11. bölüm · Vaveyla +18
11.Bölüm: Yalanların Kanlı Aynasında Hapsolmuş Benlikler
Evet!
Yeni bir bölüme daha hoşgeldiniz ay parçalarım!
Artık herşey ortada. Yani kapalı duran tek bir kart bile yok.
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi belirtmeyi unutmazsanız bu yazarı çok mutlu edersiniz.
O halde size iyi okumalar.
🌓
Mavi Gri - Altüst Olmuşum
Cem Adrian - Zincir
Funda Arar - Yak Gel
Anıl Emre Daldal - B.
🌓
11.Bölüm: Yalanların Kanlı Aynasında Hapsolmuş Benlikler
🌓
~ Mehar Arkan ~
Ben her savaşı kazanmıştım.
Pek çok defa ölümlerden dönmüştüm.
Herkesin benden ümidini kestiği anda bile savaşmaktan vazgeçmemiştim.
Fakat tek bir savaş vardı ki , o savaşı ömrüm boyunca belkide asla kazanamayacaktım.
O savaş hangisi'miydi?
O Mehar ve Azrail arasında olan savaştı. Ve bende artık bir karar vermiştim.
Kazanamayacağım önceden belli olan bir savaşa asla dahil olmayacaktım. Ta ki kazanacağım kesinleştiğinde dahil olacaktım.
Sırf bu yüzden hayatım boyunca kazanamayacağım savaşı daha az bir zararla bitirebilmek için Azrail i herşeyiyle kabul etmiştim.
Çünkü her ne kadar içimde beni bir zehir gibi saran bu canavarı ben yaratmıştım.
O benim çektiğim bütün acıların bir eseri olarak doğmuştu.
Onun yürüdüğü yol her ne kadar yanlış olsa bile o yolun sonunda ulaşmak istediği amacı da bir o kadar doğruydu.
Aynı azrail e ne yaptıysam bunu içimdeki küçük kıza da yapacaktım.
O küçük kıza acılarını bir şekilde güce çevirebileceğini öğretecektim.
Aslında öğretmeme gerek bile yoktu. Çünkü o küçük kız bunu defalarca yapmıştı.
Aynı zamanda da içimde tek bir merhamet kırıntısı bırakmadan yok edecektim.
Çünkü bunu yapmamın en büyük sebebi , merhamet ettiğim bütün insanların bana gösterdiği ihanetlerdi.
Biliyordum ki ben böyle birisi olduğumda karşımdaki insanlardan bir farkım kalmayacaktı.
Ama eğer o masum insanları , masum yüzlü şeytanların ellerinden korumak istiyorsam bütün bunları yapmaktan başka hiç bir çarem kalmıyordu.
Hayatımda tüm bunların yanında kabul dahi etmek istemediğim şöyle bir acı gerçekte vardı ki.
O da barlas ı yaşanan onca şeye rağmen halen daha seviyor olabilmemdi. Ve işin garip tarafı ise onunda halen daha beni sevebiliyor oluşuydu.
Ben hastanedeyken ise bana beni ne kadar sevdiğini kanıtlamıştı.
Nasıl bir şekilde mi?
Sadece benim için Esfandiyar örgütünün sonunu getirebileceğini söylediğinde kanıtlamıştı. Fakat kanıtlamasına kanıtlamıştı ama bir şeyin farkında değildi. Farkında olmadığı şey ise bu söylediği sözlerle benimle beraber tüm dünyadaki herşeyi yakmıştı.
Çünkü onun ağızından çıkan her bir kelime kalbimde ilk başta küçük kıvılcımı yaratmış , sonrasında ise onu kalbimin içinde kocaman bir yangına çevirmişti.
Onunla hastanedeyken gözlerinin içine baktığımda ise kalbimin içindeki bu yangından hiç bir şekilde pişman olmadığını , Aksine beni böyle bir yangının içine attığı için ve kalbimi böyle bir ateşin içinde yakabildiği için mutlu olması benim içimdeki herşeyi küle çevirmişti.
Ama ben ne asla tek bir başıma yanardım ne de tek bir başıma küle dönerdim ve bunu en iyi bilenlerin başında ise o vardı.
Aslında şu anda ne veya neler yapmaya çalıştığının farkındaydım.
İkimizin birbirimizden ayrı düşmemesi için oluşturduğu bu üçüncü yolu ve bizi de o yolda bir şekilde yürütmeye çalıştığınıda görebiliyordum.
Fakat onun oluşturduğu bu iki yolun dışındaki üçüncü yolda hiç bir şekilde yürüyemeyeceğimi bir şekilde anlaması gerekiyordu.
Fakat onunda bunu hiç bir şekilde anlamayacağının farkındaydım.
O her zaman ki gibi kendi bildiği yoldan ilerleyecek ve yine bu yolda yanan her zaman ki gibi ben olacaktım.
Fakat ben artık sırf onun uğruna ateşler içinde yanmayı göze alan o eski mehar değildim.
Ben artık onunla girdiğim her savaşta kaybeden tarafa düşmek istemiyordum ki , artık bundan sonra da kaybeden tarafta da olmayacaktım.
Ben bu dünyadaki masum insanlar için ömrümü feda etmişken , neden ona olan aşkımı bu uğruda feda etmeyecektim ki değil mi?
Ben Mehar Arkan. Namı Değer: Azrail.
Türk - Rus birliğinin güvendiği tek ajandım.
