6. bölüm · Vaveyla +18
6.Bölüm: Azrail'in Kanlı Oyunu
Evettt!!!
Yeni bir bölüme daha hoşgeldiniz ay parçalarım!
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi belirtmeyi unutmayın , lütfen...
Sizleri seviyorum ve sizi burada bırakıp,kaçıyorum...
🌓
~ Bölüm Şarkıları ~
Sam Tinnesz - Dangerous Game
Sam Tinnesz - Play With Fire
Duncan Laurence - Arcade
Ariana Grande - God is a Woman
🌓
6.Bölüm; AZRAİL'İN KANLI OYUNU
🌓
Kaderin veya dünyanın adaletini sorgulayıp duruyordum. Fakat dünya ve kader bana adaletini göstermişti zaten...
Bana hayatımın güneşini , bütün dertlerimi bir gece gibi örtebilen ,
göz yaşlarımın kökünü solduran ,
ben düştüğümde benimle birlikte düşen veya kaldırmak için hep arkamda bir gölge gibi duran bir adamı karşıma çıkarmıştı.
Kabul ediyorum , birbirimizi kırabilecek her şekilde kırmıştık , paramparça etmiştik kalplerimizi , yok etmiştik tüm benliklerimizi fakat yine deişin garip yanı birbirimiz olmadan nefes dahi alamıyor oluşumuzdu.
Barlas Alaner AKMERİÇ...
Ayparenin parlamasına neden olan sonsuz ışığım , güneşim...
Kalp atışlarımın sebebi...
Mantığımın ve tüm kuralları'mın işleyişini bozup yenisini kurduran adam...
Sen benim ilk nefesimdin ve son nefesimde sen olacaksın.
Herkes veya herşey yok olup paramparça olabilirdi fakat
ay ve güneşin aşkı
asla yok olamayacaktı...
Çünkü imkansızlıktan doğan bir aşk nasıl yok olabilirdi'ki?..
🌓
Şuan barlas , abim ve ben öylece salonda durmuş sude'yi bekliyorduk.
Ne kadar gelmeyeceğini bilsekte...
Hani ne kadar bir şeyin olmasını istersin fakat imkansızdır olması ya , ama sen yinede beklersin gerçekleşmesini.
Bizde bunu bekliyorduk fakat ancak kendimizi kandırıyorduk. Çünkü bir imkansızlığın gerçekleşebilmesi normalde mümkün bile değildir.
Ama bu bizim geçerlimiydi ki? Biz normal insanlar gibi değildik , bu yüzden bizim için imkansızlık barındıran hiç bir şey olamazdı. Çünkü biz onu er ya da geç elde ederdik.
Şuan da onu yapıyorduk fakat
bir işe yararmıydı , emin değildim.
Tam ben bu düşünce girdabında boğulmuşken salonun girişinden gözüken sude'yle yönümü ona doğru çevirmiş ve hatta yanına gitmiştim.
Sude'nin elini tuttuğumda grilerinin benim lacivertlerimle buluşturduğunda bir elektrik dalgası geçmiş gibiydi bedenimden. O kusursuz grilerini simsiyah bir karanlığa esir etmiş gibiydi sanki...
Ama yine de o zifiri karanlıkta kaybolmuş sude'yi gördüğümde o zaman sanki benden onu kurtarmamı diliyormuş gibi bakıyordu bana...
Sude sanki gözlerindeki masum halini gördüğümü anlamış gibi , sertçe yutkunduktan sonra gözlerini yumarak bir süre sonra tekrar açtığında gözlerindeki duygusuz ifade beni sarsmıştı.
Sude her ne kadar yara almış olsa bile bir şekilde gözlerindeki umut asla solmazdı. Bunu iyi biliyordum. Fakat bu defa o umut ışığı siyahlıkların içinde kaybolmuş gibiydi.
Neden böyle yapıyordu bilmiyordum. Neden o zifiri karanlıkta savrulmak istiyordu. Neden o zalim ve cani dünyaya katılıp yok olmak istiyordu.
Ne kadar isterse istesindi fakat ben onun hayatında olduğum sürece o karanlıkta onun savrulmasına izin vermeyecektim.
Gerekirse o karanlıklardan oluşan bataklıkta tekrardan en dibe çekilir ve yine çıkardım.
Barlas yanıma yavaş adımlarla gelince sol elini kaldırıp sude'ye uzatırken havada kalakalmıştı.
Sude barlas'ın ilk havada kalan eline sonrasında yüzüne çevirmişti gözlerini.
Abim yanımıza gelerek , elini sude'nin koluna götürüp sıkınca , Sude gözlerini abimin yüzüne çevirip kolunu onun elinden ayırmıştı.
Savaş abim kaşlarını çatarak , ciddi bir ses tonuyla " sude? Gerçekten ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyorum hatta çalışıyoruz fakat sen hiç yardımcı olmuyorsun. Neden hiç bir şey söylemiyorsun? Neden ölüm sessizliğine büründün böyle? "
Sude savaş abimin söyledikleriyle yine hiç bir şey söylememişti. Ne bir tepki veriyor ne de bir şey söylüyordu.
Sude arkasını dönüp bir kaç adım attıktan sonra , bir kaç adımı sendelemiş ve bedenini zemine teslim etmişti , Ta ki barlas onu tutana kadar...
Barlas korku dolu bakışlarıyla , hiddetle haykırırken , sol eliyle yanağına hafifçe vururken , sağ eliylede sırtını sıvazlıyordu.
Onlar yerde otururken bile barlas ordan heryeri darmadumana çevirmişti.
Resmen 5 dakika içinde bir doktor sürüsü anında salona dolmuştu bile. Abim ve ben öylece kenara kaymış ve doktorlara alan tanımıştık.
Barlas sude'yi açılmış iki kişilik koltuğun üstüne yatırıp , tam sude'nin elini tutmak isterken rektar olan doktor buna izin vermediği için geriye çekilmek zorunda kalmıştı.
Resmen barlas şuan bir dokunsan yıkılacak duruma gelmişti. Ve onu o halde görmek beni öldürüyordu.
Barlas Alaner AKMERİÇ.
Herkesin korktuğu yüzüne bakmaya bile cesaret edemediği , yer altının en karanlık adamıydı. Onun tek bir sözü tüm dünyanın işleyişini bir anda değiştirebilirdi.
Onu şuana kadar öldürmememin sebebi ona aşık olmamdan kaynaklanmıyordu.
Bunun sebebi onun ağızından çıkan sözler dünyanın kaosuna sebep değil , tam tersine dünyanın kaosunu durdurmayı sağlıyordu.
O her ne kadar korkulan bir adam olsa da aslında merhametli bir kalbi vardı.
Aslında kaderin bizi bir araya getirmesinin sebebi bizim aynı olmamızdı.
O ve ben tamamlanmamış bir resim gibiydik. Ve şimdi tamamlanmıştık.
Nasıl'mı?
O bir ressamdı , ben ise onun yarattığı şaheserdim.
Bir eser onu yapan biri olmadığında ne anlama geldiğini bilebilirmiydiniz?
Ya da ne bir eser yaratıcısı mükemmel bir eseri olmadan hatırlanırmıydı?.
Biz ne bu kurulmuş şeytani oyunların içindeki oyuncuyduk ne de o oyunların içindeki hamleler...
Biz o oyunu kapsayan büyük bir oyunun kurucusuyduk. Ve onlar bizim kuklalarımızdı.
Biz ne istersek o kadar hareket edebilir ve biz ne kadar istersek o kadar yaşayabilirlerdi.
Biz bir arada olduğumuz sürece kimse bizi yok edemezdi.
Biz yok olurduk fakat bizi ancak ikimiz yok edebilirdik.
Fakat ikimizinde bunu istemeyeceğini iyi biliyordum.
Çünkü ikimizde yok olamayacak kadar hayatta kalmayı istiyorduk. Ya da istemeyi değilde kalmak zorundaydık.
Çünkü bu acımasız dünyada masum insanları korumamız gerekiyordu.
Daha fazla onu öyle göremeye dayanamayıp yanına gitmiştim.
Elimi onun koluna sararken korku dolu gözlerini benim şefkat barından lacivert gözlerimle birleştirince elimle kolunu okşayamaya başlamıştım.
Barlas acı dolu bir gülümsemeyle bana karşılık verince , sanki kalbime keskin bir bıçak saplanmış gibi hissetmiştim. Resmen barlas benim tüm düzenimi alt etmişti.
