14. bölüm · Vaveyla +18
14.Bölüm: Günahsız İnsanların Hayatları Üzerine Kurulu Oyunun Son Sahneleri
Beyonce - Crazy In Love ( Remix )
Lana Del Rey - Born To Die
Duncan Laurence - Arcade
David Kushner - Daylight
🌓
14.Bölüm
... Günahsız İnsanların Hayatları Üzerine Kurulu Oyunun Son Sahneleri...
🌓
Ben kendine dahi faydası olmayan bir ateştim. Yanıyordum fakat sadece yandığımla kalacak şekilde yanıyordum. Ama...
Artık sadece yandığımla kalmayacak şekilde önüme gelen herkesi de yakacaktım...
🌓
Aşk bu hayattaki en tehlikeli şeydi.
O bir insanı olduğundan ya daha iyi birisi ya da olduğundan daha da kötü birisi yapabilecek kadar ikiyüzlü bir Azraildi.
Ve heleki aşık olan kişi benim gibi insanlar olduğunda göründüğünden daha da tehlikeliydi.
Çünkü bir canavarın ta kendisi olmuş birinin aşık olması demek kıyametin çoktan kopmuş olması demekti.
Elimdeki telefonun kapanış sesiyle zihnimde milyonlarca düşünce oluşmuştu bile.
O kimdi veya kimin elemanıydı şu anlık bilmiyor olabilirdim. Fakat öğrendiğim günün içinde sadece tek bir vaveylanın duyulmayacağına adım kadar emindim.
Zaten Mehar dursa bile içimdeki her an her saniye ölümü arzulayan Azrail hiç bir şekilde yerinde duramazdı. Durdurulamazdı.
Beni binlerce düşüncelerin içinde bulunduğu denizin derinliklerinden çıkaran şey ise barlas'ın kendisi olmuştu. Onun o sesi olmuştu.
Barlas bir elini belime sarmış diğer elini ise saçlarımın arasına daldırmıştı. " aklından geçen o katliam düşüncelerini bir kenara bırak ayparem. Çünkü sen başlamadan ben çoktan bitirdim herşeyi. " dediğinde kaşlarımı çatarak yüzüne doğru bakmıştım.
Barlas yüzümün aldığı şekli gördüğünde sadece dudaklarını hafifçe yukarıya doğru kaldırmıştı.
Barlas'ın gülümsediğini gördüğümde tek bir kaşımı havaya kaldırmıştım. " ne diye gülüyorsun sen şimdi? Hem sen nasıl oluyorda benim oyunumu ben başlatmadan sona erdirebiliyorsun? Seni uyarmıştım Barlas. Benim işlerime karışmayacak ve burnunu sokmayacaktın. Fakat sen yine her zamanki gibi sözünde durmadın. Zaten ne bekliyordum ki? Hemen çek o elini belimden ve bir kez olsun yanlız kalmama izin ver! " dediğimde barlas kaşlarını çatmıştı.
Yüzündeki ifadeden beni bırakmaya niyeti olmadığını anlamamak aptallık olurdu. Fakat onun bu inadı bir bana sökmezdi. Zaten sökseydi şuan bu durumda asla olamazdım.
Barlasın belimdeki elini çözdüğümde ondan uzaklaşmış ve doğruca çıkış kapısına doğru ilerlemeye başlamıştım.
Tam kapıyı açtığım sırada barlas bir tuşa basmış ve anında kapının kapanmıştı. Sadece kapanmakla kalmamış evi güvenlik çemberine almıştı.
Sırf bu evden çıkmam zor olsun diye bunu yapmıştı. Fakat zorluklar beni korkutan değil , daha da cezbedip hırslanmamı sağlayan şeylerdi.
Barlas tam ben bir şeyler yapacakken anında yanımda gelerek , kollarını etrafıma sarmıştı. Tam kollarından kurtulacakken barlas bir parmağını şah damarıma bastırmıştı. Parmağını bastırmasıyla sanki içimdeki bütün gücümü kaybediyormuşum gibi hissetmeye başlamıştım.
Barlas'ın yüzüne son bir defa bakarak bilincimi tam anlamıyla kaybetmiştim...
🌓
Barlas Alaner Akmeriç
Mehar'ın gösterdiği o tepkiden sonra evin etrafını koruma çemberiyle sarmak durumunda kalmıştım. Çünkü eğer bu haliyle dışarıya çıkacak olsaydı eminim ki bütün ülkeyi alt üst etmesi bir saatini bile almazdı.
Mehar bu yaptığımı gördüğünde iyice sinirden deliye dönmüştü. Resmen teni bembeyaz kesilmiş , ellerinin içinden akan kanlarla yerde göller oluşmuştu.
Mehar anında arkasını bana doğru döndüğünde bir anda yanına gelmiştim. Anında kollarımı etrafına sarmıştım.
Mehar'ın benden kurtulması en fazla iki dakika sürerdi ki benim elimi çabuk tutmam demek anlamına geliyordu. Sağ işaret ve baş parmağımı şah damarının üstüne bastırıp , onu bayıltmıştım.
Mehar bedenini tam anlamıyla bana bırakınca onu kucağıma alarak odamıza çıkmıştım.