Ben sadece bunun için eğitilmiştim. Kazandığım her savaş ve kurduğum üst düzey planlar sayesinde ise bu noktalara kadar gelebilmiştim.
Aslında hastaneden çıktığım gün evime geldiğimde şaşırmama neden olacak bir şekilde Yüzbaşı olan amcam bana ulaşmıştı. Ve tekrardan benimle buluşmak istediğini söyleyince ona son bir kere kendini ifade edebilme şansını vermeyi uygun görmüştüm.
Onun istediği yere geldiğimde yüzbaşı önündeki sandalyeye oturmamı işaret etmişti.
Sandalyeye oturduğumda derin bir nefes almış ve ceketini iliklemişti. Her zaman ki , Otoriter sesiyle " bak mehar. Her ne yaşandıysa yaşandı. Fakat o yaşanan şeyler yüzünden tüm insanlığı cezalandırmak? Sence bu bizim gibilere uyar'mı? " dediğinde pür dikkat onu dinliyordum.
Yüzbaşı Lakaplı amcam masadaki suyundan bir yudum aldıktan sonra konuşmasına kaldığı yerden devam etmişti. " buraya senden özür dilemeye geldim. Lütfen ekibimize geri dön. Ve şu Esfandiyar ı yok etmemize yardım et. Çünkü bunu yapabilecek kadar cesur ve akıllı olan tek ajanımız sensin. " dediğinde tek bir kelime dahi etmeyi tercih etmemiştim.
Amcam ellerini masanın üzerine yerleştirdiğinde gözlerimin içine pür dikkat bakarken konuşmasına devam etmeye karar vermişti." Bak mehar. Barlas'ın tek zayıflığı sensin. Ve bu zayıflığı kullanmamak aptallık olur. Ne düşünüyorsun anlamadım ki? Sen bu yola insanların haklarını korumak için girmedin mi? " dediğinde kafamı sallamakla yetinmiştim.
Amcam tek bir kaşını havaya kaldırdığında " daha ne o zaman? Haydi devam edelim bu yola. " dediğinde dik dik yüzüne doğru bakmaya başlamıştım.
Onun yüzüne öyle bakıyorken , bıçaktan bile daha keskin olan ses tonumla konuşmaya başlamıştım. " Barlas'ın zayıflığı benim evet. Ama ben nasıl tekrardan size güveneyim? Ya da nasıl güveneyim? Bana bir teminat ver. Ona göre..." dediğimde Amcam yüzüme sen benden ne istediğini biliyor'musun? Bakışları attığında alaycı bir tavırla gülümsemiştim.
Amcam kafasını salladığında " teminat mı peki! Bu sefer senin hazırladığın anlaşmayla göreve dahil olacaksın. Tamam mı? Oldu mu şimdi? " dediğinde göğsümü kabartmıştım.
Amcam halimi gördüğünde elini bana doğru uzattığında ilk başta elini sıkmamıştım. Fakat tam Amcam elini çekeceği esnada elini yakaladığımda Amcam sen iflah olmazsın bakışlarıyla gülümseyerek tokalaşmıştı benimle...
Anlaşmayı hazırladığımda onlara götürmüştüm. İlk başta hem Türk hem Rus tarafı oldukça tereddütte kalmıştı. Fakat benim ellerindeki tek şansları olduğumu bildikleri için imzalamak durumunda kalmışlardı.
Ve de böylelikle yine Türk - Rus birliğinin ajanı olarak işimin başına gelmiştim.
Bundan ise şimdiye kadar Esfandiyar örgütünün haberi olduğundan emindim.
Bu da demek oluyordu ki , barlas'ın benimle iletişim kurmasına da az bir zaman kalmıştı.
Ama bu duruma düştüm diye zerre kadar korkmuyordum.
Çünkü ben geç bile olsa kendimi bulmuştum ve tekrardan kendimi kaybetme niyetinde değildim.
Ben buydum. Mehar Arkan buydu.
Ve bu mehar artık azrail'in kendisinden nefret eden ve onu paramparça etmeye , alaşağı etmeye çalışan kişilerede zerre kadar acımamaya karar vermişti.
Bunu yapmaya çalışan kişiler arasında barlas bile olsa ona bile zerre kadar acımayacaktı...
🌓
Şuan şirketimde ki toplantı odamdaydım. Önümdeki ofis çalışanı yeni projemizi her ne kadar anlatsa da onu dinlemiyordum.
Elimdeki tükenmez kalemi sol elimdeki baş ve işaret parmağımla döndürüyor ve masadaki bir noktaya kitlenmiş oraya bakıyordum.
Sonunda sunum bittiğinde sekreterim arzu hanım " mehar hanım. Projeye onay veriyor musunuz? " dediğinde gözlerimi masadaki noktadan çekmiş ve derin bir iç çektikten sonra kafamı sallamıştım.
Ondan sonra ise toplantı odasındaki herkese dönerek " toplantı şu anlık bitmiştir. Çıkabilirsiniz. " dediğim anda herkesin teker teker ayrılışını izlemiştim.
Sonunda herkes toplantı odasından gittiğinde kafamı koltuğuma yaslamış ve gözlerimi sadece bir kaç saniyeliğine kapatmıştım.
Sonrasında bir otuz saniye sonra toplantı odamın kapısı açılıp kapanmış ve odama giren kişinin ayak sesleri yanıma gelene kadar kesilmemişti.