Önceden gözlerimde tek bir duygu parıltısı bile görünmezken , şimdi ise gözlerim bütün duygularımı açığa seren bir hale gelmişti. Ve bunu bana bu adam yapmıştı.
Barlas gözlerini yüzümden çektikten sonra bize doğru gelen doktora dönmüştü. Bende doktora dönünce bir anda yanımda abimde bitmişti.
Doktor barlas'ın yüzüne ciddiyetle bakmış ve sıkıntılı bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " barlas bey kız kardeşiniz küçük çaplı bir kalp krizi geçirmiş fakat merak etmeyin şuan da iyi. Sadece size verdiğim ilaçları bir süre kullanmanız gerekecek. Ve.."
Barlas kaşlarını sertçe çatarak tahammülsüzlük barındarın sesiyle doktorun lafını kesmişti. " ne söyleyeceksen söyle doktor! Beni sinirlendirme! "
Doktor derin bir iç çektikten sonra aynı ciddiyetiyle konuşmasına devam etmişti. " eğer bir kere daha aynı durum yaşanırsa hiç bir şey kolay olmayacak. Bunu önceden söylemek istedim. O yüzden mümkünse büyük bir şok veya üzüntü yaşamasına izin vermeyin. Şimdilik geçmiş olsun." Dedikten sonra gitmişti.
Barlas'ın yüzüne baktığımda koltukta baygın bir şekilde yatan sude'ye baktığını görmüştüm.
Sude neden kalp krizi geçirmişti. Bunu anlamamıştım. Acaba?
Abimi yanından gönderdikten sonra başına bir şey mi gelmişti.
Bir anda içimi zehir gibi kaplayan bu düşünceyle direkt abimi kenara çekmiştim.
Savaş abim kaşlarını çatarak konuşmaya başlamıştı. " ne oldu mehar? Neden beni çektin kenara . "
Abimin yüzüne bakmış ve ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştım." sen gitmeden önce sude neredeydi? "
Savaş abim kaşlarını daha da çatarken konuşmaya başlamıştı. " arka bahçedeydik de sen niye sordun bunu şimdi? "
Savaş abimin söyledikleriyle başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi hissetmiştim.
Arka bahçenin gizli bir acil kaçış kapısı vardı. Ve eminim ki sude ordan dışarıya çıkmıştı.
Savaş abime ciddiyetle bakarken konuşmaya başlamıştım. " bana bak savaş! Sude boşuna kalp krizi geçirmez. O arka bahçenin gizli bir çıkış kapısı var. Ve o kapı direkt işlek bir caddeye açılıyor. Sude o kapıdan çıkıp ya bi erkeğin tacizine daha mağruz kaldıysa! Aynı geçmişte ki gibi."
Savaş'ın dediğim sözlerden sonra gözlerinde o yakıcı ateşi görmemle benim şey bir yapmama gerek kalmayacığını anlamıştım.
Çünkü ben ve abim sevdiğimiz insanlar söz konusu olduğunda gözümüz hiç bir şeyi görmezdi. Ve sude onun nefesiydi , onun atan kalbiydi.
Onun canıydı. Onun canını yakanların canını öyle bir yakacaktı ki , bir daha tenezzül bile edemeyeceklerdi ona dokunmaya.
Savaş bana hiç bir şey söylemeden telefonunu cebinden çıkarmış ve hiddetli bir şekilde yanımdan çekip gitmişti.
Barlas abimin gittiğini görünce umursamaz bir tavırla bana o soruyu sormuştu. " nereye gitti şu kontrol manyağı? "
Barlas'ın abimi hitap şekline içten
bir gülümsemeyle karşılık vermiştim. Barlas sude'nin baş ucundan ayrılıp yanıma gelmişti.
Ellerimden sıkıca tutmuş ve lacivert gözlerime sabitlemişti grilerini.
Barlas hüzünlü ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " gerçekten özür dilerim. Buraya seninle evlenmeye gelmiştim fakat en mutlu günümüzün içine ettim. Zaten mutluluğumuzu bozan hep bendim. Ve bunu bi kere daha kanıtlamış oldum. "
Barlas'ın dediklerinden sonra kaşlarımı hafifçe çatmış ve azarlayıcı bir şekilde konuşmaya başlamıştım. " sen hiç bir şey yapmadın. Hadi ama barlas. Her şeyi kontrol altında tutamazsın. Bazen bizim isteğimiz dışında bile bir şeyler olabilir. Sen hayatımda gördüğüm en mükemmel abisin. Senin gibi birisini hiç bir kimse hayal edemez. Hatta ben bile. Etmeyi bir kenara bırak , biri bana böyle bir adamı seveceksin ve o da seni sevecek deseydi direkt o adamın kafasına sıkardım. Çünkü böyle bir şeyin gerçek olamayacağını bilirdim. Ama şuan karşımdasın. Ve gerçeksin. Benim seni sevdiğim gibi sende beni seviyorsun. Ve şuan da özellikle sude için güçlü olman gerektiğini biliyorsun değil'mi? "
Gözlerimi baygın bir şekilde yatan sude'ye çevirdiğimde derin bir iç çekmiştim.
Sude'den gözlerimi çekip gözlerimi onun grilerine geri çevirince ellerimle bu sefer onun ellerini sarmıştım. " Sude'nin en çok bu dünyada sana ihtiyacı var. Sen onun bu dünyada tek dayanağısın... Sen onun tek ailesisin... Sen onun güvenebileceği tek insansın. Bu yüzden onun güvenini boşa çıkartma derim. "
Barlas dediğim sözlerden sonra gözlerindeki gördüğüm hayranlıkla gözlerimi yere çevirmiştim. Barlas tuttuğum ellerinden birini çeneme götürerek çenemi havaya kaldırmıştı.
Barlas sözlerimin büyüsüne kapılmış gibiydi. Bunu nereden mi anlamıştım. gözlerinde gördüğüm ışıltılarla ve bununla birlikte yansıyan ses tonuyla." sen nasıl birisin böyle? Nasıl bu kadar merhametlisin anlamış değilim. Sürekli bunu düşünüyorum biliyor'musun? Acaba bu işlediğim günahlar yüzünden oluşan kan lekeleriyle bulanmış hayatımda , nasıl bir sevap işlemiştim ki hayat bana senin gibi birini verebilmişti... Eğer bu gerçek değilse ve ben bir rüyadaysam , beni uyandıran kişiyi öyle bir öldürürüm ki tüm dünyaya ibret olur. "
Barlas'ın dediği sözlerden sonra bu anın gerçekliğine inandırmak ister gibi elimi onun yanağına götürüp okşamıştım. " ne sen bir rüyadasın , ne de biz gerçeğiz. Çünkü dünyanın bizi bir araya getirmesinin sebebi , bizdik barlas. Bizim cesaretimiz , korkusuzluğumuz ve caniliğimizdi.
Ve bu dünyada bizden başka kimsede yoktu bu başkaldırış. Şunu unutma barlas , Dünya iki aşığı birbirine kavuşturacak kadar yüce gönüllü olmaz hiç bir zaman. Fakat biz bunu ona zorlamıştık... Biz imkansız bir aşkı başlatmıştık içimizde barlas. Ve hayat tarafından ne kadar vahşice yanacağımızı bilerek kabullenmiştik bu aşkı. "
Barlas çenemdeki elini yanağıma getirip okşarken , kabullenniş barından sesiyle konuşmaya başlamıştı. " ben bunu en başından biliyordum ve bilerek kabul ettim. Ben seninle ne ölmeyi istedim ne de yaşamayı. Çünkü sen ölmeyi istemezdin. Ve benimde seninle birlikte yaşamam imkansızdı. Ben de bu yüzden seninle yanmayı tercih etmiştim. Çünkü içinde sen vardın. Ben seninle ömür boyu yanardım. Eğer içinde sen varsan herşeyde vardım ben. Bunu en iyi sen biliyorsun , ayparem. "
Barlas ayparem sözünü öyle bir söylemişti ki , o an sadece o dakika kalmayı dilemiştim.
Ben kendi canımı bile önemsemez
ken , o benim herşeyim olmuştu.
Ve ben ne yapacağımı bazen bilmiyordum.
O benim gibi bir kadına yaşayan herkesten daha kıymetli olduğunu hissettirmişti.
Barlas Alaner Akmeriç ; öyle bir adamdı ki , kendi canını yakmaktan bile çekinmeyen bir kadına canının önemini göstermişti.
Nasıl'mı?
Onun canı olarak.
