1. bölüm / 11
VAVEYLALBAŞLANGIÇ
Bölümler 11Şu an: BAŞLANGIÇ
BAŞLANGIÇ
"Zihnin duvarları ince bir zar gibidir. Duvarları yık ve bu oyunu bitir."
***
Yıl 2002
Benlik ve zihin arasında ince ince elenmiş bir toz ipliği iki taraftan sertçe çekildi. Toz tanecikleri yerlere saçıldı, yere konan her bir toz zerresi zihnin duvarlarına inen bir darbeydi. Sarsıcı, yıkımın habercisi. İplik bir kez daha gerildi ve sanki tozdan asa gibi bir süre havada asılı kaldı. Sonra yağan kar gibi usulca süzülerek yere indi. Zihnin duvarlarına darbeler yavaş yavaş ulaştı. Bir toz tanesi, bir sarsıntı. Devam et, devam et. Kıkırtılar. Ama burada ondan başka kimse yoktu ki. Buradakiler zaten oydu. Kıkırtılar.
"İnsan bedenleri, kılıftılar."
"Şşşt!"
"Tamam sustum, sustum. Sustum."
Işıklar açıldı. Beklemişlerdi, bunu dört gözle beklemişlerdi. Çocuk da beklemişti farkında olmadan, o da bekleyenlerden biriydi. Birlerdi. Gözler kısıldı, eller siper edildi gözlere. Işık kör ediciydi, kafesten çıkıp meydana adım atmak köreltici bir gelişmeydi.
"Bizi odalara sakladılar, üstümüze kapılar kapattılar. İnsan bedenleri, kılıftılar. Kılıftılar. Yanında olanlar, asla olmadılar. Yalancılar, yalancılar. Bir, iki, üç saymaya başla. Yılları topla. Böl ve çarp hatta. Ruhunu öldür, parçalara ayır. Zihnini paylaş, biziz işte yoldaş. Kapıları aç, aç, aç!"
"Şşşt!"
"Tamam sustum, sustum. Sustum."
Sesler kesildi, söylenen şarkılar kesildi. Bu zihinde kaç kişilerdi ki, çocukla birlikte sadece üç. Onları gördü. Onlara baktı, kendini gördü. Gözlerindeki ifadeyi anlamışlardı, nerede olduğunu bilmiyordu. Zihnini tanımıyordu, oysa onlar yıllarca burada hapsolmuştu. Işıkları o yakıp kapıları o açmıştı, zihnine inen her darbede onlar açığa çıkmıştı. Hapsettikleri, çocuğun hem cenneti hem cehennemiydi. Hem arkadaşı hem düşmanı. Kurtuluşu ve düştüğü dipsiz kuyu. Bilmiyordu. Öğrenecekti.
Üç parça birbirine dönüp baktı. Hepsi birbirine bakınca kendini görüyordu, bu paradoksu anlayamayan sadece çocuktu, oydu. Çünkü hiç gelmemişti buraya.
"Siz..." dedi karşısındaki iki kişiye bakıp. Oysa karşısındakiler onun aynısıydı. Nasıl? Çocuk yere oturup bağdaş kurdu, oyunlardan birine mi dalmıştı? İmkansızdı.
"Biz seniz." dediğini duydu birinin ama ikisinin de dudakları kıpırdamamıştı. Sakinliğini korumaya çalıştı, kaçma dürtüsüne karşı gelmeyi denedi.
Ayakta duran kıkırdayıp sonsuzluk gibi gelen yıkıntıların arasında koştu.
"İnsan bedenleri, kılıftılar."
Diğeri başını aniden yana eğip gözlerini kapattı.
"Şşşt!"
Koşan kişi durdu, çocuğun karşısında oturan kişiye baktı.
"Tamam sustum, sustum. Sustum."
"Biz seniz. Bizi serbest bıraktın, bu duvarları sen yıktın. Artık yoldaş biziz. Biz senin bastırdığın taraflarız, arkadaşız ve düşmanız."
Çocuk anlamadan onlara baktı. Daha altı yaşındaydı. Kalbi göğüs kafesini dövüyor, damarları derisini zorluyordu. Her soluk aldığında boğazı parçalanıyor, akciğerleri lime lime oluyordu sanki.
Yerdeki enkaz parçaları sarsıldı. Deprem oluyor gibiydi ama enkaz parçaları dışında hiçbir şey yoktu çevrede, bulundukları yerden başka her yer zifiri karanlıktı. Boşluktu. Zihninin odaları yıkılmış, boşluk her yeri doldurmaya başlamıştı. Karanlığa doğru çekilirken karşısındaki iki çocuğun da yere uzanıp aynı anda aynı şeyleri söylediğini duydu.
