26. bölüm · Vaveyla +18

Özel BÖLÜM: Barlas Alaner Akmeriç

Sadece NRK

Pera - Seni Kaybettiğimde

Lana Del Rey - Born To Die

🌙

Evet!

Yeni Bölümden herkese merhabalar!

Nasılsınız Ayparçalarım...
İçinizi dökün çünkü bu dönemde herkesin buna ihtiyacı var.

Merak etmeyin , sırlarınız her daim benimle güvende kalacak...

Eğer yazdıysanız veya yazmak istemediyseniz önemli değil. O halde sizleri bölüme uğurluyorum Ayparçalarım!

Keyifli okumalar! ❤️.

🌙

...Barlas Alaner Akmeriç...

30.03.2035

Bana hayatımın son bulduğu anı veya nefessiz kaldığım bir anı söyle deseler ayparemin beni terk etmek istediğini ve hayatında var bile olmayacağımı söylediği anı söylerdim.

Sanki o andan itibaren yaşayan bir ölü gibiydim.

Aynı ayparemin gönderdiği boşanma evraklarını imzaladığım anda kalmışım gibi hissediyordum.

Aslında arada küçük de olsa bir fark vardı...

O evrakları imzaladığım anda artık resmen yaşayan bir ölüye dönüşmüştüm.

O evraklar sanki resmi ölüm belgem olmuş gibiydi...

O güne yani ayparemi gördüğüm son zaman dilime gidecek olursam onu en son helikopterin içine binip benden uzaklara gittiği anı size söyleyebilirdim.

O günden sonra onu hiç bir şekilde canlı görmemiştim. Sadece yüzünü gazete küpürlerinde veya İnternet sitelerinde görebiliyordum.

Ama o şekilde gördüğümde bile içim bir nebze olsun rahata eriyordu. Çünkü hayatta olduğunu bilmek benim için dünyalara bedeldi.

Ben ofisimde işlerimi bitirmiş şekilde oturuyorken elimi ceketimin iç cebine atmıştım.

İç cebimden çıkarttığım sigara paketiyle paketten bir dal sigara çıkartmış ve dudaklarımın arasına koymuştum.

Sol tarafımda duran çakmağımı çıkartmış ve sigarayı yakmıştım. Çakmağı gelişi güzel masanın üzerine koyduğumda içeriye elfida girmişti.

Elfida her zaman ki sessiz sakin adımlarıyla karşımda durmuştu.

Elfidanın yüzüne hiç bir duyguyu barındırmayan bakışlarım ile bakıyorken elfidanın gözlerinde dipsiz bir acı vardı.

Elfida " abi... O gittikten sonra sen ve sana bağlı olan herşey tepetaklak oldu. Lütfen..."

Elfida masanın çevresinde dolaşıp bana doğru yaklaşmıştı. Benim yanıma geldiğinde bir elini elimin üstüne koymuştu.

Elfidanın yüzüne yaptığı hareketten dolayı öfkeyle harmanlanmış nefret duygusu ile bakmaya başlamıştım. Fakat elfida inat etmiş ve elini çekmemişti.

Onun bu inadına karşı oturduğum yerden kalkmıştım. Onun karşısına dikildiğimde elfida kaşlarını çatmıştı.

Elfida " bana karşılık vermek istiyorsan ver abi. Bağır çağır yüzüme doğru fakat lütfen bunu yapma... Susma..."

Elfidanın yalvarışları yüzünden yanından çekip gitmiştim. Boydan boya camdan oluşan duvarımın önüne geldiğimde elfida derin bir of çekmişti.

" seni yeniden konuşturabilmek için nelerimi vermezdim ki abi..."

Elfidanın fısıltıtan ibaret çıkan sesiyle duyduğum sözler beni kırmıştı. Sanki kırılacak başka bir parçam kalmış gibi...

Elfida çalan telefonu ile dikkatini benden çekmek zorunda kalmıştı. Elfida arayan kişiyi yanıtlamak yerine telefonunu kapatmıştı.

İşte tam bu esnada içeriye bir hışımla dalan romanla bakışlarımı o tarafa doğru çevirmiştim.

Roman elfidanın yüzünü gördüğünde derin bir iç çekmiş ve kaşlarını çatmıştı. " telefonuma neden cevap vermiyorsun elfida? Sonuçta seni merak etmezsem neden arayayım ki seni değil mi? "

Elfida ya sabır şeklinde yüzünü tavana doğru kaldırmıştı. Sonrasında ise bir oka benzeyen bakışlarını romana doğru çevirmişti.

Roman " ben ne dedim ki şimdi karıcığım? "

Elfida " ne demedin ki Roman ha? "

Onların bu kavgası beni eskiye doğru sürüklemeye başladığında kafamı sallamıştım.

Hayır!
Şu anda aklıma gelmemeli...
Onu unutmayı zor da olsa başardığım zamanda gelmemeli...

Roman ne ara önüme gelmişti bilmiyordum sadece önümde parmaklarını şıklattığını biliyordum.

Romanın yaptığı hareketten dolayı yakalarını tutmuştum. Tam ağzımı açacaktım ki olduğum durum aklıma gelmiş ve vazgeçmiştim.

Roman " neden sustun barlas. Normalde ben böyle yaptığımda en azından küfür ederdin. Fakat şimdi onuda yapmıyorsun. "

Romanı yakalarından ittirdiğimde onu kendimden bir kaç uzaklaştırmıştım.

Roman alaycı bir tavırla gülümseyerek karşılık vermişti bu hareketime. " biliyor'musun? Sen bir aptalsın. Neden mi? "

Onun sözlerinin ardından tek bir kaşımı havaya doğru kaldırmıştım. Roman siyah kaşmir ceketini düzelttikten sonra bana doğru çevirmişti bakışlarını.

Roman beni baştan aşağıya süzdükten sonra başıyla beni işaret etmişti. " çünkü sen onun zerre kadar umurunda değilsin. Ve senin gibi bir aptal bunu bildiği halde belki senin bu acınacak halini görüp sana geri döner diye 1261 gün hiç bir kimseyle tek kelime dahi etmedin sırf bu yüzden , bu saçma amacın yüzünden haksız mıyım?.."

1261 gün...
3.5 yıl...
Ya da sadece dile kolay gelen bir yıllar silsilesi...

Onun benden bir cevap bekleyen yüzüne karşı kafamı bile sallamaya tenezzül etmemiştim.

Onun yanından çekip gitmek istediğim esnada roman kolumu eliyle tutmuştu. Romanı bugün ki tavrından dolayı iyi bir dövmek istiyordum.

Fakat bunu yapacak olursam şu anki yaşama dair tek umudum olan elfidam zarar görürdü.

İşte bu yüzden bu düşünceleri kafamdan atmış ve kolumu ondan kopartmakla yetinmiştim.

Roman dudaklarını kulağıma yaslayarak konuşmaya başlayınca kaşlarımı çatmıştım. " Mehar'ın izini buldum barlas. Eğer onunla bir kez olsun karşılaşmak istiyorsan beni bul. "

Dudaklarını kulağımdan çektiğinde sen ciddi misin? Bakışları atıyordum yüzüne doğru.