Odaya geldiğimde yatağın yanına gelmiştim. Nazik bir şekilde yatağın üstüne bedenini bıraktığımda dolabın yanına gitmiştim.
Dolaptan bir örtü alarak yine mehar'ın yanına gitmiştim. Örtüyü üstüne örttüğümde sağ elimle saçlarına dokunmaya başlamıştım.
Telefonumdan gelen titreşimle derin bir iç çekmiş ve mehar'ı anlından öperek odadan çıkmıştım. Evden çıktığım gibi ceketimin iç cebinden telefonumu çıkartmıştım.
Arayanın babam olduğu gördüğümde arabanın arka kapısını açan korumaya bir bakış atarak arka koltuğa yerleşmiştim.
Şoför arabaya bindiğinde arabayı sessizlik ayarına almasını söylemiştim. Çünkü ayparemin arabanın sesi yüzünden uyanmasını hiç bir şekilde istemiyordum.
Şoför arabayı çalıştırıp bahçeden ayrıldığında bende babamın aramasını yanıtlamıştım.
Babam oldukça ciddi bir ses tonuyla " neredesin sen alaner! Neler olduğundan haberin var mı senin? " dediğinde gözlerimi devirmiştim. " gerçekten! Sadece bir süreliğine ortalıkta yoktum ve kaos mu çıktı hemen. Hadi ama! Ne söyleyeceksen söyle artık! "
Babam söylediğim sözlerin ardından beni bile kısa süreliğine şoka sokacak cümleleri söylemişti. " mehar'ın bu kadar ileri gidebileceğini asla tahmin bile edemezdim. Cidden bir insan bu kadar cani olmamalı. Senin kurtardığın o kadar insan çarmıha şeklinde gerilmiş bir halde ölü bulundu oğlum. Hemde şah damarlarındaki A harfiyle. "
O anda arabayı durdurtmuş ve babamın söylediği sözleri düşünmeye başlamıştım.
Gerçekten!
Böyle bir şeyi mehar yapabilir'miydi?
Hayır!
Tabikide hayır!
Onun en büyük amacı insanların haklarının korunması iken o birilerinin haklarına girecek hiç bir şeyi yapamazdı.
Bir dakika...
Ya o'ysa...
Mehar'ı arayıp tehdit eden kişiyse...
İşte o zaman bırak mehar'ın elinden kurtulmayı , benim elimden kendide dahil bütün sülalesi ölümün kanlı hançerinin tadına bakacaktı.
Şoföre arabayı kenara çekmesini söylediğimde şoför anında trafiğin ortasında arabayı durdurmuştu.
Onca arabanın ortasında arabadan rahat bir şekilde aşağıya inmiştim. Öylece onların yanlarından geçip giderken bir tenha alana girmiştim.
Tenha alana girdiğimde akıllı saatimden birini buraya ışınlamıştım. Adam tam önümde belirdiğinde ceketini düzeltmiş ve tek kaşını kaldırmıştı. " Yine ve yine bana bir işin düştü ha alaner? " dediğinde kaşlarımı çatmıştım.
Halimi gördüğünde alaycı tavrından uzaklaşmıştı. Anında ciddi tavrına geriye dönmüştü. " pekala. Anlaşılan duyduklarım seni bu hale getirmiş. Ve bendende bunu kimin yaptığını bulmamı isteyeceksin öyle değil'mi? " dediğinde kafamı sallamıştım.
Kollarımı göğsümde bağladığımda onun yüzünden gözlerimi çekmiş , oldukça iç karartan havaya bakmıştım. " ama sadece bulacaksın. Onun icabına bakacak olan kişi bu sefer sen değil ben olacağım roman. " dediğimde kaşlarını hayretle havaya kaldırmıştı.
Bu konuda şaşırmasına hak veriyordum çünkü bu zamana kadar ondan bulmasını istediğim kişilerin sonunu hep onun getirmesini istemiştim.
Fakat o adamın icabına bakmasına izin veremezdim. Çünkü o benim ayparemin ışığına gölge düşürmeye çalışmıştı ki , ben buna ölümüm dahi bu işin sonucunda olsa bile izin vermezdim.
Roman elini omzuma koyduğunda gözlerimi onun yüzüne doğru çevirmiştim. " Barlas seni beş yaşımdan beri tanıyorum. Seninle hiç bir şeyimiz ayrı gitmedi. Fakat ben bu barlas'ı tanıyamamaya başladım. "
Romanın söylediği sözlerden sonra tek bir kaşımı havaya kaldırmıştım. " sen bile beni tanıyamıyorsan gerçekten değişmişimdir. Ve bu benim sözlükteki anlama şu şekilde geliyor. Senin bile diğerlerinden önce bir farkın varken şimdi de o farkı yok etmişsin. " dediğimde roman kaşlarını çatmıştı.
Roman omzumu daha da sıktığında derin bir iç çekmiş ve aynı soğukkanlı tavrıyla konuşmaya yeniden başlamıştı. " sen gerçek anlamda değiştin ki , seni bu hale getiren tek kişide karın... Şunu iyi bir şekilde anla barlas. Bu aranızdaki her ne ise ikinizinde sonu olacak. Özellikle de senin. Bunu seni diğerlerinden hatta karından bile daha iyi anlayan kardeşin söylüyor. " dediğinde öylece yüzüne bakakalmıştım.
