10. bölüm · Vaveyla +18
10.Bölüm: Kanlarla Kaplı Olan Geçmişin Yüzleri
Evet!
Yeni bir bölüme daha hoşgeldiniz
ay parçalarım!
Satırlar arası yorum bırakmayı ve alttaki yıldız tuşuna basmayı unutmazsanız bu yazarı çok mutlu edersiniz...
Bunlar yapıldıysa sizi
buraya kadar eşlik ederek
bölüme uğurluyor.
Ve keyifli okumalar diliyorum...
🌓
Cem Adrian - Derinlerde
Cem Yenel - Ben yokken sen hep yalnızsın
Duncan Laurence - Arcade
Lana Del Rey - Born To Die
🌓
10.Bölüm :Kanlarla Kaplı Olan Geçmişin Yüzleri
🌓
~Yüzbaşı ~
Şuan da hiç bir şey yerli yerinde değildi asla.
Sanki rayından çıkmış ve nereye gideceğini bilmeyen bir trenin içindeydik.
Ve bu treni durduracak olan kişi ise bunu yapmayı reddediyordu.
O kişi ise AZRAİL ' di.
Ya da sadece benim bildiğim şekilde mehar.
Mehar Arkan.
Ona adıyla hitap ettiğimde içime büyük bir hüzün çöküyordu.
O yüzden çoğunlukla ona AZRAİL diye hitap ediyordum.
Oysaki ona öyle hitap ettiĝimde AZRAİL'in mehar'dan başkası olmadığı aklıma geliyor ve o anda geçmişe dönmekten alıkoyamıyordum kendimi...
Bir gün diyordum...
Eğer olurda bir gün , ya tüm gerçekleri öğrenirse diyordum.
Diye hatırlatıyordum kendi kendime.
Ve Aynı şuan da ki gibi geçmişin tozlu karanlık ve kanlarla lekelenmiş sayfalarına giriş yaparak.
🌓
~12 yıl önce ~
Herkesi kontrol ettikten sonra en son mehar'ın yanına gitmiştim.
Çünkü mehar benden her zaman bunu istiyordu.
Her zaman dediğim bunu bana sadece bir kere dile getirmişti.
Mehar yine her zamanki gibi formundaydı , bunu her gün anladığım gibi yine anlamak zorunda kalmıştım.
Bu kızın sorunu nedir hiç bilmiyordum fakat geceleri bile asla uyumuyordu.
Her dakika her saniye kendini geliştirmek için çabalıyordu.
Halbuki kendini getirebileceği en üst seviyeye kadar getirmişti bile.
Ama bu ona yeterli gelemiyordu bir türlü.
Sanki bir anlığına dursa bütün dünya daki herkes onu alt edebilecek gibi hissediyordu.
Onu bu konuda anlayabilirdim. Çünkü bu duyguyu çok iyi biliyordum.
Mehar yumruğundan savurduğu
son hamleyle bir kaya gibi sert olan kum torbasını sabit olduğu yerde çıkartmış ve tam arkasında duran duvara düşmesine sebep olmuştu.
Resmen duvarda gördüğüm o oyuk a alışmıştım.
Çünkü bu mehar'ın her zaman yaptığı şeylerden birisiydi.
Mehar arkasında duran duvarın önündeki kovaya doğru dönmüş ve ona doğru ilerlemeye başlamıştı.
Yanına gelmesiyle beraber tek eliyle kovadaki suyu başından aşağıya boşaltmıştı.
Mehar'ın bu yaptığı hareketle şakaklarımı avuştururken bir yandan da onu uyarmaya başlamıştım. " Azrail! Kendine dikkat etmek zorundasın! Ve biliyor'musun ben seni hep bu konuda uyarmaktan yoruldum. Uyumuyorsun , beslenmene dikkat etmiyorsun. Tek bildiğin antrenman yapmak. Artık vazgeç şu psikolojinden. Neden anlamıyorsun. Sen kendini yeterli görmüyorsun fakat şu anda tüm dünyada senin gücün , senin zekan , senin dayanıklılığın konuşuluyor. Bütün herkes sana yetişmeye çalışıyor fakat yetişmeyi bırak , ona bile yeltenemiyorlar. Dur artık Azrail! Dur!."
Mehar yüzüme bakmaya tenezzül bile etmeden yanımdan çekip gidince başımı havaya kaldırıp derin bir nefes almak zorunda kalmıştım.
Çünkü bana her böyle yaptığımda sinirden deliye dönüyordum fakat bir şey de yapamıyordum.
Çünkü o bana kardeşimin emanetiydi.
Her ne kadar kardeşim psikopat herifin tekide olmuş olsa bile , ben onun gibi değildim ve asla da olmayacaktım.
Aradan geçen bir 15 dakikadan sonra hiç tahmin bile edemeyeceğim birinin sesini duymuştum. O ses mehar'ın sesiydi. " sen bana durmam gerektiğini söylüyorsun. Fakat ben yerimde saymayı ya da sesimi çıkarmamayı 5 yaşındayken ailemin ölümüne şahit olduğumda bıraktım. Ben bunu bıraktığımda ise asla rahat durmadım ve o yüzden ilk cinayetimi , beni o zaman duymayan insanlara duyurmak için sesimi , aynı yaşımda bir amerikan bakanı öldürerek yaptım. O yüzden ben artık sırf sen istiyorsun diye duramam. " dediğinde arkasını dönmüş ve anında gözleri yüzüme değinmişti. " Zaten benim bundan sonra durmama imkan yok. Çünkü ben durduğum anda beni yok etmek için ellerinden gelen herşeyi yapabilecek olan ve sınırlarını bile aşabilecek olan canileri iyi biliyorum hatta tanıyorum. Ve ben onlara bu fırsatı asla vermedim ve vermeyeceğim." sözlerinden sonra gözlerini yüzümden çekmiş ve arkasını dönmüştü.