Roman kafasını hafiften salladığında bakışlarını elfidaya çevirmişti. " karıcığım saat 12 oldu. Hadi gidelim artık evimize. "

Elfida gidelim dercesine kafasını oynatınca Roman onun elini tutmuştu. Elfida ve roman kapıya doğru yöneldiğinde bende masama doğru ilerlemeye başlamıştım.

Ve beni durduran tek şey arkamdan bana sarılan bir çift kollardı. O kollar ise beni geçmişin girdabına sürükleyen yegane şeylerden biriydi.

30.03.2017

İşler işler ve işler...

Gerçekten bunlar ne zaman bitecek bilmiyordum. Sanki hayatımın en kötü zamanındaymışım gibi hissediyordum.

Öyle ki mehar'ın yüzüne karşı takındığım masumluk maskesi , işlerimin gittikçe büyümesi ve dünyayı yöneten koskoca bir örgütün kurucusu olmaktan bezmiş durumdaydım.

Artık mehardan kurtulmak zorunda olduğumu biliyordum. Fakat bunu bir türlü yapamıyordum.

Çünkü varlığını bu zamana kadar hissetmediğim kalbim yeniden kendini belli etmeye başlamıştı.

Ve bunu başaran tek kişinin annemin katilinin kızı olması beni derinden etkiliyordu.

Bununla birlikte esfandiyar örgütünün üyeleri de artık onu hayatımdan def etmem gerektiğini söylüyordu.

Onu yüz üstü bırakmam gerektiğini...
Fakat kalbim bunu kesinlikle red ediyordu. Sanki beni ileride pişmanlık duygusunu yaşamamam için koruyor gibiydi.

Ben kendi kendime düşünüyorken ofisimin kapısı açılmış ve odamın ışıkları kapanmıştı.

Ben pür dikkat ile kapıya doğru bakıyorken kapıdan elinde tuttuğu pasta ile gelen mehar bulmak beni oldukça şaşırtmıştı.

Mehar " iyi ki doğdun güneşim " sözünü bir kaç defa tekrarlayarak yanıma yaklaşmıştı.

Mehar gözleriyle yanan mumları gösterdikten sonra heyecanla " hadi mumları üfle! Ama üflemeden önce dilek dilemeyi unutma tamam mı? "

Mehar'ın dediği sözlerden sonra onun bu oldukça saf duran yüzüne karşı kalbimden geçeni söylemeye başlamıştım. " Benim dilek dilememe gerek yok ki. Sonuçta sen benim yanımdasın. "

Mehar'ın gözlerinde gördüğüm ışıkla beraber dudaklarında gördüğüm tebessüm beni deli döndürmüştü.

Mehar'ın beline elimi götürmüş ve belini kolumla sarmıştım. Mehar yaptığım harekete gözlerini kocaman açarak baktığında gülümsemiştim.

Onu kendime doğru çektiğimde mehar pastayı masaya gelişi güzel bırakmıştı.

Mehar kucağıma oturduğunda iki elini omuzlarıma doğru koymuş ve çenesini dikleştirmişti. " madem dileğin benim. O halde sana bir sorum var. "

Meharın söylediği sözlerin ardından tek kaşımı havaya doğru kaldırmıştım.

" ne sormak istiyorsan sorabilirsin ayparem. Sonuçta ben senin sevgilinim. Ve sevgililer birbirine yardımcı olmak içinde varlar. "

" bir gün ben bile senden gidecek olursam ne yaparsın o zaman güneşim? "

Meharın sorduğu soruya karşın yüzüne bakakalmıştım. O anda ona söylemek istediğim tonlarca şey varken susmak zorunda kalmıştım.

Hiç bir şey bilmiyorsun çünkü senin beni bırakmana gerek kalmadan ben seni terk edeceğim.

Hemde beni bu dünyadaki tek ailen ve korunduğunu hissettiğin yuvan olarak gördüğün zamanda yapacağım bunu mehar...

İşte o zaman umuyorum ki pişmanlık duygusu oluşmazdı bu yeni yeni atmaya başladığını hissettiğim kalbimde.

Mehar benden o gece ve ondan sonra ki günler veya gecelerde tek bir cevap dahi alamamıştı.

Ve o da sanki başına gelecekleri ondan beklemediğim bir sakinlik ile kabullenmiş gibi onca yaşadığı şeye boynunu eğmişti....

🌙

30.03.2035

Ama bunun büyük bir fırtınanın habercisi olan bir sessizliğin durgunluğu olarak biliyor olsaydım asla bu durumlara düşmeyeceğimi de çok yeni öğremiştim...

O koltuğa artık bu anıdan itibaren eskisi gibi bakamayacağımı anladığımda koltuğa doğru öfkeli bir şekilde bakmaya başlamıştım.

Ellerimi iki yanımda yumruk yaptıktan sonra koltuğa arkamı dönmüştüm. Odamdan bir hışımla bu blokun en üst katındaki evime doğru ilerlemeye başlamıştım.

Asansörün açılmasını bekliyorken sinirden yerimde duramıyordum. Asansörün kapısı olduğum kata geldiğinde yavaşça açılmaya başlamıştı.

Ben asansöre doğru yüzümü döndüğümde karşılaştığım kişi şu anda görmek istemediğim tek kişiydi.

Hazar Haznedar her zaman ki siyah takım elbisesiyle asansörün içinde bana doğru bakıyordu.

Hazarın yüzüne karşı kaşlarımı daha da çatmıştım. Hazar bu yüzden ciddi olan tavrını bozmadan konuşmaya başlamıştı. " bende seninle görüşmek istiyordum barlas alaner akmeriç. "

Sözlerinin ardından kafamı derdin ne dercesine sallamıştım. Hazar Asansörün içinden çıkarak aramıza sekiz adımlık mesafe bırakmıştı.

Hazar ellerini pantolonunun ceplerine yerleştirdikten sonra göğsünü şişirmişti. Dudaklarını diliyle ıslattıktan sonra konuşmaya başlamıştı. " Onun hakkında şu ana kadar haber alamaman çok saçma olurdu ama değil mi koskoca esfandiyar'ın sahibi? "

Hazarın sözleriyle nereden bunu bildiğini düşünmeye başlamıştım. Çünkü aypareme yaptıkları ihanetten sonra sude ve babamla ilişkimi tamamen kopartmıştım.

Sadece bununla da kalmamıştım elbette. Hakan Akmeriç olan babamı esfandiyar'ın koltuğundan atmış ve o üyelere yeniden gücümün dünyaya yettiğini kanıtlamıştım.

Bu şekilde de ayparem yüzünden vazgeçtiğim o koltuğa yeniden üç sene önce oturmuştum. Oturduğum gibi ise verdiğim tek karar önceki kararların daha da katılaştırılması olmuştu.

Neden mi vazgeçmemiştim?
Çünkü önceden ben önceden kendime bir söz söylemiştim.

' O benden intikamını almak için karımı bu uğurda yakmıştı ve bende onun karımı yaktığı bu ateşle bu dünyayı bir cehenneme çevirecektim. '

Bu sözümde o zaman ne kadar kararlıysam o kadar kararlıydım.