Bu sözlerine karşın da herhangi bir şeyler diyememek bu hayatta başıma gelmiş en kötü şeydi.
Roman yanımda gittiğinde gözlerimi gökyüzüne çevirmiştim. Zaten kararmış ruhumu daha karartan havaya bakarken fısıldamıştım. " Güneş ve Ayın birbirlerine hiç bir zaman kavuşamadığı söylenirmiş. Fakat başka bir şeyde de Allah onları kavuşturabilmek için tutulmayı bulmuş diyorlar. Peki ya sana soruyorum Allah'ım. Bizim bir geleceğimiz var mı? "
Bu hayatımda herşeyi kendim elde etmiş , hiç bir kimseden bir şey istememiştim. Fakat bugün ilk defa ondan bir şey istiyordum. Bana hayat veren Allah'tan onu diliyordum...
Bir süre sonra çalan telefonumla elimden telefonumu çıkarmış ve arayan kişiye bakmıştım. Arayan kişinin Orhun Akmeriç olduğunu gördüğümde kaşlarımı çatmıştım.
Bu adam beni ölümün döşeğinde olsa bile aramazken şimdi beni arıyordu.
Telefonu açtığım gibi çığlıklar duymaya başlamıştım. " Barlas hemen buraya gel! Yüzbaşı ve Rus birliğinin lideri Sergio örgütün ana merkezini bastı. Şu anda pek çok kaybımız var. " dediğinde gözlerimi devirmiştim. " bana ne bundan Orhun! "
Orhun söylediğim sözlerden sonra " bence umurunda olmalı çünkü çok değerli suden burada. Savaş her ne kadar onu korumaya çalışsa bile pek fayda sağladığı söylenemez. O senin için ne kadar değerli bilemem ama babanda burada. O da deli gibi kendini korumak yerine sude ve savaşı korumaya çalışıyor. " dediğinde telefonu kapatmıştım.
Roman bana git ve kurtar onları deyince şoförü bıraktığım yere gitmiş ve arabaya bindiğim gibi esfandiyar'ın ana merkezine sürmesini söylemiştim.
Savaş alanına geldiğimde arabadan silahım ile inmiştim.
Yüzbaşı beni gördüğünde bir kahkaha patlatmıştı. İğneleyici bir ses tonuyla " demek geldin ha alaner! Fakat gelsende ne fayda! Bugün buradan sizi alıp öyle gideceğiz. " dediğinde başının tam yanından geçecek şekilde ateş etmiştim.
Yüzbaşı da bana ateş etmeye başladığında onların adam sayılarının gittikçe artmaya başladığını fark etmiştim.
Resmen şu anda ben , savaş, babam , orhun ve beş kişilik esfandiyar üyeleriyle onlara karşı savaşıyorduk ki , şu anki durumda kaybeden taraf biz olacakmışız gibi duruyordu.
Sude bir şekilde arabaya bindiğinde arabada bir şeyler yapıyordu fakat ne yaptığını anlamamıştım.
İki bin'in bin'i Rus diğer bin'i Türk olan adamlara ateş ediyorken bir süre sonra boğucu bir sis perdesi her yerimizi sarmıştı.
Sis dağıldığında önümüzde duran kişiyi gördüğümde telaşlanmıştım.
Çünkü karşımda gördüğüm kişi Yüzbaşı ve Sergio nun asla sağ bırakmayacağı kişiydi. Fakat onlarında hakkından gelebilecek tek kişiydi...
🌓
Mehar Arkan
Dışarıdan gelen arabanın sesiyle anında uyanmıştım fakat tek bir ses dahi çıkarmamıştım.
Barlas!..barlas!..barlas!...
Beni bayıltıp beni önünden çekmeye çalışırsın öyle mi! Ulan bende Azrail'sem bunu senin yanına bırakırmıyım!
Araba gittiğinde bütün korumaları atlatıp dışarıya çıkmıştım. Sonunda barlas'ı tenha bir yerde gördüğümde teleportarla romanı yanına çağırdığını görmüştüm.
Tam olarak neler konuştuklarını anlayabilsem bile bunu anlamamayı tercih etmiştim.
Roman barlas'ın yanından gittiğinde derin bir iç çekmiş ve havaya doğru bakmaya başlamıştı. Onun bu halini gördüğümde benimde canım sıkılmaya başlamıştı.
Sanki biri kalbimi elini almışta ona çekiçle vuruyormuş gibi hissediyordum.
Barlas bir şeyler fısıldamaya başlayınca dudaklarından okuduğum şeylerle daha da yanında duramamıştım.
Bir duvara yumruklar savurmaya başladığımda onun sözleri de eş anlamda yankılar oluşturuyordu. " Bizim bir geleceğimiz var mı?.. Bizim bir geleceğimiz var mı?.. Bizim bir geleceğimiz var mı?.."
