18. bölüm · Vaveyla +18
18.Bölüm: İsyan
Anıl Bektaş - Kim Ölü Kim Diri
Adele - Skyfall
Nino Rota - Love Theme >
The Godfather
🌙
İşine geldiğinde şeytan bile
kutsal kitaptan örnekler verebilir...
🌙
Bugün başlatmak istediğim kanlı vahşet'in en büyük adımını attığım gündü.
Bugün Esfandiyar Örgütünün Yöneticisi olduğum gündü.
Masum olan herkese , kan kusturan o örgüte artık onların adına kan kusturan o kişi tam buradaydı.
Tam karşılarındaydı ve onlar hiç bir şey yapamıyorlardı...
Aslında o yere göğe sığdıramadıkları güçleri ilk defa birisi karşında bir halta yaramadığı için bu kadar sakinlerdi.
Fakat şimdilik sakinlerdi...
Şimdilik etkisiz eleman gibi kenarda durmayı tercih ediyorlardı.
Ve onların bana karşı cephe almaya başladıkları zamanı , içimde almak istediği intikam uğruna cayır cayır yanan mehar sabırsızlıkla bekliyordu.
Barlas tam yanımda omzumdaki eliyle dikiliyordu. Amcam ise sol tarafımda ellerini arkasına bağlamış bir şekilde duruyordu.
Adnan ellerini masaya vurduktan sonra ayağa kalkmıştı. Onunla beraber bütün üyelerde ayağa kalkmıştı.
Adnan gözlerinin derinliklerinde sakladığı nefretle bakışlarını yüzüme çevirmişti. Dudaklarında gördüğüm oldukça zoraki bir şekilde duran tebessümüyle konuşmaya başlamıştı." Madem artık liderimiz sensin! O halde bir parti vermemek olmaz değil'mi? Sonuçta koskoca adaletin sözde temsilcisi olan Azrail , Esfandiyar'ın başına geçti. Haksız mıyım bir parti istemekle? " dediğinde sude savaşa endişeli bir şekilde bakmaya başlamıştı.
Roman oldukça rahat bir tavırla oturmaya devam ediyordu. Diğer üyeler birbirine tedirginlik ile bakıyorken elimi masaya vurmuştum. Bütün üyeler anında bana doğru bakmaya başladığında oturduğum koltuktan kalkmıştım.
Adnan'ın yüzüne doğru bakıyorken konuşmaya başlamıştım. " kesinlikle haklısın! Herkes artık bunu bilmeli! Ama neyi daha çok bilmeli biliyor musun? Haddini..." dediğimde Adnan ellerini iki tarafında yumruk yapmıştı. Onun ellerini yumruk yapması ile gülümsemiştim.
Amcam üyelere teker teker bakıyorken özellikle gözlerini en son barlas'ta durdurmuştu. Barlas'a doğru bakıyorken de konuşmaya başlamıştı. " o zaman yarın akşam paristeki mekanımızda partiyi ayarlıyoruz! Kabul müdür?"
Barlas amcamın tavrını gördüğünde sadece dudaklarındaki bir gülümseme ile cevap vermişti ki verdiği cevap ile amcam iyiden iyiye kudurmuştu.
Bütün üyeler kabul ettiğinde salon boşalmaya başlamıştı. Sonunda salonda ben , barlas , amcam , sude , savaş ve roman kalmıştı.
Amcam dik dik barlasa bakıyorken sesinin tonunu yükselterek konuşmaya başlamıştı. " sen ne yaptığını zannediyorsun! Bunu mehar'a yaptın diye kahraman mı olacaktın gözümüzde. O zaman sen çok yanıldın. Çünkü ne mehar ne de ben o günü unuttuk! "
Savaş amcamın yanına yaklaştığı gibi bağırmaya başlamıştı. " barlasa bu konuda kin besleyemezsin sen! Çünkü onlar ölmeyi hak ettiler ki , mehar da bunu biliyor! Zaten bunu bildiği için barlas hayatta! " dediğinde amcam savaşın kafasını işaret parmağıyla ittirmişti. Aynı hiddet ile de konuşmaya başlamıştı. " Senin eğer bu kafatasının içinde bir beynin olsaydı , bana bunları dememen gerektiğini de bilirdin. Fakat , nerede! Ulan! Sence gerçekten mehar barlas'ı seviyor'mu! " diyerek kahkaha atmıştı.
Amcamın yüzüne karşı dik dik bakıyorken konuşmaya başlamıştım. " şu saçmalığı kes artık yaşlı bunak. Hem sen onlara laf atmadan önce kendi yaptığın ibneliklere karşın bana daha hesap vereceksin. Sen onlar beni bu örgütün lideri yapsınlar diye bir kaç yapı taşlarına bağlı olan planlarımdan bir kaçını ortaya sermeye kalktın. Ve bunu da öğrenemeyeceğimi zannettin , öyle değil'mi? " dediğimde amcamın yüzü resmen buz kesmişti.
Amcam sürekli dudaklarını oynatmak istiyordu fakat bunu da bir türlü yapamıyordu. Çünkü bana karşı üreteceği yalanların sayısı artık tükenmişti.
Barlas alaycı bir tavırla ellerini pantolonunun ceplerine soktuğunda konuşmaya başlamıştı. " ne oldu yüzbaşı? Dut yemiş bülbüle döndün. Konuşsana , ne duruyorsun? Sen benim karımı aptal'mı zannettin. Ah! Şu an yerinde bile olmak istemezdim biliyor'musun? Yazık sana..." dediğinde amcam sert bir şekilde yutkunmuştu.
Amcam birer oka benzeyen bakışlarını barlasın yüzüne doğru çevirmişti. " şunu unutma ki alaner! İşine geldiğinde şeytan bile kutsal kitaptan örnekler verebilir... " dediğinde bunu neden dediğini pek fazla anlamamıştım fakat bir gün bunu anlayacağımı iyi biliyordum.
Amcam barlasın umursamaz tavrıyla son bir kez bakışlarını bana doğru çevirmişti. Amcam fısıltıyı bile bana hissettirmeyecek derece acıyla dolu olan sözlerini sarf etmeye başlamıştı. " yalvarırım mehar. Herkesi yak ya da yok et fakat bu amacımızdan vazgeçme. " dediğinde gözlerimi bana güven dercesine kırpmıştım.
Amcam yüzündeki hafif bir tebessüm ile birlikte buradan ayrılmıştı. Roman barlasın yanına geldiğinde kulağına doğru fısıldamaya başlamıştı. Ve ben ise o anda dudaklarını okumaya başlamıştım. " her ne planlıyor isen yanında olduğumu bil. " dediğinde kaşlarımı hafifçe çatmıştım.
Barlas romanın dedikleri yüzünden gamzelerini gösterecek şekilde gülümsemişti. Ardından kafasını sallamıştı.
Roman anında salondan çıktığında ben barlasın gülümseyen yüzüne dik dik bakmaya başlamıştım. Bu sözlerin onda bıraktığı etki hiç hayra alamet değildi.
Demek ki , sevgili kocam beni buraya boşuna geçirmemişti. Acaba o aklından yine neler neler geçiyordu? Neyse ki , bu akşam elime geçerdi uygulamaya koymak istediği planlar.
Sude yanıma gelmek için adım attığında savaş elini tutarak adımlarını durdurmuştu. Sude savaşa hüzünü dibine kadar barındıran gözleriyle bakıyor iken savaş ona bakmak yerine bana bakıyordu.
Onun birer silahı andıran gözleri ile tek bir kaşımı havaya kaldırmıştım. Sonrasında savaş sudeyi peşinden sürükleyerek salondan çıkmıştı.
Barlas yüz halimi gördüğünde kaşlarını hafifçe çatmıştı. Yanıma geldiğinde ellerini omuzlarıma koymuştu. " ne oldu ayparem? Neden gözlerinde bu duygular hakim duruyor? " dediğinde çatık duran kaşlarım ile yüzüne doğru bakıyorken konuşmaya başlamıştım. " neden hakim olduğunu zaman sana gösterecek barlas. O zamana denk yanlış bir şeyler yapmamaya özen göster. " dediğimde barlas omuzlarımı bir saniyeliğine kuvvet uygulamıştı.
Onun ellerini omuzlarımdan ittirdikten sonra onu ardımda bırakarak salondan ayrılmıştım. Salondan ayrıldığım gibi ateşi aramıştım.
Ateş aramayı yanıtladığında " Barlas yine bir haltlar karıştırıyor Azrail! " dediğinde kafamı sallamıştım. Arabamın kapısını açıyorken konuşmaya başlamıştım. " farkındayım işte o yüzden her ne saklıyor ise bul onları ateş! Yarın akşam ki partiye kadar. " dediğimde ateş anında onaylamıştı. Ateş telefonu kapattıktan sonra arabayı rıhtıma doğru sürmeye başlamıştım.