Sadece bir aslanın avı için pusuya yatması gibi doğru anı bekliyordum. Ve o doğru an geldiğinde işte o zaman benden kötüsü olmayacaktı.

Hazarın yüzüne zerre kadar bakmadan yürümeye başlamıştım.

Hazar yanından öylece çekip gittiğimde kıkırdamıştı. Onun gülmesi ile bu adam manyak demiştim içten içe.

Hazar gülmesi bittiğinde olduğu yerden alaycı bir tavırla konuşmaya başlamıştı." Anlaşıldı sen o seni ardında bırakıp gitti diye herkese tavır yapıyorsun. Ama biliyor musun? Onun zerre kadar umurunda değilsin. Çünkü umurunda olsaydın o benimle buluşmaz ve gülüp eğlenmezdi. "

Onun sonlara doğru ağzını yayarak konuşmasının ardından arkamı bir hışımla dönmüştüm. Onun o keyifli yüzüne doğru olduğum yerden hırlamıştım.

Hazar sanki bir hatası yokmuş gibi yalanın tillahını barındıran endişeli bakışlarıyla bana doğru bakıyordu.

Hazar ellerini iki tarafından yukarıya doğru öylesine kaldırmış ve indirmişti. " sakin ol esfandiyar'ın sahibi. Ben bir şey söylemedim. Yani daha doğrusu yalan bir şey söylemedim. Valla sana da iyilik yaramıyor ha! Buraya karın... "

Hazar sanki yanlış bir şey söylemiş gibi elini saçına götürüp çekmişti. Eliyle beni gösterdikten sonra başını sağ tarafına doğru eğmişti. " eski karın pardon. Yanımda olduğunu söylemeye geldim. Eğer görmek istiyorsan deneme bile diyeceğim fakat eski karın isterse gelsin ve ağzının payını alsın diyor. Ona göre ayağını denk. " dedikten sonra tek bir gözünü kırpmıştı.

Hazarın bu hareketiyle başımı sağ ve sol tarafıma doğru kıtlatmıştım. Hazar kaşlarını bu hareketimin ardından hafifçe çatmıştı.

Bir kaç adımımı hızlıca atmış ve yakasını tuttuğum gibi kafamı anlına geçirmiştim.

Hazar yere serildiğinde kalkmasına izin vermeden üzerine yerleşmiştim. Yüzüne yumruğumu sırasıyla geçiriyorken onun ağzını yayarak onun hakkında söylediği her cümle ile yumruğumun aralığını kısaltmıştım.

Sonunda yüzü kan olduğunda asansörün içinden çıkan elfidanın çığlığı ile üstünden kalkmak zorunda kalmıştım.

Elfida hazarın yanına çömeldiğinde elime iç cebimden çıkarttığım mendili sarmıştım.

Roman yanımda soluğu aldığında kulağıma doğru fısıldamıştı. " Onun bu hale neden geldiğini sormayacağım çünkü sen birini ancak onun yüzünden böyle döversin. "
Roman'ın beni bu kadar iyi tanımasına artık şaşırmayı uzun yıllar önceden bırakmıştım. Çünkü ayparemden sonra beni en iyi tanıyan tek insan Roman Harrigton'un ta kendisiydi.

Elfida onu yerden zor da olsa kaldırdığında Hazar " teşekkür ederim elfida. En azından sen bazıları gibi seyirci kalmıyorsun. "

Elfida göz ucuyla Roman ile bana doğru baktığında Roman tek bir kaşını havaya doğru kaldırmıştı. Ona doğru bir adım attığında elfida onu bakışlarıyla olduğu yere sabitlemişti.

Hazar ikisinin arasındaki bakışmayı merakla izliyorken elfida bakışlarını romandan hazara doğru çevirmişti. " Abim boş yere sana vurmaz Hazar bey. Acaba ona ne dediğini sorsam söyleyebilir misin? "

Sözlerinin ardındaki tehditkar havayı ben bile olduğum yerden hissetmiştim. İşte benim kardeşim!

Hazar onun birer oku andıran bakışları ile sertçe yutkunmuştu. Fakat sonrasında ciddi bir tavırla konuşmaya başlamıştı. " ben sadece ona meharın bana onun için söylediği kelimeleri söyledim. Başka da bir şey söylediğimi zannediyorsanız siz bilirsiniz elfida hanım. Sonuçta siz onun kardeşsiniz kardeşinize inanmak istemeniz en doğal hakkınız. "
Elfidanın bakışları yüzüme değdiğinde o adamın söylediklerini doğrulamak zorunda kalmıştım.

Elfida bakışlarımı başka bir tarafıma çevirdiğimde derin bir iç çekmiş ve yeniden ona doğru dönmüştü. " ben size abim adına özür diliyorum. Sonuçta o sizi buraya göndermiş. Böyle bir şeyi yapmak bizim hatamız. Lütfen affedin abimi. "

Roman elfidanın yüzüne sözlerine inanamayarak baktığında ona doğru bir adım atmıştı. Fakat bu seferde ben onu kolundan tutarak durdurmuştum.

Roman tuttuğum kolundan yüzüme doğru bakışlarını çıkarttığında dudaklarını oynatmakla yetinmişti. ' neden barlas? '

Onun cevap bekleyen yüzüne karşı kafamı olumsuz bir cevap niteliğinde sallamıştım. Bakışlarımı elfidanın yüzüne doğru çevirdiğimde halen daha hazarın yüzüne doğru baktığını görmüştüm.

Hazar ona bir beden büyük olan kibriyle konuşmaya başlamıştı. " iyi ki iyi bir insanım. Yoksa sadece bir özürle kurtulamazdınız elimden. Şimdi önümden çekilin elfida hanım. "

Roman o çekip gittiğinde ardından kötü kötü bakmaya başlamıştı. Hazar asansör olduğumuz kata geldiğinde bana doğru dönmüştü. " sana söylediğim şeyleri unutayım deme ha barlas alaner. Yoksa seninle birlikte benimde başım yanar. "

Onun sözlerinin ardından gözlerimi hafiften kısmıştım. Hazar asansörün kapısı açıldığı anda önüne dönmüştü. Asansörün içine girdiğinde düğmeye basarak kapıyı kapatmıştı.

Roman elfidanın yüzüne sinirden kıpkırmızı kesilmiş suratıyla bakıyorken elfida tehditkar bir havayla gözlerini kısmıştı.

Onların arasındaki bu savaşa dahil olmak zerre kadar umurumda olmadığı için yanlarından geçip gitmiştim.

Asansörün önüne geldiğimde düğmesine basarak asansörü çağırmıştım.

Elfida ardımdan adımı seslendiğinde yüzümün bi kısmını ona doğru çevirmiştim. " abi nereye gidiyorsun? Bende gelmek istiyorum. "

Elimi havaya doğru kaldırmış ve işaret parmağımı hayır dercesine sallamıştım.

Elfida bu hareketimi sesini kalınlaştırarak sesli bir şekilde taklit ettiğinde bu bir duvardan farksız yüzümde hafif bir gülücük oluşmuştu.

En azından bu hayatta o kadar da şanssız değilmişim ha?

