15. bölüm · Vaveyla +18
15.Bölüm: Azrail'in Herşeyi Yerinden Sarsıp Yeniden Başlatan Hamlesi
🌓
15.Bölüm
...Azrail'in Herşeyi Yerinden Sarsıp Yeniden Başlatan Hamlesi...
🌓
Lewis Capaldi - Someone You Loved
Zayn & Sia - Dusk Till Dawn
Lana Del Rey - Born To Die
🌓
~ 1 Ay Sonra ~
Bir asır geçmiş gibi hissettiğim fakat aslında bir ay geçirdiğim tutsaklık...
Evet burada her bir an acı çekiyordum fakat bedenen...
Peki ya bedensel olarak olanları neden artık acı olarak hissetmiyordum. Hissedemiyordum.
Aslında nedeni çok bariz belliydi ve ben öyle bir ızdırabın pençesine ruhumu bırakmamak için amansızca çabalıyordum.
Fakat farkında bile değildim ki , ruhum çoktan o ızrabın pençesine düşmüştü. Ve ben bununla ilgili bir şey yapmak için çok geç kalmıştım.
O ışık , karanlığa ızdıraptan başka bir şey vermeyen o ışık...
Ben kendimi bir ay zannetmiştim... Bütün karanlıkların ortasında korkusuzca parlayan bir ay...
Fakat ben bir ay olmak yerine o ayın arkasındaki sonsuz karanlık olmayı tercih etmiştim. Ve bu şekilde de hem kendimi hem de barlası kandırarak onun da ışığını köreltmiştim.
Acaba barlas ne durumdaydı?
Yaşadığından emindim çünkü eğer o yaşamıyor olsaydı ben bu kalbimi his bile edemezdim.
Peki bensiz ne durumlara gelmişti. Bedenindeki yara iyileşmiş miydi yoksa yarasını önemsememiş ve daha da kötü bir durumamı getirmişti. Bütün bu belirsizlerle beraber abimi ve sude'nin hallerini de merak ediyordum.
Her ne beni unutmamalarını istesemde en doğru olanın beni unutmaları gerektiğinin elbetteki farkındaydım. Çünkü onlar benim gibi insandan daha iyilerine layıklardı. Heleki barlas...
Kafesimin bulunduğu büyük odanın kırılmaz demir kapısı açıldığında bakışlarımı oraya doğru çevirmiştim. Gelen kişinin yüzbaşı olduğunu gördüğümde ona doğru dönmüş ve arka tarafımda kavuşturduğum ellerimle ona doğru bakmaya başlamıştım.
Yüzbaşı sadece camdan oluşan duvarın önünde durmuş bir şekilde yüzüme bakmaya başlamıştı. Fakat geldiğinden bu yana tek bir kelime dahi etmemişti. Ve bu sessizlik benim iyice canımı sıkmaya başlamıştı.
Yüzbaşının sessizliği sonunda canıma tak ettiğinde konuşmaya başlamıştım. " böylece sessiz sakin bir şekilde karşımda yüzünde tek bir utanç parıltısı bakmadan beni izlemeye utanmıyor musun diyecektim fakat senin bir karaktersiz olduğun anında aklıma geldi... Madem bir karakter barındıramıyorsun bu et yığının altında , o halde neden ağzına geleni saydırmaya başlamıyorsun. " dediğimde yüzbaşı kaşlarını sadece çatmakla kalmıştı.
Ellerimi arkamdan çözerek cam duvara iyice yaklaşmıştım. Yüzbaşı cam duvara yaklaştığımı gördüğünde bana üstten üstten bakmaya başlamıştı.
Onun bana olan bakışıyla tek bir kaşımı havaya kaldırmıştım. " aramızda kırılmaz bir camdan duvar olmasına rağmen benden korkuyorsun ki zaten de korkmalısın. Çünkü ben burada kalmak istediğim için burada duruyorum. Yoksa sizin beni burada tutmaya gücünüz yetmez. "
Yüzbaşı " o zaman neden burada kalıyorsun? Sana uyguladığımız onca işkenceden sonra siktir olup gitmen gerekmez miydi? " cümlelerin ardındaki görünmeyen soruları her ne kadar fark etsemde bu sorunun cevabını kendim haricinde hiç bir kimseye veremezdim.
Yüzbaşı bana üstten üstten bakmayı bırakmış tam tersine gözlerinin içindeki bana karşı duyduğu endişenin parıltılarını fark etmemle bir adım geriye atmamak için kendime zor hakim olmuştum.
Yüzbaşı endişenin parıltılarını barındıran gözleriyle bana doğru bakarak konuşmaya başlamıştı. " mehar. Her ne yapıyorsan bundan vazgeç. Çünkü her ne kadar sen suçlu olsanda ben senin amcanım. Sen bana kardeşimin emanetisin... bak şu an hiç bir kimse ne bizi izliyor ya da görüyor işte bu yüzden seni kurtarmaya geldim. " dediğinde kaşlarımı çatmıştım.
