9. bölüm · Vaveyla +18
9.Bölüm: Karanlıklar Girdabında Kaybolmuş Olan Sözler
Evet!!!
Yeni bir bölüme daha hoşgeldiniz
ay parçalarım!
Satırlar arası yorum bırakmayı unutmayın...
Sizleri seviyorum.
Keyifli Okumalar...
🌓
Semicenk & Doğu Swak - Pişman Değilim
Mustafa Ceceli - Simsiyah
Pera - Seni Kaybettiğimde
🌓
9.Bölüm : Karanlıklar Girdabında Kaybolmuş Olan Sözler
🌓
~ Mehar Arkan ~
Hayat bazen bizi öyle yerlere ve durumlara getirir ki , işte o zaman o durumdan kurtulabilmek için bir zamanlar yapamayacağımızı düşündüğümüz şeyleri , yaparken buluyoruz kendimizi.
Ben işte şu an bu andaydım.
Ben Mehar Arkan.
Herkesin korktuğu yüzüne
bakmaya bile cesaret edemediği
o kadındım.
İnsanların canını almaktan bir an olsun bile çekinmeyen bu kadını sadece tek bir kişi değiştirmeye çalışmıştı.
O da Barlas Alaner Akmeriç'ten başkası değildi.
Onu da bu yolda engelleyememe nedenim onunda aynı benim gibi olmasıydı.
O da aynı benim gibi onu yok etmeye ve ortadan kaldırmaya çalışan insanları sadece bu dünyadan silmekle kalmıyor, aynı zamanda onun ailesinden de tek bir kişiyi bile bu dünyada barındırmıyordu.
Azrail ve Alaner her ne kadar birbirlerine benziyorsa mehar ve barlas'ta birbirine o kadar benziyordu.
Neden mi ikisi ayrı ayrıydı?
Çünkü Mehar'la Barlas'ın Aşkı
mahşer'e kalabilecek kadar
masum ve temizdi.
Fakat Azrail ve Alaner'in aşk'ı için
Aynı şey söylenemezdi.
Çünkü onların birbirine duyduğu şey , Aşk gibi tertemiz olan bir duygunun adı verilemeyecek kadar kan lekeleriyle bulanmış bir durumdaydı.
Onların ki Aşk değildi , Onların ki bir imkansızlığı başarma arzusuydu.
Onların ikisi hayatları boyunca imkansızlığın türlü boyutları ile savaşıp kazanmış ve bununla beraber tüm sadakatlerini kaybederek birer şeytana dönüşmüşlerdi.
Ama onlar ilk defa bir şeyi hafife almışlardı.
Onlar herşeyle oyun oynayabilecek
lerini hatta bütün dengeleri alt üst edip , Bütün herşeyi elde bile edebileceklerini düşünmüşlerdi.
Fakat onlar saf ve gerçek bir tutkuyla oluşan bir aşkla oyun oynayamaya kalkmışlardı. Ve bu oynamaya kalkıştıkları Aşk ise Mehar ve Barlas'ın aşkıydı. Tutkusuydu.
Ve bu bizim hayatımızdaki en büyük hatamız oluvermişti bir anda.
Çünkü biz bu bilerek yaptığımız hatamızla beraber , hem kendimizi hemde saramadığımız yaralarımız yüzünden etrafımızdaki herkesi yakmaya başlamıştık.
Ama bu yaptıklarımızın koca bir hiç olduğunu neden sonradan anlamıştım ki. Ben bunları yaptım peki onca yaşadığım şeyler yok oldu mu? Çektiğim acılar. Döktüğüm göz yaşları. Değdi mi hepsine?
İşte değmediğini anladığımda başladı benim insanları kurtarma arzum. Ve benim bu inancım onların benim sayemde mutlu olduğunu gördükçe daha da arttı.
Aslında bu kurtarma arzum uğruna kaybettiğim şeyleri mantığımla düşündüğümde gerçekten çok fazla şeyler kaybetmiştim. Fakat duygularımla düşündüğümde bu kaybettiğim şeylerin değdiğini düşünüyordum.
En azından diyordum.
En azından kendine sağlayamadığın mutluluğu ve adaleti başkaları için sağlıyorsun diye söylüyordum kendime...
🌓
Şuan barlas onu affettiğimi düşünüyor olabilirdi fakat onun en büyük yanılgısıydı.
Çünkü ben onu affetmeyi 1 yıl önce'den bırakmıştım.
Şuan onun yanında durmamın tek sebebi , Esfandiyar örgütünün temelli yok etmek isteyişimdi. Ve bunun için bana barlas'tan kimse yardım edemezdi.
Bunu gerçekleştirdikten sonra barlas'ı bir daha asla oyunlarıma alet etmeyecektim.
Çünkü onun bana karşı olan duygularını kullanmak benim için bir eziyet gibiydi.
Onun o aşkı , sadakati , hiç bir gerçekliği barındırmayan o gri gözleri. Artık herşeyi bana sahte gözüküyordu.
Gerçekten şuan tam şuan benim için tüm evreni dize getirse bile yine de ben ona inanmazdım. Çünkü beni bu duruma o getirmişti. Ve artık geri de döndüremezdi.
Şuan da onun odasında etrafta bir şeyler arasamda hiç bir şey yoktu. Ve bir şeyler bulamamak beni deli ediyordu.
Adım kadar emindim ki , bütün belgeleri çalışma odasındaydı. Fakat şöyle bir şey vardı ki , oraya öyle bir düzenek kurmuştu ki , sadece o odaya girebiliyordu.
Resmen bu adamın zekasını küçümsediğim günlere lanetler yağdırıyordum.
Derin bir nefes aldıktan sonra yavaşça odadan çıkmış ve barlas'ı aramaya başlamıştım.
Sonunda " kimi arıyorsun sen? " diyen barlas'ın sesini duymamla salona doğru dönmüştüm.