Yanıma geldiğinde elimdeki döndürdüğüm kalemimi almıştı.
Kalemimi aldığında bir elini hemen başımın yanına koyduğunu hissetmiştim.
Elini başımın yanına koyduğu anda onu yakasından tutarak koltuğuma oturtmuş ve belimdeki silahı da çıkararak tam anlının ortasına yerleştirmiştim. Ve sandalyemde oturan kişiyi gördüğümde ise hiç şaşırmamıştım.
Bu ofise elini kolunu sallayarak girebilen tek kişi ancak barlas olabilirdi. Yoksa hiç bir kimse benim ofisime benden habersiz giremezdi.
Zaten barlasında şirketime benden habersiz bir şekilde girebilmesinin tek nedeni benim yasal olarak kocam olmasıydı. Ve yakında da bu yetkisini onun elinden alacaktım.
Barlas anlının ortasına yerleştirdiğim silaha baktığında dudakları yanlarından kıvrılmıştı. " hadi ama ayparem. Geçtik biz bunları. Biliyorsun ki sen beni öldüremezsin. Yani boşu boşuna bu silahı her seferinde bana doğrultmaktan vazgeç. Hem biliyor musun? Birisi bana silah doğrulttuğunda bu beni korkutmak yerine daha hırslandırıp bu kontrolsüz öfkemi daha da kırbaçlıyor ve bu şekilde onu daha da kısa bir sürede öldürmemi sağlıyor. Hemde silahsız bir şekilde öldürmemi... O yüzden bu yaptığın şeyler beni korkutmaz ancak sadece daha da kışkırtır... Hem zaten sana olan bu arzum her geçen gün daha da artıyorken bir de sen böyle yapma. Tamam mı benim güzel ayparem. " dediğinde beni anında masanın üstüne yatırmış ve elimdeki silahı bir kenara attığı gibi iki elimi de başımın üstünde bir eliyle kenetlemişti.
Barlasın bu yaptığına gözlerimi devirmiş ve sıktığım dişlerimin arasından konuşmaya başlamıştım." sen ne yaptığını zannediyorsun? Sence şuan senin bu ellerinin arasından kurtulup seni bu terastan aşağıya atamaz'mıyım ya da sallandıramaz mıyım?"
Barlas sözlerim bittikten sonra yüzüme karşı imalı bir biçimde gülümsemeye başlamıştı. " tabiki de yaparsın ayparem. Ben yapamazsın diye bir şey söylemedim. Ama bunun hakkında bilmeni istediğim birşeyler var..." dediğinde boşta duran elini çeneme götürmüş , yüzünü ise sol kulağıma doğru yaklaştırarak cümlesini tamamlamıştı. " seni bana bu yaptıklarından sonra bir şekilde elime geçirir. Sonrasında evimize götürür. Ondan sonra ise sırf senin için kurşun geçirmezlik ve ses yalıtımı en üst düzey yaptırdığım odamıza seni hapsederim. Ve biliyorsun ki bu durum benim çok fazla işime gelir. Çünkü seni dışarıda ki herkesten kıskanan birisi olaraktan az önce dediğin şeyleri yapacak olursan artık bundan sonra sevgili karımı görebilen tek kişi ben olacağım... Şimdi söyle bakalım. Ne yapmak istiyorsun ayparem?" Dediğinde yüzünü kulağımdan uzaklaştırmış ve benim yüzümün hizasına getirmişti.
Neden ondan bir an bile uzak durmama izin vermiyordu.
Neden kalbimin onun kalbinin yaktığı ateşi söndürmesine izin vermiyordu.
Neden beni ona mecbur bıraktırmaya çalışıyordu.
Gerçekten hayatım boyunca belki de ilk defa onun bana karşı duyduğu bu aşktan ve tutkudan korkmuştum.
Resmen o aşkı kaybetmemek için herşeyi yapabilecekmiş gibi durması beni tereddüte düşürmüyor değildi.
Ama hayatımda artık bunların hiç birine yer yoktu.
Ne aşk'a ne tutku'ya ne korku'ya ne de tereddüte.
Biliyordum ki eninde sonunda herkes gibi Barlas Alaner Akmeriç'te benden vazgeçecekti. Ve umuyordum ki , bu düşündüğümden daha da kısa bir sürede olurdu.
Eğer olurda barlas benden hiç bir şekilde vazgeçmez ise bu evrende bir kıyametin daha kopmasına ve bu kıyamet ile birlikte dünyanın yok olmasına neden olacaktı...
🌓
Gerçekten bazen hayatın benimle böyle dalga geçmesine sinir oluyordum.
Bazen beni bir yola sokuyor sonrasında ise beni bambaşka bir yola sürüklüyordu. Sanki ilk girdiğim yola o istediği için girmemişim gibi.
Şuan da barlas koltuğuma oturmuş beni ise karşısındaki masanın üstünde oturtmuştu.
Bu arada halen daha toplantı odasındaydık ve bu beni germiyor değildi. Resmen bir anda bir çalışanım odaya girecekmiş gibi hissediyordum.
Barlas ne zamandan beri yüzüme bakıp duruyordu.
Sanki bu dünyada yüzümden başka hiç bir şey kalmamış gibi dakikalardır yüzümü inceliyordu.