Yüzbaşı bunu asla bu işten çıkarı olmadığı takdirde yapmazdı. Gözlerimde ifadeyi gördüğünde derin bir iç çekmiş ve dudaklarını tekrardan oynatmaya başlamıştı. " bunu yapmanı istiyorum çünkü Rus lideri arkamdan işler çevirmeye başladı mehar. Ve öğrendim ki amacı adalet değil , kan. Bütün türklerin üstünde ya temelli bir hakimiyet kurmak ya da kanlarını akıtıp ülkenin tümüne hakim olmak... işte bu yüzden yardımına ihtiyacım var. " dediğinde kaşlarımı alaycı bir tavırla havaya kaldırmıştım. Sonrasında aklıma gelenlerle sinsice gülümsemiştim.
Yüzbaşı halimi gördüğünde heyecanla " bana destek olacak mısın yeğenim? " dediğinde kollarımı göğsümde bağlamıştım. " senin tarafında olacağım demek , benim aileme çektiğin her bir şeyi affettiğim anlamına gelmiyor. Bunu bil yeter. " dediğimde kafasını hızlıca sallamış ve kapımı açmıştı. Onun yanına geldiğimde " beni takip et. Bizi buradan kolayca çıkarmanın bir yolunu biliyorum. " demesiyle onu takip etmeye başlamıştım.
Sonunda bu yerden çıkmış ve bir arabanın yanına gelmiştik. O arabaya bindiğinde ilk başta arabaya binmemiştim. Fakat yüzbaşı ısrar edince bende arabaya binmiştim.
Yüzbaşı benim yüzüme doğru bakmaya başlayınca " ağzındaki baklayı çıkarmaya başlasan iyi olur yüzbaşı. " dediğimde yüzbaşı " sesindeki sabırsızlık beni sinirden deliye döndürüyor mehar. Ve işin garip yanı ise senin şu anda bu kadar rahat olman. Normalde sen böyle bir rahatlığı ancak kocanın yanında yapıyorsun. Bu arada kocana söylemeyi planlamıyorsun değil'mi?"
Yüzbaşının söylediği sözlerden sonra kalbime bir yumruk yemiş gibi hissetmiştim.
Resmen yine ve yine barlas'la olan ilişkimi sınamaya başlamıştım. Hele ki aramızdaki herşeyin rayına oturmaya başladığı zaman bunu yapmıştım.
Fakat barlas beni anlardı. Bu durumdaki mecburiyetimi anlardı. Çünkü beni bu durumda anlamayacak olursa o zaman beni hiç bir zaman sayacında bir kere bile sevmeyi denememiş olacağının belirtisi olacaktı.
Yüzbaşının yüzüme doğru attığı korkulu bakışlarına gözlerimi devirmiştim. Yüzbaşı bu hareketime karşın derin bir nefes almış ve arkasına yaslanmıştı.
Onun arkasına yaslanmasıyla beraber bende parmaklarımı yüzümün hizasında birleştirip , gelecekte ilerleyeceğim yolun inşaasını kuş bakışı edasıyla izlemeye başlamıştım.
🌓
~ 365 Gün 12 Saat Sonra ~
~ Barlas Alaner Akmeriç ~
Her bir zerremle güvendiğim , kendimi teslim ettiğim karımdan böyle bir darbe yiyeceğimi son nefesimde bile inanmazken , Karımın son nefesimi dahi beklemeksizin böyle bir şeyi yapması beni yok ediyordu.
O benim ayparem değildi. Çünkü benim ayparem bu kadar günahkârın arasındaki en günahsız kişiyi günah keçisi bellemezdi. Ona bu kadar günahın bedelini ödetmezdi.
Aramıza 365 Gün 12 Saat girmişti fakat bizim aramızdaki bağın saatlerle kopması imkansız gibi bir şeydi ki , bu tezimin bana ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha ispatlamıştı.
Mehar o camdan zincirlerin arasından çıktığında direktten haberim olmuştu. Fakat onun yanında olan kişinin yüzbaşı olduğunu gördüğümde öfkem arşa kadar tırmanmıştı.
Mehar yine ne haltlar karıştırıyor derken aradan geçen bir yılın sonunda büyük bir soykırımla Azrail'in yaşadığını dünyaya bir kere daha göstermişti.
Ve ben bunu saçma sapan haberlerden duymak zorunda kalmıştım. Ta ki sadece duymakla kalmayacağımı yaşayarak öğrenene kadar...
Ben mehar hakkında çıkan haberlerin doğruluğunu analiz ediyorken tam o sırada odamı büyük bir hiddetle basan savaşla anında koltuğumdan kalkmış ve ellerimi masanın üstüne vurmuştum.