Barlas kafasını koltuğa yaslamış ve bir bacağının diğerinin üstüne atarak öylece dışarıyı izliyordu. Bende yavaş adımlarla barlas'ın yanına gitmiştim.
Barlas yanına yaklaştığımda " eğer kavga falan edeceksek yarına saklasak daha iyi olur. Çünkü benim bu kafam yeni bir kavgayı kaldırabilecek kadar güçlü değil şuan. " dediğinde kaşlarımı çatmıştım.
Sanki şuan onunla kavga etmeye gelmiştim. Sadece çalışma odasında mı değil'mi? ve bir daha oraya girecek mi? onu öğrenmek istemiştim , o kadar.
Resmen bir zamanlar bu adama nasıl aşıktım , hayret ediyordum kendime. Nasıl aptalmışım ben. Böyle kendini beğenmiş bir şeytana aşık olacak kadar.
Derin bir nefes aldıktan sonra " seninle kavga etmeye gelmedim. Sadece işlerin bitti'mi yoksa bitmedi'mi ona öğrenmek istemiştim. O kadar. "
Barlas gri gözlerini benim lacivert gözlerime getirince yine o duygunun altında ezilmeye başlamıştım.
Gözlerimi onun gözlerinden çekebilmek için kendimle içsel bir savaşa girmek zorunda kalmıştım.
Sonunda barlas gözlerini benim lacivert gözlerimden çekmiş ve ayağa kalkmıştı. Bende o ayağa kalkınca onunla beraber kalkmıştım.
Barlas " işlerimin bitip , bitmesi ne kadar umurunda olmaya başladı. Bak emin ol ki , düşünüyormuş gibi yapmazsan daha az canımı yakarsın. Sadece net ol. "
Sen benim canımı yakarken düşünmemişken , ben niye seni düşüneyim ki be adam!
Elimi barlas'ın yanağına götürüp " neden böyle düşünüyorsun barlas? Hem ben sana bir şans vermedim mi? Verdim. O zaman neden bunu mahvetmek isteyeyim ya da isteyesin ki? Bak barlas. Ben ikimize bir şans verdim fakat eğer sen bana güvenmezsen ben sana nasıl güvenebilirim ki , söyle hadi? "
Barlas'ın grilerine baktığımda sözlerime inandığını görmek gururumu okşamıştı.
Barlas yanağındaki elime elini götürerek " mehar. Sana herşeyden çok güvenmek istediğimi biliyorsun değil'mi? Ve biliyor musun? Şuan da bile burada sana güveniyorum çünkü evimdesin. Yanımdasın. Ve ben artık bu güven probleminden sıkıldım. Sen bana Esfandiyar örgütünü ortadan kaldırmak istediğini söylemiştin değil'mi? Pekala. Benden sana açık bir çek o zaman. "
Barlas yanağındaki elimi eliyle aşağıya indirdiğinde elimi tutarak beni sürüklemeye başlamıştı.
Sonunda geldiğimiz yeri gördüğümde cidden şaşırmıştım. Yoksa? Hayır!
Bunu'mu yapacaktı. Bana o belgelerimi verecekti.
Esfandiyar'ın ciddi suçlarının bulunduğu belgeyi bana kendi elleriyle mi verecekti?.
Beni çalışma odasına getirmiş ve duvarın ardındaki gizli kasasını açarak belgeleri bana kendi elleriyle vermişti.
Ama verdikten hemen sonrada bir kaç cümle kurmayı da ihmal etmemişti.
" sen bunları şart koşarak benimle beraber olmaya karar verdin ya , emin ol ki bu belgeleri verdiğin kişilerden sonra sen aynı sen olarak kalmayacaksın. Çünkü şunu sakın unutma ayparem , insanlar nankördür. Bu asla değişmez. Herşey değişir fakat bu asla. "
🌓
O belgeleri almış ve o evden çekip gitmiştim. Ve barlas bana engel dahi olmamıştı.
Cidden? Onun o sözlerine kanacağımı mı zannetmişti.
Benim o kurumla iyi bir sözleşmem vardı. Bana eğer bunları yaparsam sonunda katil olarak kalmayacağımı tam aksine insanlar tarafından sevgiyle ve saygıyla anılacağıma dair sözler vermişlerdi.
Gizli karargaha geldiğimde tüm herkes oradaydı.
Yüzbaşı önceden haber verdiğim için herkesi oraya toplamıştı.
Yüzbaşı geldiğim gibi yanıma gelmişti. " aferin sana mehar. Bu işi ancak senin kadar cesur , soğukkanlı ve kalpsiz biri yapabilirdi. Şimdi ise bana o evrakları ver. "
Belgeleri almak için elini uzattığında elimi uzaklaştırdım.
Onun yüzüne çatık kaşlarımla bakarken " unutmayın! Bana bir söz verdiniz , hem o imzaladığım evrağa da geçirdiğinizi söylediniz. Siz bunları alacak ve tüm dünyaya sonrasında Mehar Arkan'ın bir katil deĝil tam aksine üst düzey bir devlet ajanı olduğunu ilan edecektiniz. "
Yüzbaşı söylediklerimi duyduğunda gözlerini devirmiş ve elini tekrardan uzatmıştı. " tamam. Hiç bir şeyi Unutmadık.Ver hadi şu lanetler olası evrağı! "
Evrağı ona uzattığımda Yüzbaşı benden uzaklaşmaya başlamıştı.
Yüzbaşı'nın uzaklaştığını gördüğümde hemen onun önüne geçmiştim. " hani nerde bana verilen o söz? "
Yüzbaşı söylediğim sözlerden sonra tek bir kaşını havaya doğru kaldırmıştı." ben herhangi verilen bir söz hatırlamıyorum. Sen neyden bahsediyorsun? "
Benim öylece ona baktığımı gördüğünde yüzbaşı " haa! Dur sana o evrakı göstereyim. " demiş ve benim imzaladığım sözleşmenin içinde bulunduğu evrakı eline almıştı. " buradaki yazılanları kısaltırsak , sen bir katilsin , o kadar. Anladın'mı? Yoksa altyazı olarak geçmem demi gerekiyor? " demişti ve ardından gözlerimin önündeki evrakı yakmıştı.