Yaklaşık on beş dakika sonra onun yüzüne gözlerimi götürmüş ve tek kaşımı kaldırmıştım. " daha ne kadar bu şekilde yüzüme bakacaksın sen? Senden çok daha önemli işlerim var ve sen her saniyesi değerli olan vaktimi çok fazla boşa harcadın. Şimdi sen hemen şirketimi terk ediyorsun ve bir daha da buraya adımını atmıyorsun. Hem yakın zamanda senden yasal olarak kurtulacağım için artık buralara kadar gelip beni ikna etmekle uğraşmayacaksın. " dediğimde kaşlarını sert bir şekilde çatmıştı.
Barlas iki yanında yumruk yaptığı ellerini çözerek kollarıma götürmüş ve oldukça sert bir şekilde sıkmıştı. " ilk olarak birinci soruna cevap vereyim. Senin bu yüzüne sonsuza kadar bir an bile sıkılmadan bakmaya devam edeceğim. İkincisi ise senin benden daha önemli bir işin hiç bir zaman olamaz. Eğer o kadar vaktin değerliyse senin şirketinle sayısız kere toplantı ayarlarım. Ve bunu da sadece seni görebilmek için yaparım. Üçüncüsüne gelecek olursak , benim bu şirkete gelmemi engellemek istiyorsan beni öldürmen gerekiyor ki bunu da yapamayacağına göre sıkıntı yok. Ve en sonuncusuna geldiğimizde ise seni ne bu dünyada ne de başka bir evrende hiçbir kimse benden ayıramaz. Sana olan bu tutkumun hiçbir sınırı yok. Ve sende bunu ömrünün sonuna kadar yaşayarak öğreneceksin...
Sen sadece benimdin ve hep benim olarak kalacaksın. Ve ben gerekirse de ömrümün sonuna kadar bu yüzden senin peşinden koşacağım." dediğinde bir elini kolumdan ayırmış ve yüzüme doğru götürmüştü.
Yanağıma değen elinin tersiyle ancak elinin titrediğini fark etmiştim. Fakat barlas elinin tir tir titremesine rağmen yanağımı okşamayı bir an bile bırakmamıştı. " Seni... öyle bir seviyorum ki... " dediğinde sert bir şekilde yutkunmuştu. " sevgimin herhangi bir boyutunun bile olmaması bazen beni bile korkutuyor ayparem. Bazen bu sevginin sana verdiği zararı fark ettiğimde yaşadığım ve nefes aldığım her saniyeden nefret ediyor hale geliyorum. Hatta bunun yaşattığı acıyla ölmek bile istiyorum. Ama bu zamana kadar benim ölmeme izin vermeyen kader o anda da ölmeme izin vermiyor. Ve ben o benim ölümüme izin vermediği halde ona karşı çıkamıyorum ayparem. Çünkü... Çünkü kahretsin ki ben kendini sevdiği kadın uğruna bile öldürmeye cesareti olmayan korkak bir herifin tekiyim . " dediğinde yüzümde ve kolumda olan ellerini aynı anda benden ayırarak koltuğumdan kalkmıştı.
Koltuğumdan kalktığı anda ise kapıya doğru hızlı adımlarla yönelmişti. Tam elini kapının kulpuna götürecekti ki , masanın üstünden hızlı bir şekilde kalkarak , onun yanına gitmiş ve sırtımı kapıya yaslamıştım.
Barlas elini kapının kulpundan çekip bana doğru döndüğünde işaret parmağımı ona doğru uzatmıştım. " her kelimeyi ederek buradan def olup gidemezsin. Ben senin herşeyi anlatıp gittiğin sabır taşın falan değilim. Bu ettiğin sözlerden sonra benimde sana diyecek bir kaç cümlem olabileceğini düşünüyor olman gerek. " dediğimde kollarını göğsünde bağlayarak tüm dikkatini bana vermişti.
Onun böyle yapmasıyla işaret parmağımı indirmiş ve sırtımı kapının üzerinden çekmiştim.
Yavaş adımlarla barlas'ın önüne gelmiş ve ellerimi aynı onun gibi göğsümde bağlayarak konuşmaya başlamıştım. " senin az önce ki dediklerinden çıkaracağım tek anlam şu ki , sen benden ve şu aşktan asla vazgeçmeyeceksin. Ama sen neyi istediğinin farkında bile değilsin. Ve asıl önemli olan şu ki , bunu kimden istiyorsun. Şunu o aklına kazısan iyi olur barlas. Bu hayatta hiç bir kimse ölümüne aşık olmaz. Hiç bir kimse..."
Barlas söylediğim her cümleyi pür dikkat dinledikten sonra son derece ciddi olan sesiyle konuşmaya başlamıştı. " o zaman sende bunu aklına kazı ayparem , benim kendi Azrailime aşık olalı çok oldu. Ve bu beni tüm dünyanın gözünde hastalıklı biri kategorisine düşürecekse öyle olsun. Emin ol ki , onların dedikleri benim zerre kadar umurumda olmaz." Dediğinde toplantı odamdan çıkıp gitmişti.
Gerçekten barlas ne istediğinin farkında'mıydı?
Eğer bunları bilerek yapıyor ise cidden tedavi olması gerekiyordu. Çünkü onunla benim bir arada olmamıza imkan yoktu.
O Esfandiyar gibi bir örgütün sahibi iken ben devletin en güvenilir ajanıydım.
Benim en büyük görevim , onu ortadan kaldırmak iken bir arada olmamıza imkan yoktu. Ve işin garip yanı ise o bunu bile bile beni elde etmek istiyordu.