Mehar arkasını döndüğünde buradan gideceğine adım kadar emin olmuştum.
Ama o beni şaşırtmış ve yüzünün yarısını görebileceğim şekilde bana dönmüştü.
Bıçaktan bile kesin ve zemheriden bile soğuk olan ses tonuyla " şunu asla unutma yüzbaşı. Benim sonumu ancak yine ben getirebilirim. Çünkü Azrail'in canını alacak kişi, yine Azrail'in kendisidir. Ve herkesin sözüne ve gözlerinden geçen duygulara güvenilebilir. Fakat gözlerini avına dikmiş ve ruhunu kendi elleriyle kana bulamış olan Azrail'in sözlerine asla güvenilemez. Çünkü onun gözleri yalan söylemez onun gözleri yalanın ta kendisidir. Ve onun gözleri Azrail'in en büyük silahıdır. Ve Azrail onun bu gözlerine inananları aynı bu gözlerin içinde bir yerlerde toprağını kazar ve yerin bin kat dibine gömer. " dediğinde gözlerime dahi bakmadan arkasını dönmüş ve bir kaç adım atmaya başlamıştı.
Azrail... Ölümün Meleği... Kusursuzluğun ve Caniliğin Tanımı...
Ona böyle diyorlardı.
Halbuki Azrail hakkında yanılıyorlardı.
O kusursuzluğun içindeki en büyük kusurdu.
O...
Azrail...
İnsanların özgürlüklerine el koyan bu soykırımlara bir son vererek insanların ülkelerinde rahat yaşabilmelerine olanak sağladığı için insanlar ona saygı duyuyorlardı.
Halbuki Azrail bir çok masumu kurtarabilmek için bir masum insanın hayatını mahvetmişti.
O kişi kim'miydi.
O ailesinin ölümüne 5 yaşında elindeki küçük bir pembe ayıcıkla şahit olmuş , Mehar Arkan'dı.
Ve bundan adım kadar emindim ki , Azrail'in sonunu getirecek kişi Azrail'in kendisi değil , Mehar'ın kendisi olacaktı.
Çünkü Azrail mehar'ın sessiz çığlıklarında doğmuştu aslında.
Ve bir Şah'ın oyunda ne kadar değeri olursa olsun sahibinden izinsiz tek bir hareket dahi edemezdi.
Azrail her ne kadar hareket etsede bir gün o da duracaktı.
Ve onun caniliği , vahşiliği bile onu o gün kurtarmaya yetmeyecekti.
İşte bunu bildiğimden o gitmeden son bir kez bu soruyu sormuştum. " ya olurda bir gün birisi karşına çıkarda seni durdurursa , o zaman ne olacak? " dediğimde yüzünü sol omzuna doğru döndürerek bana doğru bakmaya başlamasıyla kollarımı göğsümde kavuşturup , tek kaşımı kaldırmıştım. " ne oldu? Kızdın mı? Bana bu konu da kızamazsın çünkü eğer bu şimdi olmazsa ileri de olabilecek birşey. Seni şimdiden uyanmamın sebebi , Aşk gibi duygular kapını çaldığında onu içeri davet etmek yerine direkt öldürmenin en doğrusu olduğunu söylemek. "
Mehar son söylediğim sözlerden sonra yüzünü tam anlamıyla önüne döndürmüştü. " bunu hatırlatman gereken son insan bile değilim. Çünkü bunu çok iyi biliyorum. Aşk gibi duygular ancak insanın zayıflığı olur. Ve ben zayıf biri değildim , asla da olmayacağım. " dediği anda karargah ta çalan siren sesiyle toplanma alınana doğru yönelmiştik.
Ve oraya geldiğimizde gördüğümüz yüz Barlas Alaner Akmeriç'in yüzünden başka bir şey değildi.
Barlas etrafını gözleriyle bir süre taradıktan sonra en sonunda bizimle göz göze gelmişti.
Ama etrafını gözleriyle incelemesi hiç iyi bir şeyin alameti değildi.
Barlas ellerini pantolonunun ceplerine yerleştirip sırtını dikleştirmişti. " Mehar... Mehar Arkan... Kemal Arkan ve Meryem Arkan'ın kızı , Savaş Arkan'ın kız kardeşi... Aynı zamanda Azrail'in ta kendisi. Ama... Artık kurduğun kanlarla kaplı oyuna bir son veriyorum. Aslında biliyor musun? Sana bu oyunu kurduracak kadar zaman verdiğim için kendini şanslı sayman gerekiyor. Çünkü Ailemin Katilinin kızına verdiğim şansı yolda geçen masum bir insana bile vermedim. "
Mehar barlas'ın sözlerinden sonra soğukkanlı tavrından asla ödün vermemişti. " Senin diğerlerinden bir farkının olmadığını zaten biliyordum. Seninde amacın beni ortadan kaldırmak. Ama şunu sakın unutma Alaner! Eğer olurda bir gün bunu yapabilecek seviyeye gelirsen , o gün ölen sadece ben olmayacağım. Çünkü sende benimle beraber ölmüş olacaksın." Demesiyle barlas gözlerini devirmişti.