Yüzbaşı " artık bunları bizim için yaptığını ve bizimle çalıştığını da kanıtlayamazsın. Artık Bitti... Game over Azrail. " demiş ve çekip gitmişti.
Onun arkasından bu yaptığı saçmalık yüzünden seslenmek zorunda kalmıştım. " sen kocaman bir aptalsın çünkü onun içinde hiç bir şey yok. " dediğimde yüzbaşı arkasını dönmüş ve bana bakmıştı.
Hemen dosyanın içindeki flash bellek i bilgisayara takmış ve tahmin ettiğim gibi bir şey bulamayınca sinirden deliye dönmüştü.
Yüzbaşı'nın yüzüne baktığımda ardında bir tehdidi barındıran sözlerimi söylemeye başlamıştım. " siz beni kandırdınız. Ben size inanmıştım. Bu kadar kişiyi öldürmemin tek sebebi , insanlığı bu şeytanlardan kurtarmaktı. Bu lanet olası örgütün bunların başı olduğunu düşünmüştüm. Oysaki insanların devlete inanmamasının tek sebebi sizmişsiniz. Şunu asla unutmayın ,
siz ancak mehar gibi biri
kandırabilirdiniz ve kandırdınızda fakat Azrail gibi biri kandıramazdınız bile. Ve gördüğünüz gibi kandıramadınız. Madem iyi yüzüm yani Mehar size çok geldi , o zaman size kötü yüzümü yani Azrail'i göstermemin sırası gelmiştir demektir ve Emin olun ki , kötü yüzüm size asla çok gelmeyecek. " dediğim anda arabama binmiş ve son hızla orayı terk etmiştim.
🌓
Arabamı bir uçuruma doğru sürmüştüm. Oraya gittiğimde arabamdan inmiş ve uçurumun kıyısına kadar da yürümüştüm.
Ben Mehar Arkan'dım. Namı Değer: Azrail'dim. Ama galiba artık Azrail'de değildim.
Ben o olmaktan korktuğum kadına dönüşüyordum , yavaş yavaş.
O çaresiz. Kimsesiz. Hiç bir şeyi olmayan o kıza. Mehar'a...
Fakat o çaresiz kadına dönüştüğümü
hissettiğim anda ise içime bir zehir gibi ilmek ilmek işlemiş olan Azrail bir anda var oluyor ve bana boyutunu bile ölçemeyeceğim derecede bir acı yaşatıyordu.
İşte o zaman tam anlamıyla anlıyordum. Mehar Arkan'ın değilde , Azrail'in yaşadığına.
Bir süre sonra arkamdan gelen araba sesiyle sigaramı parmak ucumla söndürmüş ve ceketimin iç cebinden çıkardığım kutunun içine koymuştum. Ve tabiki gelenin kim olduğunu anlamak hiç de zor değildi.
Neden mi?
Çünkü adım sesleri bile onun barlas olduğunu haykırıyordu bana.
Ama görünüşüne göre benimle hesaplaşmaya gelmişti.
Barlas " ne yapıyorsun sen! Oradan aşağıya'mı atlayacaksın? Sen o kadar güçsüz'müydün? "
Bugün bunu bir daha anlamıştım.
Barlas Alaner Akmeriç ilişkimiz boyunca hiç bir zaman beni anlayan taraf da değildi.
O tam tersine kendi doğrularını benimde doğrularım haline dönüştürmek istiyordu. Fakat çok yanılıyordu.
Çünkü Azrail kimsenin kuralları altında yaşayacak birisi değildi. O her zaman kuralları koyan ve yaşatan taraftaydı.
Barlas'ın yüzüne doğru dönmüş ve " evet! Güçsüzdüm! Tamam'mı? Ben hiç bir cesareti olmayan , insanların sevgisini bile hak edemeyen o kusurlu kızım! Oldu'mu? Memnun kaldın'mı? Ha merak etme vermedim o kıymetli belgelerini. Git de al onları sen onlar için gelmişindir'de , bana rol kesiyorsun burada? "
İlk baştaki hafif alaycı tarzımdan sonlara doğru ciddileşen ses tonumu hemen anlamıştı.
Barlas kaşlarını sertçe çatmış bir şekilde ona doğru bakmadığım gözlerime bakarken " bana bak mehar! O belgeler zerre kadar umurumda bile değil. Eğer olsaydı sana vermezdim. Neden bir kere de olsa beni anlamıyorsun be kadın? "
Yeri incelediğim gözlerimi onun gözlerine çıkarınca , iki kaşımı da kaldırıp " seni anlamamı istiyorsun ama benim hiç bir şeyi karşılıksız yapmadığımı bilmiyor olmazsın. " demiştim.
Barlasın şekilden şekile giren yüzüne karşın kaşlarımı indirip , gözlerimi kısmıştım. " Biliyor'musun? Sen bana o belgeleri verirken söylediğin o sözleri eğer daha fazla ciddiye almış olsaydım bugün o insanların gerçek yüzünü göremezdim. Bu hayatta ilk defa bana bir iyilik yaptıysan , işte o bu o gündür. Fakat bunun için sana teşekkür falan etmeyeceğim. Bana kötülük yaptığını düşündüğün günlerin telafisi olarak gör ve bir daha sakın karşıma çıkma. " dediğim anda tam yanından çekip gidecekken barlas tam da tahmin ettiğim gibi kolumdan tutmuştu.