Tam ben ona ağzıma geleni sayacakken savaşın kendiyle beraber getirdiği haberde bir o kadar da sarsıcı olmuştu bünyeme. " Barlas! Korktuğum şey başıma geldi. Yüzbaşı ve adamları Azrail'in emriyle sude'yi kaçırdılar. "
Savaşın sözlerinden sonra odamdan bir hırsla ayrılmış ve bütün şirket zincirlerime kırmızı alarm uyarısı verdirtmiştim.
Verdirttikten sonra Esfandiyarın ana merkezine gitmek üzere yola çıkmıştım. Esfandiyar'ın merkezine geldiğimde arabadan inerek binaya girmiştim.
Binaya girmemle bütün üyeleri toplantı salonunda toplatmıştım. Gelen üyeleri beklerken ilk olarak gelmiş olan orhun yanıma gelmişti.
Orhun elimdeki çakmağın yanan ateşini söndürdüğünde bir insanı o anda binbir parçaya bölebilecek bakışlarımla ona doğru bakmıştım.
Orhun bakışlarımı gördüğünde alaycı bir tavırla gülümseyerek konuşmaya başlamıştı. " demek o çok aradığım alaner geldi ha? Fakat şu bakışlarını bana değil de başka birisine göstermen gerektiğini biliyorsun değil'mi alaner? " dediğinde gözlerimi kısmıştım.
Orhun bakışlarını benden çekerek ayaklarımızın altındaki akıp giden şehri incelemeye başladığında bir huzursuzluk nidaları barındıran cümleleri kurmaya başlamıştı. " bak alaner. Ne yaptığın beni hiç bir şekilde ilgilendirmez. Sadece ulaşmak istediğin amacın ne kadar doğru olduğuna bir bak. Çünkü senin için doğru olan bir şey herkes için doğru olmayabilir. "
Orhun tekrardan bakışlarını yüzüme doğru çevirdiğinde ellerini omuzlarıma yerleştirmişti. " bu koşullara dikkat ettiğin sürece her bir an , her bir saniye arkanda ya da yanında duracağımı bil yeğenim. Farkında değilsin fakat senin bu amcan gerekirse senin için bu evreni gözünü bile kırpmadan ateşe bile verir. " dediğinde kıstığım gözlerimi düzeltmiştim.
Orhunun söylediği sözlerden sonra diğer üyelerde gelmeye başlamıştı. Bütün üyeler geldiğinde ayağa kalkmış ve ellerimi pantolonumun ceplerine yerleştirmiştim. " haberleri ve kimin de ne haltlar çevirdiğini görmüş olduğunuzu varsayarak bunu geçiyorum. Sizi buraya topladım çünkü bu can sıkıcı oyun artık ebediyyen sona ermeli... Bu yüzden artık sadece bizim önümüzde değil ,tüm dünyanın gözünde bir tehlike arz edecek duruma gelen bu canavarı yok etmek için burada toplandık. Ve size sadece tek bir cümle söyleyerek sizi bu yolda destekleyeceğimi belirteceğim. Aşkta ve de bir savaşta her bir yol mübahtır!. " dediğimde bütün kararımın doğruluğunu takdir ediyordu.
Fakat bu kadar sesler arasında benim kulaklarımda sadece tek bir kişinin sesi vardı , o da benim ayparem olduğunu sandığım kadının beni tuzağa düşürürken kullandığı kan kokan cümleleriydi...
Sude'yi deli gibi her bir yerde arıyorken bir yandan da esfandiyarla birlikte mehar'ın işlerini zorlaştırmaya çalışıyorduk. Fakat sadece çalışıyorduk.
Çünkü mehar bizim yapacağımız hamleleri önceden tahmin ederek kurtulmayı bir şekilde başarıyordu. Ve onun her bir kurtuluşu beni sinirden deliye döndürüyordu.
Benim meleğim onun gibi vahşinin elinde tutsaktı ve ben hiç bir şey yapamıyordum. Ben ya ben koskoca barlas alaner akmeriç onun karşında bir hiç durumuna düşüyordum.
Ben düşünce denizinin içinde kaybolmuşken çalan telefonumla dikkatim masama çevirmişti. Masama doğru ilerlerken arayanın gizli bir numara kullandığı gördüğümde tek bir kaşımı havaya kaldırmıştım. Hangi canına susamış insan beni bu şekilde arayabilirdi?