Barlas sonunda mehar'ın yüzüne bakarak tek kaşını kaldırmıştı. " senin dediklerinin üstüne hiç bir şey demeyeceğim. Çünkü bunu görebilecek kadar yaşayamayacaksın. Olurda eğer yaşarsan bunun senin bir yanılgın olduğunu yaşayarak öğreneceksin. O zaman görüşmek üzere Ayparem..."
Sonundaki ' Ayparem ' kelimesini öyle bir şekilde söylemişti ki , onu bilmesem ya da tanımasam mehar'ı sevdiğini bile düşünebilirdim.
Halbuki onun mehar'ı sevmesine imkan dahi yoktu.
Çünkü o Ailesinin Katilinin Kızına aşık olabilecek kadar akılsız değildi.
Eğer olurda aşık olursa o bile biliyordur ki , Azrail ne bir kimseyi tüm iradesiyle sevebilecek kadar güçlüydü ne de o kadar sağlıklı bir zihne sahipti.
Çünkü onun sadece bedeni değil , ruhu ve kalbiyle beraber zihnide yaralıydı.
Ve onun yaralarını sarabilecek bu dünyada hiç bir kimse yoktu.
Yoktu ama Azrail için yoktu.
Ve ben belirsizlikten her zaman tedirgin olmuştum.
Çünkü Azrail için geçerli olmayan herhangi bir şey , Mehar için geçerli oluyordu.
Umarım Mehar asla Azrail ile olan savaşını kazanmazdı.
Çünkü eğer Azrail sevgiden nefret edip onu güçsüzlük olarak kabul ediyorsa bu Mehar için tam tersi demekti.
Eğer olurda bir gün biri çıkagelip Mehar'a değer verip , onun yaralarını sarıp onu koşulsuzca sevecek olursa ve Mehar'da bunu fark ederse bu Azrail'in sonu olurdu.
Ama söylede bir şey vardı.
Azrail gücünü akıllara durgunluk veren acılarından , Sonu bile belli olmayan caniliğini ise insanlara verilen haksız cezalar sonucunda sevdiklerini kaybettiklerinde kalplerinden kopan çaresiz haykırışlarından alıyordu. Fakat bu düşmanlarının bile anlamakta zorluk çektiği zekası ise nefes bile almadan gece veya gündüz fark etmeksizin uyumadan insanların her bir adımını analiz etmesine ve her zaman onlardan bir kaç önde olmasına borçluydu.
Borçluydu diyordum ama değildi.
Çünkü Azrail hiç kimseye borçlu kalmazdı.
Özellikle de Mehar'a asla.
Barlas son cümlesini kurduktan sonra arkasını dönüp çıkış kapısına doğru ilerlemeye başlamıştı.
Sonunda çıkış kapısından çıktığı anda ise karargaha düşen bir bombayla bütün herşey yerle bir olmuştu...
🌓
Şuan da benim yaralarımı saran doktoru büyük bir sabırla bekliyordum.
Neyseki Azrail tam zamanında herkesi dışarıya çıkarttırmıştı. Fakat biz ikimiz kurtulmayı başaramamış
-tık.
Şuan o ne durumdaydı hiç bilmiyordum. Tek bildiğim hafızasını kaybetmiş olduğuydu.
Onu da bilmemin sebebi yaralı halimle onun yanına geldiğimde bilinci yarı açık halde beni tanımamış olmasıydı.
Ve bu başıma gelen en büyük dertlerden biriydi.
Doktor yaralarımı sardıktan sonra odadan çıkmıştım.
Azrail'in odasının önüne geldiğimde onu göremeyince endişelenmek bile o an ki duygularımın tabiri olamayacak kadar küçücük kalırdı.
Dışarıya çıkıp onu aramaya başladığımda yaklaşık bir kilometre ilerideki bankta oturan Azrail'i ve onun yanında oturan adamı görmem resmen beni yerimde buz kestirmişti.
Arabayı yakın bir konumda park ederek onların yakınındaki ağacın arkasında saklanmış , onların konuşmalarını dinliyordum.
Mehar kaşlarını çatmış bir şekilde barlas'a bakarken konuşmaya başlamıştı. " Şimdi sen tam olarak kimsin? Ben onu anlayamadım. Ve şuan neden yanımda oturuyorsun onu da anlamadım. " dediği zaman kafamı sağ ve sol tarafa sallamakla yetinmiştim.
Ah! Anlamamakta o kadar haklısın ki.
Halbuki bir bilsen karşındakinin nasıl bir cani olduğunu.
Alaner soğukkanlı tavrından hiç ödün vermeden " beni tanımana gerek yok. Sadece senin gözün kapalı bile güvendiğin tek kişi olduğumu bil , o sana yeterli. Senin yanındayım çünkü senin benden başka kimsen yok. "
Ne demek yok lan!
Sen kendini ne zannediyorsun!