Ve o kadın o andan itibaren daha canını yakmayı bırak , dokunmaya bile korkar hale gelmişti.
Sanki dokunsa kırılacak'mış gibi sevmeye başlamıştı.
Ben Mehar Arkan , Namı Değer: Azrail'dim. Herkesin korktuğu bu kadın artık bi adamın yüzüne bile korkarak dokunacak hale gelmişti.
Ben en çok abimi kaybetmekten korkacağımı düşünürdüm , o yüzden
o mektubu abime bırakmıştım. Fakat yanılmıştım.
Ben abim ölseydi , yinede bir şekilde yaşayabilirdim.
Fakat barlas'ın öldüğünü bile düşününce ben o anda ölmeye başlıyordum ki zaten.
Barlas ve benim bu anımızı bozan şey , sude'nin mırıldanmalarıydı.
Barlas benden ayrılıp sude'nin yanına gidince bende sude'nin diğer tarafına geçmiştim.
Sude'nin mırıldanmaları haykırışlara geçince vücududa eş zamanlı titremeye başlamıştı.
Bir süre sonra sude'nin titremesi azalmıştı fakat sesinin tonu dahada artmıştı.
Biz sude'yi ne kadar dürtsekte , yüzüne su serpsekte ya da kolonya sürsekte bir türlü o kabustan çıkamıyordu.
Sude sonunda barlas'ın ismini haykırarak gözlerini açtığında gözlerinin direkt abisini bulmasıyla gözlerinden akan yaşlarla direkt barlas'ın boynuna sarmıştı kollarını.
Yüzünü barlas'ın boynuna gömmüş ve içinden geldiği gibi ağlamaya başlamıştı.
Barlas ellerinin birini sırtına diğerini saçlarına götürüp sude'yi sımsıkı sarmalamıştı. Onları öyle görünce içim bi buruk olmuştu.
O iki kardeş öyle şeyler yaşamışlardı ki , insanın aklı bile alamazdı onların çektikleri acıların boyutunu.
Ama yine de bir şekilde yine birbirlerinin yaralarına merhem olmuş ve birbirlerine sımsıkı sarılmışlardı.
Onları öyle görmemle aklıma manyak abim gelmişti. Resmen bir bombanın pimini çekmiş ve ortalığa atmıştım.
İlk başta arasam mı diye düşünürken aramaktan vazgeçmiştim. Çünkü sude'nin canını yakanların cezasını ancak sude'yi canı yerine koymuş biri verebilirdi. Ve bunu abimden başkası da yapamazdı.
Nasıl ben barlas'ın canıysam ya da o benim canımsa , sude'de abimin canıydı. Ve onlar bu hayattaki en cani insanı karşılarına almışlardı. O kişi de Savaş Arkan'dı.
Onun malını mülkünü elinden alabilirdiniz hatta onun kendisine zararda verebilirdiniz ancak onun sevdiği kişilere dokunacak olursanız onun karanlık tarafıyla ebediyyen yüzleşmek zorunda kalırdınız.
Ve onlar abimin sevdiği kişiyi değil , abimin canı olarak seçtiği kişiye zarar vermişlerdi.
Ve bundan adım kadar emindim ki , kim olursa olsunlar abim onların acı dolu inleyişlerini bu dünyaya duyurmadan asla rahat durmayacaktı.
Aradan geçen yarım saatin sonunda sude az da olsa kendini toparlayabilmişti.
Şimdi öylece sude şömine'nin yanındaki tekli koltuğa sırtını yaslamış ve bacaklarınıda kendine çekmiş ellerinide dizlerinin üstünde kenetlemiş bir şekilde karşımızda duruyordu.
En son barlas'a sımsıkı sarıldıktan sonra hiç bir şey söylememişti. Ona ne kadar soru sorsakta tek bir cevap bile vermemişti bize.
Galiba yine işim abime kalmıştı anlaşılan. Umarım abim o insanları öldürmeden görmeme izin verirdi ,
izin verirdi derken öldürmeme demek istemiştim.
Çünkü o insanları ilk gördüğüm anda kafalarına sıkacaktım. Hatta daha da cani bir şekilde öldürmek isterdim fakat abim buna izin vermezdi.
Çünkü ' ben varken sana mı kaldı ' deyip durur , kafamın içine ederdi.
Sonunda salona giren abimle şaşkına dönmüştüm çünkü saçları dağılmış ve yüzünün bir kaç yerinde ciddi derece olan yaraları vardı. Ve o an anladım ki abim onları kesinlikle gebertmişti.
Şaşırmış mıydım?
Tabiki de asla!
Bunu yapacağını biliyordum fakat abimin bu kadar zarar göreceğine ihtimal dahi vermiyordum. Demek ki sude'ye bunu yapan kişiler oldukça tehlikeli insanlardı.
Ama bizim için fark etmezdi , çünkü onlar o yola daha yeni giriyorken biz binlerce defa gidip gelmiştik bile.
Barlas benim baktığım tarafa baktığında abimin halini görmesiyle hafif bir şaşkınlık yaşamıştı.
Savaş abim bizim girdiğimiz yüz halini görünce kaşlarını sertçe çatmış ve oldukça kaba olan ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " Sakın bana bir şey sormayın! Bir işim vardı ve hallettim. "
Barlas tek kaşını kaldırırken sorgular gibi " ne işi bu savaş? Aslında haline bakıcak olursam , gerçekten önemli bir iş olmalı değil'mi? "
Barlas abimin sude'ye saldıranları öldürdüğünü biliyordu. Fakat bilerek sorması resmen beni eğlendirmiyorsa neydim...
Savaş abim barlasın sözlerinden sonra gözlerini devirmişti. Ve bir anda gözlerinin sude'yi görmesiyle dumura uğramıştı.
Sudeyi görmesiyle farkında olmadan bir adım geriye atıvermişti. Sonunda kendini toparlamış ve sude'nin yanına yavaş adımlarla gelmişti.
Sude dışarıdaki manzaradan gözlerini ayırarak savaşa bakınca o da bizim gibi şaşırmıştı.
Sude bir anda elinin birini savaşın yüzündeki yaralara götürürken , endişeli bir ses tonuyla " sana ne oldu böyle? İyi'misin? Neden hiç dikkat etmiyorsun ki anlamış değilim."
Barlas ve ben öylece şaşırmış bir şekilde ikisini izliyorduk.
Savaş elinin birini sude'nin yüzünde duran eline sarınca , sude savaşın bakışlarına götürmüştü bakışlarını.
Savaş ondan beklemediğim bir şefkat ile konuşmaya başlamıştı. " eğer sen hep böyle benim yaralarımı saracaksan ben her gün yaralanmaya razıyım. Yeter ki sen hep burda ol... Yanımda... Sonunda bana kızsan bile hep benim yanımda dur olmaz'mı? "
Sude abimin söyledikleriyle kalakalmıştı. Tabiki ben ve barlas'ta öyle.
Sude gözlerini kırpıştırdıktan sonra elini savaşın yüzünden çekmiş ve yüzüne bir kere bile bakmadan donuk çıkan sesiyle konuşmaya başlamıştı. " hayır. Olmaz. Sen ve ben'mi? Bu mümkün bile değil. Sen soğukkanlı birisin , ben ise senin gibi değilim. Bu yüzden vazgeç. Boşuna zamanını harcama. " dedikten sonra yerinden yavaşça doğrulmuş ve barlas'ın yanına gelmişti.
Barlas bir anda ayağa kalkınca sude ellerini önünde birleştirmişti. " ben özür dilerim abi. Sana aşırı tepki vermiştim. Aslında senin bana onu ne amaçla dediğini iyi bir düşünüp sonrasında hareket etmem gerekiyordu. Beni affedebilecek'misin?"
Barlas sude'nin dediği sözlerden sonra elinin biriyle sude'nin yanağını avucunun içine almış ve şefkatini sesine yansıtıp konuşmaya başlamıştı. " sen yanlış birşey yapmadın ki meleğim. Asıl ben seni yanlış anladım. Asıl ben senden özür..."