Roman onun bu taklidine kıkırdadığında yüzümü önüme dönmüştüm. Kafamı sağ ve sol tarafıma doğru salladıktan sonra olduğum kata gelen asansöre binmiştim.

Benimle birlikte binen Roman ve elfida ile kaşlarımı çatabildiğim kadar çatmıştım. Elfida da beni taklit ettiğinde yüzümü önüme dönmüştüm.

Evimin olduğu kata bastığımda elfida " abi senin burada da mı evin var? Vay canına! Allah bilir nasıl bir manzarası vardır. Söylesene..."

Kalçasını benim ayağıma vurduğunda soracağı soruyu az çok tahmin edebiliyordum. " bu eve kaç kız ile geldin? "

Elfida onun yüzüne doğru baktığımda bir gözünü kırpmıştı. Onun benden bir cevap bekleyen yüzüne karşı telefonumu çıkartmış ve not kısmına bir şeyler yazmıştım.

Elfida yazmam bittiğinde telefonumu eline alarak yüksek sesle yazdıklarımı okumaya başlamıştım. " ben burayı kız atmak için almadım. Ha illaki soruyorsan buraya sadece iki kadın ile geldim. Birincisi ayparem. İkincisi ise kardeşim olan sen. "

Elfida göz ucuyla yüzüme doğru bakıyorken gözlerini yalandan kısmıştı. " bu yazdıklarına inanmalı'mıyım acaba abicim hı? Bence... hayır! " diyerek karnıma oldukça hafif şiddette bir yumruk atmıştı.

Elfida attığı yumruklarla kahkahaya boğulurken ben öylece onun gülüşünü izliyordum. En azından bir kadını mutlu edebiliyor oluşum güzel...

Romanın bakışlarını üzerimde hissettiğimde bakışlarımı ona doğru çevirmiştim.

Roman ne istediğimi anlamış olmalıydı ki elfidayı benden uzaklaştırmaya çalıştırmıştı.

Evimin olduğu kata geldiğimizde asansörün kapısı açılmıştı. Ben asansörün içinden çıktığımda evimin kapısının önüne gelmiştim.

Yüz taraması ve parmak izi tanıma gibi kilitleri açtıktan sonra kapı açılmıştı. Elfida kapımın kilidinden dolayı gözlerini kocaman açmıştı. " abi sen bunları kurmakta hiç zorlanmadın mı? "

Salona girdiğimizde kendime cam dolaptan bir viski şişesi çıkartmıştım. Her zaman orada duran bardağıma viskiyi doldurduktan sonra tekli koltuğuma oturmuştum.

Elfida ve roman benim karşımdaki çift kişilik koltuğa oturduğunda elfida ellerini kucağında kenetlemişti.

O anda yüzüme öyle bir şekilde bakıyordu ki sanki söyleyeceği şeylerden sonra yaralanacakmışım gibi.

Ama benim artık yara alabilecek bir kalbim var mıydı? Hiç sanmıyordum.

Elfidaya ne söyleyeceksen söyle dercesine elimle işaret yaptığımda elfida derin bir iç çekmişti. " abi o adamın yani Hazar Haznedarın söylediği şeylere inandığını sakın söyleme bana. O adamın başından beri tek amacı yengemi elde etmekti. Fakat elde edemeyeceğini bildiği için sana bu tür saçmalıklar uydurup ondan uzak tutmaya çalışıyor..."

Elfida oturduğu koltuktan ayağa kalkıp yanıma doğru geldiğinde olduğu yere diz çökmüştü.

Oturduğu yerden bana doğru bakıyorken iki eliyle benim bir elimi tutmuştu. " abi biliyorum. O seni boşadı fakat o haksız mı? "

Roman elfidanın sözüyle kaşlarını sertçe çatmıştı. " elfida sen ve ben bu konulara girmesek daha iyi. O yüzden barlasa bir şeyler sormayı bırak. "

Elfida onu duymamazlıktan gelerek yüzüme doğru bakmaya devam etmişti.

Elfida'nın benden bir cevap bekleyen yüzüne tek bir kelime dahi edememek beni yerin bin kat dibine sokmuştu.

Çünkü elfidanın sorduğu soruya verebileceğim tek cevap , ayparemin haklı olduğuydu.

Beni boşamakta sonuna kadar haklı olduğunu kabul etmek ise beni yiyip bitiriyordu.

Kahretsin ki onu halen daha deliler gibi seviyordum. Ve belkide bu yüzden suçu onun üstüne atıyordum.

Sonuçta ben ona ne kadar şey yaptıysam o da bana bir o kadar şey yapmıştı. Fakat ben onun yaptığı onca şeye rağmen sevebilmiştim.

Fakat onun beni sevemiyor , pardon beni sevdiğini kabul edemiyor oluşu beni deliye döndürüyordu.

Elfida benim öylece yüzüne bakakalmakla yetineceğimi anladığı vakit konuşmaya başlamıştı. " bak abi onun haklı olduğunu benim kadar sende iyi biliyorsun. Belki de o yüzden kendine kızıyor bile olabilirsin. Ama..."

Bakışlarını yüzümden ayırıp cama doğru çevirdiğinde ellerini elimden kopartmıştım. Elfida koparttığımı fark edince derin bir nefes dışarıya doğru vermişti.

" istediğin kadar kendini bizden tut barlas alaner akmeriç. Sonuçta bu işin sonunda zarar alan tek bir kişi olacak ve sen o kişiyi oldukça iyi tanıyorsun..."

Elfida bakışlarını son cümlelerine doğru yüzüme doğru çevirdiğinde ayağa kalkmıştı olduğu yerden.

Elfida çıkış kapısına doğru yürümeye başladığında romanın bakışları bir bana bir elfidaya doğru kayıyordu.

Roman'a onun peşinden gitmesi için elimle işaret yaptığımda roman oturduğu yerden kalkmıştı. Arkasını dönmeden önce ise bir kaç kelam etmişti.

" Bir gün gelecek ve senin karşında duracağım zaman olacak deselerdi onları anlının ortasından vururdum. Fakat bugün yaşananlardan sonra karımın tarafında durmak zorundayım kardeşim... Beni anla diyemem çünkü sen şu anda kendini bile anlayamıyorsun. "

Roman önüne döndüğünde elfidanın yanına doğru gitmeye başlamıştı. Onun arkasından öylece bakıyorken başımın içinde onun sözleri yankı çıkartıyordu.

' Beni anla diyemem çünkü sen şu anda kendini bile anlayamıyorsun. '

Elimde tuttuğum bardağı parçaladığımda o an elime batan cam parçaları bile umurunda değildi. Hatta belki de yüreğimdeki acıları bir nebze olsun dindirebilmek için kendimi yaralıyordum.

Cidden...
Kahretsin ki Roman haklıydı.

Ben artık kendimi kaybetmiş gibiydim. Sanki ondan sonra Barlas karanlığın dipsiz çukuruna düşmüş , ışık bulamadığı her an da onun o masum tarafı an be an ölüyor gibiydi.

🌙

Yıldızların göz alıcı ışıklarının ardında malikaneye giriş yapmıştım. Bugün esfandiyar örgütünün kuruluş yıl dönümüne özel büyük bir parti organize edilmişti.