Ulan! Bir hatırlasan herşeyi Mehar! Keşke hatırlayabilsen.
Mehar çatık kaşlarını yavaşça duzeltirken bir anda yüzünü denize çevirmişti.
Bir süre önündeki kıyıya çarpan dalgaları izledikten sonra anlamlandıramadığım bir şekilde tam bir çocuksu heyecanla barlas'a dönmüş ve sol elini ona doğru uzatmıştı.
Gerçekten ne yapıyordu bu deli kız?
Alaner mehar'ın sol eline garip bakışlar atınca , Mehar'da sonunda açıklama yapmıştı. " madem en çok sana güveniyorum. O zaman senden bir söz istiyorum. " dediğinde alaner kısa bir süreliğine dona kalmıştı.
Sonunda ise alaner tek kaşını kaldırmış " neyin sözü bu? " dediğinde mehar hafifçe gülümsemişti.
Evet! Az önce o gülmüştü.
Bana bile gülmeyen o kızın yüzünde şu an güller açıyordu ve bunu da ona yaptıran ailesinin ve kendi hayatının katiliydi.
Alaner farkında olmasada onun yüzündeki gülümsemenin etkisine kapılmıştı bile.
Ve bu başıma gelecek olan fırtınaların en büyük habercisiydi.
Mehar onun duraksamasına karşılık parmaklarını onun tam yüzünün önünde şıklatmıştı.
Alaner önündeki parmakları görünce eski haline geri dönmüştü.
Ama her ne kadar dönmüş gibi gözükse de hala daha az önceki yaşadığı olaydan kalan affallamadan kurtulamamıştı.
Alaner üstündeki affallamadan kurtulmak için ya da bunu mehar'a belli etmemek için elleriyle gömleğinin yakalarını düzelterek " şu sözünü söyleyecek misin artık? " sesindeki sabırsızlık hemen olduğu bu durumdan kurtulmak istediğini açıkça belli ediyordu oysaki.
Mehar onun sabırsız tavrına karşılık ellerini önünde birleştirmişti." eğer olurda bir gün sana inanmaz olursam ne olursa olsun benden vazgeçmeyeceksin. Tekrardan sana inanmamı sağlayana kadar asla durmayacaksın. Ve bu dediklerim benim içinde geçerli olacak. Eğer şimdi bana söz verirsen , ben sana sòzden öte yemin ediyorum. Senden asla vazgeçmeyeceğim. Eğer olurda geçersem o gün bil ki öldüğüm gündür. " dediğinde Alaner de gömleğinden gözlerini çekmiş ve en az benim kadar onun söylediklerine şaşırdığı gözlerinden okunabiliyordu.
Onun bu halini gördüğümde her ne kadar imkansız bile olsa bu dileğimi geçirdim içimden. ' kabul etme , reddet ' diye ne kadar içimden bu sözü geçirmiş olsam bile bu fayda etmemişti.
Alaner affallamış bir yüz suretiyle onun kucağındaki elini sıkmıştı.
Ve işte o gün benim bütün emeklerimin boşa gittiğinin kanıtlandığı gündü.
Ama şöyle de bir şey vardı , ben kolay kolay asla diz çökmezdim.
Madem ona hafızasını bir anda hatırlamıyordum. Madem hatırlaması onun ölümüne neden oluyordu.
O halde bende onun iplerini elime alırdım. Ve onu en büyük piyonum haline getirirdim.
Bu oyunuma ancak ve ancak o tüm gerçekleri hatırladığında son verirdim.
Ve de onu mahveden kişinin Barlas Alaner Akmeriç olduğunu öğrenene kadar...
🌓
~12 Yıl Sonra ~
Artık bu geçmişte yaşamak ne kadar doğruydu , hiç bir fikrim yoktu.
Aslında şuan da bu şartlar altında yaşamak ne kadar doğruydu ki.
Resmen bu hayatta ne istediysem hepsi tersine tepmiş gibiydi.
Bütün emeklerimin hepsi boşa gitmişti.
Nedendir bilmem fakat , Azrail'i her Alaner'den uzaklaştırmaya çalıştığım zaman birbirlerine daha da çekiliyorlardı ve bu birbirlerine karşıkonulamaz derecede çekilmeleri beni deli ediyordu.
Artık bunu ne kadar söylemekten nefret etsemde benim bile umutlarım tükenmeye başlamıştı.
Resmen büyük bir hiç uğruna onu kaybetmiştim.
O anlık öfkeyle yaptıklarımın sonucunu en ağır bir şekilde şuan ödüyordum.
Ama her ne kadar bedel ödüyor olsamda şunu gayet de net bir şekilde öğrenmiştim.
O da Azrail'in hafızasının tam anlamıyla yerine gelmiş olmasaydı.
Bu haber benim için iyi bir haber gibi gözükse de aslında hiç de iyi bir haber değildi.
Çünkü Azrail söz konusu yandığı kadar yakmak olduğunda , onun yaktığı tarafın boyutları hayal bile edilemeyecek derecelere bile gelebiliyordu.
O yüzden bu benim korkumdu.
Ya yandığı kadar yakarken , tüm dünyayıda kendiyle beraber yok ederse?
Ya da katliamsız tek bir dakika bile bırakmazsa?
Eğer bunlardan tek birini bile yapacak bile olursa işte o an herkes Azrail'i tanırdı fakat bu bir kıyametin başlangıcı olurdu.