Elimi telefonuma götürüp aramayı yanıtladığımda daha kulağıma yerleştirmeden duyduğum sesle bütün kan akışım hızlanmış , göğsümde varlığını dahi unuttuğum kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. " merhaba güneşim. Aypareni unutmuş olamazsın değil'mi? Ha unutmuş olsan bile dert etme. Çünkü seni bir an bile olsa unutmayan bu kalbim sana tekrardan beni hatırlatır. Söylesene ne yapıyorsun? Günlerin bensiz nasıl geçiyor? Dur sen söylemeden ben söyleyeyim. berbatlar ötesi değil'mi? Biliyor musun? Benimde senden bir farkım yok. Fakat bana karşı oynadığın bu küçük oyunlar canımı sıkmaya başladı. İşte bu yüzden seni son bir kez aramak istedim. Aslında tek sebebim bu desem yalan olur. Diğer sebebim ise , seni özledim barlas. Hemde tahmin bile edemeyeceğin kadar çok. Bu kalbimde sana karşı olan sevgiyi artık taşıyamıyorum. İşte bu yüzden seninde benden farkın olmasın diye kardeşini yanıma aldım. " dediğinde kaşlarımı çatmıştım.
Tam o beni bir zehir gibi saran sözlerine devam edecekken sözlerini benim bıçak gibi keskin sözlerimle kesmiştim. " sen o kadar bencil ve kibirli birisi olmuşsun ki. Artık seni tanıyamıyorum mehar. Sırf sadece tek bir başına yanmak istemediğin için beni günahsız meleğime orada işkenceler çektiriyorsun. Biliyor musun. Senden iğreniyorum. Hatta seninle karşılaştığım o güne lanetler olsun!. Keşke o gün seni öldürmüş olsaydım da bütün bunlar kardeşimin başına gelmeseydi. Sen varya sen benim işlediğim en büyük günahsın..."
Mehar ağzımdan çıkan bir zehirden farksız sözleri büyük bir soğukkanlılıkla dinledikten sonra konuşmaya başlamıştı. " sadece kardeşini babanın düzenli olarak gördüğünü söyleyeceğim sırada söylediğin bu sözlerin benim içsel dünyamı ne hale getirdiğini görecek olsaydın utanırdın kendinden barlas. Fakat yine de ben söylediğin bu sözlere karşın kardeşini öldürmek yerine şuan da ofisinin kapısının ardında seni dinlediğini söylemeyi tercih ediyorum. Ve tercih ederekten bir daha da ömür boyu görüşemeyeceğimizi söylüyorum. Umarım benim gibi bir hatanın yerine hatta bir günahın yerine çok güzel bir sevap işlersin. Sonsuza kadar hoşçakal. Ve bu her ne kadar gerçek gibi gözükmesede , bu benden sana bir Proshchay barlas..." demesiyle ben daha bir şey diyemeden telefonu kapatmıştı.
[ proshchay = veda ]
Telefonun kapanmasıyla anında kapımın önüne gelerek kapıyı açmıştım. Karşımda bana büyük bir hayal kırıklığı ile bakan meleğimi görmemle o arşa kadar çıkmış olan öfkem yerini anında kocaman bir hüzüne terk edip gitmişti.
Sude " sadece şunu söylemek ve hemen buradan gitmek istiyorum. Sen varya sen benim o huzurla başımı koyduğum göğsünü öyle bir kan gölüne çevirdin ki , elimde olsa seni tüm dünyadan ve de hayatımın her bir karesinden silip atmak isterdim. Biliyor musun? Senin gibiler sevdiğinde sevdiklerine bakışlarıyla bile zarar vermekten korkan insanlara yazık oluyor. " demesiyle kardeşim hayatında ilk defa bana karşı attığı tiksindirici bakışlarıyla son defa yüzüme bakmış ve çekip gitmişti.
Kardeşim gitmesine gitmişti fakat giderken arkasında onarılması artık mümkün bile olmayan bir enkaz bırakarak gitmişti...
Sude'nin gidişinin ardından bende yasa dışı boks turnuvalarının olduğu alana gelmiştim.
Oraya geldiğimde bunun gibi dünyanın pek çok yerinde mekanları olan ve de aynı zamanda dünyanın sayılı maden işletme fabrikalarının da sahibi olan kardeşim gibi sevdiğim Roman Harrington yanıma gelmişti.
Roman soğukkanlı duruşundan ödün vermeden konuşmaya başlamıştı. " en son konuştuğumuz günden bu yana baya bir şeyler değişmiş olmalı ha alaner? Yoksa onca yıldan sonra buraya gelmezdin. " dediğinde sadece kafamı sallamakla yetinmiştim.
Roman durumun ciddiyetini anlamış olacak ki kafasını omzuma doğru hafifçe yaklaştırıp fısıldamaya başlamıştı. " anlaşılan durum olduğundan daha ciddi. O halde sen hemen kendini buradaki canavarlara dövdürtmeden benim buradaki dinlenme odasına gidelim. " dediğinde beni zor bela odaya getirmişti.
Odaya geldiğimizde Roman kendini koltuğun üstüne oldukça rahat bir tavırla atmıştı.