Bu bize faydası dahi olmayan evliliği devam ettirmek istiyordu.
Evet...
Beni elde etmek için ne kadar çırpındığının ve bu uğurda ise ne kadar yaralandığını görebiliyordum. Fakat artık hiç bir şey benim elimde değildi. Herşey rayından çıkmıştı. Ve biz bir daha o raya geri dönemeyecektik.
İş işten çoktan geçmişti...
Barlas herşey için çok geç kalmıştı.
Ben artık içimde onu bitirmiştim. Ve bundan sonra zorlasam bile eskisi gibi onu sevemezdim.
Benim onu eskisi gibi tekrardan sevebilmem için kalbimin ve ruhumun içinde açtığı o yaraları sarmam gerekiyordu. Ve benim o yaralarım artık sarıp sarmalayamayacağım kadar kötü bir hale gelmişti...
Barlas gittikten sonra bende odama geçmiş ve dosyalarıma gömülmüştüm.
Resmen barlas'ın söylediği her bir kelimeyi unutabilmek için bir aylık bütün işleri bir günde bitirmiştim.
Sonunda dosyalar bittiğinde ve etrafta yapılabilecek hiç bir şey bulamadığımda ise derin bir iç çekmiş ve ofisimden çıkmıştım.
Şirketimin garajında duran arabama binerek oradan ayrılmıştım. Ve öylece nereye gittiğimi bilmeden arabayı sürmeye başlamıştım.
Sonunda aradan geçen bir iki saat sonra arabamı bir yaşlı çiftin işlettiği küçük bir mekanın önünde durdurmuş ve akıllı saatimden saate bakmıştım.
Saatin on bir olduğunu gördüğümde arabamdan aşağıya inmiş ve oraya doğru ilerlemeye başlamıştım.
Beni gören yaşlı amca yavaş adımlarla yanıma gelmişti. " merhaba hanım kızım. Geç buyur. " dediğinde kafamı sallamıştım.
Sonrasında amcaya " neresi boş ise oraya oturabilirim. Aslında saatte çok geç oldu. Belki de siz kapatıyordunuz. Ve beni de görünce bana acıyıp buraya gelmemi istemişsinizdir. Eğer öyle ise hiç gerek yok. Siz kapatabilirsiniz. "
Sonrasında içeriden yaşlı bir teyze gelerek " aman kızım. Ne gitmesi otur hele şöyle. Hem eğer kapatacak olsak seni ne diye çağıralım. Hadi sen bir yere otur bakalım. " dediğinde kafamı sallayarak camın yan tarafında fakat en kenarda durmuş olan bir masayı görmüş ve oraya oturmuştum.
Teyze oturduğumda yanıma gelerek " ne yemek istersin kızım?" Deyince gözlerimi camdan çekmiş ve teyzenin yüzüne çevirmiştim. " fark etmez. Sadece fazla acılı olmasın yeter. " dediğimde teyze gözlerini kocaman açmış " Güzel kızım cidden sen nereden geldin? Şu ana kadar senin gibi bir kız görmedim ben. Acaba sen bir melek misin ha? " dediğinde amca teyzenin yanına gelerek " hanım. Kız açlıktan ölüyor burada sen kızı lafa tutuyorsun. Hadi gitte kıza bir şeyler getir. Bende gideyim de kileri düzelteyim. " dediğinde teyze mutfağa doğru gitmiş ve amca da teyzenin gitmesiyle yanımdan ayrıldığında yine yanlızlığımla başbaşa kalmıştım.
Tam o süre içerisinde telefonum çalmıştı. Arayan kişiye baktığımda sude olduğunu görmüştüm.
Bu kız beni mi arıyordu? Onca yaşanan şeyden sonra beni aramasına bir anlam dahi verememiştim açıkçası.
Sonunda telefonu açtığımda kulaklığım yanımda olmadığı için telefonu kulağıma götürmüş ve sudenin o naif sesini anında duymuştum. " mehar! Nasılsın? " dediğinde ilk bir donup kalsamda hemen kendime gelmiş ve cevap vermiştim. " iyi... Ne oldu sude? Bir şey mi var? Beni neden aradın? " dediğimde sude " hadi ama mehar. İlla bir şey mi olması gerekiyor seni aramam için. Hem ben senin kardeşinle evliyim. Daha boşanmadık. Yani bir akraban olarak seni merak etmek benim en doğal hakkım. Hem sen şuan neredesin? Sakın bana şirketteyim deme vallahi yığılır kalırım buraya. Kardeşin bile beni kaldıramaz. " dediğinde dudaklarımdaki varla yok arası olan gülücüğüme engel olamamıştım.
Cidden savaşın şu ana kadar sudeden boşanmaması bir mucizeydi. Çünkü Savaş sude gibi kızları hiç bir şekilde sevmezdi. Ve eminim ki sude de abim gibilere bakmazdı.
Bu arada ben bile abim gibi adamlara bakmazdım orası çok ayrı bir konu da. Her neyse...