Yumruklarımı duvara geçiriyorken akıllı saatimden beni arayan birisi olduğunu gördüğümde kaşlarımı çatmıştım. Fakat çatma sebebim arayan kişinin sude olmasıydı.
Aramayı yanıtladığımda sudenin korkulu sesi kulaklarımı doldurmuştu. " mehar!.. lütfen yetiş. Burada işler oldukça karıştı!. Yüzbaşı ve Rus lideri Esfandiyar ın ana merkezini bastılar. Abim öğrenir öğrenmez benim savaşın babamın ve amcamın yanına geldi. Fakat üyelerle beraber sayı yetersiz. Lütfen çabuk gel! Onların hakkından ancak sen gelebilirsin. " dediğinde telefonu anında kapatmış ve kafamı omuzlarıma doğru kıtlatmıştım.
Demek Yüzbaşı - Rus Lideri öyle mi?
Ben sizi zamanında öldürmedim ya , işte bu yüzden başıma bela oldunuz. Fakat bu sefer öldüğünüzden kesinlikle emin olacağım.
Olduğum yerde ayrılıp , sığınağıma gittiğimde üstümü değiştirmiş ve bedenimin ayrı yerlerine kesici aletler yerleştirmiştim.
Toka gibi görünen ucu zehirli hançerlerle saçlarımı toplar toplamaz üç silahı fulleyip belime yerleştirmiştim. Sonrasında motoruma binerek savaş alanına doğru yola çıkmıştım.
Oraya geldiğimde sude beni görmüş ve yüzünde ki endişe yerini büyük bir huzura bırakmıştı.
Elimle susmasını söyleyip yanımda getirdiğim sis bombasının pimini açmıştım. Açmamla havaya fırlamış ve tam onların ortasına fırlatmıştım.
Herkesin gözleri kör iken ben esfandiyarların önlerine atlamıştım. Atlar atlamaz sisleri parmağımı şıklatarak yok etmiş ve beni görmelerini sağlamıştım.
Yüzbaşı ve Rus Lideri beni gördüğünde gözlerini kocaman açmışlardı. Tam ben onların bu halleriyle dalga geçmek için konuşmaya başlayacakken barlas beni elimden tutmuştu.
Barlas'a doğru döndüğümde bakışlarından ' sakın bir delilik yapma. Yoksa seninle beraber kendimide buradaki herkesle yakarım. ' sözlerini okuduğumda sinsice gülümsemiş ve sol gözümü kırpmıştım.
Barlas bu tavrıma karşın elimi sıkmaya başlayınca anında onu kendimden uzaklaştırmak için ittirmiştim.
O benden uzaklaştığında ortamıza bir yıldırım düşmüş ve aramıza bariyer örmüştü.
Yani bu demek oluyordu ki , onlardan hiç biri bana yardım edemeyecekti. Ama bu benim için hiç ama hiç fark etmezdi ve bunu da onlara gösterecektim.
Yüzbaşı ve Rus Lideri nin olduğu tarafa döndüğümde Rus lideri Sergio öne doğru çıkarak purosuyla bana doğru işaret etmişti.
Bana doğru bakarken sorsan beni aşağılayan bir tavırla " sen hayatının en büyük hatasını bizi bırakarak yaptın. Halbuki biz sana ne imkanlar vermedik. Önüne neler sunduk? Fakat sen yediğin kaba tükürdün. Şimdide bugün bunun sonucuna katlanacaksın. " dediğinde öyle'mi dercesine yüzüne bakmıştım.
Bir anda adamları üstüme saldığında sırasıyla belimden çıkardığım silahla vurmuştum.
Silahın mermisi bittiğinde diğer silahı almak yerini bu yerr fırlatıp sırasıyla adamların kafalarını yere vurarak parçalamaya başladım.
Sırasıyla adamları önümden kaldırdığımda sonunda sıra yüzbaşı ve sergio ya gelmişti. Sol yanağımdaki kanı elimin tersiyle sildiğim gibi yüzbaşı bana saldırmıştı.
Ve de tahmin ettiğim gibi eskiden zayıf noktalarımın bulunduğu yerlerden vurmaya başlamıştı.
Tam onu da yere kapaklayacakken sergio beni iki ayak bileğimden ve sol omzumdan vurmuştu. Sağ omzumu vuramasının nedeni sağ omuz hizamda yüzbaşının kafası olmasıydı.
Yüzbaşı fırsat istifade edermiş gibi beni yere yapıştırmaya çalışmıştı fakat ben bileklerimde ve omzumda olan mermileri takmayarak onu çenesinin altından tuttuğum gibi doğruca bu tarafa gelen yüze yakın adama doğru fırlatmıştım.
Yüzbaşı yere düştüğünde büyük bir haykırış nidası dudaklarının arasından çıkmıştı.
Sergio onun yanına gittiğinde durumunun kötü halde olduğunu fark etmişti.
Bu yüzden adamlara doğru dönmüştü. " bizimle beraber kimse gelmeyecek! Şu yaralı halde durmuş olan kıza da öldürüp geliyorsunuz! Eğer öldüremez iseniz sakın yanıma gelmeyin hatta kafanıza sıkın! " dediğinde yüzbaşıyıda alarak oradan ayrılmıştı.