Onun bu rahat tavrına karşın gözlerimi devirmiştim. " biliyor musun? Eğer beraber büyümemiş olsaydık yemin ederim seni şu ana kadar toprağın derinliklerine gömmüş olurdum. Cidden nasıl bu kadar rahatsın? Umarım da bir gün aklı başında bir kız gelirde sana dünyanın kaç bucak olduğunu gösterir. " dediğimde roman tiksindirici bakışlarıyla yüzüme doğru bakmaya başlamıştı.
Roman bir anda ayağa kalktığında yaptığı hareketleri izlemeye başlamıştım. Roman yine ve yine beni şaşırtmamış ve tümüyle camdan oluşan duvarının içinden bir viskiyle beraber bardak alarak tekrardan yerine oturmuştu.
Bardağını viskiyle doldururken duygudan yoksun olan o sesiyle konuşmaya başlamıştı. " bana beddua etseydin alınmazdım. Fakat bu dediğin ya da istediğin şey benim ölümüm demek. Ve benim ölmeye dahi niyetim olamaz. Çünkü ben ölecek olursam onca okuttuğum yetim çocuklar ne olacak ha alaner? Sen nasıl rahatsın diyorsun ya? Halbuki ben o zaman daha da diken üstünde oluyorum. Ve sana da bunu belli etmemek için rahat davranmaya çalışıyorum. Fakat artık bu konuda sikimde bile değil hiç bir kimse. " dediğinde ayağa kalkmış ve tam önümde durmuştu.
Roman bardağını sallarken " sadece sen ağır şeyler yaşamadın alaner. Eğer yaşadıklarını kaldıramayacakmış gibi hissedersen bir de dön bana bak. Çünkü ben onca şeyi tek bir başıma yanımda hiç bir kimsem yokken atlattım. O yüzden senin yanında ben varken hiç bir zaman çaresiz hissedemezsin. " dediğinde kaşlarımı havaya kaldırmıştım.
Ellerimi pantolonumun ceplerine yerleştirdiğimde " o kadar emin olma Roman. Çünkü bir zaman gelir ve o kişi karşısında hiç bir insanda yaşamadığın çaresizliği iliklerine kadar yaşarsın. Ve umarım ki bu berbat hissi asla yaşamazsın çünkü ben yaşadığım için bu hallere geldim. " dediğimde roman çatık kaşlarının arasından her bir cümlemi ciddiyetle dinliyordu.
Roman viskisini tek bir hamleyle bitirdiğinde yanımdan ayrılıp onun masanın üstüne fırlatmıştı. Fırlatmasıyla bir koltuğa geçip oturmuş ve sol ayak bileğimi sağ dizimin üstüne yerleştirmiştim. Roman oturmasını elimle işaret ettiğimde o da koltuğa oturmuştu.
Romanın oturmasıyla beraber derin bir iç çekmiş ve dudaklarımı oynatmaya başlamıştım. " buraya geldim çünkü hayatım iyice rayından çıktı Roman. Ve ben artık onu rayına hiç bir şekilde sokamıyorum. Bana bir tavsiye ver. Çünkü benim bu aklım artık hiç bir şeyi almıyor. " dediğimde roman soğukkanlı tavrından ödün vermeden ayak ayak üstüne atarak konuşmaya başlamıştı. " eğer rayından çıkmış ise sen onu raydan hepten uzaklaştır. " dediğinde kaşlarımı çatmıştım.
Roman yanlış anladığımı fark ettiğinde tekrardan konuşmaya başlamıştı. " Aslında bu sözlerine karşın göz devirmem gerekirdi fakat ben sen değilim. Bu arada cidden aklın işlevini yitirmiş sahiden. Neden bir akıl hastanesine gidip tedavi olmuyorsun da gelip benden tavsiye istiyorsun onu da anlamış değilim. Her ne ise. Yani demek istediğim koptuğu yerden kopart. Çünkü sen tamir etmeye çalışacakken o daha da fazla incelecek. Bu yüzden bırak koparan kişi düzeltsin. " dediğinde kaşlarımı havaya kaldırmıştım.
Sonrasında ise sözlerinin doğruluğuyla kafamı sallamıştım.
Roman bu konuda oldukça haklıydı. Bu zamana kadar her ne yaptıysam hiç bir halta yaramamıştı.
Madem aramızdaki bu bağı inceltmişti. Bende bunu inceldiği yerden koparacaktım ki mehar bir daha böyle bir şeyi yapamasın...
Romanın yanından ayrıldığımda Esfandiyar'ın kuruluş yıl dönümü dolayısıyla oluşturulan parti için hazırlanmak üzere eve gelmiştim.
Eve geldiğimde ilk bir banyo yapmış sonrasında ise bir siyah takım elbise seçmiştim.
Seçtiğim takım elbiseyi giydiğimde bir kol saati seçerek takmıştım.
