyle uzaktan konuşuyorsun?! ”Arkasına bile bakmadı. Sadece döndü ve gitti. Ne kadar da etkili bir sohbet. Belliydi, henüz tanışma zamanımız gelmemişti. Fakat onun kim olduğunu, ismini, hangi aileden olduğunu kimliğini ve herşeyini çok merak ediyordum. Pencereden içeri dolan soğuk ve kasvetli hava içimi ürpertti.
Yavaşça pencereyi kapattım ve yatağıma doğru ilerledim.
Ayağımdaki hasır ayakkabılarımı çıkardım, yatağa uzandım. Düşünceler zihnimde birbirine girerken…
Farkında olmadan uyuyakaldım.

_______________

Gece…
Ne kadar sürdü bilmiyorum.
Ama bir anda…
Kendimi çok farklı bir yerde buldum. Ayaklarımın altındaki toprak yoktu. Sanki boşlukta yürüyordum. Sessizlik her yeri sarmıştı. Her şey bomboş görünüyordu. Birkaç adım attım.
Etrafımda metrelerce uzanan gümüş rengi ağaçlar yükseliyordu.
Tam karşımda ise devasabir saray duruyordu. Grinin tonlarında, hafif açık renklerde, fazlasıyla gizemli duran bir saray uzakta olmasına rağmen, sanki elimi uzatsam dokunabilecek kadar yakındı.
Sanki orada var ama yokmuş gibi güzeldi.
Bir fısıltı duydum çok tiz ama yalın bir sesti kendinden emin ama korkuyordu.
“Her zaman seni bekledim ve hep bekleyeceğim. Daha zamanı değil Altar.”
Duyduğum bu sesle vücudum adeta kaskatı kesildi. Nefes alışverişim yavaşladı, kulaklarımda bir uğultu oluştu ve bir anda başım dönmeye başladı.
Dengemi kaybettim.
Ve yere düşmemle birlikte… Yatağımda sıçrayarak uyandım.

________________

Sabah güneşi henüz doğmamışken yatağımda doğruldum. Vücudum hâlâ gece gördüğüm rüyanın etkisindeydi. Ellerimdeki titreme, içimdeki o soğukluk ve donukluk geçmemişti.
Gördüğüm şey neydi?
Gerçek miydi?
Yeniden ellerime baktım. Yara izi hâlâ oradaydı. Yatağımdan kalktım, pencerenin camını araladım ve derin bir nefes aldım. Son zamanlarda ihtiyacım olan tek şey belki de buydu… biraz huzur.
Annemin son sözleri hâlâ aklımdaydı. Kafamı kurcalayan o cümleler… “Yarın anlatacağım” demişti. Düşüncelerim beni iyice boğmadan aşağı inmem gerektiğini hissettim. Aşağı indiğimde annemi evin köşesinde, iki pencerenin tam ortasında duran kırmızı deri koltukta otururken gördüm. Hiç beklemediğim kadar ciddi görünüyordu. Sanki beni bekliyordu. Bana baktı. Duruşu sertti.
Sadece gözleriyle işaret etti. Oturmamı istedi. Salona doğru yürüdüm ve karşısına oturdum. İçimde biriken sorular artık taşmıştı. Sanki kafamın içinde uğultular dolaşıyordu.
“Altar.”
“Evet anne.”
“Bak oğlum…söyleyeceklerim aramızda kalmalı. Bu bir sır.”
Kısa bir an duraksadı. Sonra devam etti. “Altar… sen gücünü babandan aldın.”
“Babamdan mı?”
“Evet,” dedi.
“Bu ilk değildi oğlum, sen doğduğun gece hava çok farklıydı. Sis vardı, rüzgâr vardı sonra bir anlığına her şey duraksadı. Yer yarılırcasına gök gürledi, etrafımızdaki her şey… bir anlığına sustu.”
“Peki ya babam?”
Sesim fark etmeden sertleşmişti.
“Nerede o?”
Annemin bakışları değişti.
“Baban… sen doğduktan iki gün sonra kayboldu.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Nereye gittiğini bilmiyoruz. Nerede olduğunu da… Ne yaptığını da.”
“Onu bir daha hiç görmedik.”
“Peki ya anne… ne yapmam gerekiyor? Ne olduğunu bile bilmediğim bir şeyin içindeyim.”
Annem derin bir nefes aldı.
“Oğlum, baban da küçükken böyle başlamış. Hiçbir şey bilmeden… anlık bir güç patlamasıyla. Ama onun gücü farklıydı. Senin gibi olan çok insan var… ama senin gücün bir miras, oğlum.”
“Babam burada olsaydı… belki bana yardımcı olabilirdi.”
“Belki,” dedi annem.
“Ama yok. Ve sen bu gücü kontrol etmek zorundasın, Altar. Eğer kontrol edemezsen…büyük felaketlere yol açabilirsin.”
Bir an sessizlik oldu.
“Belki bir gün…” dedim yavaşça. “Babamla karşılaşırım. O zamana kadar… elimden geleni yapacağım.”
Annem başını hafifçe salladı.
“Bu yüzden Akademi’ye gitmen gerekiyor. Orada sana her şeyin temellerini öğretecekler. Ama bu gücünü saklamak zorundasın. Eğer biri öğrenirse… işin içinden çıkamayız.”
“Tamam anne.” Yavaşça doğruldum. Tam ayağa kalkacakken annem elini cebine attı.Bir an duraksadı. Sonra içinden küçük bir not kâğıdı ve içerisinde yüzük bulunan bir kutu çıkardı.
Yüzük… ilk bakışta bile dikkat çekiyordu.Üzerinde yeşil tonlarında parlayan bir taş vardı. Taşın etrafını saran ince işlemelerde ise yıldızmotifleri işlenmişti. Sade değildi… ama abartılı da değildi. Garip bir şekilde tanıdık hissettiriyordu. Annem yüzüğü ve notu bana uzattı.
“Bunları… baban sana iletmemi istemişti, oğlum.”
Elimi yavaşça uzattım, önce yüzüğü aldım. Parmaklarım ona değdiği anda, içimde hafif bir titreşim hissettim.
Sonra notu açtım.
Ama okumadan önce, biranlığına duraksadım.
Kalbim hızlanmıştı.
Bir not…
Ve yıldız motifleriyle işlenmiş bir yüzük.
Benden saklanan bir geçmiş ve henüz başlamamış bir yol.
Başımı kaldırıp anneme baktım.Artık her şey farklıydı.
Ve ben, artık aynı kişi değildim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.