Sude yerde diz çökmüş bir şekilde duran bana doğru gelen adamları görünce bana doğru koşmaya başlamıştı. Ve tam benim önüme gelmişti.
Sude kendi canını dahi düşünmeden kendini bana siper etmişti.
Sude " ona sakın dokunmayın! Eğer dokunacak olursanız bırakın ölmeyi tekrardan canlanır ve sadece sizle kalmaz bütün ailenizi mermiye dizerim. O yüzden şimdi defolup gidin buradan! "
Oldukça kendinden emin bir şekilde konuşmasının ardından adamlar onun bu tavrına kahkahalar atarak cevap vermişti.
Başımı hafifçe arkaya doğru çevirdiğimde öfkeden kıpkırmızı olmuş bir barlas ve savaş görmüştüm ki bunu da hiç şaşırmamıştım.
Savaş beni gördüğünde barlasın omzuna dokunarak beni göstermişti.
Barlas'ın gözleri bana dokunduğunda grileri olduğundan daha fazla koyulaşmaya başlamıştı.
Elini bariyerden bana doğru koyduğunda gözlerim istemsizce dolmuştu.
Uzaktan yaralı omuzlu elimi onun elinin üstüne koymuş ve gözlerimi kapatıp açmıştım.
Bu benden ona ' bana her ne olursa olsun güven ' demektir ki o da aynısı yapmıştı.
Başımı sudenin tarafına doğru çevirdiğimde sudeye ateş etmek üzere olduklarını fark etmiştim.
Tam sudeyi arkama alacakken sude mermiden kurtulmayı başarmıştı. Fakat herşey bununla bitmemişti. Adamlardan biri sudenin bileğini tuttuğunda sude tek bir adım geriye doğru atmıştı.
Tam o anda adamı sağlam elimle yere yapıştırmış ve sudeyi arka tarafıma doğru fırlatmıştım.
Sude telaşla " mehar ağır yaralısın! Onlarla nasıl baş edeceksin? " dediğinde sinsice gülümsemiştim.
Ona doğru bakarak " sen bunu Azrail'e dedin ya sana da helal olsun! " dememle sude kaşlarını havaya doğru kaldırmıştı.
Kafamı adamlara doğru çevirmemle sudeye uzaklaş benden işareti yaparak onu kendimden uzaklaştırmıştım.
Sonrasında bana doğru gelen adamlara sinsice gülümsemiştim. Yerden destek alarak kalkabilmemi sağlayan gücü ayaklarıma verir vermez , bir adamın bana uzanan elini hava da yakalayıp kırmıştım. Sonrasında adamı da sert bir şekilde yere atmıştım.
Sırasıyla adamları azaltmaya başladığım da işte tam o anda bir tuzağa düştüğümü fark etmiştim. Tam arkamı döndüğümde boynuma bağlanan zincirle olduğum yerde kalakalmıştım.
Elimi zincire götürdüğümde hafifçe tenime çarpan elektrikle ilk bir kaç saniye durmuştum.
Bir kaç saniyenin ardından elimi tekrardan zincire getirmiştim fakat duyduğum ses anında kanımın fokurdayarak kaynamasına sebep olmuştu.
Anında arkamı döndüğümde zinciri tutan kişinin maskeli olduğunu görmüştüm. Bir anda bir cihaz çıkarmış ve sesini dijitale dönüştüren aleti kapatmıştı.
Onun aleti kapatmasıyla beraber sude'nin çığlıkları etrafta duyulmaya başlamıştı.
Tam arkamı dönecektim ki , o kişi tarafından verilen yüksek dozajda elektrikle ilk bir an adımlarımı durdurmuştum.
Onun maskesine bakarken dişlerimin arasından konuşmaya başlamıştım. " senin benimle derdin olmadığını zannetmiyorum çünkü bu dünyadaki yedi milyar insanın benimle bir derdi var. Fakat onların senin gibi gereksiz bir özgüveni yok. Ve iyi ki de yok. Neden biliyor musun? Çünkü sen bunun en büyük örneği olacaksın. " dememle zinciri tutarak onu kendime doğru çekmiştim fakat o beş kuruşluk aklını kullanarak bir korkak gibi zinciri bırakmayı tercih etmişti.
Boğazıma adeta bir mengene gibi kilitlenmiş olan zinciri boğazımdan koparmamla beraber bir silah sesi duyulmuştu.
Bir anda o maskeliyi sudenin tam arkasında onun başına silah doğrulturken bulmuştum. Sudeyi o halde görmemle yanına gitmek istemiş fakat gidememiştim.
Maskeli barlas'larla aramızda olan duvarı çözdüğünde kaşlarımı çatarak ona bakmaya başlamıştım.
Karşımdaki kişi maskesini ve cübbesini çıkarttığında gördüğüm kişiyle kalakalmıştım. Çünkü bu kadın Meryem Arkan dı. Benim Annemdi. Bana hayat veren kadındı ve şimdi bana verdiği hayatı geri almaya çalışıyordu...