Kol saatimi taktıktan sonra
bir çift kol düğmesi seçerek
onları da deliklerinden geçirmiştim.
Kol düğmelerimi taktığımda aynaya bakarak saçımı düzeltirken masanın üstünde duran evlilik yüzüğümü görmemle varlılığını bana son zamanlarda oldukça hatırladan kalbim yeniden atmaya başlamıştı.
Elimi saçımdan çekip yüzüğüme götürdüğümde mehar'la yaşadığımız her bir an gözlerimin önünden bir ışık hızıyla geçmeye başlamıştı.
Fakat anında kafamı sallayarak kendimi bu düşünce girdabının içinden kurtarmıştım. Zaten artık kurtulacağım tek şey düşüncelerimin olmayacak olması beni kahrediyordu.
Elimi yüzüğümün üstünde gezdirdikten sonra elimi çekmiş ve parfümüme uzanıp bir kaç fıs boynuma sıkmıştım. Hazır olduğumdan emin olduktan sonra beni bekleyen arabama binerek yola koyulmuştum.
Kutlamanın yapılacağı yere geldiğimde arabamdan aşağıya inmiş ve beni çeken magazincilerin flaşlarını sikime dahi takmadan içeriye girmiştim. İçeriye girdiğimde Roman beni anında görmüş ve karşısındaki herkesi siktir edip yanıma doğru gelmişti.
Roman yüz halimi gördüğünde derin bir iç çekmişti. " her ne kadar güçlü görünmeye çalışsanda , bir o kadar yorgun ve bitik bir halde olduğunu görebiliyorum dostum. Bak şöyle yapalım. Sen bu partiyi siktir et ve evine gidip dinlen. Seni soranlarla ben ilgilenirim. " dediğinde ciddi misin sen bakışlarımı yüzüne karşı yolluyordum.
Roman bakışlarımı gördüğünde alaycı bir tavırla gülümseyerek konuşmaya başlamıştı. " hadi ama! Doğru sen buradan gitmiyorsun çünkü yenge her an buraya damlayabilir diye değil'mi? Ah be! Yengem ne şanslı. Fakat kocası bugün şanslı mı orası meçhul. " dediğinde gözlerimi devirerek dirseğimi karnına geçirmiştim.
Roman elini karnına götürüp sinsice bana doğru gülümsediğinde gözlerimi devirmiştim. Bu adam hiç bir zaman akıllanmayacaktı değil'mi?
Orhun Akmeriç ellerini birbirine vurarak bütün dikkatleri üzerine çektiğinde göğsünü kabartarak konuşmaya başlamıştı. " evet bugün burada toplanma nedenimizi dememe gerek olmadığını düşünüyorum. Fakat bir şeyi dememde gerektiğini düşünüyorum. O da esfandiyarın ana merkez binasının devlet tarafından açık arttırmaya koyulduğunu ve bunu da şu anda gerçekleşeceğini söylemek dışında başka hiç bir şey yok. Ve şunu da belirtmek isterim ki , merkez binasını alan kişi aynı zamanda esfandiyar'ın liderinin kendisi olacak. " demesiyle açık arttırmayı bir milyar dolarla açmıştı.
Bir kaç kişiyle miktar beş milyar doları bulsa bile son anda ayağa kalkmış ve yirmi beş milyar dolarlık bir teklif yaparak herkesin ağzını uçuklatmıştım.
Orhun , babam , sude , savaş ve Roman bu tavrımla gurur duyarken bir anda duyulan ayak sesiyle herkesin bakışları kapı tarafına doğru çevrilmişti. Ve gördüğüm kişiyle bir adım geriye doğru atmak zorunda kalmıştım.
Çünkü bu karşımdaki kişi beni yüzüstü bırakan ve güneşimin bütün ışıkları söndürüp terk eden kişiyle aynı kişiydi. O benim karımdı fakat aynı zamanda ise Azrail'imdi...
Mehar ardındaki yüzbaşıyla salona girdiğinde siyah eldivenleri ellerinden biri gözlüğüne götürüp çıkartmıştı. Çıkarttığı gözlüğünü yanındaki adamına uzattığında kesin bakışlarını orhuna doğru çevirmişti. " elli milyar dolar. " demesiyle herkesten fısıldamalar yükselmeye başlamıştı. Orhun yanındaki devlet adamı yüzünden açık arttırmayı mehar'ın teklifiyle kapatarak kazananı mehar ilan etmişti.
Mehar kazanan kişinin kendisi olduğu söylenmesine rağmen yine de gözlerini benden bir an olsun ayırmamıştı. Yüzbaşı " elli milyar neydi mehar! Sen delirdin mi? Bu yer elli milyar dolar etmez bile! Anladık tamam paran var ama bu gidişle sokaklara düşeceksin. Demedi deme. Ve işte o gün senin yüzüne dahi bakmayacağım. " dediğini duymamla ellerimi iki yanımda yumruk yapmıştım.