Rıhtıma geldiğimde kapıda beni bekleyen bir adet yüzbaşı elbetteki bekliyordum. Amcam ona doğru yaklaştığım esnada oldukça ciddi olan sesiyle konuşmaya başlamıştı. " alaner yine bir haltlar karıştırıyor değil'mi? " dediğinde aramızda yedi adım kala durmuştum.
Onun söylediği sözlere karşın tek bir kaşımı havaya kaldırmıştım. Bununla da beraber kollarımı göğsümde bağlamıştım. " bu seni hiç ilgilendirmez yaşlı bunak! Sen sadece amacımıza odaklan , yeter! Gerisini bana bırak. Çünkü biliyorsun ki , Azrail amacını gerçek kılabilmek uğruna sahip olduğu herşeyden vazgeçebilir. "
Amcam dalga geçercesine konuştuğum için kaşlarını sertçe çatmıştı. " sen iflah olmazsın mehar! Hem de hiç olmazsın. " dediğinde kafamı sallamıştım. " eğer olsaydım , asla bu kişi olamazdım emin olabilirsin! "
Amcam derin bir iç çektikten sonra kafasını sallamıştı. " her neyse , yarın ki parti için ne yapmayı düşünüyorsun? Herhalde bir planın vardır. " dediğinde sinsice gülümsemiştim. Elbetteki vardı...
Ve bu bitirici olan hamlem o üyelerin sonuna bir vip davetiye çıkaracaktı. O davetiyeyi ise red edemeyecek olan bir canavar ise tam içimde yer alıyordu.
Amcam yüz halimi gördüğünde aynı benim ki gibi gülümsemişti. Ellerini oldukça rahat bir tavırla pantolonunun ceplerine sokmuştu.
Ben rıhtıma doğru yeni ölümüne neden olacağım canavara doğru gidiyor iken , tam esnada çalan telefonum ile adımlarımı gördüğüm isim ile durdurmuştum.
Arayan kişinin ateş olması ile aramayı yanıtlamıştım. " mehar. Her ne yaparsan yap fakat yarın o partiye gitmek zorundasın! Alaner tahmin ettiğimden bile daha büyük şeyler planlıyor! Sadece şunu bil ki , seni oraya asla boşuna geçirmemiş! " dediğinde damarlarımdan akan kan anında bir lava dönüşmüş ve bütün bedenimi yakmaya başlamıştı.
Barlas...
Sen yine ne haltlar karıştırıyorsun!
Yine ve yine geri dönüşü dahi olmayacak olan bir hata yapacak ve sonrasında benim yamacıma gelip seni af edebilmem için dolaplar çevirmenin peşinde'misin?
Eğer ki , öyle ise sana çok geçmiş olsun barlas...
Çünkü bundan böyle af ve af kelimesi benim hayatımdan sonsuza kadar çıktı.
Çünkü kendini bile af edemeyecek olan bu insan , bir daha hiç bir kimseyi af etmeyecek!..
🌙
Üstümdeki siyah oldukça derin yakalı saten yırtmaçlı elbisem ve beyaz renkli topuklu ayakkabılarım ile arabanın arka koltuğunda oturuyordum.
Hafif Aralık cam ile soluduğum sigara dumanını dışarıya veriyordum. Karanlıkların arasından parlayan eyfel kulesine gözlerimi çevirdiğimde aklımda dolaşmaya başlayan anılar ile anında gözlerimi çevirmiştim.
Aradan geçen on beş dakikanın ardından partinin verileceği yere geldiğimizde sigaramdan son bir nefes almıştım.
Biten sigaramın ateşini kül tablasına bastırarak söndürdüğümde soför kapımı açmak için oturduğu yerden kalkmıştı.
Soför kapımı açtığında çantamı elime alarak elimi şoförün elinin içine koyarak arabadan aşağıya inmiştim. Soför elimi bıraktıktan sonra arabaya binmiş ve uzaklaşmıştı.
Ben binlerce flaşın arasından kırmızı halının üzerinden binaya girmiştim.
Salona girdiğimde bütün gözler anında üzerime doğru kaymıştı.
Ben merdivenlerden indiğimde Giray Korhanlı elinde tuttuğu kadehi ile bana doğru gelmeye başlamıştı.
Amcam oturduğu masanın koltuğundan kalktığında yanında gördüğüm ateş ile az da olsa
şaşırmıştım.
Giray garsonların tepsisinden yürürken bir kadeh daha kaptıktan sonra yanıma gelmişti.
Giray hafifçe gülümsediğinde kısılan sarı gözleri ile resmen bir masalın içindeymişiz gibi hissettirirdi. Ta ki , normal bir kız olsaydım.
Giray sol elindeki kadehi bana doğru uzatırken haddinden fazla mutlulukla dolu olan sesiyle konuşmaya başlamıştı. " burada olman gerçekten beni çok sevindirdi mehar! Sonuçta biliyorsun , onlar bizi anlamaz! Ve ben benim gibi olan tek insanla eğlenmeyi tercih ederim. " dediğinde elindeki kadehi almıştım.
Pırlantadan oluşan takılarıma , siyah elbiseme , saçlarıma ve en son da makyajımda göz gezdirdiğinde gözlerimi alaycı bir tavırla kısmıştım.
Adnan yanımıza geldiğinde bile giray gözlerini üstümden çekmemişti. Adnan olduğum durumdan eğlendiğini belli edercesine konuşmaya başlamıştı." Nasıl gidiyor parti Azrail? Görünüşe göre iyi gidiyor! Hem.." diyerek etrafına göz gezdirmeye başlamıştı. " Senin kocan nerede? Ne diye piyasalara çıkmadı bu saate kadar. " dediğinde gözlerimi onun yüzüne karşın devirmiştim.
Kadehimi bitirdikten sonra umursamaz bir tavırla " ben onun bekçisi değilim. İsterse gelir , isterse gelmez. Ve bu konu da seni hiç ilgilendirmez." Diyerek amcam ve ateşin olduğu masaya doğru ilerlemiştim.
Ateş oraya geldiğimde ciddi bir tavırla " senin bu kocan hiç iyi şeylerin peşinde değil. Ve Azrail biliyorsun ki , ilk defa ondan önde değiliz. " dediğinde sağ ayağımı sol ayağımın üstüne atarak oturmuştum.
Çantamı masanın üzerine koyduğum sırada amcam korku dolu gözleriyle konuşmaya başlamıştı. " hayatımda resmen bu gergin dolu olmadım ben. Resmen bir mayının üzerinde gibiyim mehar. " dediğinde onun bu korkusu beni bile etki altında bırakmıştı.
İlk defa bir şeyi önceden bilmiyordum. İlk defa düşmanımın yaptığı hamleye ya da hamlelere karşın , hamleler düzenleyecektim ve bu içimde intikam ateşi ile cayır cayır yanan mehar'ı korkutmak yerine daha da hırslandırıyor olması beni bir noktada keyiflendiriyordu.
Parti akıp gidiyor iken bir anda açılan kapı ile bütün gözler oraya doğru çevrilmişti.
Ve çevrilen gözlerin göreceği en büyük şok etkisi yaratacak olan olay gerçekleşmişti.
Barlas üstündeki takım elbise ile kenara çekilmiş ve ardındaki kızı göstermişti.
Kız barlasın yüzüne büyük bir tutku ile bakarken barlas bana bile bir kere olsun bakmadığı şekilde kızın yüzüne bakıyordu.
Barlasın koluna kolunu geçiren kız ile barlas merdivenlerden aşağıya inmeye başlamıştı.
Barlas ile kız indiğinde Giray saf bir nefretle kıza doğru bakmaya başlamıştı.
Kız kibirli bir yüz ifadesiyle giraya bakıyorken Adnan alaycı bir tavırla gülümseyerek konuşmaya başlamıştı. " neler oluyor barlas? Sen neden Giray Korhanlı nın kuzeni eftalya ile buraya geldin. Sonuçta senin bir karın var değil'mi? " dediğinde barlas sadece gülümsemişti.
Barlas herkese acıyarak baktığında konuşmaya başlamıştı. " sizce o benim karım olmaya layık birisi'miydi ki siz ondan bu şekilde bahsediyorsunuz!" Dediğinde yerimde durabilmek için ekstra bir çaba sarf etmem gerekmişti.