Sude barlas'ın dudaklarının üstüne elini kapatmıştı. " hayır abi. Özür dileme. Lütfen sadece benim arkamda durmaya devam et olur'mu? Çünkü bu dünyada beni en iyi anlayabilen sensin. "
Barlas sude'yi bir anda kendine çekip sarılınca şefkat barından sesiyle konuşmaya başlamıştı. " bunu söylemen bile hata meleğim. Ben senin yanında olduğum sürece kimse sana zarar dahi veremez. Ama bu sefer olmadı , koruyamadım seni değil'mi? "
Sude barlas'tan ayrılıp kafasını olumsuz bir şekilde sallamıştı. " hayır abi. Senin bir suçun yok. Ben sana arkamda durmaya devam et dedim fakat her daim yanımda kalamazsın ki? Senin sevdiğin bir kadın var. Bir ailen olacak. Hem kim bilir bende kendime bir aile kurarım. Belli mi olur ki? Kader sonuçta..."
Barlas kaşlarını anında sertçe çatmış ve oldukça ciddi bir ses tonuyla " ne evliliği ya! Ben meleğimi kimselere vermem. Özellikle de bir şerefsizin eline asla! Hem canını seven uzak durur senden. Senin evlenmene gerek yok. Sen bizim ailevi işlerimizle ilgileneceksin. Bende karıcığım la ilgileneceğim. "
Barlas'ın son söylediği sözlerden sonra şaşkına dönmüştüm.
Senin benim elimden çekeceğin var Alaner.
Sude kaşlarını hafifçe çatmış barlas'tan uzaklaşarak , meydan okurcasına barlas'a yüzüne bakmıştı." hadi ya abi? Sen keyfine bak , ben çalışayım öyle'mi? Ohoo sen çok büyük yanılgı içerisindesin o zaman. Hem zaten benim sevdiğim biri var! "
Barlas sude'nin dediği sözlerden sonra kaşlarını sertçe çatmıştı.
Yüzümü sude'ye döndürüp tek kaşımı sorgular gibi kaldırırken konuşmaya başlamıştım. " kim miş sevdiğin kişi sude? Umarım güçlü biridir yoksa barlas'ın elinden ancak cesedi çıkar. "
Sude dediğim sözlerden sonra dumura uğramıştı. O an anlamıştım bunu öylesine söylediğini. Biliyordum onun sevdiği bir adam yoktu.
Yine de ses etmedim ve sude'nin bu durumdan nasıl kurtulacağını merakla izlemeye başladım.
Sude'nin bakışları bir anda abime kayınca şaşkına dönmüştüm. Bunu yapamazdı değil'mi?
Sude bir anda abime doğru yürüyüp elini tutmuştu bir anda. Hem ben hem barlas hem de abim şaşkına dönmüş durumdaydık.
Sude barlas'a dönerek meydan okurcasına abimin elini tuttuğu havaya kaldırmıştı." sevdiğim adam Savaş Arkan. Sana söylemiştim değil'mi? Sevdiğim birisi var diye? "
Abim sude'nin yüzüne alaycı bir tavırla bakarken konuşmaya başlamıştı. " sen beni'mi seviyorsun? Asla inanmam buna! Eğer gerçekten beni seviyorsan evlen benimle! Sonuçta ben zaten seni seviyorum. "
Sude abimin söyledikleriyle şaşırmıştı.
Barlas'a baktığımda parmak boğumlarının bembeyaz olduğunu görmüştüm. Aynı şekilde boynundaki damarlar belirginleşmiş ve çene kaslarıda aynı durumdaydı.
Şuan barlas'ın abimi deli gibi öldürmek istediğini biliyordum. Fakat bir şeyler onu durduruyor gibiydi.
Ya onu durduran sebep sudeydi ya da bendim. Yoksa barlas bu durumdayken asla uslu durmaz ve abimi cehennemin dibine yollamış olurdu.
Savaş abim barlas'ın halini görünce alaycı bir tavırla gülümseyerek konuşmaya başlamıştı. " ne oldu barlas? Beğenemedin'mi enişteni? Ne güzel işte yabancı birisi'de değilim! Gönül rahatlığıyla kardeşini bana verebilirsin. "
Barlas boynunu yavaşça kıtlatmış ve olduğu yerden kalkmıştı. O yavaş adımlarla abimin karşısına geçtiğinde sudenin yüzünde bir korku hakimdi.
Barlas öfkesini dizginledikten sonra sakin tutmaya çalıştığı sesiyle , abimin yakalarını düzeltmiş ve omuzlarını sıkmıştı. " bana bak savaş! Sen akılsız birisi değilsin!
Bak bir kere ben kardeşimi kimseyle evlendirmeyi düşünmüyorum. Yani kişisel algılama. Hem yakışıklısın , çalışkansın , dünyada iyi bir sıralaman var. Neden gidip kendine başka birini bulmuyorsun! he akıllı kardeşim?"
Savaş abim alaycı tavrından çıkarak , kaşlarını sertçe çatmış ve boynundaki kaslar belirginleşmişti.
Savaş barlas'ın ellerini omuzlarından sertçe çekmiş ve inceden inceden onu tehdit eden bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " sen bana ne yapacağımı söylemezsin! Madem sen bana kız kardeşini vermiyorsun! Bende kız kardeşimi evlendirmeyi düşünmüyorum! Şimdi siktir edip çekil önümden! Hadi gidiyoruz mehar! "
Savaş abim elini barlas'ın göğsüne koyup sertçe itip yanından geçmiş ve kolumu tutarak beni çıkışa doğru sürüklemeye başlamıştı.
Barlas abimin önüne geçince sude'de yanımıza gelmişti.
Savaş abim öfkelendiğinden dolayı
kısık çıkan sesiyle konuşmaya başlamıştı. " hemen çekil önümden barlas! Yoksa kendi yöntemlerimle seni çekmek zorunda kalacağım! "
Barlas tek kaşını tehlikeli bir şekilde havaya kaldırdığında konuşmaya başlamıştı. " öyle'mi? E o zaman bende kendi yöntemlerimle seni durdurayım o zaman! Hatta biliyor'musun? Şuan da bunu yapacağım! " deyince boynunu yeniden kıtlatmış ve abimin yüzüne kafasını geçirmişti.
Sude bir çığlık atınca bende ortalarına girmiş ve barlas'ın yüzüne bağırmaya başlamıştım." ne yaptığını zannediyorsun sen barlas! Kendine gel! O benim abim! "
İkisinin arasından beni çeken sudeyle barlas dumura uğramıştı dediğim sözlerle.
Barlas gözlerini bana çevirince onun yüzüne bakmış ve tehditkar bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştım. " neden devam etmiyorsun! Vursana abime!.. Tabiki sonunda beni ebediyyen kaybedeceğini ve ölümünün ellerimden olacağını bilerek vur! "
Savaş abim anında bana doğru dönmüş ve patlamış kaşını zerre kadar umursamadan , umursamaz bir tavırla gülümseyerek konuşmaya başlamıştı. " laftan anlamayan birine lafla bir şeyler anlatamazsın! Eğer laftan anlamış olsaydı seni terk edip gitmezdi ya da o yeri havaya uçurmazdı değil'mi?! " deyince barlas abime ölümcül bakışlar atmaya başlamıştı.
Sude barlas'ın attığı bakışlarla derin bir iç çekip ikisinin arasına girmişti.
Savaş abim sude'nin geldiğini görünce tek kaşını havaya kaldırıp alaycı tavrını yeniden takınmaya başlamıştı. " ne oldu? Şimdi de sende mi kavga etmeyin demeye geldin? Bak güzelim sıkıntı bende değil! Sıkıntı senin bu manyak abinde!.. Okey? "
Barlas yumruğunu havaya kaldırmış abime doğru gidiyorken , sude barlas'ın omuzlarından tutmuş ve geriye doğru ittirmişti.
Barlas sude'ye şaşırmış bir şekilde bakınca sude hem abime hem barlas'ın yüzüne bakarak tehditkar bir sesle işaret parmağını onların yüzlerine doğrultmuştu. " bana bakın! Siz çocuk'musunuz da kavga ediyorsunuz ha! Hem kavga etme sebebinize bakın! Pes yani! Buna siz karar veremezsiniz! "
Sude yanıma gelmiş ve omuzlarımdan tutarak , çenesini dikleştirmişti. " buna biz karar verebiliriz! Çünkü biz çocuk falan değiliz! İkimizde mantıklı kararlar verebilecek yaştayız. En azından mehar bana göre daha iyi. Her neyse bana bakın! Çocukluğu bırakın! Evlenenler evlensin! Ne demişler , muradlarına ersinler! Hah umarım böyledir. "
Son cümlesini kulağıma söyleyince bir kahkaha atmıştım.
Gerçekten bu kız tam bir deliydi. En zor durumlarda bile nasıl beni güldürebiliyordu. Buna inanamıyordum.