Bu adam kendini ne halt zannediyordu? Tamam mehar'a kızgın olabilirdim fakat bu kızgınlığım onunla ömür boyu ayrı durmak istediğim anlamına da gelmiyordu. Ah mehar! Ah! Neden onun yanındasın ki. Eğer olmasaydın ne güzel şuracıkta derisini yüzecektim.
Ben bu tip şeyleri etrafımdaki insanlar benimle konuşmaya çalışırken düşünüyordum ki son anda dikkatimi çeken bir şey olmuştu. O da yüzbaşı ve çevredeki bir kaç insan mehar'ın canına tak ederek anında salonu terk edişi olmuştu. Onun gidişiyle onun peşinden gidip gitmeme arasındaki çelişkiyle içsel bir savaş veriyordum. Ta ki kardeşim sude yanıma gelerek " git onun yanına. Şu anda herkesten çok sana ihtiyacı var. " dediğinde hızlıca salonu terk etmiştim.
Tam garaja doğru ilerliyordum ki bahçeden gökyüzüne doğru bakan mehar'ı gördüğümde anında adımlarım duraksamıştı.
Ay ışığının yüzüne ve vücuduna vurmasıyla beraber öyle eşsiz bir görüntü ortaya çıkıyordu o anda kıskançlık krizine kapılmamak için kendimi zor tutmuştum.
Mehar ellerini kollarına kitleyip okşamaya başlayınca daha fazla olduğum yerde duramamış ve yanına gitmiştim.
Mehar yanına geldiğimi gördüğünde ne tek bir kelime etmişti ne de yerinden kımıldamıştı. Bende göz temasımı onunla kesmeden ceketimi çıkartmış ve sırtına doğru örtmüştüm. Tam ceketimi itekleyeceğini düşünürken o tam tersini yaparak ceketime sımsıkı sarılmıştı.
Zaten bu yaptığıyla çıldırmışken o beni daha da delirtmeye yemin etmiş gibi başını omzuna koymuştu. Fakat sadece bununla da yetinmemişti. Küçük burnunu ceketimin yakasına götürerek kokumuda içine çekmişti. Kokumu içine çektikten sonra ise güzelim gözlerini kapatmıştı.
Onun gözlerini kapatmasıyla kollarımı beline sarmış ve nefesimin açıkta kalan boynuna çarpmasına izin vermiştim. Fakat bu nedense beni durdurmamış ve açıkta kalan boynuna küçük bir öpücükte kondurmuştum.
Benim öpücük kondurmamla beraber şah damarından hissettiğim kadarıyla kan akışının eskiye göre deli gibi hızlandığını fark etmiştim. Ve bu yüzdende nedense gülümsemiştim.
Demek ki özleyen taraf sadece ben değildim...
Madem beni özlüyordu daha doğrusu seviyordu o halde neden böyle davranıyordu?
Neden ona karşı böyle bir aptalca bir hamle yapmamı sağlamıştı. Ve de bu hamleyi yapmamın ardından bütün yetkiyi de yine kendi ellerinin arasına almıştı. Aynı... Aynı bir zamanlar benim yaptığım gibi...
Göğsümün üstünde hissettiğim küçük bir damlayla yüzümü boynunda çekmiştim. Ve işte o anda mehar'ın ağlamamak için kendini oldukça zor tuttuğunu fark etmiştim.
Mehar kısılmış bir şekilde çıkan sesiyle " biliyor musun? Şuanda her şeyden çok yağmur yağmasını isterdim. Çünkü yağmur yağdığında ağladığım belli olmuyor ve işte o zaman insanlar beni güçsüz biri olarak görmüyor..."
Tam sözlerine devam edeceği sıra işaret parmağımı dudaklarının üstüne yerleştirmiştim.
Bu haline karşın derin bir iç çekmiş ve onu daha fazla bekletmeden konuşmaya başlamıştım. " ben herkes değilim mehar. Ve sen ne zaman olurda bunu daha iyi anlarsan işte o zaman biz daha iyi olacağız. Fakat sen anlamamakta ısrar edecek isen şunu bil ki ben artık senin incelttiğin yerden sağlamlaştırmayı değilde ebediyyen koparmayı tercih edeceğim. İşte o yüzden kararını net bir şekilde versen iyi olur. Çünkü senin ağzından çıkan tek bir söz bizim hayatımızı kökünden değiştirecek. " dediğimde mehar kafasını aşağıya ve yukarıya doğru sallamıştı.
Mehar işaret parmağımı kendi eliyle çektiğinde " şu anda bütün bunları siktir edemez miyiz? Beni şu anlığına sadece karın olan ve sadece teselli arayan ayparen olarak göremez misin ha barlas? " dediğinde anlımı onun anlıyla birleştirip konuşmaya başlamıştım. " sen iste ben senin için bir anlığına bütün dünyayı durdururum mehar. Fakat bunları evimizde halledeceğiz. Anlaştık mı? " dememle mehar'ı kucağıma alarak arabaya doğru yönelmiştim.