Hakan Akmeriç büyük bir öfke ile oturduğu yerden kalkmış ve oğlunun yanına gelerek yüzüne karşı bağırmıştı." Sen benimle taşşak mı geçiyorsun barlas! Sen ne yaptığını zannediyorsun? Ulan! Benim oğlum ya , Arzunun oğlu olmazsın sen! Sen nasıl olduda bu kadar alçalabildin! " dediğinde barlas ta babasının yüzüne doğru bağırmaya başlamıştı. " ben arzunun oğluyum! Neden'mi? Çünkü ben annemin katilini unutmadım. Ben o kızı ölümden beter ettim. Ve de şimdi hayatımın tek gerçek aşkı ile evleneceğim. "
Sude ve savaş anında oldukları yerden ayrılıp hakanın yanına gelmişlerdi.
Sude " nasıl evleneceksin ki , mehar seni boşamadıktan sonra ha! Adi pislik! " dediğinde barlas tek bir kaşını kaldırmıştı. " boşanmak üzere olmadığımızı kim söyledi? " dediğinde anında zihnime otelde iken bana bir an olsun okumama izin dahi vermeden imzaladığım belgeler düşmüştü.
Savaş büyük bir hiddetle barlası yakasından tutmuştu. " Ulan! Seni adi orospu çocuğu! Sen ne karaktersiz bir herif çıktın böyle! Ulan , biz senin için canımızı bile verebilirdik! Hatta mehar senin için binlerce defa vermek üzereydi. Ve sen bu saçma sapan intikamın yüzünden her bir şeyi mahvettin! Umarım annen azaplar içinde yanıyordur! Benim kardeşimi yaktığın kadar! " dediğinde barlas sinirden deliye dönmüştü.
Barlas savaşın anlına kafasını geçirdiğinde olduğum yerden doğrulmuştum.
Barlas savaş ona doğru geldiği esnada üstüne dalacak iken barlası boğazından yakaladığım gibi geriye doğru ittirmiştim.
Eftalya direkt barlasın yanına gittiğinde barlas yüzündeki gülümsemeyle birlikte yüzüme doğru bakmaya başlamıştı.
Onun bakışlarına karşılık alaycı bir tavırla gülümseyerek konuşmaya başlamıştım. " bir çakal ormanda aslanı göremeyince kendini ormanın efendisi sanarmış. Ta ki , aslanı görene kadar. Unutma ki , ben esfandiyar'ın lideriyim. Yani bu da demek oluyor ki , bu zırvalıklarını ortalıkta yapmayacaksın! "
Söylediğim sözlerden sonra ellerimi havada iken birbirine vurmuştum. Herkes bununla birlikte dağıldığında bende masama geçmiştim.
Ben masaya geçtiğimde masaya sude ve savaşta gelmişti.
Sude dirseklerini masaya yasladıktan sonra ellerini başının iki tarafına koymuştu. Savaş iki elini de sudenin omuzlarına yerleştirmişti.
Amcam sudenin yıkılmış halini gördüğünde ondan hiç bir şekilde beklemediğim bir merhamet duygusu ile sudeye bakıyordu.
Gözlerim barlas'ı bulduğunda yanında elini sımsıkı tuttuğu kız ve üyeler ile birlikte oturduğunu görmüştüm.
Ateş bakışlarımın yönünü fark ettiğinde " Alaner'in detaylıca planlayıp , sonrasında herkesin içinde oynadığı bu oyundan sonra adımlarımızı hangi yönde atacağız Azrail? " dediği sırada barlas'ın gözleri benim gözlerimi bulmuştu.
Barlas ona karşı attığım boş bakışlara karşın yüzündeki şok ifadesi dudaklarımda hafif bir gülümsemeye neden olmuştu.
Fakat bu normal değildi, bu ona karşı içimdeki acıları gösterdiğim son gülümseme ve son andı.
Çünkü bugünden sonra ne onun ayparesi vardı. Ne de benim güneşim.
Bizi ancak biz bitirebilirdik. Ve bunu da elbetteki yapmıştık. Yapmıştı...
O bu hiç bir halta yaramayan ilişkiyi kendi yöntemleri ile bitirmeyi başarmıştı.
Çünkü o beni biliyordu...
Onu onunla ben bir ilişki içerinde iken başka bir kadınla görmeyi dayanamayacağımı ve ondan temelli vazgeçeceğimi biliyordu. Ve olmuştu da. Ondan vazgeçmiştim. Canımdan vazgeçmiştim. Canımdan...
Barlasın yüzüne doğru daha fazla bakmak istemediğim için tam bana doğru bakan girayın yüzüne doğru bakmaya başlamıştım.
Giray bakışlarım ile buluştuğunda gamzelerini gösterecek şekilde gülümsemişti. Sonrasında masadaki kadehi eline alarak havaya kaldırmıştı.
Kaldırdıktan sonra dudaklarını oynatmıştı. " bu kaldırdığım kadeh ilk defa biri için kalkacak... Benim canım , hayatım ve nefesim olan , mehar'ım için..." dediğinde kaşlarımı hafifçe çatmıştım.
Giray içmek için izin istediğinde kafamı sallamıştım.
Giray kadehi kafasına diktiğinde etrafta gördüğüm bütün kadınların bakışlarının onun üzerinde olması ve onun hiç bir şekilde rahatsız olmaması...
Cidden , bununla evlenecek olan kız çok şanslıydı....
Çünkü hangi dışardan düzgün içerisi rezalet olan adamların her bir şeyini ortaya sermiştim. Nelerine şahitlik etmiştim.
Fakat bu adamın şahitlik edebileceğim tek bir hatasının bile olmaması...
Tam aksine tüm insanlığın ve hayvanların yanında duran derneklere yaptığı yardımları yakalamıştım. Gerçekten böyle böyle adamlar kaldı mı , bu dünyada?
Resmen inanılmaz...
Etrafta çalmaya başlayan müzik ile gözlerini bir an olsun bile benden ayırmayan barlasa doğru bakmaya başlamıştım tekrardan.
Ve bu şu anda çalmaya başlayan müzik , beni ve onu eski anılarımızdan birine doğru hiç istemesekte sürüklemeye başlamıştı...
🌙
12.08.2017
Barlas gözlerimdeki eli ile birlikte beni bir yere sürüklemeye başlamıştı. Onun bu yaptığı ile sızlanmaya başlamıştım. " güneşim! Yine ne haltlar karıştırdın bilmiyorum ama gözlerimi açtığında seni çok fena benzeteceğimi iyi biliyorum! "
Barlasın arkamdan kıkırdadığını duyduğum bir of çekmiştim. Ve anında adımlarımı durdurmuştum.
Barlas adımlarımı dur durduktan sonra göğsümde bağladığım kolları görmüş olmalıydı ki , derin bir iç çekmişti.
Barlas alaycı tavrından ödün vermeden konuşmaya başlamıştı. " gerçekten mi ayparem? Senin bu minnoş haline güldüm diye bana trip mi atacaksın? " dedikten sonra yanaklarımı sıkmaya başlamıştı. Ellerimle yanaklarımdaki ellerini ittirdikten sonra gözümdeki bandajı açmak üzereydim ki , barlas buna izin dahi vermemişti.
Barlas Cık Cıklayarak beni kınıyormuş gibi konuşmaya başlamıştı. " bu hareketi sana hiç yakıştıramadım ayparem. Hem sen az daha senin için hazırladığım sürprizi bozuyordun. " dediğinde şaşırmıştım. Öyleki ağzım açık kalmıştı.
Barlas ile birlikte biraz daha yürüdükten sonra adımlarımız durmuştu.
Barlas yüzünü kulağıma doğru yaklaştırdıktan sonra ellerini bandajıma götürmüştü. " doğum günün kutlu olsun, benim güzel ayparem! " dediğinde bandaj gözlerimin üzerinden çekilmişti.
Etrafta gördüğüm manzara ile resmen büyülenmiştim. Barlas benim bu halimi gördüğünde resmen olduğu yerden bir olsun bile kımıldamamıştı.
Ben etrafa göz gezdirirken çalan müzik ile gözlerimi anında barlasa çevirmiştim. Barlas yüzünden bugün hiç düşmeyen gülümsemesi ile bana doğru gelmeye başlamıştı.
Yanıma geldiğinde ellerimi tutarak adeta büyülenmiş gibi konuşmaya başlamıştı. " sen bana the godfather'ın en sevdiğin drama olduğunu söylemiştin. Onun da bu şarkısını sevdiğini. Bende dedim ki , neden bu sonsuza dek bizim müziğimiz olarak kalmasın ki? İşte bu yüzden bütün haklarını satın aldım. Yani bu artık bizim müziğimiz. Sadece bizim..." dediğinde bulanıklaşmaya başlayan gözlerim ile barlasa doğru bakıyor iken " seni seviyorum güneşim. Ve son nefesime kadar da seni sevmeye devam edeceğim. " dediğimde barlas dona kalmıştı.