Hem de sonu bile olmayan bir kıyametin...
🌓
~Barlas Alaner Akmeriç ~
Bu dünyada değer verdiğim sadece iki kadın vardı.
Biri kardeşim diğeri ise benim güneşimin karanlıklar içinde korkusuzca parlamasını sağladığım ayparemdi.
Hayatım , Nefesim , Şah damarım , Kalbim , Mantığım , Karım , ayparem...
Ona öyle diyordum. Ama artık bana ait'mi asla emin değildim.
Aslında kendimi onun sadece bana ait olduğuna inandırmaya çalışıyordum fakat artık bu bile hiç bir işe yaramamaya başlamıştı.
Ve hayatımdaki en korktuğum şey ise başıma gelmişti.
O geçmişi hatırlamaya başlamayı bırak , hepsini hatırlıyordu bile.
Artık bundan sonra ki hamlelerini tahmin bile edemiyordum...
🌓
~Geçmiş ~
Mehar'ın kurduğu o ağıza bile alınmayacak cümleleri dinledikten sonra sude, ben , savaş kapının önüne gelmiştik.
Savaş ellerini saçlarından sertçe geçirdikten sonra " o benim küçük meleğim olan mehar olamaz. Bunun imkanı yok. O böyle sözleri bana karşı asla kullanmazdı. Ama şimdi bana karşı bile kullanmaya başladı. Bana bak barlas! Eğer olurda mehar gerçekleri öğrenirse bu senin sonun olur. Bunu aklından sakın çıkarma. " dediğinde sadece yüzüne bakabilmiştim.
Çünkü söylediklerinde sonuna kadar haklıydı.
Eğer o tesisi onun başına yıktığımı mehar öğrenirse bu herşeyin sonuna davetiye olurdu.
İşte o zaman ne bana inanırdı ne de ona olan sevgime olan bir inancı kalırdı.
Zaten onun güvenini bir kere yıkmıştım.
Bir daha yıkmazdım.
Sude yanıma gelerek kolumu tutunca " merak etme abi. Tesisi başına yıktığını öğrenemeyecek ki. Zaten sen bununla ilgili ne kadar delil varsa ortadan kaldırmadın mı? Tereddüt te kapılmana gerek yok. Hem.."
Sude elini yanağıma koyduğunda " öğrense bile ben biliyorum. Mehar'ın sana olan sevgisi nefretinden daha derin. O seni asla bırakmaz. Hem şöyle düşün seni bırakma niyetinde olan kadın neden kendi hayatını tehlikeye atıp seni kurtarsın ki? Emin ol. O seni bırakmak yerine ölmeyi tercih edebilecek kadar çok seviyor seni. " dediği zaman sözleri bana çok mantıklı gelmeye başlamıştı.
Çünkü mehar eğer beni sevmiyor olsaydı asla kendi hayatından bir parça koparıp benim hayatıma eklemezdi bile.
Bir süre sonra Savaş ve sude hastanenin dışına hava almaya çıktığında bende mehar'ın odasına girmiştim diyordum fakat kapının açıklığından duyduğum mehar'ın sesiyle onu dinlemeye başlamıştım.
Mehar " öğrendiğin bilgiden emin misin? " dediğinde kaşlarımı çatmıştım.
Kiminle konuşuyor du , benim karım telefonda.
Mehar oldukça ciddi bir ses tonuyla " demek eminsin. Eğer bu kadar eminsen doğrudur demektir. Ve eğer bu öğrendiğin bilgi doğruysa Barlas Alaner Akmeriç'in de ölmesi gerekiyor demektir. " dediğinde kaşlarımı daha da çatmıştım.
Bu ne demek di.
Bu ne anlama geliyor du.
Yoksa! Hayır.
Bunu öğrenmemeliydi.
Onu ölümün eşiğine getirip sonunda onu kandırdığımı öğrenmemeliydi.
Mehar " Benim hayatımı mahveden , beni ölümün pençesine kadar götüren o tesis saldırısını en ince ayrıntısına kadar planlayıp sonunda ise uygulayan kişinin Barlas Alaner Akmeriç'in olmasına zaten hiç şaşırmamıştım. Çünkü şu zamanlarda bana olan yakınlığı zaten bunun en büyük göstergesiydi. Ve o benim bundan şüphe edemeyeceğimi düşünecek kadar akılsızdı. Madem o bu kadar akılsızdı o zaman bu akılsızlıĝının bedelini en ağır bir şekilde ödeyecekti. Çünkü o Azrail'le yani Ölümün Meleğiyle dans etmeye kalkmıştı. " dediğinde telefonu kapatmıştı.
Sonunda ise korktuğum başıma gelmişti.
Mehar bütün gerçekleri öğrenmişti.
Artık ne benim sözlerime inanırdı ne de ona olan sevgime.
Ama bu benim için önceden ne kadar önemli olsa bile şimdi o kadar önemli değildi.
Madem iş işten geçmiş ve herşeyi öğrenmişti , o halde artık bende ona göre davranacaktım.
O benimle , Barlas Alaner Akmeriç'le oyun oynamak istiyorsa o halde bende onunla oyun oynardım fakat ben onun karşı tarafında olmaz , onun benim sahibim olmasına ve onun beni hareket ettirmesine izin verirdim.