Sude yeniden bana seslendiğinde onu daha fazla merakta bırakmadan " şirkette değilim. Ve nerede olduğumu da sana söylemeyeceğim. Bu arada yerimi bulmak için telefonumu falan takip etmeye kalkmayın diye bir şeyi söylememe gerek olmadığını düşünüyorum. " dediğimde sude derin ' of ' çektikten sonra bu durumdan memnun olmadığını belirten bir ses tonuyla " neden söylemeye gerek duymuyorsun ki? Hem ne güzel savaşla yanına gelirdik. Vallahi abin kafamın başında volta atıp duruyor... Eee! Yeter be adam! Kafam döndü. Neden rahat durmuyorsun? Burada bakışları ağrı dağından bile soğuk olan kız kardeşinle konuşup onu ikna etmeye çalışıyorum sen ise ancak benim canımı sıkıyorsun. " dediğinde savaş bana seslenmeye başlamıştı. " Benim küçük meleğim. Nerdesin sen ha? Ne hallerdeyim sorma sen hiç bana... Sadece bana şuan da ki yerini söyle. " dediğinde hayır anlamında cıklamıştım.
İşte tam o anda yanımdaki sandalyeyi birisi çekmiş ve yanıma oturarak konuşmaya başlamıştı. " artık merak etmenize gerek kalmadı. Çünkü onu buldum. " dediğinde telefonumu kulağımdan çekmiş ve barlas'ın yüzüne bakmıştım. Daha doğrusu bakakalmıştım.
Barlas bana bir göz kırparak telefonu mu elimden almış ve sesi dışarıya yansıtmıştı.
Telefondan gelen savaşın sesiyle " lan Barlas! Neredesiniz çabuk söyle? " barlas yüzüme bakarken savaşa cevabını vermişti. " tam adamına sordun bu soruyu. Lan! Otur oturduğun yerde savaş efendi. Bırakta biraz karımla yanlız kalayım. " dediğinde tam savaş bir şey diyeceği esnada sudenin neşeli sesi yankı yapmaya başlamıştı. " eveeet! Hadi abicim sen yaparsın! Neyseee! ben kapatıyorum artık. Ama yarın herşeyi en ince detaylarına kadar dinlemek isterim. Hadi öptüm bayyy! " diyerek savaşın konuşmasına izin vermeden telefonu kapatmıştı.
Barlas yüzümdeki şaşkın ifadeyi gördükçe gülücüğüne dudaklarında daha fazla yer veriyor ve o yer verdikçe de o gamzesi de ona göre beliriyordu.
Neden ben bu adamın gülümsemesine bu kadar düşüyordum ki. Neden onun benim dışımda gülümsediği herkesi öldürmek istiyordum.
Sanki onun o gülücüğünün içinde bir cennet saklıymış gibiydi. Ve ben benim elde edemediğim daha doğrusu elde etmeye tek bir saniye bile uğraşmadığım cenneti benim dışımda hiç bir kimse alamasın diye onları ortadan kaldırmayı bile düşünebilecek kadar akılsızlaşmıştım?
Aslında bizi bu duruma sokan kişi sadece barlas değildi. Bizi bu duruma ve hallere düşüren bir diğer kişi bendim ve ben barlas gibi bu ilişkiyi kurtarabilmek için bir yaprak bile kımıldatmıyordum.
Çünkü bir çok şeyin farkındaydım.
Ve farkında olmamın en büyük sebebi ise geçmişimde yediğim darbelerdi.
Ben geçmişimdeki en büyük darbeleri ise ondan yemiştim.
İşte bu yüzden yaşadığımız bu durumların sonucunda ne onun gibi gözlerim kör olmuştu ne de beynim duraklamıştı.
Tam şuanda yanımda olması ise benim için hiç bir anlam ifade etmiyordu.
O benim ona ihtiyacım olduğu zaman yanımda durmamıştı. Halbuki o masum kızın ondan başka güvenebileceği kimse yokken bunu yapmıştı.
Şimdi ise hiç bir kimseye ihtiyacı dahi olmayan , hayatını sadece masum insanların güvenliği için adayan ve yıllarca süren bir zamanın sonunda kalbini taşa dönüştürmeyi başarmış birinin yanında durmak istiyordu.
Barlas'ın yüzüne bakıyorken kaşlarımı hafifçe çatmıştım " sen beni nasıl buldun? Ve ben senden neden hiç bir zaman kurtulamıyorum. Bir kez olsun da bırak benim peşimi be adam! " dediğimde barlas büyük bir hasretle yüzümü inceliyordu. " Benim seni nasıl bulduğumun bir önemi yok ayparem. Çünkü ben bana ait olanı er ya da geç bulurum. O yüzden benden kurtulmayı o kafandan çıkarsan iyi olur. " dediğinde sözleri biter bitmez gri gözleriyle benim lacivert gözlerimi buluşturmuştu.
O an gözlerinden geçen duyguları okuduğumda okuduğum şeylerden korkmamış değildim. Ve o an iyi ki onları kelimelere dökmemiş diyordum.
Çünkü onları gözlerinden okumak bile ağırken , bir de o kelimeleri ağızından duyup işitmek benim ölümüme neden olacakmış gibi hissettirmişti.
Gözlerimizle başlattığımız bu tartışmayı içerinden gelen teyze ve amca bozmuştu.
Teyze " evet kızım biraz geciktim. Kusura bakma olur mu?. Aaaa barlas oğlum! Geldin! " dediğinde kaşlarımı daha da fazla çatmıştım. Ne yani? Barlas bu teyze ile amcayı tanıyor ' muydu?