Halbuki bugünde doğduğumu bilecek olsalardı böyle bir kutlama yapabilecekler'miydi?

Sanmam.
Çünkü kutlama yapacak olanların derilerini yüzer ve her bir uzuvlarını köpek balıklarına yem ederdim.

Fakat bu sözüm bir kişiden dışarıydı elbette. Ama onunda kutlamayacağını bildiğim için rahattım.

Elfida üzerinde zümrüt yeşili bir elbiseyle yanıma doğru gelmeye başlamıştı. Fakat ondan önce bana sımsıkı sarılan eftalya ile olduğum yerde kalakalmıştım.

Eftalya bir çok saçma sapan sevgi sözcükleri söylüyorken ben onu kendimden uzaklaştırmıştım. " ah barlas... seni yeniden görebilmek için günleri sayıyordum. Nasılsın? İyi gibi görünüyorsun..."

Onun bu samimiyetten uzak duran sözleriyle gözlerimi devirmiştim. Eftalya yine de pes etmemiş ve sağ elimi tutmuştu.

" neden bana öyle davranıyorsun? Ben senin iyiliğini düşünüyorum oysaki. Her neyse neden gelip benimle takılmıyorsun? Emin ol önceki günlerdeki gibi eğlenebiliriz. "

Elfida'nın ona doğru attığı imalı bakışları ile elimi ondan koparmıştım. Elfida bu yaptığım harekete hafiften gülümsemişti.

Ben elfidanın yanına doğru geldiğimde elfida " Sen benimle gel istersen abi. Sonuçta kardeşinim. Bir yabancıyla takılmaktan iyidir kardeşinle takılman. "

Eftalya yüzünü elfidanın sözleriyle ekşitmişti. " pardon ama yabancı dediğin kişi abinle kaç yıllık arkadaş hatta arkadaştan fazlası. "

Elfida düşünüyormuş gibi elini çenesine götürmüştü. " arkadaştan öte'mi? Halbuki abim bana tüm sevgililerinin adını söylemişti. Fakat... senin adını hatırlamıyorum bir türlü. Bence..."

Elfida elini çenesinden çektiğinde onu küçümseyen bakışlarıyla yüzüne doğru bakmaya başlamıştı.

İşte gerçek eğlence şimdi başlıyor desenize!

Kollarımı göğsümde bağladıktan sonra merakla onları izliyordum.

Elfida onun karşısına dikilmiş bir şekilde konuşmaya başlamıştı. " Sen artık vazgeç bu sevdadan. Çünkü senin gibi kadınlar yüzünden benim gibi kadınların adıda kötüye çıkıyor. Ha! İlla da ben abini istiyorum diyorsan..."

Elfida dişlerini birbirine bastırmış ve işaret parmağını onun yüzüne doğru kaldırmıştı. " işte o zaman o gözlerini ve kalbini yerlerinden çıkartmam gerekecek. "

Eftalya kardeşim sözlerini bitirdiğinde korkmak yerine kıkırdamaya başlamıştı. " Senin gibi birinin gücü beni durdurmaya yetmez kızım. Unutma ki , sen ailen olmadan bir hiçsin. Fakat ben..."

Eftalya saçlarını omzunun arkasına attıktan sonra aşağılayıcı bakışlarıyla kardeşime doğru bakmaya başlamıştı. " ailem olmadan bile var olabilecek kadar zeki , güçlü ve dirayetliyim. "

Elfida eftalya arkasını döndüğünde susmak yerine ondan beklemediğim ismi ağzından çıkartmıştı. Ve o ad ile benim her bir parçam alev almıştı.

" benim gücüm yetmeyebilir fakat Mehar Arkan'ın gücü , zekası ve dirayeti sana ve bütün üyelere yeter de artar değil mi eftalya?. "

Eftalya attığı adımları durdurmuştu fakat arkasına dönmemişti. Ben ondan bir cevap vermesini beklerken o öylece çekip gitmişti.

Elfida göz ucuyla yüzüme doğru bakmaya başlayınca bende sude'nin yüzüne doğru bakıyordum.

Sude uzaktan öylece beni izliyorken onun yanına gitmemek için kendimi tutmak zorunda kalmıştım.

Keşke onların tarafında durmak yerine benim tarafımda dursaydın sude...

Hakan Akmeriç ve Selçuk ellerinde tuttukları viski dolu bardaklarıyla benim olduğum tarafa doğru gelmeye başlamışlardı.

Elfida onlar yanıma geldiğinde oldukça tedirgin olmuştu.

Elfida hakanın yakınında dahi durmak istemediği için arkama geçtiğinde Hakan kaşlarını çatarak gözlerini açmıştı. " neden benden saklanıyorsun kızım? Ben senin babanım. Gel yanıma. "

Selçuk onun duygularını umursamadan oldukça sert olan tavrıyla konuşmaya başlamıştı. " bırak onu Hakan. Biz buraya geliş sebebimize odaklanalım. "

Hakan onun bu tavrına karşın hafiften başını sallamıştı." haklısın Selçuk. Evet oğlum. Seninle konuşmamız gereken konular var. Bunun en önemlisi ise Azrail'in yeniden harekete geçecek olması. "

Hakanın son sözleriyle ayaklarım yerden kesilmişti. Ne yani? Ayparem uzun bir aradan sonra saldırıya mı geçecekti.

Bunun anlamı onu yeniden görebilecektim. Bu benim için gerçekten önemliymiş Hakan haklısın...

Selçuk hakanın sözlerini keserek konuşmaya devam etmişti. " fakat asıl sorun ne zaman harekete geçeceğini bilmiyoruz. Ya da nasıl tür bir saldırı düzenleyeceğini. O yüzden yarın konseyin toplanması gerektiğini düşünüyoruz. Sen ne dersin? "

Başımla selçuğun fikrini onayladığımda onlara yanımdan gitmelerini söyleyen el işareti yapmıştım.

Onlar ilk başta birbirlerine baksalarda kafalarını sallayarak yanımdan ayrılmışlardı.

Elfidanın ardımdan gelen sesiyle yüzümü oraya doğru çevirmiştim. " abi... o konseyi toplamayacaksın değil mi? Lütfen. Bana bunu yapmayacağını söyle..."

Yüzümü önüme doğru çevirdiğimde terasa doğru ilerlemeye başlamıştım. Önüme çıkan her bir misafiri takmadan ilerliyorken hakanın bakışları sırtımı delip geçiyordu.

Terasın kapısına doğru yaklaştığımda terasa benden önce çıkan birisini görmüştüm.

Onunla aramdaki mesafeyi on adımla sınırladığımda onun bahçede bir noktaya baktığını fark etmiştim.

Onun baktığı yere bende baktığımda sadece ağaçta iplerle asılan bir salıncak görmek beni şüpheye düşürmüştü.

Yeniden önümdeki kişiye baktığımda içten içe onun ayparem olup olmayacağı konusunda şüphelenmiştim. Ve bu şüpheyle kalmak yerine ona yaklaşmış ve kolundan tuttuğum gibi yüzünü benim olduğum tarafa çevirmiştim.