O da o sıra yüzünü bir kedi gibi boynuma gömdüğünde resmen hakimiyet çizgimin sınırlarında dolaşıyordum.
Arabanın kapısını açmamla onunla beraber binmiş ve arabayı otomatik ayara ayarlayarak eve doğru hareket etmeye başlamasını sağlamıştım.
Mehar öylece ellerim belinde yüzü boynumda sokulu bir şekilde kucağımda oturuyordu. Fakat bu şekilde durması beni öyle bir hale getiriyordu ki , eve gidip bir soğuk duş almak bana farz bile olmuştu.
Sonunda eve geldiğimizde araba durmuştu durmasına fakat benim güzel karım bana ıpıslak bir gömlek bahşederek derin bir uykuyu bana karşın tercih etmişti.
Onun bu halini yüzümdeki tebessümle izlerken dudaklarının üstüne tutkulu bir öpücük bırakarak onunla beraber arabadan ayrılıp eve doğru ilerlemiştim.
Evin içerisine girdiğimizde asansöre binerek odamın ya da daha doğrusu odamızın olduğu kata geldiğimde kapıdaki güvenlik sisteminden geçerek yatağımızın olduğu odaya gelmiştim.
Mehar'ı yatağın üstüne bıraktığımda resmen yatağımda bir adet tanrıçanın olması beni deliye döndürüyordu.
Tekrardan dudaklarının üstüne öpücük bırakarak sevgili karımın bende yarattığı hasarı düzeltmeye gitmiştim.
Soğuk suyla olan duşum bittiğinde belimde ve saçımda kurutmaya çalıştığım havlumla mehar'ın yattığı yatağımızın odasının bulunduğu kapının önüne gelmiştim.
Ve iyiki de gelmiştim çünkü sevgili karım büyük bir nöbet geçiyordu ki bu anında yanında bitmemi sağlamıştı. Ağzından çıkan köpükle iyice deliye dönmüştüm.
Ellerimi mehar'ın yanaklarına götürüp sıkarken bağırmaya başlamıştım. " mehar! Yanlız değilsin karıcığım! Aç güzelim gözlerini ve bana bak! Sana yalvarıyorum lütfen ayparem bana bak! " dememle beraber mehar ağızından canları binlerce defa yakan haykırışla oturur pozisyona geldiğinde göz yaşlarını ve ağzında köpükleri elimle silmeye çalışıyordum.
Mehar bitkinliğin kendisini barından gözleriyle benim gözlerimi birleştirir birleştirmez anında bana sımsıkı sarılmaya başlamıştı.
Başını kalbimin hizasına yerleştirdiğinde bir elimi beline diğer elimi omzuna koymuştum.
Mehar kısık tonda çıkan sesiyle " bugün tek bir kelime dahi etmeden son bulsa olur'mu? Ha barlas olur'mu? " dediğinde kafamı sallamıştım.
Sonrasında ise anlına bir öpücük bırakmıştım. " karım ne derse o. Fakat yarın benden kurtuluşun yok küçük hanım. " dediğimde kısık çıkan sesiyle bile güldüğünü fark etmiştim. " senden kurtulmak isteyen kim'ki ha güneşim? Ve bu geceyi şu sözleri söylemeden bitirmek hiç istemiyorum. " dediğinde kaşlarımı hafifçe çatmıştım.
Mehar derin bir iç çektikten sonra konuşmasına konuşmaya başlamıştı fakat söylediği sözlerin üzerimdeki etkisinden haberi dahi olsaydı , bunları diyebilir'miydi?..
"
' Я был неправ. Это было не прощание, детка. Наоборот, это был первый шаг нашей вечности... '
[ Yanılmışım. Bu bir veda değildi bebeğim. Tam tersine sonsuzluğumuzun ilk adımıydı bu... ]
"
🌑 .......🌓 N.R.K 🌓.......☀️
BU BÖLÜM VE GELECEK BÖLÜM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZİ BELİRTMEYİ VE DE BİR VOTE BIRAKMAYI UNUTMAMANIZ GEREKTİĞİNİ BİLDİĞİNİZİ ZANNEDEREK FAZLA BİR ŞEY DEMEDEN GİDİYORUM BEN...
Bu arada böyle dediğime bakmayan ve onları koşulsuzca sevdiğimi bilen bütün herkesi kocaman öpüyorum 💋...
Bir daha ki bölüme kadar hoşçakalın benim güzel ayparçalarım 🌝...
Kişisel İG: nisakopuz
#vaveyla #mehararkan #barlasalanerakmeriç