Çünkü ona ilk defa bu şekilde açık açık hislerimi dile getirmiştim. O yüzden bu hali benim için oldukça normaldi.
Barlas kafasını hafifçe salladıktan sonra yüzündeki tereddüt barındıran gülümsemesi ile " bende seni seviyorum ayparem. Hemde son nefesimde adını söyleyebilecek kadar çok. Ve bugün aşkıma , aşkımıza bu şarkı şahitlik edecek. " dediğinde tek bir kaşımı havaya kaldırmıştım.
Bir elimi yanağına götürdüğümde barlas yanağını elime doğru yaslamıştı." Hem bugün , hem de değil güneşim. Çünkü bizim nefes aldığımız her bir dakika da bu aşk azalmak yerine daha da arttıyor. O yüzden sadece bugün için deme , onun bir ömür boyu bize şahitlik etmesi gerekecek değil'mi?" dediğimde barlas gözlerini kapatmıştı.
Ondan sonraki dakikalarda ya da bir su gibi akıp giden günlerde bile o cümlemin devamını getirmemişti.
Ve bende geçmişten gelen bir sorundan dolayı cevaplamak istemediğini öğrendiğim günden sonra sormaktan vazgeçmiştim...
🌙
Günümüz
O anıdan çıktığımda barlasın yüz ifadesi onunda benimle aynı anıdan çıktığının bir işaretiydi.
Barlas beş dakika boyunca gözlerimin içine baktıktan sonra oturduğu yerden ayağa kalkmıştı.
Barlasın ayağa kalkışı ile tüm gözler anında ona doğru çevrilmişti. Barlasın bu akşam yaptığı bu dansı eftalya ile yapacağının en büyük deliliydi.
Fakat kalbim mantığımın sözlerini her bir şekilde yalanlıyor ve kendi bildiğini okuyordu.
O bunu yapamaz. Bizim şarkımızda onunla dans edemez. Aramızdaki aşkın bütünüyle sahte olduğunu bu şekilde yüzüme vuramaz. Yaşadığımız her bir anın boşa geçen bir zaman dilimi olduğunu bana bu şekilde gösteremez , evet...
Kalbimin saçmalıklarını susturabilmek için dışarıya çıkmak üzere oturduğum yerden kalkacağım sırada barlas beni ve eftalyayı şaşırtacak bir harekette bulunarak eftalyanın yanından bana doğru gelmeye başlamıştı.
Ateş , amcam , sude ve savaş bu tarafa doğru gelen barlas'ı gördüğünde resmen şok üstüne şok yaşamışlardı.
Barlas tam benim önümde olacağı şekilde durduğunda sol elini bana doğru uzatmıştı. " bu dansı bana lütfeder'misin karıcığım? " dediğinde kaşlarımı hafifçe çatarken cümlesindeki yanlışını bıçak gibi keskin olan sesimle düzeltmiştim. " eski karın. Alaner! "
Barlas yüzüme karşı gamzelerini gösterecek şekilde gülümsediğinde konuşmaya başlamıştı. " gerçekten çok şakacısın karıcığım! Cidden bu takma isimleri çok arıyor'musun? " dediğinde sırtımı koltuğa daha da yaslamıştım.
Barlas sergilediğim tavrı gördüğünde duyduğu sinirden bir nefes vermişti. Sonrasında dudaklarını oynatmaya başlamıştı." Tut şu elimi ve dans et benimle. Sonrasında ne yapmak istiyor isen yap bana. " dediğinde öyle mi dercesine yüzüne doğru bakmaya başlamıştım.
O böyle deyince elimi elinin içine koyarak ayağa kalkmıştım. Herkesin ortasında dans pistine geldiğimizde barlasın yüzüne doğru bakıyorken konuşmaya başlamıştım. " sıradan bir dans için ölümle burun buruna gelmek oldukça saçma bir fikir değil'mi sence?" dediğimde belimde duran eliyle kıkırdamaya başlamıştı.
Biz dans ediyorken etrafımızdaki herkes bizi şaşkınlık içerisinde izliyordu.
Aslında haklılardı şaşırmakta. Çünkü dışarıdan bakıldığında birbirleri için ölecek ve öldürebilecek bir karı koca gibi görünüyorken biz , içeriden bakıldığında birbirlerini öldürmek için saatleri sayan iki ezeli düşman gibiydik.
Ben onun yüzünden bakışlarımı çektiğimde barlas belimdeki eliyle belimi sıkmaya başlamıştı. Onun bu yaptığıyla dudaklarımda bir tebessüm belirmişti.
Barlasın nefesini kulağımda hissetmem ile tüylerim diken diken oluvermişti." Beni delirtmek hoşuna gidiyor biliyorum karıcığım. Fakat şuan , böyle bir ortamda bunu yapmaktan vazgeç. "
Barlasın söylediği sözlerden sonra gözlerimi onun gözleri ile buluşturmuştum.
Gözleri ile buluştuğumda gözlerimi kısarak ona yanıt vermiştim." Sen herkesin ortasında beni rezil edeceksin ve bende tahammül edeceğim , öyle'mi? O halde çok beklersin! " dediğimde barlas kaşlarını sertçe çatmıştı.
Onun kaşlarını çatmasına karşılık dans ediyor iken ayağa oldukça sert bir şekilde basmıştım.
Barlas çektiği acı yüzünden belimi ve elimi biraz daha sıktıktan sonra aradan geçen bir kaç saniyenin ardından gevşetmişti.
Onun gevşetmesinden sonra ben adımlarımı durdurmuştum. Barlas'ın yüzüne doğru bakıyorken barlas derin bir iç çekmiş ve dudaklarını oynatmaya başlamıştı. " şu dansa devam et. Yoksa kurtardığın her bir masum insanları tek bir gecede ortadan kaldırırım. " Barlas'ın dudaklarını okuduğum da kaşlarımı çatmıştım.
Bu adam kendini ne zannediyordu?
Masum insanların hayatı ile beni tehdit ederek her bir istediğini yapabileceğini falan mı?
Adımlarımı atmaya başladığımda barlasta bana uyum sağlamaya başlamıştı.
Ben onun gözlerine kor bir ateşin parçalarını bıraktığı gözlerim ile bakıyorken o dudaklarındaki gülümseme ile halinden memnun gibi duruyordu. O memnundu fakat şimdilik...
Şarkı bittiğinde benim çektiğim işkencede sona ermişti. Barlas'ın belimdeki elini çekeceğim esnada barlas yüzüme doğru fısıldamıştı." Ay ve güneşin kavuşabilmesi için tutulmayı yaratan tanrı , bizimde birbirimize kavuşmamızı sağlayacak ayparem. Ve o an geldiğinde ben esfandiyar'ı ebediyyen ortadan kaldıracağım. " dediğinde bende yüzüne karşı fısıldamıştım. " o zaman bu hiç bir zaman gerçek olmayacak alaner! Çünkü benim amacımı gerçek kılmak için kimsenin yardımına ihtiyacım olmadı ve olmayacak..."
Barlas dona kalmış bir şekilde yüzüme doğru bakıyorken belimde duran elini elimle uzaklaştırmıştım.
Barlas öylece beni izliyorken ben son bir kez daha bile onu yüzüne bakmadan salondan dışarıya çıkmıştım.
Bir kaç sefer nefes alıp verdikten sonra bunun bir faydası olmadığını anlamam kısa sürmüştü. Arabamı valeden getirmesini istediğimde beklemeye başlamıştım.
Arabam gelmek üzere iken duyduğum ses ile arkamı dönmüştüm. Barlas " mehar! Gitme , dur! Böylece burayı terk edip gidemezsin!"
Barlas'ın yüzüne doğru bakarken bıçaktan bile daha keskin olan sesimle konuşmaya başlamıştım. " ben yapacağım şeyleri ne önceden birine söylerim ne de birinden emir alırım. Unutuyorsun barlas , ben ne bir piyonum ne de o oyunun kaderini belirleyecek olan bir hamleyim şu anda. Ben bu oyunun sahibiyim. Ve tahmin edersin ki , o kimseyi dinlemez. "
Barlasa arkamı döndüğüm gibi gelen arabamın yanına gelmiştim. Şoförü bile beklemeden anında arabaya binmiştim.
Şoföre arabayı otele sürmesini söyledikten sonra arabamın gidişini uzaktan izleyen bir insan görünümlü yıkıntı bıraktığımı bilmeden oturuyordum öylece.