Gördüğüm kişiyle birlikte kaşlarımı çatmıştım çünkü bu gördüğüm kişi benim ayparem değildi. Bu gördüğüm yüz davetli misafirlerimizden birisiydi.

Kadın elinde tuttuğu viski bardağıyla birlikte çattığı kaşlarıyla bana doğru bakıyordu. " Adam akıllı kafa dinlemekte yok galiba. Alt tarafı kafa dinleyeceğiz bu ne be?! "

Kadının kolunu bıraktığımda son bir kez yüzümü süzen kadın anında yanımdan ayrılmıştı. Topuklarının tok sesi duyulmayacak kadar azaldığında derin bir iç çekmiştim.

Yeniden bakışlarımı salıncağa çevirdiğimde zihnimi istila etmeye başlayan anıya engel olmamıştım.

12 Ağustos 2017

02:15

Hakan Akmeriç'i karşıma aldığımda adeta duyduğum öfkemden dolayı esfandiyar örgütünün mekanını ateşe vermiştim.

Hakan " delirme barlas. Kendine gel. Unutma ki o senin düşmanının kızı. O senin annenin katilinin kızı! "

Ellerimi saçlarımın arasından geçirdiğimde yüzüne doğru bağırmıştım. " kim olduğu sikimde bile değil Hakan Akmeriç! Tek bildiğim şey , şu anda onun yanımda olmasını istediğim. Ve yanımda da kalmasını sağlayacağım! "

Hakan kaşlarını duyduğu sözlerden sonra çatmıştı. O da aynı benim gibi yüzüme doğru bağırmaya başlayınca sinirden gülümsemiştim.

" aklını kaçırmışsın sen barlas! İstediğin şey annenin ruhunun huzur bulmaması. Unutmuşa benziyorsun fakat annenin nasıl öldürüldüğünü hatırlatırım. "

Gözlerimi derinliklerine kadar uzanan ölümcül hislerle onun yüzüne doğru bakmaya başlamıştım.

Hakan bakışlarımdaki ölümü fark ettiğinde bir kaç geriye doğru atmıştı. " sen bu bakışları kime atman gerektiğini unutmuşa benziyorsun oğlum. "

" ben hiç bir şeyi unutmam Hakan Akmeriç. Çünkü eğer bu beyinsiz olsaydım asla dünyaya sözü geçen bir hükümdar olmazdım. Ve..."

Onun yanına yaklaştıktan sonra bir elimle iki yakasını tutmuş ve onu olduğu yerden havaya kaldırmıştım.

Hakan korkuyla gözlerini kocaman açtığında sesimi tehditkar bir tonda kısmıştım. " Benim kraliçemi benim ellerimin arasından çaldığınız için bu yaptığınız şeyin bedelini oldukça ağır bir biçimde ödeyeceksiniz sen ve arkana aldığın o örgüt. "

Hakan teslim olmuşçasına ellerini havaya doğru kaldırmıştı. " tamam... oğlum... tamam... söyleyeceğim sana yerini. Ama sakin olacaksın tamam mı? "

" sen benimle taşşak mı geçiyorsun ulan! Sevgilime neler yaptınız da sakin ol diyorsun! "

" o bu geceye kan kusarak girdi o yüzden..."

Hakanı duyduğum şeylerin ardından bırakmış ve bir kaç adım geriye doğru atmıştım.

Ayparem...
Benim güzel ayparem...

Doğduğu güne kan kusarak girmişti.
Doğduğu güne lanetler okuyan kızın sözlerini haklıya çıkartmışlardı.

Halbuki ben onun sözlerini boşa çıkartmak için onca şeyi planlamışken benim yakınlarım onun sonunu getirmeye çalışmışlardı.

Hayır!
Bu işin sonunda onu terk edecek olsam bile onu bu halde bırakmayacaktım.

Benim başıma gelen şeyin onun başına gelmesine izin vermeyecektim.

Hakanın yakasına yeniden yapıştıktan sonra yüksek tonda çıkan sesimle konuşmaya başlamıştım. " nerede o! Sevgilim nerede! "

" Esfandiyar'ın 5.bölgesindeki malikanenin bahçesinde..."

Burası...
Hayır!
Bu adam nereyi tarif ettiğinin farkında mıydı?

Onun yüzüne doğru tehditkar bir tonda sesimi kısmıştım. " bittiniz siz! Bittiniz! "

Onun yakalarını bıraktıktan sonra arabama doğru yönelmiştim. Siyah Porcheme bindiğimde oradaki malikeneme doğru sürmeye başlamıştım.

Hızımın iki yüze çıktığının farkında bile olmadan bütün trafik ışıklarından geçip gitmiştim.

Oradaki malikaneme on beş dakika gibi rekor bir sürede geldiğimde bahçeye gelişi güzel arabamı park etmiştim.

Arabamdan aşağıya indiğimde arka bahçeye doğru koşmaya başlamıştım.
Ve korktuğum şeyin başıma gelmesi benim için oldukça kötü olmuştu.

Çünkü onunla bu bahçede geçirdiğimiz güzel anılar artık yabancı bir madde tarafından kapatılmıştı.

Bahçenin girişinden başlayan kan izlerini bakışlarımla takip ettiğimde sonunda salıncakta rüzgar tarafından sallanan bir bedenle oraya doğru koşmaya başlamıştım.

Güzelim yüzüne düşen kanlı saçlarını yüzünden çekmiş ve yüzünü boynuma gömmüştüm.

Ona özel tasarlattığım kar beyazı elbisenin üzerindeki kan lekelerini görmemle gözlerimi yummuştum.

Sadece onun duyabileceği şekilde fısıldadığımda belki de ilk defa birsinin beni bu kadar çok duymasını istiyordum.

" Ben seni bırakacak olsam bile inanma bana ayparem. Çünkü ne bu kalp seni unutur. Ne de bu zihin.
İşte o yüzden yapma... sensiz yaşayamayacak bu adamı sensiz bırakma. Lütfen..."

Ayparem bu sözlerimin ardından hissedebileceğim şekilde nefes solumaya başlayınca yüzünü göğsümden çekmiştim.

Onun yüzünü öylece seyrediyorken kaç dakika veya saat geçmişti bilmiyordum. Bildiğim tek şey , onun halen daha nefes alıyor olduğuydu.

Ayparem o güzelim kirpiklerini hafiften kırpıştırdığında kaşlarımı hafifçe çatmıştım.

Ayparem gözlerini hafifçe açtığında yüzümü gördüğü gibi dudaklarında bir tebessüm belirgin olmuştu.

Onun dudaklarında gördüğüm o küçük gülücük bile benim kalbimi paramparça etmişti. O bu durumda bile gülümsebiliyorken , ben onu nasıl bırakacaktım. Daha doğrusu onu bıraktıktan sonra yeniden onu elde edebilecek miydim?

Ayparem titreyen eline rağmen yanağıma dokunmuştu. Yanağımı yavaşça okşamaya başlayınca nefesimi tuttuğumu fark etmemiştim o bana söyleyene kadar.

" Nefesini tutman doğru değil güneşim. Aynı kanla kaplı halimle bana yakın durman gibi..."