Barlas ayağa kalkmış ve teyze nin yanına giderek elindeki yemekleri alarak masaya bırakmıştı. Sonrasında teyzenin yanına giderek teyzeyle sarılmışlardı. Sonrasında amca da barlasa yaklaştığında barlas onunla da sarılmıştı.
Demek ki Barlas yine her zaman ki gibi benimle bir oyun oynamıştı.
Ama artık ciddi anlamda sabrımın sınırı tükenmişti. Benim artık bu kadar aldatılışa katlanacak kadar ne sabrım ne de bir gücüm kalmıştı.
Sandalyemi hafifçe iterek masadan kalktığımda üstümdeki gözleri takmadan çıkış kapısına doğru yürümeye başlamıştım.
Tam çıkış kapısına yaklaşmıştım ki barlas beni sol bileğimden tutup beni kendi etrafımda döndürdükten sonra kendine doğru çekmişti.
Göğsüm onun göğsüne çarptığında ise barlas dudaklarını anında kulağıma yaklaştırmıştı. " şu anda tek bir olay bile çıkarmaya kalkma ayparem. Oradaki az önce gördüğün insanlar benim annem ve babam yerine koyduğum kişiler. Eğer onları üzecek olursan seni onlardan daha çok üzerim. " dediğinde sadece onun duyabileceği şekilde fısıldayarak " beni üzebileceğin her şekilde üzdün barlas. Daha ne kadar üzebilirsin ki? " Dediğimde yüzünü kulağımdan biraz uzaklaştırmıştım fakat bunu yaptığımda ise yüzlerimiz arasındaki mesafe iyice azalmıştı.
Bir süre sonra olduğumuz ortamın farkında olarak onu göğsünden hafifçe ittirmiş ve aramıza mesafe açmıştım.
Teyze bana doğru bakarak merakla bir şekilde " kızım. Sen barlasımın karısı'mısın yoksa? " dediğinde hiç bir şey söylememiştim.
Ben bir şey söylemeyince barlas derin bir iç çekmiş ve yanıma gelerek elini belime sarmıştı. Belime sardığı eliyle yüzünü teyzeye dönmüştü " evet teyze. O benim karım. Demiştim değil mi? Bir gün onu sizinle yüzyüze tanıştıracaktım. " dediğinde amca kaşlarını hafifçe çatarak beni göstermişti. " ama galiba gelin hanım bu durumdan memnun değil gibi barlas. Yoksa sen gelin kızımı üzüyor'musun? " dediğinde amcanın nokta atışı tespiti yüzünden ona içten bir şekilde teşekkür etmek istemiştim.
Barlas amcanın dedikleriyle ilk bir an kalakalsa da yüzünü bana doğru çevirmişti. " şu anlarda onu çok üzdüğümü ve kırdığımı inkar edememezlik yapamam amca. Ama şöyle de bir şeyde var ki , kırdığım herşeyi de toparlamaktan ve açtığım yaraları sarmaktan da ömrüm boyunca asla vazgeçmeyeceğim. " dediğinde onun bu söylediklerine karşın yüzümü ona doğru çevirmiş ve dudaklarımı oynatarak cevap vermiştim. " sen bende öyle bir yaralar açtın ki bırak bir ömrü bir asır dahi geçse kapatamazsın sen o yaraları. "
Barlas dudaklarımı okuduğunda gözlerindeki o umut ışığının az da olsa zedelendiĝini görmek beni mutlu etmek yerine daha da paramparça edince gözlerimi onun gözlerinden zorda olsa çekmiş ve karşımdaki duvara bakmaya başlamıştım.
Barlas bir süre sonra gözlerini yüzümden çekmiş ve odağını teyze ile amcaya çevirmişti. " teyze ve amca herşey için teşekkür ederim fakat bizim gitmemiz gerekiyor. Aslında benim sabaha karşı fransa ya uçuşum var da , normalde karıma bu konu hakkında bilgi vermiştim fakat o sizi çok fazla merak ettiğini söyleyince bende ona şirketten çıkana kadar orada kalabilirsin demiştim. Sonrasında ise buraya onu almaya gelmiştim." dediğinde gerçekten inanılmaz derece mükemmel bir yalancısın diye geçirdim içimden.
Teyze " madem öyle bir durum var oğlum o halde şimdilik böyle olsun. Ama bir dahakine yemek yemeye bekleriz tamam mı? " dediğinde amca da teyzeyi onaylayınca barlas belimdeki elini sıkarak yüzüme doğru bakmaya başlamıştı." geliriz değil mi karıcığım? " dediğinde kafamı sallamıştım.
Mekandan ayrıldığımızda onun adamlarından birisine benim arabamın yedek anahtarını verdiğini görmüştüm.
Tam bir şey diyecekken söylemekten vazgeçmiştim. Çünkü her ne kadar bir şey söylesemde beni zerre kadar dinlemeyecekti.
Barlas şoför koltuğunun yanındaki kapıyı açtığında onun yanından geçerek arka kapıyı açmış ve arka koltuğa yerleşmiştim.
Barlas bu yaptığım hareketle yumrukları iyice sıkmış ve kendi kendine bir şeyler söylenerek kapıyı üstüne sert bir şekilde çarpmıştı.
Kapıyı çarpmasıyla şoför koltuğuna binmiş ve arabayı çalıştırarak oradan uzaklaşmıştı.
Oradan uzaklaştığımız anın üzerinden tam tamına iki saat geçmişti. Yol öylece uzayıp gidiyorken ne o bir şey söylüyordu ne de ben.