"Bizi odalara sakladılar, üstümüze kapılar kapattılar. İnsan bedenleri, kılıftılar. Kılıftılar. Yanında olanlar, asla olmadılar. Yalancılar, yalancılar. Bir, iki, üç saymaya başla. Yılları topla. Böl ve çarp hatta. Ruhunu öldür, parçalara ayır. Zihnini paylaş, biziz işte yoldaş. Kapıları aç, aç, aç!"
Kıkırdadılar.
Oturup çocuğa gülerek baktılar.
"Şşşt!"
Sesleri sarsıntılar arasında yankılandı. Çocuk gülümsedi ikisine. Fısıldayıp öne doğru eğildi.
"Tamam sustum, sustum. Sustuk."
***
Doktor elindeki sonuçları bir kenara koyup karşısında oturan çocuğa ve orta yaşlı adama sıkıntıyla baktı.
"Mustafa," dedi adama doğru dönerek. Çocuğa bakmak istemiyordu, baktıkça yüreği daralıyordu. Sinirleri yıpranıyor ve kanı donuyordu. Böyle bir şeyle meslek hayatı boyunca hiç karşılaşmamıştı. Ona bir sürü şikayetle gelen hastası olmuştu ama hiçbiri ileri derecede psikolojik rahatsızlık değildi. Bu çocukta gördüğü gibi değildi.
Derin bir nefes alıp burun kemerini sıkarak gözlerini kapattı.
"Ne yaşadı bu çocuk?"
Mustafa, üniversiteden arkadaşına şok içerisinde bakakaldı. Ardından gözleri yanında oturan çocuğa kaydı, camdan dışarı bakıyordu ama görmüyor gibiydi. Bu çocuk daha altı yaşındaydı. Çocuğun ne yaşadığını bilmiyordu. Oğlunun mahalleden arkadaşıydı, ailesi pek ilgilenmezdi bu yüzden insanlık olsun diye çocuğu buraya getirmişti. Oğlu Gökhan'ın ısrarlarına dayanamamıştı. Bu çocukla iyi arkadaşlardı ama Gökhan'ın söylediğine göre bir aydır bu çocuk kendinde değildi. Çocuğa baktıkça da bunu anlıyordu. Küçük eli sürekli kulağıyla oynuyordu, kendi kendine konuşup cevaplar veriyordu. Çoğunlukla sert tartışmalardı bunlar.
"Bilmiyorum Bedir. Neden getirdiğimi anlattım, nesi var?"
Çocuk yırtık pantolonun dizlerini biraz daha yırtarken bir tekerleme söylüyordu. Aldırmadı.
"Fiziksel hasar çok fazla. Vücudu morluklarla dolu, yanık izleri var. Çürükler. Kırık kemikleri hastane koşullarında alçıya alınmamış. Bazıları yanlış kaynamış bazıları ise dokuyu zedelemiş."
Bedir önündeki filmleri kaldırıp kemiklerdeki absürtlüğü gösterirken elleri titriyordu.
"Bunlar bir yana psikolojik olarak çökmüş bu çocuk. Bölünmüş. Yaşadığı travmadan dolayı başka kişilikler oluşturmuş. Böyle durumlarda kişilikler birbirinden habersizdir ve bir kişilik diğer kişiliğin yaptığını hatırlamaz. Ama bu çocuk kendi bünyesinde barındırıp onlarla konuşuyor ve hayatını böyle idame ettiriyor."
Odadaki ufak alan gittikçe daralıyor, küçük çocuk her mırıldandığında sesi yankılanıp kulak çınlatıyordu. Oda küçüldükçe Mustafa'yı ve Bedir'i yutuyor gibiydi. Yelkovan akrebin egemenliğine boyun eğmiş ve ilerlemeyi bırakmıştı.
Çocuğun kıkırtısı dalgalar halinde Mustafa'ya ulaştı. Dalgalar vücudunu yalayıp geçti ve ruhuna doğru ilerlemeyi sürdürdü, Bedir'in kelimeleri sanki yavaş çekimde ulaşıyordu kulağına. Her kelimenin ruhunda bıraktığı iz, ruhunda küçük delikler açıyordu. Çocuğun elinin üstündeki yanık izi gözünde büyüyor ve tüm dünyasını kaplayıp güneşini söndürüyordu. Bu çocuğun güneşini söndürmüşlerdi. Bu çocuğun zihninde, ruhunda ve bedeninde büyük yaralar açmışlardı ve belki de açmaya devam edeceklerdi.
Küçük çocuk birden ayağa kalkıp cama doğru koştu.
"Ruhunu öldür, parçalara ayır. Zihnini paylaş, biziz işte yoldaş. Kapıları aç, aç, aç!"
Çocuk çığlıklar atarak yere uzanıp titremeye başladı ve iki arkadaş telaşla yanına koşunca birden durup tavana baktı.
"Tamam sustum, sustum. Sustuk."
Bölüm etkileşimi