Nefesimi tutmayı bıraktıktan sonra sadece onun yanındayken belli olan gamzelerimi yeniden belli etmiştim.

" nefes tutmam konusunda haklı olabilirsin ayparem. Fakat diğer konuda kesinlikle haksızsın çünkü senin kanlı halin bile seni kusursuz gösteriyor. "

Ayparem hafiften kıkırdadığında yüzünü çektiği acıdan dolayı ekşitmişti. Ayparemi kucağıma aldığım gibi eve doğru yürümeye başlamıştım.

Ayparem başını omzuma koyduğunda sağ elini her zaman ki kalbimin tam üzerine koymuştu. " Galiba kanı ilk defa birisine yakıştırıyorsun? Ama kan birisine yakışır mı ki güneşim?. "

Evin içerisine girdiğimizde odamıza doğru çıkmak için merdivenlere yönelmiştim.

Merdivenlerden çıkıyorken bakışlarımı onun yarı kapalı gözlerine doğru çevirmiştim.

Güzelim gözleri hepten kapandığında ilk defa beni duymamasını istemiştim." Senden önce bende öyle düşünüyordum fakat herkes bir konuda illaki yanılabiliyormuş ayparem. Tıpkı benim de seninle ilgili bir çok konuda yanılgıya kapılmam gibi..."

30.03.2035

İçeriden duyduğum çığlarla o anıdan çıkmıştım. Bir hışımla terastan çıktığım gibi aşağıya doğru inmiştim.

Salona girdiğimde gördüğüm manzara beni şaşırtmamıştı. Çünkü yüzbaşı gibi birisinin bu kadar sessiz durmasının ardından bir şeyler çıkacağını elbette biliyordum. Fakat onun bugün olacağını asla tahmin etmiyordum.

Yüzbaşı kendi ekibiyle beraber getirdiği çelik kuvvetle karşıma dikildiğinde konuşmaya başlamıştı. " yıkılmaya yüz tutmuş bir örgütü kalkındırmayı ancak senin gibi bir adam başarabilirdi alaner. Fakat bu çabalarının boşa olduğunu üzülerek söylemem gerekiyor. "

Onun bu kendine bile bir beden büyük gelen kibrine alaycı bir tavırla gülümseyerek bakıyordum.

Yüzbaşı onunla dalga geçtiğimi anladığında kaşlarını çatabildiği kadar çatmıştı. " benimle dalga geçersin ha! Sana bunun bedelini ödetmezsem benim lakabımda yüzbaşı değil! "

" senin lakabın zaten ne zaman o rütbeye erişebildi ki haysiyetsiz? "

Romanın ona karşı soktuğu lafla yanıma doğru gelmeye başladığını görmüştüm.

Yüzbaşı " senin adın ne zaman karakter mertebesine erişti roman ha önce onu bir söyle istersen..."

Roman elfidanın kolunu tutmasıyla yerinde kalabildiğini fark etmiştim. Yoksa diğer türlü asla bu şekilde kalamayacağını iyi biliyordum.

Elfida bir oka benzeyen bakışlarını onun yüzüne doğru çevirdiğinde ellerimi pantolonumun ceplerine yerleştirmiştim.

Yüzbaşı " ne oldu Harrigton! Karizman çizilmiş sanırım yoksa sen bir kadın yüzünden durmak zorunda kalmazdın. "

Yüzbaşının bu oldukça rahatsızlık veren keyfiyle içten içe kendimi sakinleştirmeye çalışmıştım. Fakat birisi benim gibi değildi bunu fark etmiştim.

Sude bir hışımla olduğumuz yere gelmiş ve onu yakasından tuttuğu gibi kendine doğru döndürmüştü. " Şimdi durmayı gösteririm sana! " dediği gibi yüzüne yumruğunu geçirmişti.

Onun attığı bu yumrukla onunla gururlanmak istesemde gururlanmamıştım.

Çünkü benim ayparemin sırtına bıçağı geçiren herkes benim için yok hükmünde kalmak zorundaydı.

Savaş karısının yanına doğru geldiğinde yüzbaşı patlayan dudağına elini götürmüştü.

Yüzbaşı dudağına götürdüğü elini havada yumruk yaparken intikam vaadiyle yanıp tutuşan bakışlarını ise sudeye doğrultmuştu.

Yüzbaşı bir kaç adım atmaya başladığında hakan akmeriç öne doğru fırlamıştı.

Fakat onun bile fırlamasına gerek olmadığını belli eden ses salonda yankı uyandırınca o an aslında o sesin sadece salonda değil , benim zihnimde de yankı uyandırdığını fark etmiştim.

" Haksız olduğun halde bir kadına hem de masum olan bir kadına... Bir daha el kaldırmaya cürret ettiğini görecek olursam, müttefikim falan demem o elini kesip sana yedirtirim. "

Ayparemi balkondan salonun içerisine doğru girdiğini gözlerimle kanlı canlı bir şekilde gördüğümde
ilk defa o an aldığım nefesin bir anlam ifade etmeye başladığını fark etmiştim.

Sude yüzbaşıyı durduran kişinin ayparemin kendisi olacağını önceden benim ve buradaki herkes gibi bilmediği için gözlerini kocaman açmış , ona doğru bakıyordu.

Savaş aypareme doğru büyük bir özlemle bakıyorken , ondan bir farkım olmadığı yüzüme bir tokat gibi çarpmıştı.

Ayparem yüzbaşının yanına geldiğinde yüzbaşı göz ucuyla onun yüzüne doğru bakıyordu. Sanki yaptığı şeyden dolayı ondan utanıyor gibiydi.

Hakan Akmeriç viski bardağını tuttuğu elini ayparemin önünde havada sallamıştı. " bende diyordum ki , Azrail nerede? Sonuçta kendisi sadece yancılarını yollayabilecek kadar gurursuz değil. Ve gördüğüm kadarıyla haklı çıkmışım. Söylesene..."

Hakan Akmeriç göz ucuyla ayparemin yüzüne doğru bakmaya başlamıştı. " yine ne haltlar karıştırıyorsun mehar? Söyle de bizde seni yok etmek için boşuna uğraşmayalım. "

Ayparem onun sözlerinin ardından hafiften kıkırdadığında herkes birbirinin yüzüne bakmaya başlamıştı.

Sude " neden gülüyor ki şimdi bu? Biliyor musun savaş?"

Savaşı koluyla dürtüklediğinde savaş bilmem dercesine dudaklarını büzüştürmüştü.

Sude'nin meraklı bakışları savaşın yüzünden yeniden ayparemin yüzüne çevrilmişti.

Selçuk gözlerini hafiften kısarak hakana doğru fısıldamaya başlamıştı. " bana azrailin deli olduğunu söylemedin! "

Giray ve eftalya yanımıza geldiğinde eftalya ayparemin gözü önünde koluma sarılmıştı. Giray eftalyanın yaptığı bu hareketten dolayı elini alnına vurmuştu.

Ayparem sanki onun yaptığı oldukça normal bir şeymiş gibi tek bir kelime dahi etmemişti. Tam tersine bakışlarını yeniden hakana çevirmişti.