Barlas gözlerini biraz büyütünce çatık kaşlarıyla bir arafta kaldığını anlamamak imkansızdı. " Sen beni bu konuda bile şaşırtmadın. Halen daha seni terk etmemi istiyorsun. Ama sen şunu unuttun. Ben bana ait olan herhangi bir şeyi kolay kolay bırakmam. Ve sen doğduğun ilk andan itibaren bana aitsin ayparem. Bunu göz ardı edemezsin. Çünkü sen ve ben birbirimiz olmadan hayatta kalamayız. Hani diyorduk ya , unuttun mu? Ben senin karanlıklar içinde korkusuzca parlamanı sağlayan güneşin , sende benim karanlıklar içinde aydınlığı sağlayabilen en büyük ışık kaynağımsın. " demiş ve diğer elini yanağıma koymuştu.
Fakat elini yanağıma koyarken elinin çok fazla titrediği gözümden bir an olsun kaçmamıştı.
Barlas elini yanağıma koyduğu anda gözlerinde öyle bir acı kendini belli etmeye başlamıştı ki , şaşırmıştım fakat belli de etmemiştim.
Barlas yüzüme aynı o bakışlarıyla bakarken " biliyorum mehar. Hemde çok iyi biliyorum ne kadar can acıtıcı olsada. Şuan dan itibaren beni asla tanımak istemediğini iyi biliyorum. Bende ölesiye nefret ettiğini de iyi biliyorum. Ama biliyor musun? Bir şeyden vazgeçemiyorum. Hatta birine sözümü geçiremiyorum. " dediğinde sol kolumu tuttuğu elini , kolumdan yavaşça bileğime götürüp havaya kaldırmıştı.
Elimi tam kalbinin üstüne yerleştirince " şu kalbim sürekli her attığında senin adını haykırıyor ya , işte ben onu durduramıyorum. Ve ben bu kalbi durduramadıkça ne senden vazgeçeceğim ne de seni sevmekten. " dediğinde elimi hızlıca kalbinden çekmiştim.
Barlas elimi hızlıca onun kalbinin üzerinden çektiğimde sadece tek bir adım geriye atmıştı.
Barlas sertçe yutkunduktan sonra ellerini saçlarından geçirmişti. Sonrasında tekrardan bakışları yüzüme dönmüştü. " madem benim senden vazgeçmemi bu kadar istiyorsun. Madem benden bu kadar nefret ediyorsun. O halde bu durumda yapılabilecek tek birşey kaldı demektir." demiş ve belinde her daim hazır olan silahını çıkartıp elime vermişti.
Silahın tetiğini ise tam kalbine dayamıştı. " Şimdi vur beni kalbimden ve ardına dahi bakmadan bırakıp git beni. Ama şunu sakın unutma ayparem. Eğer bunu yaptıktan sonra birazcık bile pişman olursan ya da için sızlarsa , sakın yanıma bile gelme. Çünkü bundan sonra benim ne seni affedebilecek kadar gücüm kalır , ne de o kadar sevgim. O yüzden iyice karar ver. Çünkü senin şuan da vereceğin bir karar herşeyin kökünden değişmesine sebep olacak. "
Barlas söyledikleriyle beni arafta bırakmıştı. Sadece tek bildiğim şey , onu seçtiğim anda mehar'ın yeniden doğuşuna dair bir sebep var olmuş olacaktı ve ben bunu hiç istemiyordum.
Çünkü mehar'ın gücü barlas'a duyduğu sevgiydi ve o sevgiyi bulması demek herşeyin sona ermesi demekti. Ve Azrail hiç bir şeyin sona ermesine izin vermeyecek kadar caniydi.
Çünkü eğer bir şey son bulacaksa bunu ancak ve ancak Azrail yapabilirdi. Başkası değil , sadece o.
Barlas'ın verdiği silahı elimde sıkmaya başladığım zaman , barlas ise bir olsun gözlerini gözlerimden ayırmıyordu.
İşaret parmağımı sonunda tetik kısmına getirdiğimde barlas'ın yüzünde acı dolu bir gülümseme belirmişti.
O an neden bu aptal kalbim bu kadar hızlı bir şekilde atmaya ve buna eş değer şekilde ağrımaya başlamıştı hiç bilmiyordum.
Aslında sebebini gayette iyi biliyordum fakat kabullenmek dahi istemiyordum.
O yüzden önceden yaptığım gibi kalbimi dinlemekten vazgeçmeye karar vermiştim.
Tam tetik kısmına işaret parmağımı bastırıyordum ki , barlas'ın tam boynunda beliren kırmızı bir nokta beni durdurmuştu.
Bu da neyin nesiydi?
Kim dibimize kadar gelerek , barlas'ı öldürmeye çalışabilirdi. Barlas'ın ölümü sadece benim elimden olabilirdi.
Tam etrafı gözlerimle tararken bizden epeyce uzak duran kayalıkların arka kısımındaki adamı görmemle adamın birazdan o silahı ateşleyeceğini anlamam kısa sürmüştü.
Bir anda barlas'ı omuzlarından yere atınca aynı anda kayalıkların arkasındaki adama ateş etmiştim. tahmin ettiğim gibi adamı tam anlının ortasından vurmuştum.
Barlas yerden bir anda kalkıp yanıma geldiğinde " neler oluyor burda böyle? " diyerek kayalıkların tam önünde yerde yatan silahlı adamı görmesiyle kaşlarını sertçe çatmıştı. " bu ne saçmalık böyle! Kim beni vurabilecek kadar yürek yiyip gelmiş buraya lan! Hem buna hangi canını yerde bulmuş insan cesaret edebilir!"
Barlas bana doğru dönüp gözleriyle beni kontrol ettikten sonra " sen iyisin değil'mi? Sana gelmedi değil'mi mermi. İyi misin diye soruyorum sana , mehar. Bir kere olsun cevap ver."