Ta ki , onun zayıflığını bulana dek...
İşte o zamanı bulduĝum anda vakit bile kaybetmez ve benim Mehar'ımı çalıp tutsak eden Azrail'in sonunu o anda getirirdim.
Mehar'ın bir süre sonra derin bir nefes çektiğini gördüğümde eliyle yerinden doğrulmaya başlamasıyla yerimde zor duruyordum.
Çünkü şu anda kalkması hiç doğru değildi. Ama tabikide yine laf dinlemiyordu.
Mehar yataktan kalktığında elini kalbine götürüp bir kaç adımından sonra bir dizinin üstüne düşmüştü.
Gerçekten iradesine bir kere daha hayran kalmıştım.
Çünkü eğer onun yerinde başkası olmuş olsaydı şu ana kadar yere yığılmış olurdu bile.
Mehar bir süre öylece durduktan sonra yerinden kalkarak yatağına zor da olsa dönmüştü.
Onun uzandığını gördüğümde bir süre öylece onu izlemiştim.
Bir süre sonra sanki az önce hiç bir öğrenmemişim gibi yanına gelmiştim.
Mehar benim geldiğimi gördüğünde ilk bir kaç saniyelik gözünde gördüğüm kırgınlıkla şaşırmıştım.
Fakat mehar bu durumdan hemen kendini kurtararak yeniden duygudan yoksun o haline dönmüştü.
Mehar bana herhangi bir kelime etmeyince bende yatağın yanında duran koltuğa oturmuştum.
Ben gözlerimi onun üstünden ayırmıyorken o gözlerini ben hariç her tarafta gezdiriyordu.
Onun böyle yapması kalbime öyle
bir etki yaratıyordu ki , o an sadece ölmek istiyordum.
Bir süre sonra içeriye giren arkadaşım baran'la dikkatimi ona çevirmiştim.
Baran mehar'ın dosyasını eline alarak " kendinizi nasıl hissediyorsunuz mehar hanım? " dediğinde mehar duygudan yoksun olan sesiyle " nasıl hissettiğimi bırak doktor. Sadece bu zindandan çıkarttır beni."
Baran tek kaşını kaldırmış bir şekilde bana doğru bakmaya başlamasıyla kafamı sağa sola sallamaya başlamıştım.
Baran elindeki dosyayı kapatıp salladığında " biz sizin iyiliğiniz için uğraşıyoruz mehar hanım. Yoksa emin olun kimse hastanede kalmayı istemez. Ve sizin durumunuz iyi değil. O yüzden ne zaman iyi olduğunuzu görürsem o zaman çıkabilirsiniz. " dediğinde mehar kaşlarını sertçe çatmıştı.
Mehar tam bir şey diyecekken elinde enjeksiyonla hemşire gelmişti.
Mehar hemşirenin iğneyi yapmasına izin verdikten bir süre sonra dudakları titremeye başlamış ve elini başına götürüp tutmaya başlamıştı.
Tam elini başından çekip dudaklarındaki titremeyi durdurmak için birbirine sabitlesede her hangi bir fayda görmeyince yavaşça yataktan tek eliyle destek alarak ayağa kalkmış ve ikimizin yüzüne ters bir bakış atmıştı.
Baran elindeki dosyayı yerine koyduktan sonra mehar'a bakmıştı. " bize bunu yapmaktan başka bir çare bırakmadınız mehar hanım. Ama merak etmeyin. Size bir şey olmayacak sadece bi kaç saat uyanamayacaksınız. " dediğinde mehar'ın yarı açık lacivert renkli gözleri bana doğru dönmüştü. " bütün bunları sen yaptın. Çünkü beni elinde tutmak istedin. Halbuki bilmiyorsun ben artık sana koşulsuz şartsız güvenen o mehar değilim..." dediği anda o güzel lacivert gözleri benim gözlerime sabitken tersine dönüvermiş ve onun gözlerinin tersine dönmesiyle yerimden hızlı bir şekilde kalkarak onun bedeninin yere yığılmasına izin vermeden kollarımın arasına almıştım.
🌓
~Günümüz~
O benim Mehar'ım değildi.
Her ne kadar acı da olsa gerçeğin bu olması benim canımı yakıyordu.
Onun artık masum veya suçlu herhangi bir insanın bile sebepsiz yere korktuğu yüzüne dahi bakmaya cesaret edemediği , metafiziksel boyutun bile sınırlarını aşmış derecede bir keskin zekaya sahip olan ve caniliğiyle dünyaya nam salmış olan Azrail olması beni mahvediyordu.
Onunla savaşmayı hiç istemiyordum.
Çünkü ben herhangi bir savaşı tek bir parmak hareketimle kazanabilirken , onun önünde anında diz çöken taraf oluyordum.
Ben bunu boşuna boşuna her yerde söylemiyor ya da dile getirmiyordum.
Benim sonum ya Azrail'in elinden olacaktı ya da Mehar'la olan aşkımızın uğruna olacaktı.
Ve şuanlık ikinci seçeneğin var olması imkansız gibi görünüyordu.
Ve bunu herkes iyi bilirdi ki Barlas Alaner Akmeriç'in en sevdiği şey , imkansız olan şeyleri elde etmekti.
O benim yani Barlas Alaner Akmeriç'in hayatındaki en büyük imkasızlıktı.