Savaş abim ve barlas birbirlerinin yüzlerine ilk bir ölümcül bakışlar atsalarda sonrasında barlas elini ensesine atarak , sıkıntılı bir biçimde çıkan sesiyle konuşmaya başlamıştı. " ne yani şimdi. Kavga bu kadar'mıydı? Biz boşu boşuna mı girdik birbirimize. "
Savaş abim sanki az önce bir kavgadan çıkmamış gibi gömleğini düzeltmiş ve her zaman ki nefret ettiğim alaycı tavrıyla konuşmaya başlamıştı. " öyle gözüküyor Alaner! Hem suçlu sensin! Kavgayı başlatan ben değilim sonuçta? O yüzden şimdi! Özür dile benden! "
Barlas elini ensesinden indirirken kaşlarını çatmış , ellerini göğsünde bağlayarak tehditkar bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " sen canına susadın herhalde? Boşuna çabalama! Ben kimseden özür falan dilemem! Onu o algılamada kıtlık çeken beynine sok! "
Savaş abim kaşlarını çatarak tehditkar bir ses tonuyla onun sözlerine cevap vermişti." sen kimsin ki benim paha biçilmez aklıma laf ediyorsun! Ulan benim bir saatte yaptığım kazancı sen ancak beş saatte yapabiliyorsun! "
Barlas gözlerini kısarak küçümseyici bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " sen o bir saatte ancak kendi şirketine kazanç sağlıyorsun fakat ben ise o beş saatte tüm dünyanın geleceğine yarar sağlaması için kazanç sağlayacak planları devreye sokuyorum. Ee tabiki senin bunlarla işin olmadığı için anlayamazsın. Seninle benim aramdaki fark bu! Sen kendini düşünüyorsun ben ise bütün dünyadaki ve gelecekte burada yaşayacak herkesi. "
Savaş abim barlas'ın dediği sözlerden sonra morali bozulmuş yüzünü asmıştı.
Sude abisinin bu tarz konuşmasından dolayı gözlerini devirmişti." hadi ama abi? Herkes senin gibi olmak zorunda değil? Sen bunları yapıyorsun diye savaşında mı yapması gerekiyor? Eğer yaptığın iyilikleri yüzümüze vuracaksan , hiç yapma daha iyi! "
Barlas sude'nin yüzüne dönüp oldukça masum çıkan sesiyle " ben ne dedim'ki meleğim? O başlattı. Tamam! Daha söylemeyeceğim. Hadi! Biz buraya ne için geldiysek yapalım da bitsin. Zaten ondan sonra çok önemli bir işim var! "
Son cümleyi gözlerimin içine bakarak imalı bir biçimde söyledikten sonra bana doğru göz kırpmıştı.
Savaş abim imalı bir şekilde ilk bana sonra barlas'a bakınca gözlerini sude'ye çevirmiş ve aynı barlas gibi , imalı bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " Barlas! Acaba siz evlenirken benle sude de evlenelim diye düşünüyorum... Hatta düşünmeyi bırak, kararımıda verdim! Bizde evleneceğiz! "
Barlas tam bir şey söyleyecekken onun yanına gitmiş ve kolunu cimciklemiştim.
Barlas yüzüme baktığında kafamı olumlu bir şekilde sallamıştım.
Barlas sıkıntılı bir şekilde kafasını abime döndürmüştü." tamam dır Allah'ın cezası ne istiyorsan öyle olsun! Yeter ki ben mehar'la evleneyim! "
Barlas'ın söylediği sözlerden sonra kahkaha atmıştım. Barlas kahkahamı duyunca dudaklarını kulağıma götürmüştü.
Barlas altındaki tehdit ile birlikte hissettirdiği tutkuyla fısıldamıştı. " gülebildiğin kadar gül karıcığım! Çünkü bu gece gülebilmek için pek vaktin olmayacak. "
Barlas dudaklarını geriye çekince sertçe yutkunmuştum.
Barlas yutkunduğumu görünce o uğruna milyonlarca kişiyi bile öldürebileceğim gülümsemesine dudaklarında yer vermişti.
Bir gün bu gülümsemesiyle benim sonumu getirecekti fakat ne zaman gerçekten bende bilmiyordum?.
🌓
Sonunda kavga dövüş hem barlas ve benim hem de abimle sude'nin nikahı kıyılmıştı.
Ben , barlas ve abim ne kadar mutlu olsakta sude mutlu'mu değil'mi bir türlü çözememiştim. Umarım mutlu olur diye geçirdim içimden.
Şuan barlas'la onun evinin önüne gelmiştik. Barlas benim arabadan inmemi sağlamış ve elimi tutarak evin kapısına doğru ilerlemeye başlamıştık.
Barlas kapıyı açınca girmeme izin vermemiş , tam tersine beni kucağına alarak içeriye girmişti.
Barlas sağ ayağıyla kapıyı üstüne vurarak , yatak odasına doğru ilerlemeye başlamıştı.
Barlas merdivenleri çıkarken bende kafamı onun boynunu gömmüş sağ elimi onun kalbinin üstüne koymuş , sol elimi ise onun ensesine getirmiş öylece duruyordum.
Barlas ondan şu anda hiç mi hiç beklemediğim merhametli tavrıyla kulağıma doğru fısıldamıştı. " uyudun'mu ayparem? Eğer yorgunsan bu geceyi erteleyebiliriz. Benim için sıkıntı yok. Sonuçta sen artık sonsuza kadar benimlesin. " deyip saçlarıma bir öpücük bırakmıştı.
Bende barlas'ın boynunda iyice mayıştığım için bir şey söyleyememiştim.
Barlas uyuduğumu anlamış olacak ki kapıyı yavaşça açmış ve sessiz adımlarla beni yavaşça yatağa uzandırmıştı.
Alnıma bir öpücük bırakıp benden uzaklaşmış ve odanın kapısını kapatmıştı.
Sonrasında bir kaç ses daha duymuş fakat anlam verememiştim.
Çünkü derin bir uykuya daldım dalacak gibiydim. Fakat yinede barlas'ın gelmesini bekliyordum.
Çünkü barlas yanımda olduğunda onun kollarının arasında hiç bir yerde hissetmediğim kadar güvende hissediyordum.
Zaten sadece onunla olduğum zamanlarda doğru düzgün bir uyuyabiliyordum. Yoksa uyku benim için yok gibiydi.
Barlas sonunda yanıma gelmiş ve yatağın diğer tarafına uzanmıştı.
Sol elini benim belime atarak kendine çekmişti. Bende başımı kalbinin üstüne yerleştirip bir kedi gibi mırıldanmıştım.
Barlas bu halime küçük bir kahkaha atmıştı. Sonunda alnıma uzun süreli ama benim için kalıcı bir öpücük bırakmıştı.
Kulağımdaki sıcak nefesle beraber gözlerim iyice kapanmaya başlamıştı. " iyi geceler ayparem... Seni kendi sonumu ellerimle getirebilecek kadar çok seviyorum... " deyince tam anlamıyla kendimi derin bir uykunun kollarına teslim etmiştim.
🌓
~~~ Sude AKMERİÇ ~~~
Gerçekten! Bir gurur meselesi yaptığım iş en büyük cezam oluvermişti.
Resmen dünyanın en kendini beğenmiş , kontrol manyağı bir adamla evlenmiştim. Ve en çok sinirimi bozan şey , o bu durumdan çok memnundu. Ve o böyle olunca sinirden deliyordum.
Sonunda onun evine geldiğimizde kendisi arabadan inmiş ve doğruca evine doğru yürütmüştü.
İnanamayarak onun arkasından bakıyordum. Gerçekten bir insan bu kadar da kendini beğenemez ki!
Sonunda arabadan bir hışımla inmiş ve kapıyı sert bir şekilde üstüne vurmuştum.
Rahatsız topuklu ayakkabılarımı kendime acı verse dahi yere vurarak onun yanına gidiyordum.
Gerçekten! Neden topuklu ayakkabıdan nefret etmemin sebebini daha iyi anlıyordum.
O yüzden hep spor ayakkabı giyerdim. Ama bugün abimle mehar evleneceği için bunları giymiştim.
Fakat nerden bilebilirdim'ki
cenazem içinde giyeceğimi...
Savaşın yanına salona geldiğimde
o salondaki koltuğun üstüne oturmuş gömleğinin ilk beş düğmesini açmış
bir şekilde elinde viskisini yudumluyordu.