Aslında cevap falan vermek istemiyordum fakat eğer vermezsem bu adam buradan gitmeme asla izin vermezdi. O yüzden sadece kafamı sallamakla yetişmiştim.
Bu da bir nevi cevap sonuçta...
Barlas kafasını sağa ve sola sallayınca " neyse ki iyisin. eğer olmasaydın , onlara asla acımazdım. Neyse şimdi boşver bunları. sen sana sorduğum soruya cevap dahi vermedin. evet. cevabını alayım. " dediği zaman kollarını göğsünde bağlamış ve tek kaşını kaldırmıştı.
Gerçekten bu adam tam bir manyaktı. Sanki az önce ölümden dönen o değilmiş gibi bir daha ölüm'ün pençesine atıyordu kendini.
Elimdeki silahı herhangi bir yere fırlatıp " senin canını alsam elime ne geçecek ki , koca bir hiç. "
Barlas " o zaman benim sözlükte ki anlamı şu oluyor ki , sen benim seni bırakmamı istemiyorsun. Ve biliyor'musun? Hayatındaki en mantıklı kararı bugün vermiş olabilirsin , sevgili karıcığım. "
Barlas'ın dediği sözlere gözlerimi devirerek cevap vermeyi tercih etmiştim.
Barlas ona göz devirdiğimi gördüğünde içten bir gülümseme ve bir göz kırpması bana bırakarak arabasına doğru yönelmişti.
Onun arkasından öylece bakarken onunla ne yapacağımı düşünmeye başlamıştım.
Çünkü bizim ilişkimizin sonu çoktan belliydi. Bizim sonumuz birimizin acılarla dolu ölümüne şahit olacak kadar acı verici olacaktı.
Peki hangimiz bunu görebilecek kadar Cesurduk. Ya da o kadar güçlüydük.
İşte o yüzden ben onunla olamazdım. Çünkü şu çok belli bir şeydi ki , benim düşmanlarım onunkilere göre daha gözü kara ve tehlikeliydi.
Evet bunu iyi biliyordum hatta farkındaydım.
O Barlas Alaner Akmeriç'ti. Kimse ona ait olanlara dokunamazdı. Çünkü eğer biri böyle bir şeyi yapmaya kalkışırsa sonu hiç iyi olmazdı.
Ama şöyle de bir şey vardı ki , bırak barlas'ı , Alaner'in gücü bile Azrail gibi bir caniyi korumaya yetemezdi.
O yüzden onun benden uzak durması gerekiyordu. Çünkü eğer o benim yüzümden ölürse onunla birlikte masum bir kız daha ölecekti. Ve ben her ne kadar o kızı istemiyor olsamda onsuzda yapamıyordum.
O kişi kim'miydi?
O Azrail'in içinde bile bir küçük merhamet ve sevgi parıltısı oluşturan , mehar'dı...
🌓
Alaner'le görüşmemizin üstünden tam 2 hafta geçmişti. Ve her geçen zaman benim aleyhime işliyor gibi hissediyordum.
Ama artık bu işe bir son vermeliydim. Onlara Azrail'in kim olduğunu tekrardan hatırlatmalıydım.
Çünkü eğer hatırlatmaz olursam , zaten yoldan çıkmış bu şeytanlar daha da yoldan çıkacaklar ve yine pek çok insanların özgürlüklerine el koyacaklardı.
Şuan da Esfandiyar örgütünün aklından geçenleri tahmin edebiliyordum. Onlarda şuanda güç kaybettiğimi düşünüyordular.
Ama bu hayatlarının sonunu getirebilecek kadar büyük bir yanlışa sebebiyet vereceğini yaşayarak öğreneceklerdi.
Devletin arkamda durmasıyla benim gücüm artmazdı. Çünkü benim gücümün kaynağı acılarımdı.
Ben acı çekmezdim. Çünkü o acı benim ateşimi körükleyen bir su tanesi olurdu o kadar.
Ofisimdeki koltuğumdan kalkarak boydan boya olan camın önüne geçmiş ve ayaklarımın altındaki şehri izlemeye başlamıştım.
Azrail olduğum andan itibaren hiç bir zaman gökyüzüne bakmamıştım. Çünkü sanki bir anlığına gözümü şehirden ayırırsam bir olay patlayacakmış gibi oluyordum.
Her yılım , her ayım , her haftam , her günüm , her saatim , her saniyem ve her salisem benim diken üstünde geçiyordu.
Hayat bana yaşamayı yasaklamıştı.
Ben nefes alıyorum diye insanlar ' bak o bile yaşıyor' diyorlardı.
Halbuki bir insan sadece nefes alınca mı yaşıyor olurdu.
Ben yaşamıyordum. Yaşayamıyordum. Çünkü eğer yaşarsam o beni öldürürdü ve ben ölmeyi düşünemeyecek kadar korkaktım.
Ben mehar olmak istiyordum. Sadece mehar olmak. Fakat bunu aklımdan bir saniyeliğine geçirdiğim anda Azrail geliyor ve onu paramparça ediyordu.
Ben ise onu bulamadığım anda yolumu kaybediyordum ve o cani Azrail bunu fırsat biliyor ve herşeyi kontrolü altına alıyordu.
İşte o zaman ise benden nefret ediyorlardı. Mehar'dan nefret ediyorlardı.
Peki ben kimden nefret ediyordum. Benim nefret ettiğim kişi ; ne o yüzbaşı olan amcamdı , ne barlastı , ne de Esfandiyardı.
Benim nefret ettiğim kişi , bütün caniliğiyle beni binlerce defa öldürüp paramparça eden Azrail'di ve ben ölse bile onu asla affetmeyecektim...
Bu düşüncelerimin ortasından beni ayıran şey ise duyduğum adım sesleriydi ve bu adım sesleri nedense yok olduğunu zannettiğim kalbimin bana kendisinin var oluşunu hatırlatmasıyla o kişi olduğunu doğrulamıştı.