Meryem Arkan yüzüme oldukça duygudan yoksun bir şekilde bakarken konuşmaya başlamıştı. " ne oldu mehar? Anneni özlemedin mi? Ah! Tabiki sen bunları tercih ettiğinde bizi de özlemezsin değil mi? Ama sen merak etme. Ben sana öyle bir özlem yaşatacağım ki , her an ve her saniye babanla beni anacaksın. " demesiyle tam ona doğru bir şeyler diyecekken ayaklarımın altındaki zeminin yavaştan kaymaya başladığını hissetmeye başlamıştım.
Tırnaklarımın sivri uçlu köşelerini avuç içlerime batırdığımda bedenimde oluşan yeni bir acıyla eskisinin üstünden basıp geçmiştim.
Alaycı tavrıma dönüp bu olduğum durumdan çıkmalıydım, hemde hemen. " hadi ama! Sende ne evlat düşkünü biri çıktın böyle? Mehar böyle,meharım böyle. Yok böyle olacak mehar , yok bizi unutmamanı sağlayacağım mehar. Bla bla bla. İlk önce şu soruma bir cevap ver. Sen ve o kocan beni gerçekten sevebildiniz mi? Çünkü seven birisi bunları yapamaz ya da söyleyemezde o yüzden soruyorum. " dediğimde Meryem Arkan o anda yüzüme dahi bakmadı.
Ne söylediklerime karşın kendini savundu. Ne de o çok sevdiği kocasını.
O an nedendir bilmem kendimi aşağılık birisi olarak hissetmiştim.
Ben öyle birisiydim ki , Ne Annem Ne de Babam beni istemiş ne de severek büyütmüştü. Ve ben ise bir gerizekalı gibi onlara yaranabilmek için neler yapacaktım.
Şuan burada en çok da bir kişiye üzülüyordum. O kişi ailesinin iyiliği için kendi canını bile düşünmeden feda edebilecek olan aynı zamanda ise onlar için bütün gemileri yakabilecek olan küçük kız Mehar'dı.
Onlar yalnızlıktan korkan bu kızı yalnızlığın kendisine dönüştürmüştü.
Onlar karanlıktan korkan bu kızı karanlığın ta kendisine dönüştürmüştü.
Onlar en ufak canı yandığında ağlayan bu kızı ateşlerin üzerinde korkusuzca yürüyebilen birine dönüştürmüştü. Ve şimdi ise yaptıklarının sonuçlarına da katlanacaktı.
Meryem Arkan'a yaklaştığımda o anında bir bıçak çıkartıp sudenin omzuna bir çizik çekmişti.
Sudenin çığlığıyla savaş Meryem Arkana yalvarmaya başlamıştı. " ona zarar verme. Onun bunlarla bir alakası bile yok. Eğer vereceksen bana ver fakat onu bırak. " dediğinde savaşın yalvarışına acıyla bakmıştım.
Bu acıyla beraber kurşun yaralarının acılarıda eklenince bir hissizlik üstüme çökmeye başlamıştı.
Bu da demek oluyordu ki , acıya karşı artık duyarsız olacaktım ki bu anı ne zamandır bekliyordum.
Hakan Akmeriç " sakın bir delilik yapma Meryem. Hemen geri çekil bu adamlarınla beraber. Yoksa burada hiç iyi şeyler olmayacak. " dediğinde Meryem Arkan sinsice gülümsemiş ve bana doğru bakmaya başlamıştı. " evet asıl eğlenceli kısım burada başlıyor. Benim güzel ölüm meleğim. Artık herşey sona erdi. Oynadığın bütün oyunlara bir son veriyorum. İşte bu yüzden şu kameraya karşı bütün suçunu itiraf edeceksin. Ve bunun sonucunda ise idam cezasına çarptırıldığına emin olacağım. "
Sude annemin yüzüne hayretle bakarken anında bana doğru dönmüştü. " mehar! Bunu sakın yapma! Lütfen! Hayatın kararır mehar. O videoyu çekme. " dediğinde kafamla onları işaret etmiştim.
Meryem Arkan'a karşın oldukça ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştım. " eğer bunu yaparsam onların yakasını rahat bırakacak mısın? " dediğimde Meryem Arkan kafasını olumlu bir şekilde sallamıştı.
Her ne kadar herkes itiraz bile etsede videoyu kaydetmiştim. Videoyu kaydeden adamlar videoyu Meryem Arkan'a gösterdiğinde onun yüzünde gördüğüm gülücük ona karşı içimde kalan bütün duyguların ve anıların tam anlamıyla yok olmasına neden olmuştu.
O kadın bir çocuğa hayat vermişti.
Ve şimdi o çocuğun hayatını kendi elleriyle yok ediyordu. Halbuki bu hayatı ona veren de kendisi değil'miydi?
Meryem Arkan videoyu izledikten sonra bir an bile arkasına bakmadan arabasına binmiş ve çekip gitmişti. Onun gitmesiyle de adamları burayı terk etmişti.