Sonunda ulaştığımız yerin havalimanı olduğunu görmemle hiç şaşırmamıştım. Çünkü o her ne dediyse onu yapan bir adamdı.
Ama eğer onunla güle oynaya bir fransa geçireceğimi zannediyorsa çok yanılıyordu. Çünkü o süreç boyunca nefes aldığı her an için onu kendinden nefret edecek hale çevirecektim. Ve bunun sonucunda ise kendisini öldürmek zorunda kalacaktı.
Barlas arabadan indiğinde doğruca özel jetine doğru ilerlemeye başlamıştı.
Sonrasında bende yüzbaşı olan amcama durumu özetleyen bir mesaj ataraktan arabadan inmiş ve onun peşinden ilerlemeye başlamıştım.
Barlas özel jetin merdivenlerinden çıkıp içeriye girince bende hemen onun ardından içeriye girmiştim.
Bizim içeriye girmemizle beraber jet bir anda havalanmaya başlayınca bu uçak korkuma lanetler yağdırmıştım.
Sırf korkumu dindirebilmek için derin bir nefes çektiğim anda aniden uçak hava da yer değişimi yapmıştı.
Uçağın havadaki yerini değiştirmesiyle ilk bir ne yapacağımı veya nereye tutunabileceğimi bilememiştim. Ve maalesef ki bu şekilde dengemi daha fazla yerinde tutamadan kaybedivermiştim.
Tam yere kapaklanacağımı düşündüğümde ise barlas havada kalan elimi anında yakalayıvermiş ve bir şekilde beni tam kucağının üstüne oturabileceğim şekilde kendisine çekmişti.
Barlas'ın kucağına oturduğumda ise hafif bir şok dalgası beni ele geçirmişti.
O anda ne bir tepki verebiliyor ne de herhangi bir şey söyleyebiliyordum. Sadece barlasın yüzüne bakabiliyordum o kadar...
O şok dalgasını bir kaç saniye sonra üstümden attığımda ellerimi omuzlarına koymadan kucağından kalkmış ve yanındaki koltuğa oturmuştum.
Açıkçası onun yanındaki koltuğa bile oturmak istemiyordum fakat beni bu uçağa bindiren oydu ve benim bu durumuma katlanması gereken kişide oydu. Ben değildim elbette.
Aradan ne kadar salise , saniye , dakika veya saatler geçti bilmiyordum fakat bildiğim tek bir şey vardı.
O da ilk defa bir uçakta bu kadar rahat bir şekilde oturabiliyor olduğumdu.
Bu şekilde rahatça durduğumda ise gözlerim bir anda isyan bayrağını açıyor ve bana acı çektiriyorlardı.
Sonunda ise daha fazla dayanamadım ve başımın barlasın omuzuna yerleşmesine izin verip gözlerimin bu savaşta galip gelmesine izin verdim.
🌓
~Barlas Alaner Akmeriç ~
Şuan da yanımda duran kadının her zaman gördüğüm gibi bir hayal ürünü mü yoksa değil mi onu zihnimde ayırt etmeye çalışıyordum.
Çünkü onunla bu şekilde yalnız kalmayalı o kadar zaman olmuştu ki...
Biliyordum ki , şuan da veya öncesinde yaşanan her bir olay benim her bir hatalarımın sonucunda oluşan bir vahşetliğin eseriydi.
Fakat şöyle bir şey vardı ki...
Ben o zaman barlas değildim , olamazdımda...
Çünkü barlas sevdiği kadını incitmeyi düşünmeyi bırak , onun tek bir saçının teline bile zarar veririm diye dokunmaya kıyamayan , onun saçının teline dokunup zarar verenleri ise bu yaşadıkları evreni ateşe verdikten sonra küle dönüşmesini bekleyip , dönüştüğünde ise o küllerin üstünde o canileri yakacak kadar gözü kara ve korkusuz bir adamdı.
Halbuki Alaner barlas gibi değildi...
Alaner kendi amaçları doğrultusunda evrendeki herkesi ve herşeyi yakıp küle çevirebilecek kadar güçlü ve bir o kadar da cani bir adamdı.
Bu yollarda bir şeyi çok iyi anlamıştım hatta hayat bana bunu çok güzel bir şekilde göstermişti.
Bu hayatta Barlas olduğumda da Alaner olduğumda da kaybetmiştim.
Fakat ben bu ikisini birleştirdiğimde
tek bir savaşı dahi kaybetmemiştim.
İşte o yüzden ben artık ne sadece barlastım. Ne de sadece alanerdim.
Ben herkesin önünde saygıyla ya da korkuyla diz çöktüğü , bazı insanların içten içe sevdiği ve güvendiĝi , bazı insanların ise içten içe nefret ettiği ve tek bir sözüyle tüm dünyanın akışını değiştiren o adamdım.
Ben Esfandiyar Örgütünün Kurucusu olan Barlas Alaner Akmeriç'tim...
🌓
Evet!
Umarım bölüm beklentilerinizi karşılamıştır.
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
Ve bir daha ki bölümde neler olabileceği hakkındaki fikirlerinizi de okumak için bekliyor olacağım.
Kendinize iyi bakın...
Unutmayın ki , hiç bir kimse aynadaki gördüğünüz kişiden daha değerli değil.
Sizleri seviyorum.
Bir daha ki bölüme kadar
hoşçakalın 🖤.
✒️: N.R.K