O her bir defasında sözlerimle , suskunluğumla ve hareketlerimle yıktığım yinede beni yalnız bırakmayan ve her aldığım nefesten bile haberi olan kocam ve kendi ellerimle ateşini söndürdüğüm güneşimdi.
Adım sesleri tam arkamda sonlanınca ne yapacağını beklemeye başlamıştım.
Sonunda ensemde hissettiğim nefesiyle bedenim buz kesmişti.
Barlas son bir defa daha nefesini enseme bahşettikten sonra başını benimkiyle aynı hizaya getirmiş ve yüzüme bakmadan şehri incelemeye başlamıştı.
Bir süre sonra gözlerimi onun yüzüne doğru çevirdiğimde şaşırmıştım.
Çünkü gözlerinden kaç gündür uyumadığı belli oluyordu. Aynı zamanda saçlarının ve sakallarının uzaması da herşeyi belli ediyordu.
O herşeyden önce kendisine değer veren adam yok olmuş gibiydi ve ben o adamın yok olmasını istemiyordum.
Evet. Kabul ediyorum ki , onun bana yaptığı hatalar kadar bende ona hatalar yapmıştım. Fakat o bunları hak etmişti.
O bunu çok iyi biliyordu ki , benim kurallarımda yandığım kadar yakmak yoktu. Ve ben onu yakabileceğim her şekilde yakmıştım.
Ama neden anlamıyordum. Onun da karakteri bana benziyorken niye aynısını bana yapmıyordu.
Yoksa? Hayır.
O bana ciddi ciddi beni mi seviyordu , halen daha. Ben onu sevmeyi tam olarak bir yıl önce bırakmışken mi?
Eğer şuan da gerçekten halen daha beni seviyor ise ona diyeceğim tek bir şey vardı ' son pişmanlık fayda etmez güneşim. Hani sen bana ayparem diyordun ya , fakat hiç düşündün mü? Sen benim ışığımı binlerce defa söndürmüşken , nasıl ben senin ateşini söndürebilirdim ki değil'mi?'
Barlas yüzüme bile bakmadan " son pişmanlığın fayda edip etmeyeceğini bilemiyorum. Sadece şunu biliyorum , bu hayatta herkes veya herşey birlikte olabilirdi hatta öldükten sonra bile kavuşan çiftlerin bile var olduğu söyleniyor. Fakat..." dediği zaman gözlerini gözlerimle birleştirmişti.
Aramıza beş adımlık bir mesafe bırakmıştı bu sözlerden sonra. Sanki sadece gözlerimizin buluşmasına izin vermiş gibi uzaklaşmıştı benden.
Barlas gözlerini bir an bile gözlerimden çekmeden , Azrail'in bile ruhuna acı verecek sözleri söylemişti bir anda. " fakat senin ve benim aşkımızın mahşere bile kalamayacak kadar günahla ve kanla kaplı olduğunu daha şimdi öğrendim. Aslında sen her zaman doğruyu diyordun. Ve ben kendi doğrularından ödün dahi vermeyen bir umutsuz vakaydım. Ayrıca tebrik ediyorum seni. Sonunda başardın. Benim gibi bir adama bile aşkın aslında büyük bir zayıflığın ta kendisi olduğuna inandırdın. Oysaki ben sana duyduğum aşka bağlanarak yaşayan ve kat be kat güçlenen bir adamdım. Ama Zararın neresinden dönersen dön kârdır. Öyle değil'mi... ayparem? "
En sondaki ayparem kelimesini öyle bir şekilde söylemişti ki , sanki can çekişen bir adamın ölmeden önceki son kelimesiymiş gibi hissettirmişti bana.
Sahi bundan sonra biz yaşıyor olacak ' mıydık?
Aslında asıl soru şuydu , Mehar yani ben , halen daha yaşayabilecek'miydim?
Eğer yaşayamazsam bu herşeyin sonunun başlangıcı olurdu. Çünkü Azrail'i durdurabilecek tek bir kişi vardı ; o da Mehar'dı.
Eğer o da yaşayamazsa o vahşi canavarı hiç bir kimse dizginleyemezdi.
Barlas ona tek bir kelime dahi etmeyeceğimi düşündüğü zaman o hep dik tuttuğu başını eğmiş ve arkasını dönmüştü.
Bir anda yere sessizce düşen bir damla yaşı görmemle bu aralar kendini bana fazlaca hatırlatan kalbim tekrardan bana kendini hatırlatmaya başlamıştı.
Ama bana acı çektirerek kendini hatırlatıyordu. Ve nedense Azrail bile o acıyı güce çeviremiyordu.
Ellerimi iki yanımda yumruk yapmış ve yerdeki yaşa bakıyordum. Ta ki benim yerimde bile zor durduran ikinci yaşa kadar.
Resmen ellerime artık sıkmaktan kan gitmemeye başlamıştı. O an aldığım nefesler hem bana yetmiyordu , hemde beni cayır cayırda yakıyordu.
Bir süre sonra kalbimde de katlanamayacağım derecede bir ağrı nüksedince iyice çileden çıkmıştım.
Şuan ne nefes alabiliyor , ne de hareket edebilecek kadar gücüm kalmış gibi hissediyordum.
Şuan sadece tek istediğim , barlas'ın arkasına dahi bakmadan çekip gitmesi ve beni bu halimle görmemesiydi.
Çünkü biliyordum ki , beni böyle görürse o yıktığım kalbi daha da yok olacaktı ve ben bunun olmasını asla istemiyordum.
Barlas bir veya iki adım attığında gideceğini düşünmüştüm fakat o tam tersine adımlarını durdurmuş ve arkasını bana dönmüştü.
Barlas benim halimi gördüğünde kaşlarını çatmıştı. Attığı o iki adımı geri tekrardan yürüyerek aynı yere gelmişti.