Onların gitmesiyle beraber barlas anında yanıma gelmişti. Korku dolu gözlerle yaralarıma baktığında " bana o şekilde bakmayı kes. Ben her zaman iyiydim. Şuan da da iyiyim. " dediğimde barlas kaşlarını çatmıştı. " gerçekten şuan iyi olduğunu mu zannediyorsun? Pekala öyle zannetmeye devam edebilirsin fakat bana bunun doğruluğunu inandıramazsın. " dediğinde tek bir kaşımı havaya kaldırmıştım. " şunu unutma barlas. Ben hiç bir kimseye kendimi kanıtlamam. Ha! Olurda kanıtlıyorsam bu planımın içinde olduğu içindir. O yüzden bundan önceki olan sana karşı tavırlarımı gerçek zannetme. "
Barlas ve diğer herkesi ardımda bırakarak motoruma binmiş oradan ayrılmıştım.
Oradan gizli sığınağıma gittiğimde motorumdan güç bela inerek sığınağıma girmiştim. Sonunda pansuman malzemelerini alarak masama geçmiş ve koltuğuma oturmuştum.
Ayakkabılarımı çıkarıp ilk önce bileklerimle başlamıştım. Eldivenlerden birini giydiğimde ateşte kızdırılmış hançeri almıştım. Sırasıyla bileklerime tuttuğumda düşen mermileri almış ve hançeri masaya bırakmıştım.
Ardından yaralarımı dikmek için iğneyi almış ve dikmeye başlamıştım. Dikmeyi bitirdiğimde aklıma o anda barlas gelmişti.
Eğer dikmeden önce uyuşturucu bir iğne vurmadığımı görseydi eminim ki bütün Türkiye yi bırak dünyayı alt üst ederdi.
Bileklerim bittiğinde omzundaki kurşunu da çıkarmış ve tek bir elimle de onu dikmiştim. Diktikten sonra onları kaldırmış ve sıradaki öldüreceğim insanı bulmak için veri tabanımı açmıştım.
Bütün insanlar en ince ayrıntısına kadar önümde akıyorken son anda bir insan durmuştu.
Duran kişiyi gördüğümde kaşlarımı çatmıştım. Çünkü duran kişi Meryem Arkan'dan başkası değildi.
Tam yerimden kalkacakken telefonumdan barlas'ın aradığını görmüştüm.
Derin bir iç çektikten sonra gözlerimi devirmiştim. " şuan hiç ama hiç sırası değil barlas. Neden beni rahat bırakmazsın ki. " dediğimde aramayı red etmiştim.
Veri tabanımı kapatarak sığınaĝımdan ayrılarak motoruma binmiştim.
Motorumu çalıştırıp doğruca şirketime doğru yol almaya başlamıştım. Şirketimin önüne geldiğimde tam karşımda barlası görmüştüm.
Barlas öfkeden deliye dönmüş bir şekilde anında yanıma gelmişti. Tam ben bir şeyler diyecekken o sıktığı dişlerinin arasından konuşmaya başlamıştı. " sakın tek bir kelime dahi etme. Şuan da sadece benimle gel o kadar. Ondan sonra ise ne yapıyorsan yap mehar. Fakat şuan benimle gel. " dediğinde kaşlarımı çatmıştım.
Onun bu halini ve de gösterdiği bu kadar tepkiyi anlamakta zorlanıyordum.
Ne yani alt tarafı kurşun yemiştim ve de kurşunları kendim çıkartıp yaralarımı dikmiştim. Fakat barlas bunun benim için hiç bir fark etmediği zerre kadar anlamak istemiyordu. Madem istemiyordu bu sefer onunla gidip anlamasını sağlardım.
Barlas'ın yanından geçerken ağzımı oynatmıştım. " sen istediğin için değil , bir şeyleri anlamanı sağlamak için yapıyorum. " dediğimde yanından ayrılmış ve arabanın arka kapısını açıp içeriye girmiştim.
Barlas derin bir iç çektikten sonra yanıma gelmişti. Arabayı otomatik ayara ayarladığında , araba hareket etmeye başlamıştı.
Yüzümü cama doğru çevirdiğimde barlas " sen ne yapıyorsun? Neden oraya geldin? Oraya geldin ve ben bir hayvanlık yapıp senin sözüne inanarak sana güvendim. Fakat sonra ne oldu? Sen kendi kurşunlarını çıkarmayı ve bununla da kalmayıp yaralarını tek bir başına sardın. " dediğinde gözlerimi devirmiştim.
Barlas gözlerimi devirmemle bir hiddetle diktiğim kolumu tutmuş ve kendine doğru çekmişti.
Barlas'ın yüzüne oldukça ciddi bir şekilde bakıyorken o bir anda tuttuğu kolumun dikişli kolum olduğunu fark etmişti.
O anda elini sanki bir ateşe değmiş gibi çekmiş ve çektiği gibi gözlerimin içine bakarken azarlayıcı bir şekilde konuşmaya başlamıştı. " neden bana bunun kurşun yediğin kolun olduğunu söylemedin. Gerçekten sana inanamıyorum. Hatta sana deĝil , seni her ne olursa olsun sevebilen kalbime ve senden başka hiç bir şeyi düşünemeyen aklıma inanamıyorum. " dediğinde kafasını sağa ve sola doğru sallamıştı. Sonrasında ellerini saçlarından geçirmişti.