Ve Barlas Alaner Akmeriç imkansız olan herhangi bir şeyi elde edene kadar durmazdı.
Hele ki bu konu hayatıysa asla durmazdı.
Gerekirse hayatına düşman olan herkesi yakardı.
Bu herkesin içinde sevdiği kadın da dahildi.
Aslında ona artık sevdiği kadın diyemiyordu.
Çünkü o canavar olan Azrail sevdiği kadının ancak katili olabilirdi.
Ve ben Barlas Alaner Akmeriç bundan adım kadar emindim ki , ben Azrail'in sonunu getirdiğimde mehar'ımı da geri kazanmış olacaktım.
Sadece onu.
Sadece onu kazanacaktım.
Tüm bunlar gerçekleştirebildiğimde ise sadece Azrail değil , benim Mehar'ıma elini sürmeye çalışan insanlar görünümlü şeytanlar ise hayatlarının en büyük hatalarını yaptıklarını daha da net bir şekilde göreceklerdi.
Çünkü benim nefesimi , Kalbimi , hayatımı , ayparemi , karımı benden çalan kişiyi asla bağışlamazdım.
Ve Azrail her ne kadar mehar'ımın kendi yarattığı bir canavar olsa bile benim için hiç bir farkı yoktu.
O mehar onu yaşattığı için şanslıydı fakat artık onun sonu da diğer şeytanlar sonunun gelişi gibi gelmişti.
🌓
Şuan da resmen aklımı kaybetmek üzereydim.
Karım , nefesim , ayparem orada baygın bir şekilde yatıyorken , benim elimden hiç bir şey gelmemesi beni delirtiyordu.
Tam ben delirmiş bir gibi etrafta dolanırken sude bir hışımla yerinden kalkarak " mehar! Bakın şuna! Mehar gözlerini açtı. " dediğinde doğruca mehar'a dönmüştüm.
Bu nasıl mümkün olabilirdi.
Mehar nasıl hayatta kalabilirdi.
Buna asla aklım ermiyordu.
Doktor bir kalp bulunmadan asla yaşamaz diyordu fakat o gözlerini açmıştı ve şuan karşımda duruyordu.
Buna inanmak çok güçtü.
Savaş tam yanıma gelmiş öylece duruyordu.
Sol elini camın üzerinden mehar'ın üstüne koymuş bir şekilde sessizce duruyordu.
Sude doktoru çağırmaya gittiğinde Savaş benim bile zor duyduğum şekilde mehar'la konuşmaya başlamıştı. " Benim küçük meleğim...Sana bunları yapmalarına izin verdiğim için kendimden hep nefret ettim ve etmeyede devam edeceğim. Keşke o gün seni o yüzbaşı'nın eline bırakmasaydım. Keşke onun oyunlarına inanmasaydım. Biliyor musun? En zoruda senin önümde durduğunu görüp sana sarılamamak oldu. Şu anda da öyle hissediyorum. Neredesin mehar? Nerede benim o küçük meleğim. Lütfen yardım et bana. Tut elimden. İzin verde kurtarayım seni bu Azrail'den..." dediği zaman kalbime sert bir yumruk yemiş gibi hissetmiştim.
Savaş aslında geç kalmamıştı fakat bunun farkında değildi.
Biliyordum ki , işimiz veya işim hiç kolay değildi.
Çünkü Azrail denen bu canavar insanlara yapılan bu soykırım durmadığı ve insanların bu feryatları duyulmadıĝı sürece asla yok olmazdı.
Ve Mehar ise bu içindeki merhametle birlikte bu Azrail'in yanında olduğu sürece bizim savaşımızın daha da zor olacağına yol gösteriyordu
Sude yanında baran'la birlikte geldiğinde Baran direkt yoğun bakım ünitesinin içerisine girmişti.
Mehar'ı ve diğer herşeyini kontrol ettikten sonra dışarıya çıkmıştı.
Baranın yanına gittiğimde büyük bir şok geçirdiği yüzünden okunuyordu.
Baran'ın yüzüne bakarak " neler oluyor Baran! Hani mehar yeni bir kalp olmadan yaşamazdı. "
Baran geçirdiği şokla yüzüme bakarak konuşmaya başlamıştı. " bende öyle zannediyordum dostum fakat yanılmışım. Yine bizi şaşırtmayı başardı. Bu doktorluk hayatımda gördüğüm en büyük mucize..." dediği gibi yanımdan ayrılmıştı.
Savaş bir anda yoğun bakım ünitesinin içerisine girdiğinde onun peşinden sude nin girmesiyle bende girmiştim.
Ben tam kapının yanında dururken sude savaştan bir kaç adım geride durmuş ve Savaş ise tam meharın yanında duruyordu.
Savaş mehar'ın elini kendi titreyen eliyle tutarken mehar'da bakışlarını onun yüzüne çevirmişti.