Tam bana doğru bir adım daha atacakken vazgeçmiş ve ayağını geriye çekmişti.
Barlas'ın ayağını geriye çektiğini görmemle beraber nedense görüşüm bulanıklaşmaya başlamıştı.
Sonunda ise geriye doğru sendelememle barlas sinirden derin bir nefes almış ve ağızından bir şeyler mırıldanarak kafasını sağa ve sola sallamıştı.
Barlas bir süre sonra bir adım daha geriye doğru sendelememle beraber , daha fazla yerinde duramamış ve beni belimden yakalayarak zeminle buluşmama izin vermemişti.
Barlas kapanmaya başlayan gözlerimi gördüğünde elini yüzüme götürüp " sakın! Sakın kapatma gözlerini. Sen nasıl bu kadar sorumsuz olabiliyorsun anlamış değilim. Bunları sonra konuşacağız. Önceki işimiz seni iyileştirmek. " demiş ve beni kucağına alarak ilk ofisimden sonra'da şirketimden çıkmıştı.
Arabanın arka kapısını açan
korumayla ilk beni sadece yatıracağını düşünürken kendisi'ninde benimle beraber binmesi garip gelmişti. Fakat zaten ne şuan bunları düşünebilecek kadar gücüm vardı ne de vaktim...
Barlas başımı kucağına alınca ellerinide yanaklarıma sarmıştı. " dayanmalısın. Hatta dayanmak zorundasın. Biliyor'musun? Sen hiç bir zaman düşündüğün kadar kötü değildin. Olmazdın'ki zaten. Eğer bunu duymak senin rahatlamana neden olacaksa , seni affediyorum mehar. Bana ne yapmış olursan ol , seni affediyorum. Ama lütfen sen yaşa. Çünkü ben senin var olmadığın bir hayatta veya dünyada yaşayamam. Yaşayamam ayparem..." dediği zaman sanki üstümden ağır
bir yük kalkmış gibi hissetmeye başlamıştım.
O anla beraber gözlerim ya ikimiz için sonsuz bir ayrılığa ya da kısa sürecek olan bir ayrılığa'mı kapanmıştı , işte onu bilmiyordum.
Sadece tek bildigim artık her hangi bir savaşta savaşmaya gücümün kalmadığıydı.
🌓
~ Barlas Alaner Akmeriç ~
' Hayat neden bu kadar acımasızdı.'
Aklımda tek geçen cümle buydu. Çünkü gerçekten artık dayanamayacak duruma gelmiştim.
Mehar'a kalbimden bile geçmeyecek o sözleri mantığımın ve aklımın gücüyle istemeyerekte olsa söyledikten sonra , o an gözlerinde gördüğüm o duygu , cevap vermese bile olur dedirttirmişti bana.
Ama şunu bir tütlü anlayamıyordum. ben bu lanetler olası beş para etmeyen hayatımda nasıl büyük bir günah işlemiştim de , sevdiğim kadın hem en büyük düşmanım oluvermiş hem de kollarımda ölüm kalım savaşı verecek hale gelmişti.
Mehar gözlerini kapattığında deliye dönmüştüm. O an aklımdan geçen tek cümle beni bırakıp gitmemesiydi.
Ben Barlas Alaner Akmeriç.
Herkesin korktuğu bu adam hayatında ilk defa bu kadar korkuyordu.
İlk defa bu kadar korktuğumu kabul ediyordum. İlk defa birini sonsuza kadar kaybetme korkusunun ne demek olduğunu öğrenmiştim. Ve ben bu duygudan ölesiye nefret etmiştim.
Ve nefret ettiğim kadar da , bunu da kabullenmeyecektim.
Onu kaybettiğimi kabullenip kenara çekilecek bir adam değildim.
Ben her zaman onunla savaştığımda kaybeden taraf olduğum gibi bu sefer onun hayatıyla girdiğim bu savaşta kaybeden taraf olmayacaktım.
Üzgünüm ayparem...
Ama seni kaybetmeyi göze alabilecek kadar güçlü bir adam değildim hiç bir zaman. Ne geçmişimizde. Ne geleceğimizde.
Sadece tek bir kere seninle girdiğim bu savaşta kaybeden tarafın ben olmama izin vermesen olmaz mı?.
Bunu yapamaz'mısın mehar?
Bir kere de olsa o sarsılmayan gurunu benim için zedelebilir misin?
Ya da benim bir deprem olup , onu zedelememe izin verebilir misin?
Ne düşünüyorsun?
Kararını verdin mi?
Yoksa benden yardım almak yerine ölmeyi mi tercih ettin , yine sen?
Neden düşündün veya yaptın bunu?
O kadar mı değerim yoktu. Gözünde. O kadar mı sevgim kalmıştı o güzelim kalbinde.
Halbuki ben senin gözlerinin derinliklerinde nefes alan , kalbinin her bir atışında hayat nedeni bulan bir adamdım.
Madem güzel bir dille söylediğimi anlamıyorsun veya söylediklerimi reddiyorsun. O zaman kabul edeceksin mehar.
Kabul etmek zorundasın. Bunu kabul etmek zorundasın. Çünkü başka çaremiz yok. Başka çaren yok.
Başka herhangi bir şekilde ne bir kurtuluşun var ne de seni kurtuluşa götüren bir yol. Ve biliyorum ki sen benden çok , Bunu iyi biliyorsun.
🌓
O an ona söylediğim sözleri aslında onun vereceği tepkileri ölçmek için yapmıştım. Ama keşke yapmaz olsaydım.
Çünkü mehar'ın beni kurtarmasından sonra işler değişmişti. O bana kendi hayatının bir kısmını kesip vermişti.
O aldığı elektrik onun kalbinde azımsanmayacak derecede bir hasar bırakmıştı.
Ve ne yazık ki ne kadar arasamda ona uygun bir kalp bir türlü bulamadığım için yapacak bir şeyin olmadığını söylemişti doktor.