Otelin önüne geldiğimizde şoförü beklemeden arabamdan inmiştim. Otele yaklaştığım sırada etrafımda olan insanların rahatsızlık veren fısıldaşmaları ile asansöre binmiştim.
Barlas bunlar hep senin yüzünden başıma geliyor!
Ulan ailemi öldüren ve o küçücük yaşta beni katil yapan sendin , benim olduğum üssü acımasızca patlatan ve hafızam yerinde değil iken benim ağzıma sıçan da sendin , ulan sendin!
Ve ben sen benim her ne kadar ağzıma sıçsan dahi affeden bir gerizekalıydım, ta ki bugüne kadar...
Çünkü herkesin bir kırmızı çizgisi vardı ki , barlas o çizgiyi şimdi hepten geçmişti.
Ve barlas kendi keyfi uğruna o çizgiyi geçtiğini geç de olsa fark ettiğinde ayağıma kadar gelip onu son bir kez daha affetmem için özür dileyeceğini elbetteki biliyordum.
Fakat şöyle bir söz vardır , Son Pişmanlık Fayda Etmez...
Süitime geldiğimde kendimi yatağımın üstüne gelişi güzel atmıştım.
Öylece yattığım yerden tavana doğru bakıyor ve bundan sonra yapacağım hamleleri kafamda netleştiriyordum.
Aradan geçen bir yarım saatin ardından tıklanan kapım ile gözlerimi kapıma doğru çevirmiştim. Hangi beyni olmayan varlık gelmişti kapıma kadar...
Oflayıp puflayarak yatağımdan yavaşça kalkmıştım.
Tıklatılan kapıma doğru gittiğimde kapımı açtığım anda gördüğüm kişi kaşlarımı hafifçe çatmama sebebiyet vermişti.
Elfida turkuaz renginde bir tişört , altındaki kot pantolon ve beyaz renkli spor ayakkabıları ile birlikte tam karşımda ellerini önünde kenetlemiş bir tavırla duruyordu.
Elfida utangaç bir şekilde yüzüme doğru gülümsediğinde " elfida , bir şey mi oldu? Yani benim yanıma gelmen beni biraz şoka uğrattı da o yüzden sordum. " dediğimde elfida tırnaklarını avuç içlerine bastırmaya başlamıştı.
Tam elimi elfidanın eline uzatacağım sırada elfida anında kendiyle benim arama üç adımlık mesafe bırakmıştı.
Onun bu yaptığı ile birlikte onda obsesif kompusif bozukluğu olduğu aklıma gelmişti. " kusura bakma. Yanlışlıkla oldu. Ama tırnaklarını avuç içlerine batırma , canın yanabilir. " dediğimde elfida gözlerini kırpıştırdıktan sonra kafasını hızlıca sallamıştı.
Elfida ya elimle içeriyi gösterirken kapının önünden de çekilmiştim. " madem buraya kadar geldin. Gel de birlikte bir şey yiyelim ya da içelim. "
Elfida ilk bir an öylece olduğu yerden bana ve odama bakıyorken elimi ağzıma götürüp konuşmaya başlamıştım. " sana bir sır vereyim mi? " dediğimde elfida gözlerini hafifçe açtıktan sonra kaşlaıyla beni gösterip kısık bir sesle konuşmaya başlamıştı. " ne sırrı vereceksin ki bana? "
Onun bu meraklı tavrı , o her daim utangaç ve her an tereddütlü duran ruh halinden çıktığının kanıtı olarak gözlerime çarptığında bu durum beni gereksiz yere oldukça mutlu etmişti.
Elfidanın merak dolu bakışları eşliğinde konuşmaya başlamıştım. " biliyor'musun benim herkesten gizlediğim bir kahvem var. Ve onu da sadece ben kendime yapıyorum. Ama istersen sanada yapabilirim. Ne dersin? " dediğimde elfidanın anında yüzünde güller açmaya başlamıştı.
Elfida kafasını hızlıca salladığında yavaş adımlarla odama doğru ilerlemeye başlamıştı.
Elfida içeriye girdiğinde kapımı üzerine kapatmak için kulpuna tutmuştum.
Tam da kapımı kapatacağım esnada benim odamın karşısındaki kapının önünde duran bir adet barlas ve roman görmek bu hayatta istediğim en son şey olabilirdi ki , o da olmuştu.
Barlas yanımda duran kız kardeşine ve bana bakışları ile mekik çekerken roman yanımdaki kızdan bakışlarını bir kere dahi ayırmıyordu.
Elfida yüzünün tamamını bana doğru çevirdiğinde benim baktığım yere bakmaya başlamıştı.
Onun bakışları abisi ve roman ile çakışınca anında kapının yanına gelmişti.
Kapıyı kulpundan tuttuğu gibi ona doğru atılan bakışların üzerine kapıyı vurduğunda anlını kapıya doğru yaslamıştı.
Elimi uzaktan elfidaya doğru uzattığımda havada duran elimi yumruk yaparak tekrardan aşağıya indirmiştim.
Elfidaya doğru seslendiğimde anlını kapıdan ayırmıştı." Elfida , anladım kapıma aşık oldun da biliyorsun ki ben seni bir kapıya layık göremem. O yüzden o kapıyı güzelliğin ile cezbetmeyi bırakta gel kahvemi içelim. " dediğimde elfida yüzündeki gülümsemeyle birlikte " bu daha da cezbedici geldi bana. O halde haydi içelim kahveyi! " dediğinde kafamı sallamıştım.
Elfidaya kitaplığımdam bir kitap seçebileceğini söyledikten sonra kahvemi yapmaya başlamıştım.
Kahvemi yaptıktan sonra iki adet fincan çıkartıp kahveyi içine dökmüştüm. Kahveyi koyduktan sonra bardakları bir tepsinin içerisine koymuştum.
Sonrasında kahvelerin yanına dört paket antep fıstıklı çikolata koyduktan sonra tepsiyi alarak elfidanın yanına gelmiştim.
Elfidanın yanına geldiğimde elindeki kitaba dikkat kesildiğini fark ettiğim için onun keyfini hiç bozmadan bende kitabımı aldığım gibi onun karşısına geçerek kaldığım yerden okumaya başlamıştım.
Biz hem kitap okuyup hemde kahvelerimizi içiyorken bu keyifli anımızı bozan şey , balkon kapısının tıklatılması olmuştu.
Elfida hayretler içerisinde " onlar oraya nasıl gelebildi mehar! Şuraya bir baksana. " dediğinde onun eliyle gösterdiği yere doğru bakmaya başlamıştım.
Görmeyi beklemediğim şey ; elbetteki kapıdan kovup , balkondan girmeyi beceren bir adet barlas ve roman değildi. Resmen bugün beklemediğim her bir şeyin olduğu bir gün olup çıkmıştı.
Oturduğum yerden oflayarak kalktığımda balkon kapısına doğru elimdeki kitap ile yürümeye başlamıştım.
Elfida da arkamdan elindeki kitap ile peşime takıldığında beraber balkonun kapısını açmıştık.
Açtığımız kapıyla birlikte odamın içine dolan dondurucu soğuk resmen beni deliye döndürmüştü.
Ulan!
Bu adam resmen benim başımın belası değilse neydi , ha!
Neydi!
Barlas yüzüme piç smile gülüşüyle bakıyorken eliyle romanı göstermişti. " Valla karıcığım , bütün suç buna ait. Ben ona o kadar dedim ki , kapıyı çalmayalım. Ama , yok! İlla o kapı çalınacak dedi."
Barlasın yüzüne öyle'mi olmuş ya? Bakışı ile bakıyorken elfida yanıma geldiğinde yüzümdeki bakış yüzünden kıkırdamaya başlamıştı.
Onun o gülüşünü büyülenmiş gibi izleyen bir adet romanı görmem ile elfida barlasa doğru konuşmaya başlamıştı. " kapıyı tıklamak yerine ne yapmayı planlıyordun ki? "
Barlas ceketini düzelttiğinde piç smile gülüşüyle kardeşinin yüzüne bakıyorken konuşmaya başlamıştı. " elbetteki kırmayı planlıyordum. Çünkü siz ikiniz bizi hiç bir şekilde buraya almazdınız. " dediğinde çenemi hafifçe havaya kaldırıp kaşlarım ile ikisini işaret etmiştim. " Şimdi alacağımızı söyleyen dengesiz kim peki? Onu da söylede gidip canına okuyayım onun! "
Roman hayretler içerisinde " yenge sen beni batırdın ama! Ben bu dengesiz kocanı ikna edebilmek için resmen yedi ceddime takla attırmak zorunda kaldım. Ve sen şimdi..." diyip cık cıklamıştı.