Sahiden! Bu adam ne ara bunları yapmıştı ki?
Benim bile kitaplarımı masanın üstüne koyup hazırlamam en az yarım saatimi alıyordu.
Gerçekten!
Onunla benim ortak noktamız yokken nasıl bir evliliği sürdürecektik ki?
Savaş sonunda ela rengi gözlerini benim yüzüme çevirince ciddi bir ses tonuyla " yanıma otur! Seninle konuşacağız! " Savaşın bu ses tonunu hiç sevmemiştim.
Acaba bu manyak benimle ne konuşacaktı?
Neyse öğrenmeden bilemezdim değil'mi?
Derin bir iç çektikten sonra onunla aramızda üç kişinin rahatlıkla oturabileceği bir mesafe bırakarak oturmuştum.
Savaş aramızda bıraktığım mesafeyi kapatarak bir elini saçlarıma götürüp diğer elindeki bardağı masaya bırakıp , benim bile algılayamadığım bir şekilde beni anında kucağına almıştı.
Ben dizlerinin üstünde otururken şaşırmış bir şekilde " ne yapıyorsun sen! İndir beni! "
Savaş kafasını yavaşça olumsuz bir şekilde sallayınca kollarını belime sarmış ve göğsümü göğsüne yaslamıştı.
Ben şaşkın bir şekilde ona bakarken o yüzlerimiz arasındaki mesafeyi sıfıra indirmişti.
Savaş sakin bir ses tonuyla " Sakın benimle oynama küçük şeytan. Benimle isteyerek evlenmediğini ve beni sevmediğini de biliyorum. O yüzden madem bir oyunu başlattın onu kuralına göre oyna. Ve sakın sana olan hislerimle oynamaya kalkma yoksa sen zararlı çıkarsın! "
Savaşın dediği sözlerden sonra sakin bir ses tonuyla ( tabiki ne kadar sakin tutabildiysem ) " tamam anlaman güzel. merak etme oynamam. Peki ya... "
Savaş tek kaşını kaldırıp sorgular gibi " aklından geçenleri biliyorum. Eğer olurda bir gün öyle bir şey gerçek olursa , seni tam anlamıyla kabul edip karım yapacağımdan emin olabilirsin. Ama o zamana kadar sana senin isteğin dışında asla dokunmam bunu bil. " dedikten sonra savaş kollarını belimden çekmiş ve beni koltuğa oturtmuştu. Savaş ayağa kalkınca bende onunla beraber kalkmıştım.
Savaş giderken bende onun peşinden gidiyordum.
Savaş sonunda arkasını dönmüş ve sorgular gibi " ne diye peşimde dolaşıyorsun? Gitsene yanımdan! "
Onun dediği sözlerden sonra gözlerimi devirmiş ve alaycı bir tavırla " ee kocam değil'misin? Hem bu gece bizim ilk gecemiz değil'mi? "
Savaş bu lafları dalga geçer gibi söylediğimi fark edince sırtımı duvara yaslamış ve tehditkar bir ses tonuyla " eğer... bu dediklerinde gerçeklik payı olsaydı ya da beni sevseydin şuan bu durumda olmak yerine o dediğini yapardım. Ama yok. O yüzden fazla zorlama! Zaten kendime zor hakim oluyorum bir de seninle uğraşamam! Git odana yat! "
Savaş'ın dediklerinden sonra sertçe yutkunmuştum. Ve o da bunu fark edince kaşlarını çatmış ve yutkunmuştu.
Neden bilmiyordum fakat o sözleri dalga geçer gibi söylesemde aslında gerçek olmasını isteyen bir tarafım vardı.
Bu adam benim bütün dengemi alt üst etmişti. O benim ona aşık olmamı istiyordu.
Farkında değildi fakat ben ona aşık olalı çok olmuştu. Zaten evliliğide bu yüzden istemiştim.
Ama bu aşkı bir türlü kabul edemiyor ve ona göstermiyordum.
Bununda zaten en büyük sebebi , erkeklere olan güvenimin kırılmış olmasıydı.
Abimden başka hiç bir erkeğe güvenemiyordum tam anlamıyla.
Ama içimden bir ses Savaş diğer erkekler gibi değil diyordu , o sana ihanet etmez diyordu. Ona güven diyordu.
Zaten savaş bile bunu söyleyerek kanıtlamıştı , diğer erkeklerden farklı olduğunu. Benim duygularımı saygı duyuyordu bunu anlamıştım.
Belki bir gün ona hislerimi açıklayabilirdim.
Bir gün...
Ve umarım o bir gün çok geç olmazdı...
🌓
~~~ Mehar ARKAN ~~~
O yıllardır çökertmek için uğraştığım örgüt'ün kurucusu ve dayağının tam gözümün önünde olduğunu öğrenmiştim.
O kişi kim'miydi?
O kişi Barlas Alaner Akmeriç'ti.
O tüm dünyanın düzenini bozan , kuralsızlıkta çığır açmış , insanları öldürüp yok eden Esfandiyar örgütünün kurucusuydu.
Evet!
O örgütü o kurmuştu.
Hemde , Tam 10 yıl önce...
Ve işin garip yanı o benim amacımı ne yapmak istediğimi bilmesine rağmen beni yanında tutmuş ve üstelikte benimle evlenmişti.
Aslında benimle evlenmesini anlayabiliyordum çünkü beni yanında tuttuğunda bütün planlarımı öğrenecek ve ona göre hareket edecekti. Fakat o daha bunu çok beklerdi.
Madem o böyle yapıyordu bende ona gününü gösterirdim. Kiminle uğraştığını ona gösterecektim.
Artık gizli silahımı herkese göstermemin zamanı gelmişti. Bilgisayarımı açıp video mu kaybetmeye başlamıştım.
~~~ VİDEO ~~~
Evet!
Beni herkesin tanıdığını düşünüyorum bence!
Ha tanımıyorsanız , kendimi tek bir sözcükle tanıtayım.
AZRAİL.
Ve gelelim asıl konuya!
Onları Görmediğimi sanan bazı üst zekalı düşmanlarım var! Ama çok yanılıyorlar Çünkü onların benim arkamdan çevirdiği işleri ben büyük bir keyifle izliyorum.
Ve o düşündüğünüz , istediğiniz şeyin bende olduğunu öğrenin. Ve de ona göre hareket edin!
O dünyanın ve onun yanındaki pek çok gezegene zarar dahi verebilecek boyutta olan o nükleer patlama düzeneğinin kurucusu benim...
O yüzden bilmeniz gereken oldukça önemli olan tek bir şey var. O da;
AZRAİL'İN sahalara eskisinden bile daha güçlü döndüğü!
Yani bu da demek oluyor ki , asıl oyun daha yeni başlıyor!
Ve emin olun ki , bu sefer ki oyunda hiç bir kimse kazanamayacak!
Belki de , Ben bile...
~~~ Video'nun sonu ~~~
Videoyu kaydettiğim andan itibaren direkt instagram atmıştım bile. En geç on beş dakika da dünyanın zirvesinde olacağımdan adım kadar emindim.
Bunu videoyu çekmemin asıl sebebi barlas'tı.
Çünkü şuan da adım kadar eminimdi ki Esfandiyar üyeleri barlası sıkıştırmaya başlamışlardı. Ve benimde istediğim buydu.
Ofisimdeki oturduğum koltuğumdan kalkıp elimdeki viski dolu bardağı tek yudumda bitirip , cam masanın üstüne gelişi güzel fırlatmıştım.
Yaklaşık bir yarım saat sonra barlas odama gelmişti.
Bende öylece camdan oluşan duvarımın önünde ellerim pantolonumun cebinde şehri izliyordum.
Her ne kadar saat altı olsada şehir çoktan ayaklanmıştı bile. Ve bunun sebebi benim çektiğim videodan başkası değildi.
Barlas hiddetli bir şekilde yüzüme doğru haykırırken onun sözlerini zerre kadar takmıyordum." sen ne yaptığını zannediyorsun mehar! İnsanların senin hakkında ne düşündüğü biliyorken böyle bir videoyu nasıl yayımlarsın!.. Hem o patlama düzeneğinin sende olduğunu neden bana söylemedin? Biz karı koca değil'miyiz? "
Barlas'a doğru döndüğümde bir buzdan farksız olan sesimin tonuyla konuşmaya başlamıştım." ne karı kocası? Biz evlimiydik ki? Ben hatırlamıyorum? " deyince barlas kaşlarını iyice çatmıştı.