Ancak sadece ilaçlar verebilmişti.
O da onu ayakta tutabilmesi için.
Ve biraz daha zamanı kalabilmesi için.
Bu yaşadığım durum benim için hayatımdaki en büyük kırılma noktalarımdan biri olmuştu bu konuda yemin edebilirdim.
Şuan mehar tam camın önünde ona baktığım yoğun bakım ünitesinin içindeki yatakta baygın bir şekilde yatıyordu. Ve onun bu hali beni bitiriyordu.
Şuan onun yerinde ben olmalıydım. Çünkü benim gibi bir adam yaşamayı veya mutluluğu hak etmezdi. Benim gibi adamlara ancak acı çekmeyi hak ederlerdi.
Bir süre sonra yanıma sude ve savaş'ta gelmişti.
Sude yanıma yavaşça yaklaşıp ellerini koluma sarmıştı. " abi. Mehar iyi olacak değil'mi? Lütfen abi. İyi olacağını söyle. "
Sude'nin yüzüne bakmaya bile cesaret edemiyordum. Çünkü ben bile bilmiyordum. Şuan hiç bir şeyi düşünecek durumda olamıyacak kadar yıkılmıştım.
Savaş sude'yi benden uzaklaştırıp sandalyeye oturttuğunda tekrardan yanıma gelmişti. Fakat yüzüme bile bakmamıştı. Sadece şuan tek gördüğü şey mehar'dı.
Tam o anda gelen doktorla onun yanında bulmuştuk kendimizi. " bakın. Mehar hanımın durumu iyiye gitmiyor. Ve gidecek gibi de değil. Bu durumda ya ona uygun bir kalp bulunacak ya da ..." dediği anda meharla olan konuşmamın boşa gittiğini anlamıştım.
O benim ona yardım etmemi istemiyordu. Madem iyilikle olmuyordu , o zaman kötülükle olurdu.
Doktoru ellerimle yakalarını tuttuğum gibi havaya kaldırmış ve duvara yaslamıştım. " bana bak doktor! Ne yapıyorsan yap! İstiyorsan bütün dünyadaki doktorları buraya dökerim. Hatta düşündüğün ne varsa bile direkt yaptırırım. Ama ben karımı kaybedemem. Bunu aklından dahi geçirmeyeceksin. Anladın'mı beni! " dediğimde doktor hızlı bir şekilde kafasını sallamıştı. Doktorun yakasını bıraktığımda yanımdan koşarak ayrılmıştı.
Sude yanıma gözlerinden akan sayısız yaşlarla birlikte gelince tam anlamıyla mahvolmayan tek birparçam bile kalmamıştı. " abi.
Ne olur bulunsun o kalp. Ben mehar'ı o halde görmeye dayanamıyorum abi. Lütfen kurtar onu. Kurtar..." dediği zaman kafasını göğsüme yaslamıştım. " sana söz veriyorum prensesim. Bu hastaneden mehar'la birlikte çıkacağız. Eğer olurda bu olmazsa ben de bu hastaneden sağ çıkacak değilim. " demiştim.
Evet aynen bu sözleri ben söylemiştim. Başkası değil ben söylemiştim.
Oysaki mehar'dan önce ben bu konular açıldığında hep dalga geçen taraftım. Fakat sanırım artık benimle dalga geçilecekti.
Çünkü ben bu önümde baygın
bir şekilde yatan kadın için canımı milyonlarca kez yakmalarına izin verebilir hatta sırf o bir saniye daha fazla nefes alabilsin diye canımı feda bile edebilirdim.
Bu dediğim şeyler bazılarına çok manyakça ve delice gelebilirdi.
Fakat benim yani , Barlas Alaner Akmeriç 'in sevgisi buydu. Sevme anlayışı buydu. Onun tutkusu buydu.
Benim sevgimin farkı , bir insanın kalbime yerleşmeye başladığını hissettiğim anda diğerlerine oranla onu daha da acımasız bir boyutta yakabilmemden belli oluyordu.
Ve maalesef ki bazıları bu yangından hiç bir yara almadan kurtulabiliyorken , bazıları için ise bu durum geçerli olmuyordu.
Çünkü benim oluşturduğum bu yangından kurtulsa da o kişi , artık kendinde bu hayatta yaşayabilecek gücü bulamayıp ebediyyen yok oluyordu.
Biliyordum , hatta farkındaydım. Ben mehar'ı bu ateşte yakıp yok edeli çok olmuştu.
Ama işin ilginç yanı , ben her mehar'ı yok ettiğimi düşündüğümde onun her zaman daha da güçlü bir şekilde yeniden ayaklanması ve yeniden doğuşuydu.
Ama bu sefer ki direnişimin tek sebebi , mehar'ın bu savaşı kazanamayacak oluşuydu. Ve eğer ki kazanamaz olursa bir daha asla yeniden doğamazdı.
İşte o yüzden onu hayatta tutmak istiyordum. Çünkü eğer onu hayatta tutamaz olursam o kıza verdiğim sözü de tutamazdım.
O kız kim miydi?
O kız acımasızlığımın diz boyu olduğu zamanda benimle sözleşmeye cesaret eden ve bana o sözü verdirten , aynı bir gecenin karanlığına benzeyen Simsiyah saçları olan , İnsana hayat vaad eden lacivert gözleri olan ve şuan da karım olan kişiydi.
O benim mehar'ım dı. Ve ben o günkü taş kalbimle bile sadece ona yenilmiştim. Sadece ona...
🌓
Evet!!!
Yeni bir bölüme daha hoşgeldiniz
ay parçalarım!
Sizce diğer bölümlerde
neler olacak?
Neler düşünüyorsunuz
çok merak ediyorum!
Bir daha ki bölüme kadar kendinize iyi bakın , ay parçalarım!❤️🔥
✒️ Yazar: N.R.K