" Eğer sizin benimle uğraşmanızı istiyorum desem , ne dersin Hakan ha? "

Hakan kaşlarını duyduğu sözlerden sonra çatmış ve oldukça kaba olan bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " ne senin gibi boş insanlara harcayacağımız bir vaktimiz var. Ne de senin gibileri bu dünyada görmeye tahammülümüz var derim Mehar Arkan! "

Ayparemin bunca ağır sözün ardından ondan beklemediğim bir sakinlik ile başını omzuna eğerek konuşmaya başlamıştı. " O zaman bende sizin gibi düşünen her bir şeytanı ortadan kaldırmam gerekiyor dediklerine bakacak olursam..."

Hakan ve diğer üyeler birbirine korkuyla karışık endişeyle bakıyorken malikânenin olduğu odalardan birinin havaya uçtuğunu duymuştuk.

Eftalya ayparemin yüzüne doğru korkuyla bağırmaya başlayınca herkes bir o yana bir bu yana koşmaya başlamıştı. " hemen durdur şu saçmalığı Arkan! Yoksa senin amaçların uğruna buradaki herkes ölecek! "

Malikanenin içindeki diğer üç odada havaya uçtuğunda çıkış kapısının önünde duran adamları fark etmiştim.

Yüzbaşı alânen beni hedefe alan sözlerini sarf etmeye başlayınca yüzümü yere doğru eğmiştim. " ne oldu koskoca esfandiyar'ın sahibi! Hani dünyaya hükmediyordun ne oldu! Kurtarsana onlarla birlikte kendini! Ah... kurtaramazsın değil'mi? Çok yazık..."

Yüzbaşı sözlerinin ardından kahkaha attığında ellerimi iki yanımda yumruk yapmıştım.

Yüzümü yerden kaldırdığımda bir bıçaktan bile daha keskin olan bakışlarımı ayparemin yüzüne doğrultmuştum.

Ayparem duygudan yoksun olan yüzünü ve bakışlarını bana doğru çevirdiğinde ilk bir an sadece yüzüme bakakalmıştı. Fakat sonrasında fikrini değiştirip konuşmaya başlamıştı.

" hediyemi nasıl buldun? "

Onun bu duygudan yoksun kelimeleri kalbime bir ateş parçası gibi düşmüştü. Fakat ben bu ateşte yanlız başıma yanamazdım.

Madem benim karşımda olmak bu kadar çok istiyordu pekala benim karşımda olmanın sonuçlarıyla onu yüzleştirecektim.

Ayparem benden herhangi bir cevap beklemeden yüzbaşı ve adamlarıyla dışarıya çıktığında sırada burasının olduğunu fark etmiştim.

Elfida , roman ve bizi takip eden sude , savaş ve hakanla bir şekilde terasa çıkmış ve oradan aşağıya atlamıştık.

Biz aşağıya indiğimizde ise geriye kalan herkesle birlikte havaya uçan bir malikaneyi bu gece görmek benim için hiç de iyi değildi.

Ayparem bizim hayatta olduğumuzu gördüğünde yüzbaşıyla bizim olduğumuz tarafa doğru gelmeye başlamıştı.

Bizim yanımıza geldiğinde ayparem herkesin yüzüne bir bakış atarak en son benim yüzüme değdirmişti bakışlarını.

Ayparem " doğum günün kutlu olsun barlas alaner akmeriç."

Onun bu artık benim için hiç bir manaya gelmeyen sözlerine karşın hafiften gülümsemiştim.

Ayparem çatık duran kaşlarından birini havaya doğru kaldırdığında konuşmama yeminimi o yemini ettiğim kişi yüzünden bozmak zorunda kalmıştım.

" ve seninde vefatının birinci günü kutlu olsun , Mehar Arkan!"

Sude , Savaş , Elfida , Roman ve Hakan birbirlerine öylece bakıyorken ben direkt olarak tek bir kişinin yüzüne doğru bakıyordum.

Onun yüzüne...
Güneşimin eski Ayparesine...

Ayparem diğerlerine kıyasla bu sözün ne anlama geldiğini biliyordu.

İşte bu yüzden o sözlerimin ardından anında arkasını dönerek buradan uzaklaşmıştı.

Onun ardında kalan ben ise öylece karanlığın ortasında dizlerimin üzerinde kalakalmıştım.

Aslında ben bu olduğum yeri hak etmiştim bir noktada. Çünkü o beni her bir konuda uyarmış ve benim yanımda olamayacağını kesin bir dille söylemişti.

Fakat benim gözlerimde duran pembe camlar herşeyimi alt üst etmişti. Ve şimdi ellerim bomboş bir şekilde ortada kalmıştım.

Tıpkı 15.11. 2017 deki mehar gibi...

Fakat benim mehardan bir farkım vardı. Onunla aramdaki farkı belirleyen şey ise dünyanın temel yapı taşını oluşturan bir örgütün sahibi olmamdı.

Ben o örgütü kurduğum günden bu yana bir çok savaşın içine istemsizce dahil olmuş ve bu kıvrak zekamla her savaşın içinden bir şekilde galip çıkmıştım.

Fakat bu sefer elimi kolumu her şekilde bağlayan kişiye karşı savaşmak benim için oldukça zor olacaktı.

Ama ben bu zamana kadar hiç bir şeyden korkmamış ve her bir fırtınadan dört ayağımın üstüne düşerek kurtulmuştum.

Bu seferde öyle olmasını sağlayacaktım.

Gerekirse karşımda Fatih Sultan Mehmet gibi birisi dursundu yine de ben bu savaştan galip gelecektim.

Çünkü ben ne sadece barlas'tım...
Ne de sadece alaner'dim.

Ben Esfandiyar Örgütü'nü zihninin karanlık tarafından dünyaya getiren bir canavardım.

Ben Barlas Alaner Akmeriç'tim...
Kendi kurallarından başka kuralları tanımayan ve onları yolundan kaldıran bir hükümdardım.

Ve o hükümdarın kraliçesi için düşündüğü şey ise şuydu: Madem bizden olmazdı , o halde ikimizi birden bu dünyadan silecektim.

O halde yaşamaya değer olmayan bir dünyaya gelen biz , rolümüzü hakkına getirip ölelim ayparem...

Sonuçta böyle giderse bu dünya ne sana ne de bana yâr olacak...

Bırakalım da ardımızda kalanlara yâr olsun bu zalim dünya...

🌙

Evet!

Öncelikle sakin olun tamam'mı?
Ve beni fazla linç etmeyin.

Çünkü her hikayenin başı sonunu illaki belli eder.

Ve benim hikayem de zihnimde bunu zamanla belli etti.

Şu anda neler düşündüğünüzü tahmin edebiliyorum fakat bir bölümde de hikayenin sonunu belli edecek kadar manyak değilim.

Sadece bekleyin ve görün!

İleride ki bölümler hakkındaki düşüncelerinizi benimle paylaşmayı unutmayın!

Sizleri , sevgiyle ve saygıyla Selamlayıp gidiyorum...
Ayparçalarım!

Kalın sağlıcakla 🖤...

Kişisel İG: nisakopuz
Kitaplarımın İg'si: nrkkitaplari

#vaveyla #mehararkan #barlasalanerakmeriç