Barlas ölümcül derecede olan bakışlarını doğruca romana diktiğinde roman alaycı bir tavırla ona doğru bakmaya başlamıştı.
Elfida ile ben onlar arasındaki bakışmayı izlerken sonunda elime telefonumu alarak yanlarına gelmiştim.
Barlas bu sefer elimdeki telefona o tipten bir bakış atıyor iken konuşmaya başlamıştı. " o telefon ile ne yapmayı düşünüyorsun ayparem? " dediğinde gözlerimi onun gözlerine götürdükten sonra telefonumu önünde sallamıştım. " meşhur sevgilini arayıp sahipsiz köpeğini ve de onun arkadaşını buradan gelip almasını söyleyeceğim. Sonuçta benim süitim bir barınak değil gördüğünüz gibi. "
Elfida şok geçirmiş gibi yüzüme doğru bakıyorken roman eğlendiğini belli edercesine kollarını göğsünde bağlayarak gülümsemeye başlamıştı.
Barlas ise dediğim sözlere karşın boynundaki damarlar belirginleşmiş
-ti. Bu demek oluyordu ki , sözlerim gitmesi gereken yere gitmişti.
Barlas benim inadıma duymamazlıktan gelmeyi tercih ederek " Ne dedin sen!.. Tekrardan söylesene!.. Sonuçta ben bir hayvanım ya!.. Komutumu iyi duymamış olabilirim!.." dediğinde onun olduğu durumu elimle gösterip sen uslanmaz bir adamsın bakışı attığım sırada barlas öfkesini alaycılığı ile örtpas ederek bana cevap vermişti." ben ne zaman uslandım ki ayparem? "
Barlasın söylediği sözler ile telefonumu gelişi güzel bir yere fırlatmıştım.
Elfida bu sefer benim sinirlenmeye başladığımı fark edince barlasa doğru konuşmaya başlamıştı. " sen neden geldin ki buraya? Söylesene. Hem karını aldatıyorsun hemde utanmadan yüzüne karşı sinirleniyorsun. Sen padişah falanda değilsin ki , böyle bir hak sana verilsin. Hem padişah olsan bile böyle bir saygısızlığı yapma hakkın yok. O yüzden hemen geldiğin yere geri dön! " diyerek işaret parmağıyla aşağıyı göstermişti.
Barlas kardeşinin bu tavrına sadece özlem dolu bakışlarıyla cevap vermişti.
Roman ise gözlerinde gördüğüm ve hiçte sevmediğim bir duygu ile elfidaya doğru bakmaya başlamıştı.
Elfida onların bakışlarına karşılık kaşlarını çatmıştı. " neden bakıyorsun yüzüme! Git artık , hem buradan. Hem de lanetler olası hayatımdan. Git! " diye barlasın yüzüne bağırdığında barlas elini ona doğru uzatmıştı.
Fakat elfida anında geriye doğru adım attığında elini havada yumruk yaparak aşağıya indirmişti.
Bir anda üstüne çarpılan kapı ile anında arkamı dönmüştüm. Giden kişinin elfida olması ile peşinden gitmeye başlamıştım.
Benim arkamda gelen barlas ve roman ile birlikte elfidayı otelin her bir köşesinde aramaya başlamıştık.
Neden mi sadece otel?
Çünkü bu otelin sahibi romanın samimi arkadaşı olduğu için her bir yerde romanın adamları dikiliydi.
Yani elfida bu otelden dışarıya tek bir adım dahi atsa anında yakalanmış olurdu ki , yakalanmadığına göre otelde bir yerlerde olması gerekiyordu.
Yaklaşık bir saat boyunca oteli talan ettiğimizde elimizde hiç bir şeyin olmaması benden ve hatta barlastan bile çok daha fazla birisini deli ediyordu.
Roman etrafta bir boğa gibi geziyorken hiç bir kimse ona yaklaşmayı tercih etmiyordu.
Roman ve barlasa doğru bakıyorken " senin ve romanın odaya niye bakmadık biz? " dediğimde barlas tek bir kaşını havaya kaldırmıştı. " sebebi basit ayparem. Çünkü elfida benim ve romanın odaya girebilecek birisi değil. O yüzden..." dediğinde kafamı sallayarak elimle ikisini göstermiştim." Eğer olurda o kız ikinizden birinin odasından çıkarsa o zaman sizi kimse elimden alamaz. Yürüyün de gidip bakalım. " dediğimde onlar bön bön birbirine bakmaya başlamıştı.
Onlar öylece birbirine aşkla bakıyorken ben çoktan yürümeye başlamıştım.
Onlar da beni fazla yanlız bırakamadıkları için hep birlikte odalarına doğru yürümeye başlamıştık.
Barlas odanın önüne geldiğimde kapının yanına geçmişti. Kartını kapıya okuttuktan sonra eliyle odasını göstermişti. " bakalım dediğin gibi benim odama hiç gelmiş'mi? Eğer gelmiş ise bizim haksız olduğumuzu , gelmemiş ise senin haksız olduğunu
göreceğiz! " dediğinde onu zerre kadar takmadan içeriye girmiştim.
Herkes odanın içinde dağılıp aramaya başladığında bende banyoya doğru ilerlemeye başlamıştım.
Banyonun ışığını açtığım sırada etrafa göz gezdirmeye başlamıştım. Buradan da bir sonuç çıkmayacağını düşündüğüm için kapıyı kapatmak için kulpuna doğru uzandığım esnada gördüğüm kişiyle olduğum yerde kalakalmıştım.
Çünkü gökte ararken yerde bulduğum elfida tam anlamıyla sapasağlam karşımda duruyordu.
Elfida kızarmış gözleriyle birlikte yüzüme doğru bakmaya başlayınca resmen kalbime saplantılı ağrılar girmeye başlamıştı. Keşke senin bütün acılarını devir alabilsem elfida...
Elfida sindiği yerde duvara tutunarak yavaşça kalktığında beraber içeriye doğru ilerlemeye başlamıştık.
Barlas ve romanın endişeli bakışları bizi gördüğü daha doğrusu elfidayı gördüğü an sona erdiğinde konuşmak üzere olan barlası uzaktan susturmayı başarmıştım.
Elfida koltuğun üstüne oturduğu sırada bende tam onun yanına oturmuştum.
Roman ve barlas ise bizim karşımızda ki koltuklara yerleştiğinde elfida titreyen sesiyle konuşmaya başlamıştı. " ben özür dilerim. Sadece artık , bu durumdan yoruldum. Ben artık sevdiğim birinin eline tutmak ya da sarılmak istiyorum. Ama olmuyor... olmuyor!.." diyerek elini başının iki tarafına koymuştu.
Barlas hıçkırıklarla ağlayan kardeşinin bu durumuna daha da dayanamamış olacaktı ki " sana söz veriyorum kardeşim. Seni iyileştireceğim. Gerekirse bu uğurda yandığın kadar yakacağım fakat seni sağlığına kavuşturacağım. " dediğinde onun yüzüne sen söz tutmasını bilmezsin bakışları ile bakıyordum.
Barlas benim ona karşı attığım bakışları göz ucuyla gördüğünde moral seviyesinin düştüğünü fark ettiğimi anladığında anında kardeşine doğru bakmaya başlamıştı.
Elfida abisinin ona doğru attığı bakışlarından ötürü dudaklarında ufacık bir tebessüm parıltısı oluşmuştu.
Ben elfidanın yanından kalktığım sırada odaya dalan ateş ile birlikte adımlarımı durdurmuştum.
Roman , barlas ve elfida ateşin geldiğini fark ettiğinde oturdukları yerden anında ayağa kalkmıştı.
Roman alaycı bir tavır ardında ölümcül bir tehdit barındıran sözleriyle kaşlarımı çatmamı sağlamıştı." senin insan ahlakları ihlali den haberin yok anlaşılan. Ha yok ise hiç dert etme. Ben yasalara kalmadan halledebiliyorum işimi. " dediğinde romanın bomboş tehditlerine karşın gözlerimi ateşe doğru çevirmiştim.
Elfida ellerini onun yüzüne doğru havada birleştirmişti. " sen bir sus ,ilk önce. " dediğinde ellerini indirmişti.
Sonrasında gözlerini ateşe doğru endişeli bakışlarını çevirmişti. " Ateş ne oldu ki bu kadar aceleyle buraya geldin? Umarım birinin başına bir şey gelmemiştir. "
Ateş elfidanın sözleri ile yüzüne doğru baktığında hiç bir hissi barındırmayan yüzü ile konuşmaya başlamıştı. " bu dediğin şeylerin hiç birisi gerçek değil maalesef. Çünkü bu dediğin şeyin gerçek olabilmesi için meharın annesinin halen daha yaşıyor olması gerekiyordu." dediğinde ateşin bu sözleri ile şaşırdığımı pek de söyleyemezdim.