Saçlarından geçirdiğinde tekrardan yüzüme doğru çevirmişti başını. Bir anlığına dudaklarını aralamış fakat sonrasında söyleyeceklerinden vazgeçmişti. Sanki ne anlatsa boşa gidecekmiş gibi.
Barlas arkasına yaslanmış bir vaziyette camdan dışarıya doğru bakmaya başlamıştı.
O dışarıya bakıyorken ben onun yüzünü izliyordum. Aslında sadece izlemiyordum. Onun söylediklerini de düşünüyordum.
Barlas tümden haksız mıydı?
Gerçekten artık beni bu dünyadan koruyabileceğini mi zannediyordu?
Heleki ben bu dünyanın tam merkezindeyken.
Tam ben bunları düşünürken bir anda bir telefon çalmaya başlamıştı. Ben öylece barlas'ın yüzüne bakıyorken telefon en az dört ya da beş defa çalışmışmıydı emin değildim. Sonunda barlas benim yüzüme doğru bakmaya başlamıştı. " beni izliyorsun anladım da , şu telefona baksan mı ha ayparem? Sonuçta kocan her daim yanında öyle değil'mi? "
Barlas bunları yüzünde gülücükler saçarak söylediğinde resmen iyice dünyam durmuş gibi hissetmeye başlamıştım.
Barlas benim telefonu açmayacağımı anlayınca kendisi telefonuma uzanmış ve eline almıştı. Ekrana baktığında ciddileşen yüz ifadesiyle bende kendime gelmiştim.
Barlasın elinden telefonu aldığımda arayanın gizli bir numara olduğunu görmüştüm ki bu ancak ve ancak Meryem Arkan'dan başkası olamaz olduğu aklıma anında gelmişti.
Telefonu açtığımda duyduğum tek bir cümle benim oldukça büyük bir oyunun içine alındığımı ve benim iznim dahi olmadan diskalifiye edildiğimi öğrenmiştim. " seninle bir oyunun içindeydik Azrail fakat artık senin oyun dışı kalmanın zamanı geldi bile. " Demesiyle önümüze ve çevremize polis ekiplerinin dolaşması saniyeler sürmüştü.
Arabanın durmasıyla inen helikopterden çıkan yarbay arabanın yanına gelerek benim olduğum taraftaki kapıyı açmıştı. Açmasıyla beraber beni anında tutarak dışarıya çıkarmıştı.
Fakat yerimden milim bile kıpırdamayınca altı adet polis barlası yere düşürmüş ve kafasına silah doğrultmaya başlamıştı.
Barlas'ın haline baktığımda hali ile oynattığı dudakları aynı şeyleri asla söylemiyordu. " Benim yüzümden sakın teslim olma mehar. O parmaklıklar ardına girme. " dese bile yarbay çoktan kelepçeyi bileklerime geçirmişti.
Yarbayın sırf barlasa zarar vermemesi için peşinden gitmeye başlamamla , barlas yerinden kalktığı gibi yanındaki altı askeri de alt ederek bana doğru yürümeye başlamıştı.
İşte tam o anda yüzbaşı barlası durdurabilmek için kolundan vurmuştu.
Barlas yarı koluyla bana doğru bakarken ellerim kelepçeli bir halde ona doğru ilerlemeye çalışıyordum. Fakat askerlerin buna hiç bir şekilde izin dahi vermiyor olmaları beni içten içe bitiriyordu.
Tam ben helikoptere bineceğim esnada barlas düştüğü yerden yarı elini bana doğru uzatmış fakat tam yedi saniye sonra yaralı eli yere düşmüş ve bilincini tam anlamıyla kayıp etmişti. Fakat onunla beraber bende kendimi o anda kayıp etmiştim.
Resmen ruhum bedenimi terk etmiş ve geriye bir ceset bırakmış gibiydi. Sanki artık göğüs kafesimin ardında onun yanında deli gibi atan şey artık yok olmuştu.
Sanki artık herşeyi düşenebildiğim ve bütün imkansızlıklara çözüm bulduğum bu zihnimde onun anılarıyla beraber yok olup gitmişti.
Sadece o yok olmuş gibi görünüyordu fakat bende onunla beraber yok olmuştum.
" Aşk çift kişiliktir. İkiden bir çıkarsa
bir değil sıfır kalır. "
🌙
Evet!
Yeni bölümün sonuna daha gelmiş bulunmaktayız efenim...
Pek iç açıcı bölüm değildi kabul ediyorum. Fakat ne yaparsın hayat işte...
Sizce mehar cidden bu sözde adalete düzenine boyun mu eğecek?
Peki barlas'ın koruduğu o insanlar cidden ölmüş müdür?
Peki ya Esfandiyar örgütü boş duracak mı dersiniz?
Bunun ve bunun gibi bir çok şeyin cevaplarını bekliyorum efenim.
Ehehehehe 🙃. Ve bana fazla kızmayın olur mu?
Her neyse artık bölümleri bir düzene sokacağım, İnşaAllah.
İşte o zamana kadar kendinize iyi bakın Ay Parçalarım 🌓...
Kişisel İG; nisakopuz
#vaveyla