Elleriyle bir anda kollarımı sımsıkı tutmuştu. " sen ne demeye çalışıyorsun mehar! Nasıl hatırlamazsın? Biz evlendik hatta dün akşam beraber uyuduk! "
Kaşlarımı hafifçe çatmış ve kafamı salladıktan sonra umursamadığımı her halimle belli edercesine kullandığım ses tonuyla konuşmaya başlamıştım. " önemsiz olan şeyleri aklımda tutmayı sevmem. Demek ki önemsiz bir durum muş ki aklımdan silinmiş! "
Barlas dediğim sözlerden sonra o gri gözlerindeki saf öfkenin ateşini sonunda görebilmiştim.
Barlas ellerini kollarımdan yavaşça çekerken bir dokunsan yıkılacak duruma gelmişti.
Barlas olduğu durumu kabullenemek istemiyorcasına konuşmaya başlamıştı. " bizim aşkımız... tutkumuz... güvenimizde mi önemsizdi mehar?.. He ayparem? Hani ben senin güneşindim. Sende benim ayparemdin. Ne değişti şimdi?.. "
Barlas'ın dediği sözlerden sonra oldukça duygudan yoksun bir yüze bürünmüş ve donuk bir sesle cevap vermiştim. " ne değişti biliyor'musun? Senin benim yıllardır çökertmek için uğraştığım Esfandiyar örgütünün kurucusu olduğunu öğrenmem bu durumun değişmesi için yeterli bir sebep bence..."
Barlas dediğim sözlerden sonra şok geçirmiş gibiydi. Tabiki şok geçirirdi çünkü bunu öğrenmemi beklemiyordu.
Onun beni göz göre göre kandırılışımı öğrenmemi beklemiyordu. Fakat ben onun kurduğu bu oyunu onun son oynadığı oyun haline getirecektim.
O beni küçümsemiş ve beni bir kukla gibi iplerimden tutarak bana yön vermeye kalkmıştı.
Fakat bilmiyordu ki , beni oynatmak için tuttuğu o ipleri ben onun boğazına sarar ve onu sonunda ise cehennemin dibine yollardım.
Barlas öylece karşımda şok geçirmiş bir şekilde dururken , buzdan bile daha soğuk gülümsememle " gerçekten! Beni sana karşı olan hislerimle kandırdın. Seni tebrik ediyorum. İlk defa birisi AZRAİL'i ayakta uyutmayı başardı... Gerçekten beni biraz olsun sevmedin'mi? "
Barlas şokunun etkisinden sonunda çıktığında ellerini pantolonunun ceplerine yerleştirmişti.
Bana karşı oldukça soğukkanlı bir şekilde cevap vermişti. " eğer seni sevmeseydim seni karım yapmazdım! Sana Esfandiyar'ın kurucusu olduğumu söyleseydim umutlarını yerle bir ederdim. Çünkü düşmanım sen bile olsan , kimsenin beni ortadan kaldırabilecek gücü olamazdı. İşte o yüzden bende seninle evlendim çünkü senin bunu öğreneceğini iyi biliyordum. Ve gördüğün gibi artık evliyiz... istediğin yere kadar git! Bütün sınırları dibine kadar zorla fakat benim soy adımı taşıdığın sürece seni elimle koymuşum gibi bulacağımı da bil! "
Barlas'ın dediği sözlerden sonra duygudan yoksun olan sesimle " sen benim umutlarımı kıramadın fakat kalbimi paramparça ettin. Herşey kırılıp , paramparça edilebilir fakat hiç bir şey kalp gibi kırılamazdı Alaner! Ve sen gittin yine beni en derinimden , o yaramdan vurdun! Sen diyorsun ya elimle koymuş gibi bulurum seni , bulsan bile beni hiç bir halta yaramaz bundan sonra! Çünkü bundan sonra ikimizin yok olmaya yüz tutmuş o aşkı hiç bir kimse kurtaramayacak. Sen bile Barlas Alaner Akmeriç! "
Barlas kendinden emin bir şekilde , göğsünü kabartmıştı. Kafasını olumsuz bir yönde salladıktan sonra alaycı bir tavırla " biliyor'musun? Senin bu kendinden emin bir şekilde konuşmana bayılıyorum! Çünkü hep gerçek olamayacak şeyleri dile getirip duruyorsun! "
Barlas alaycı tavrından bir anda çıkmış ve kaşlarını sertçe çatarak ondan beklediğim ciddiyetle konuşmaya başlamıştı. " Sen öyle zannediyorsun mehar? Bir gün bu dediğin sözler yüzünden çok pişman olacaksın! Çünkü senin yok olmaya yüz tutmuş dediğin aşkımızı kurtaracağım! Çünkü ben bir şeyi istedim'mi alırım!"
Barlas'ın söylediklerinden sonra ruhsuz bir şekilde " o zaman neden halen daha yok olmadın. Çünkü bu aşk benim sana güvenen tarafım ile birlikte yok oldu bile. "
Barlas söylediklerimle lacivertten
siyaha dönmüş gözlerimle gri gözlerini buluşturup , bana doğru yaklaşarak yüzlerimiz arasındaki mesafeyi azaltmıştı.
Barlas sağ elinin tersini yanağıma sürterek , anlamlandıramadığım
bir ses tonuyla " eğer sen yaşamasaydın bende yaşayamazdım. Çünkü o hayat dolu mehar içinde. Ve ben o mehar'ın ölmemesi için elimden ne geliyorsa yapacağım! Eğer olurda bir gün onun öldüğünü görürsem , işte o an kendi ellerimle silahımı ellerine verip , beni öldürmeni isteyeceğim. Ama o zamana kadar herşeyi düzelteceğimden emin olabilirsin... Lütfen benim güzel ayparem! Neden beni böyle bir oyunun içinde tek bir başıma bırakıp gidiyorsun! "
Barlas'ın söyledikleriyle geriye doğru bir adım atarak , elinin yanağımdan ayrılmasını sağlamıştım. Barlas yaptığım bu hareketle gözlerini yummuş ve açmıştı.
Barlas'ın gözlerinin içine son kez baktıktan sonra buzdan farksız sesimle " çünkü sen bunu hak ediyorsun Alaner! " dedikten sonra ordan çekip gitmiştim.
Bir anda çalan telefonumla yüzbaşının numarasını görmüş ve açmıştım.
Yüzbaşı ciddi bir ses tonuyla " Arkan yaptığın en doğru karar bu olabilir. Şuan tüm dünyada bir arbede yaşanıyor! Fakat şunu unutma sen dünyanın ve devletlerin gözünde bir katilsin! Buna göre hareket et ve dikkatli ol! "
Yüzbaşının dediklerini onayladıktan sonra telefonumu kapatmış ve havaalanına gitmek için arabama binmiştim.
Özel uçağımla bugün londra'ya gitmem gerekiyordu. Çünkü orası benim için en güvenli yerdi.
Havaalına geldiğimde özel uçaklarımın olduğu kısma gelmiş ve her zaman ki kullandığımı seçmiştim.
Uçağım hazırlanır hazırlanmaz bana ait odamdan ayrılıp , binadan çıkıp uçağıma doğru ilerlerken , etrafımı saran sivil polislerle kalakalmıştım.
Helikopterlerden ' olduğun yerde kal Azrail! Yoksa seni öldürürüz! ' gibi şeyler söylüyorlardı.
Ama bana bunlar koyarmıydı? Tabikide asla!
Onlar ölümü parmağında oynatan birisini ölümle tehdit edecek kadar gerizekalılardı.
Bir anda buraya atılan bir sis bombasıyla kaçmış ve hava da beni bekleyen helikopterime atlamıştım.
Ordan tüm herkesi izlerken , alaycı bir tavırla gülümseyerek konuşmaya başlamıştım. " siz tam gerizekalısınız! Ölümü parmağında oynatan birisini ölümle korkutmaya çalışacak kadar hemde! Ama şunu unutmayın! Ben amacımı gerçekleştirene kadar ne öleceğim ne de o tipten insanların yaşamasına izin vereceğim! " dedikten sonra helikoptirimin içine girmiş ve kapı kapanır kapanmaz , koltuğuma oturmuştum.
Oturduğum gibi bardağıma viski doldurup içmeye başlamıştım.