Çünkü yayınladığım o videodan sonra etrafımdaki insanların güvenliği son derece tehlikeye girmişti. Ve bu tehlikeyi onları koruyabileceğimi bilerekten planımın içerisine dahil etmiştim. Ama planımın içerisinde annemi dahil etmemiştim ki , bu da onun sonu olmuştu.
Elfida duyduğu şeyden ötürü elini ağzına götürmüştü. Bana doğru beni acıdığını belli eden bakışlarını her ne kadar fark etsemde takmamıştım.
Sonuçta ölmesi gereken insanlar ölmeliydi. Azrail amacını gerçek kıldığı takdirde kendisinin sonunu çok önceden bile detaylıca planlayan bir caniydi.
Ateşin benden bir şey söylememi bekleyen bakışlarına karşılık konuşmaya başlamıştım. " onu kimin öldürdüğü umurumda bile değil. Sadece cesedini bul ve bana getir. "
Ateş ilk başta tek bir kelime dahi etmemişti. Daha doğrusu edememişti. Çünkü , o beni en yakın arkadaşını biliyordu.
Benim onu kendi ellerimle kocasının tam yanına gömeceğimi iyi biliyordu. Fakat sadece bunu değil , onunla beraber de içimdeki küçük kızı gömeceğimi de.
Ateş kafasını salladıktan sonra derin bir iç çekmişti." Atlas okyanusun üzerindeki bir yatın içinde iken patlama olduğu için onu halen aramaya devam ediyoruz. Eğer bulabilirsek..." dediğimde yüzüne karşı attığım bakışlar yüzünden susmayı tercih etmişti.
Ateş daha fazla yüzüme bakma yerine bakışlarını cebinden çıkarttığı telefonuna vermişti. " ben sana haber veririm. Sonra konuşuruz..." dediği gibi telefonunu kulağına koyarak dışarıya çıkmıştı.
Ateş'in dışarıya çıkmasının üstünden daha bir dakika geçmeden odaya Giray ve eftalya gelmişti.
Eftalya bana doğru attığı tipik kıskançlık bakışıyla barlasın boynuna doğru atlamıştı.
Barlas gözlerini bende iken ellerini onun beline doğru koymuştu. Ben bakışlarımı ondan çektiğimde barlas kızı kendinden ayırmıştı.
Giray sağ elini omzuma koyduğunda bana acıdığını gösteren bakışları eşliğinde konuşmaya başlamıştı. " Annenin öldüğü duydum mehar. Gerçekten senin adına çok üzüldüm. Ama biliyorum ki , sen bundan bile daha fazlasını kaldırabilecek kadar güçlü bir kadınsın. Ve şunu da unutma , ben ucunda ölüm bile olsa senin yanındayım. " dediğinde sol elini de boş olan omzuma koymuştu.
O anda eftalyanın barlası kolundan tutarak durduğunu ve bir şeyler fısıldığını görmüştüm. Tam dudaklarını okumak istediğim sırada eftalya elini ağzının önüne yerleştirip görüş alanımı engellemişti.
Barlas bu yaptığım hareketi fark etmesin diye bakışlarımı giraya çevirmiştim.
Girayın dalgın duran bakışları ile beni eftalyanın dudaklarını okumaya çalışırken fark etmemesi rahat bir nefes almamı sağlamıştı.
Ama bu rahat bir aldığım nefes bir fırtınaya dönüşüp barlasın üstüne çökecekti. Ve ben onun bu yarattığım fırtınanın içindeki savruluşlarını zevkle izleyecektim...
Girayın omzumdaki ellerinin üstüne ellerimi koyduğum da daldığı yerden çıkmıştı.
Giray elinin üstündeki elimi fark ettiğinde dudaklarındaki gülümsemeye zerre kadar engel olmamıştı. Ve bende onun bu gülücüğüne hiç küçük olmayan bir tebessüm ile cevap vermiştim.
Roman'ın eftalyaya gözleriyle götür şunu şuradan işareti yaptığını her ne kadar görsemde takmamıştım. Eftalya barlasa tekrardan sarıldıktan sonra oflayıp puflayarak girayın yanına gelmişti.
Eftalya girayın kulağına elini ağzının önüne alarak bir şeyler söylediğinde giray omzumdaki ellerini yavaşça aşağıya doğru indirmişti.
Yüzündeki duygu geçişlerinden eftalyanın söylediği sözler yüzünden moralinin bozulduğunu fakat bana bunu belli etmemeye çalıştığını anlamıştım.
Giray derin bir iç çektikten sonra yüzünde zoraki duran gülümsemesi ile konuşmaya başlamıştı. " şirkette bir kaç aksilik çıktığı için gidiyorum mehar. Sonra konuşuruz yine. " dediğinde kafamı sağ ve sol tarafıma doğru sallamıştım.
Eftalya romanın ona karşı attığı bakışa sol gözünü kırparak cevap verdiği gibi barlasa küçük bir öpücük atarak odadan çıkmıştı.
Elfida bön bön çıkış kapısına doğru bakıyorken " Şimdi bunlar niye geldi ve niye gitti zerre kadar anlamadım? "
Barlas bana karşı hissettiği kıskançlığı iliklerime kadar hissettiren sesiyle elfidaya cevap vermişti. " o işin içinde Giray Korhanlı varsa anlamana gerek yok meleğim. Çünkü onun yaptığı şeylerin içinde akıl namına hiç bir şey olamaz."
Barlasın söylediği sözlerden sonra bir bıçak gibi sözlerini ortadan ikiye keserek konuşmayı devir almıştım." En azından o ne yaptığını biliyor. Bazılarında akıl olsa ne yazar , o akılı kullanamadıktan sonra...
Değil'mi alaner?"
Barlas sesleniş tarzımdan dolayı olsa gerek kaşlarını sertçe çatmıştı.
Onun ile bakışlarımız arasında kopan ihtilali bozan şey , sevgili kardeşim sude'nin ve savaş'ın kavga sesleriydi.
Sude savaşın yüzüne karşın bağırıyorken odaya dalmıştı." bana bak pusat! Benim asabımı bozma! Yemin ediyorum seni ablama söylerim. O da olmadı enişteme söylerim. "
Savaş bizi burada fark etmediği için büyük bir kibir ile ona cevap vermişti. " bana şu isimle ba...ğır...ma! Ayrıca ben senin ne o ablandan , ne de soytarıdan başka bir halta benzemeyen eniştenden korkuyorum. Unutma ki senin kocanda az değil. "
Barlas kollarını göğsünde bağlayarak savaş a doğru dik dik bakmaya başlamıştı. " sude şu meşhur kocana söyle , biraz daha boş konuşmaya devam edecek olursa soluğu toprağın altında almaya başlayacak. "
Bu sefer bende onun sözlerini havada asılı bırakmak yerine konuşmaya başlamıştım. " Roman o kendini bir halt zanneden arkadaşına kimin kuzenini tehdit ettiğini söyle! Yoksa ben çok farklı yollar ile ona göstermek durumunda kalacağım."
Roman ellerini iki yanında havaya kaldırıp olduğu durumdan yakınmaya başlamıştı. " Tanrım sen beni nelerle sınıyorsun! Bana bakın bunlardan beni uzakta tutun! Sonrasında ise ne bok yiyorsanız yiyin. Haydi biz buradan gidelim ayçiçeğim!"
Elfida romanın ona taktığı ad ile şaşırsada kafasını sallamıştı. Roman elfida ile birlikte odadan çıkıyor iken bana doğru söylenmeye başlamıştı. " onu öldürme yeter. Tamam'mı? "
Odadan çıktıklarında savaş kendine bile bir beden büyük olan kibriyle barlasa doğru konuşmaya başlamıştı. " Benim mehar'ımı gördün değil'mi? Benim mehar'ımı! Nasıl da benim arkamı aldı! Ne zannettin senin karın diye senin yanında duracağını falan'mı?"
Barlasın yüzü ve boynu kırmızıya dönüştüğünde " o çeneni kapalı tut savaş ve buradan siktir olup git!" dediğimde savaş söylediğim sözlere karşın isyan eder gibi konuşmaya başlamıştı. " ben niye gidiyorum? Buradan gitmesi gereken tek bir kişi var ve o da kim olduğunu biliyor! "
Savaş ona karşı ölümü andıran bakışlarım ile geriye doğru bir adım atmıştı.
Savaş sudenin kolunu tuttuğu gibi büyük bir telaşla adımlarını atmaya başlamıştı bile." hadi biz buradan gidelim de parisi dolaşalım meleğim! " dediğinde buradan ayrılmışlardı.
Barlas kapıyı gidip kapattıktan sonra tam karşıma geçmişti. " eğer bir şeyler sayacak isen hemen bu niyetinden vazgeç. Çünkü senin yalanlarını dinleyebilecek vaktim yok. "
Barlas yanından geçtiğim sırada kolumu yakalamıştı. Yüzünü yüzüme doğru eğdiğinde konuşmaya başlamıştı. " eftalyanın dudaklarını okumaya çalıştığını fark etmedim mi sanıyorsun mehar." Dediğinde tek bir kaşımı havaya kaldırmıştım. " fark etsen ne yazar alaner? Sonuçta ben sana layık değilim değil'mi? O halde neden giraydan kıskandın beni? Herşeye bir cevabın var ya buna da bir cevap ver o halde?"
Barlas diğer kolumu da yakaladığında beni olduğum yerde sallayarak yüzüme karşı bağırmaya başlamıştı. " kıskandım çünkü seni halen daha seviyorum mehar! Ve sen bu dediğim bu sözleri ciddiye alabilecek kadar salaksın! Oysaki ben benim ayparem beni bu hayatta anlayan tek insan zannederdim! "
Barlas'ın yüzüne doğru bakıyorken söylediği sözler yüzünden dudaklarımda buruk bir gülümse oluşmuştu. " benim seni anlayabilmem için senin beni anlayabilmen gerekiyor ve sen beni hiç bir zaman anlayamadın , Barlas..."
Barlas'ın yüzü ve bedeni söylediğim sözlerin etkisi ile kasılmaya başladığında kolumu onun elinden kurtarmıştım.
Kapının yanına doğru gideceğim sırada çalan telefonumu yanıtlamıştım.
Yüzbaşı her zaman ki ciddiyeti ile konuşmaya başlamıştı. " mehar acilen buraya yani Türkiye ye gelmen gerekiyor! Bak itiraz istemiyorum! Senin buraya gelmen çok büyük bir tehlike arz ediyor evet! Fakat buradaki insanların sana ihtiyacı var! "
Yüzbaşının dedikleri ile ilk bir an susup kalmıştım.
Çünkü benim oraya gitmem demek , istihbaratın anında üstüme çökmesi demekti.
Fakat benim vatandaşlarımın bana ihtiyacı var ise bunlar zerre kadar umurumda olmazdı.
Yüzbaşının adımı seslenişi ile oldukça ciddi olan sesimle " hemen geliyorum sadece nereye gelmem gerektiğini söyle! Yeter! " dediğimde yüzbaşı derin bir iç çekmişti. " doğu cephesindeki teröristler vatandaşları esir almışlar. Devlet te gerekeni fazlası ile yapmıyor. Bu yüzden herkes senin gelmeni istiyor! "
Yüzbaşının dediği sözlerden sonra içimde her daim baki olarak kalan o intikam ateşim anında yeniden harlanmaya başlamıştı.
Ve bu beni her bir an yakan ateş ile esir aldıkları her bir masum insanın döktüğü gözyaşı tanesi kadar yakmadan da durmayacaktım...
Türkiye'ye barlası bir şekilde atlattıktan sonra ancak gelebilmeyi başarmıştım.
Oldukça tanınmaz bir hale geldiğimden emin olduğum kılığım ile havaalanından dışarıya çıkmıştım.
Dışarıda beni yüzbaşının ayarladığı arabanın beklediğini gördüğümde arabanın yanına geldiğim gibi binmiştim.
Sokaklardan araba ile geçiyorken halkın hep birlikte tek bir ağızdan söylediği cümle benim yaptığım her bir şeyin doğru olduğunu yüzüme karşı vuruyordu." Adalet demek Azrail demek! "
Yüzbaşının yanına geldiğimde arabadan aşağıya inmiştim. Yüzbaşı beni gördüğünde yanıma gelmişti.
Yüzbaşının yüzüme doğru bön bön bakmakla yetinince " beni buraya çağırdın ama tam olarak yerini söylemedin! " dediğimde yüzbaşı ellerini arkasına bağlamıştı.
Yüzbaşı kendine bile o anda bir beden büyük gelen kibiri ile yüzüme doğru bakmaya başlamıştı. " yerini söyleyebilmem için bu isyanı yapan kişilerin vatan haini olması gerekiyordu. Ve bu ülkedeki tek vatan haini tam olarak karşımda duruyor. "
Yüzbaşının dedikleri yüzünden içimdeki intikamın ateşi daha harlamıştı. Fakat yine de kendime hakim olmayı tercih etmiştim.
O anda bilerek bilmemezliğe vurmayı tercih etmiştim. " sen ne yaptığını gerçekten biliyor değilsin çünkü biliyor olsaydın asla böyle bir şeyi yapmazdın! "
Yüzbaşı işaret parmağını yüzüme doğru doğrulttuğunda saf bir nefreti barındıran sesiyle konuşmaya başlamıştı. " ben sonunu bilmediğim yollara girmem , Azrail. Ve seninle yürüdüğüm bu yol artık hiç hoşuma gitmemeye başladı. Bu yüzden bir karar verdim. Ve bu kararım da senin ölümün. "
Onun işaret parmağını kaşlarım ile gösterdikten sonra bir ölümü andıran bakışlarım ile konuşmaya başlamıştım. " senin gözünde ölümüm olabilir fakat bu halkın gözünde yaşamım var. Ben onların gözlerindeki umutun ışığı olduğum sürece hiç bir kimse önümde duramaz. Sen bile..."
Yüzbaşı aşağılayıcı bakışlarıyla bana doğru bakıyorken etrafımızı saran polisler ile derin bir iç çekmiştim.
Ve çektiğim bu nefesin onlar için bir fırtınaya neden olacağını bilerek dudaklarımdaki tebessüme engel olmamıştım.
Bir polis üstündeki sahte gururu ile bileklerime kelepçeyi geçirmişti. Onlar beni arabaya bindirdiğinde bundan sonra olacak olan şeylerin yarattığı heyecanı ile yüzümdeki gülümsemeyi daha da genişletmiştim.
Havaalanına geldiğimizde uçak pistini tam anlamıyla dolduran halk bütün polisleri resmen oldukları yerde kaskatı kesmişti.
Yüzbaşı etrafındaki polislere " azraili hemen uçağa bindirmek zorundayız. O yüzden yolu bir şekilde açın! " dediğinde bir yığın polisin gelmesi dakikalar sürmüştü.
Polislerin açtığı yol ile beni arabadan indirmişlerdi. Halkın beni görmesi ile seslerini aynı anda yükseltmesi beni gururlandırmıştı.
Halk bariyerlere daha da fazla yüklenmiş ve polislerin üzerine taş yağdırmaya başlamışlardı.
Polislerin biber gazı ile savunması onların bana karşı olan desteğine etki etmeyince uçağın merdivenlerini çıkmayı durdurmuş ve halka doğru dönerek onlara doğru seslenmiştim. " Adalet olsaydı Azrail var olmazdı! "
Halk benim seslenişim ile yeniden canlanmıştı. Polisler beni zor bela içeriye soktuğunda yaptığım şeyin gururuyla oturmaya başlamıştım.
Kendimle gurur duyuyordum...
Çünkü , yaptığım şeyler görünüşte her ne kadar yanlış gözükmüş olsada bunun doğru olduğunu fark eden insanlar yüzünden duyuyordum.
Kendimle gurur duyuyordum...
Çünkü , bu kadar kişinin sesi ve içindeki haykırışların kendisi olduğum için duyuyordum.
Kendimle gurur duyuyordum...
Çünkü , kendi acılarım yüzünden akıttığım her bir damla kanlı gözyaşları ile birlikte o gözyaşlarının düştüğü ateşin küllerinden var olan Azrail ile duyuyordum...
Ve bu insanların adımı haykırdığı her bir an ben var olmaya ve kendimle de yaptığım işlede gurur duymaya devam edecektim. Ta ki , halk için bir adalet sağlanana kadar...
🌙
Evet!
Bölümümüz geldi!
Bölümümüz geldi.
Gelmesine ama nasıl geldi ,
olay buraya nasıl vardı ,
benim hiç haberim yok
🫣...
O yüzden bana fazla kızmayın
olur'mu 🌝...
Sizce mehar buradan sonra ne yapacak...
Peki ya barlas'ın
bu bölümdeki tavrı...
Düşüncelerinizi merakla bekliyorum efenim 🤪.
Bir daha ki bölüme kadar
Kendinize iyi bakmayı unutmayın
ay parçalarım 🌝...