Bir süre sonra helikopterin büyük bir hızla aşağıya doğru indiğini görünce dışarıdan gelen bir ses ' madem ölümden korkmuyorsun! Hadi o zaman! Görelim bakalım korkuyor'musun?Korkmuyor'musun? Ne zannettin senin gibi birini yaşatacağımızı mı? "
Onların sözlerinden sonra kaptanın yanına gitmiştim. Fakat ortada bir kaptanın dahi olmadığını görmemle büyük bir tuzağın ortasına düştüğümü anlamam kısa sürmüştü.
Bir anda helikopterin kapısını açmış ve tam o anda barlasın arabasından onların yanına geldiğini görmüştüm.
Barlas arabasından aşağıya indiğinde adamlarıyla beraber onların yanına gelmiş ve adamlarıyla birlikte onları etkisiz hale getirmişti.
Ve tam o anda benim helikopterden atlamamla barlas feryatlarını duymaya başlamıştım.
Helikopter de benden sonra patlamış ve benimle beraber uçurumun dibindeki derin denize düşmüştü.
🌓
~~~ Barlas Alaner AKMERİÇ~~~
( 1 Yıl Sonra )
Acı...
Sadece iliklerine kadar ulaşan ve seni zehir gibi kaplayan bir acı...
Esfandiyar örgütü yine yapacağını yapmış ve beni yok etmişti.
Benim Mehar'ımı ellerimden almışlardı. Fakat bu kurulu düzeni ben oturtmuştum.
' Amacının önünde kim olursa onu ortadan kaldır. '
Ben bu örgütünün amacını bu yapmıştım. Yolunu ben belirlemiştim. Eğer bir şeyi istiyorsan , önündeki tüm engelleri yok et.
Ve bunu yapmam benim en büyük hatam olmuştu. Çünkü bu hatam benim sonum olmuştu.
Benim hayatım...
Ayparem...
Nefesim...
Kalbimin atış sebebini kendim hırslarımın kurbanı etmiştim.
O bana neden yok olmadın diyordu , işte şimdi o yok olduğum andaydım.
Nefes almak istiyordum fakat soluduğum tek şey beni cayır cayır yakan bir ateşti.
Kalbimin atmasını istiyordum fakat bunu denediğimde kalbime keskin bir acı saplanıyordu.
Düşünmek istiyordum fakat beynim durmuş gibiydi. Bu beynim sadece onu düşünüyordu.
Şuan öyle bir haldeydim ki , şeytan bile bana ağlıyordur , bundan adım kadar emindim.
Bu geçen 1 sene de yinede ondan vazgeçmemiş , onu her yerde arattırmıştım. Fakat yer yarıldı da içine girmiş gibiydi.
Her olumsuz haberde daha da çok hırslanıyordum fakat umudumda her geçen gün azalıp duruyordu.
Banyoya geçtiğimde aynadan halime bakmıştım. Tenim solmuş , saçlarım ve sakallarım uzamış bir de zayıflamıştım.
Gidip bir soğuk duş aldıktan sonra siyah takım elbisemi giyip , mehar'ın bana almış olduğu kol saatimi her zaman ki takınca gözüme sol parmağımdaki evlilik yüzüğünü takılmıştı.
En son onu bana mehar takmıştı.
Ve ben o günden sonra onu parmağımdan hiç çıkarmamıştım.
Sağ baş parmağımla alyansımın üstünden geçerken içimdeki isyanı birebir dışarıya aktaran ses tonumla konuşmaya başlamıştım. " nerdesin sen ayparem? Sen ölseydin benim bu kalbim atıyor olur'muydu?.. lütfen nerede isen çıkıp gel. Sonumu getirecek olsan bile gel. Çünkü ben sensiz ölmek bile istemiyorum."
Sağ baş parmağımı üstünden çekip , elimi kapalı yüzük kutusunun üstüne atıp , içini açmamla mehar'ımın yüzüğünü görmüştüm.
Her saniye bu yüzüğe bakıp duruyordum. Bu kutuda saklıyordum çünkü emindim ki , bir gün o yüzüğü ait olduğu yere yani mehar'ıma geri verecektim.
Yüzük kutusunu kapatıp ceketimin iç cebine koymuş ve telefonumu alır almaz , ofisimdeki odamdan çıkarak arabama binmiştim.
Bugün Esfandiyar örgütünün kuruluş yıl dönümüydü. Hem de aynı zamanda mehar'ın herkes tarafından öldüğü gündü.
O yüzden bir çok önemli kişinin ve Esfandiyar örgütünün tüm üyelerinin katılacağı büyük bir parti düzenlenmişti.
Partinin yapılacağı otele geldiğimde arabamdan inmiş ve hiç bir yere bakmadan direkt içeriye geçmiştim.
Parti öylece akışında ilerlerken , sahneye çıkan orhun'la kaşlarımı çatmıştım.
Orhun Akmeriç kibirli bir şekilde ve ve davranışlarını birebir yansıtan ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " evet! Bugün Esfandiyar örgütünün kuruluş yıl dönümüyle birlikte tarihimizin en büyük zaferinin yıl dönümü de kutlamak için toplandık. Zaferimiz ise tam bu günde AZRAİL gibi bir caniyi yok edişimiz tabikide. Önümüzdeki en büyük engelde kalktığı için dünya artık tam anlamıyla bizim kontrolümüz altında demektir. Hepimizi pasparlak bir gelecek bekliyor. Bu zaferimize katkıda bulunduğunuz için hepinize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. "
Tam orhun kibirlenerek sahneden inecekken kapının açılıp içeriden giren kişiyle beraber duyulan sesle herkes şaşkına dönmüştü.
Çünkü bu kişi benim mehar'ımdan başkası değildi.
Mehar gözlüğünü yanındaki adamına büyük bir özenle uzatırken , üstünde duran siyah zarif elbisesiyle herkese aşağılayıcı bakışlarını atıyordu. "
ne ölümünden bahsediyorsun sen? Ben ölmedim çünkü sizin gibi şeytanlar daha yer yüzünde! Size o videomda ne demiştim! Bir oyunu başlattığımı ve kimsenin kazanamayacağını söylemiştim değil'mi? Hatta benim bile kazanamayacağımı. Ama bundan vazgeçtim! Siz kaybedecek ve bende zevkle sizin acı çekişinizi seyredeceğim! Söyleyin herkese AZRAİL bir daha ölmemek üzere geri döndü! "
Mehar'ın gözleri benim gözlerimle birleşince bir adım geriye adım atmıştım.
Çünkü bu karşımda gördüğüm benim Mehar'ım değildi , bu karşımda gördüğüm kişi AZRAİL'di.
O an anlamıştım.
O geriye dönmüştü fakat büyük bir amaçla geri gelmişti. Ve onun amacının ne olduğunu adım kadar iyi biliyordum .
O beni her geçen gün içten içe yok ederek hem Esfandiyar örgütünü zayıflatıp ortadan kaldıracak hem de onu ne kadar kırdıysam beni de onun misliyle kıracaktı.
Ama bilmiyordu , ben onsuz bir hiç olmuştum. Ortada ne Barlas ne de Alaner kalmıştı.
Eğer beni kırmak istiyorsa sadece beni onsuzlukla sınaması yeterliydi...
Onu 1 yıl sonra ilk defa gördüğümde halen daha benim ayparem olduğunu sanarak en büyük aptallığı yapmıştım.
Çünkü onun gözlerinde artık mehar yoktu , onun gözlerinde herkesi öldürmek için an be an zamanı kollayan Azrail vardı.
Fakat bilmiyordu , ben sadece o masum ve merhametli Mehar'ı değil , insanları vahşice öldürme arzusundan vazgeçmeyen, Azrail 'i bile sevmiştim.
Ve biliyordum ki , bu aşk ateşi bundan sonra beni an be an öldürecekti...
... A ... 🌓 ~~~ ☀️ ... B ...
Evettt!
Yeni bir bölüme daha hoşgeldiniz
ay parçalarım!
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi belirtmeyi unutmayın!
Sizce Mehar neden 1 yıl sonra geri döndü?
Peki ya Barlas bundan sonra ne yapacak?
Mehar'ın paylaştığı video hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sizce bundan sonra evlilikleri devam eder'mi? Yoksa etmez'mi?
Peki ya Sude & Savaş'a ne oldu dersiniz?
Tabiki de bunların hepsi diğer bölümde saklı...
Neyse çok konuşmadan kapanışı yapsam iyi olacak.
Hepinizi seviyorum ay parçalarım!
Umarım arkanızda bir güneş olmadan karanlıkların içinde parlayabilirsiniz!
Yeni bölüme kadar kendinize iyi bakın ay parçalarım!
✒ Yazan : N.R.K.