Savaş diğer eliyle onun saçlarını okşarken " Benim Mehar'ım bu değildi ki istesede dahi olamazdı. O hiç bir kimsenin canını almazdı. Hatta almayı bırak o insanın canını yakmayı bile düşünemezdi. Şu anda karşımda yatan kız bana ben mehar'ım diyor fakat ben buna inanamıyorum. Çünkü yaptıkları beni inandıramıyor. "
Savaşın sözlerinden sonra mehar kısık çıkan sesiyle " ben mehar'dım. Ben senin mehar'ındım. Fakat o küçük kızı yaşatmadı bu dünya. O küçük kız bu dünya için çok masumdu. O yüzden o küçük kız kendi duyulmayan sesi gibi başka masum insanların duyulmayan sesi göz ardı etmek yerine onun haykırışı olarak bu dünyada hayatta kalmak istedi. Ve başardı. O küçük kız dileğini yerine getirdi. Hatta getirmeyede devam ediyor. Ve hayatı boyunca da tek amacı bu olacak abi... " dediği zaman gözleri direkt benim gözlerimi buluvermişti.
Sanki bunu özellikle benim için söylüyor gibiydi.
Sude mehar'ın gözlerinin tam önüne geçtiğinde ise mehar'ın dikkatini sudeye vermedi uzun sürmemişti.
Sude " o küçük kız bunu yapmak istedi diyorsun fakat sence o küçük kız sadece bunu mu istedi mehar. Sence o küçük kız hiç mi sevilmeyi istemedi. O küçük kız hiç mi birine güvenmeyi istemedi. Sakın bana istemedi deme çünkü eğer istememiş olsaydı o kız kendi hayatından bir parça koparıp asla abime vermezdi. Şuan da bunları söylüyorsun çünkü bunları söyleyen bizim mehar'ımız değil , herkesin bildiği Azrail ve biz onu istemiyoruz. Anladın'mı! Hemen şimdi bize mehar'ımızı geri ver! " dediğinde mehar kaşlarını çatmış ve bir süre sonra ise bir kahkaha atmıştı.
Mehar kahkaha attıktan sonra ellerindeki herşeyi söküp atmış ve yerinde sendeleyerekte olsa kalkarak sudenin karşısına geçmişti. " mehar'ı mı istiyorsun? Gerçekten o güçsüz kızda ne buluyorsun bilmiyorum. Fakat ben Azrail! Yaşadığım sürece o asla yaşayamayacak bunu iyi biliyorum. Ha! İlla da onu istiyorum diyorsan bana istediğimi vermek zorundasın. Sürekli istediğim fakat elde edemediğim bir şeyi. Ya da yapamadığım. "
Sude mehar'ın dedikleriyle kaşlarını sertçe çatmıştı. " ne istiyorsun? Eğer mehar hayatta ve bizimle kalacak olursa her istediğini yaparım. " dediğinde mehar tek kaşını kaldırmış ve dudaklarını bükmüştü. " işin kötü yanı şu ki bunu yaparsan mehar yaşamayacak ve bu yaşadığı acıyla beni yok edecek. " dediği zaman ne istediğini anlayabilmek zor değildi.
O sude den beni öldürmesini isteyecekti çünkü o zaman Azrail büyük bir zafer kazanacaktı fakat Benim tanıdığım ve sevdiğim kadın Mehar ise beni yok ettiği için Azrail'i yok edecekti.
Yani her iki şekilde de Azrail yok olacaktı fakat o eli boşken olmak yok olmak istemiyordu.
Sude ellerini onun omuzlarına götürüp meharı sallarken " sen çok kötüsün. Neden bunları yapıyorsun? Neden bu kadar düşmansın kendine? O kızın hatası masum olmak mıydı ha! "
Mehar onu sert bir şekilde iterek bağırmıştı. " o kızın en büyük hatası ve günahı senin abin. O kız abini canından çok severek en büyük hatayı yaptı. Kendi hayatından bir parçayı koparıp veren Azrail'di. Fakat bunu yapması gerektiği emrini veren kişi Mehar'dı. Söylesene o kızın suçu neydi? Abin onu kaç defa kandırdı. Onu yok etti. Fakat o kız sence bunların intikamını alamaz mıydı? alırdı. Fakat yinede yapmadı. İşte bunun karşılığında bütün kontrolünü Azrail'e devretti. Çünkü farkındaydı , Aşk İnsanı yok ederdi ve mehar'ın yok olmaya hiç niyeti yoktu. " dediğinde benim karşıma geçmişti.
Sanki beni son kez görüyormuşçusuna süzerken elimi onun çenesine götürmüş ve kaldırmıştım.
Mehar'ın güzelim lacivert gözlerine kendi grilerimle bakarken benim bile idrak edemediğim sözleri dile getirmem kısa sürmüştü. " ben senin bu gözlerin için binlerce kez ölürüm mehar. Senin hiç bir şey yapmana gerek yok. Çünkü benim ilk teslimiyetim o bana tüm saflığıyla bakarak benden söz isteyen on dört yaşındaki kızla başladı. Ve öyle de devam etti. Ve öyle de devam edecek. Ben o kıza verdiğim sözü tuttum mehar. Peki ya sen? Sen neden durmadın be o sözünde güzelim? Yoksa zor mu geldi sana benim sınırı bile belli olmayan bu sevgim? Eğer zor geldiyse bir bakışın yeterdi beni durdurmaya. Bunu sende iyi biliyorsun değil mi? " dediğimde gözümden düşen bir damla yaşla mehar'ın gözlerindeki hissizlikte yerini bambaşka duygulara bırakmaya başlamıştı.
Mehar'ın yüz hali olduğu gibi değiştiğinde bunun neden olduğunu anlamam kısa sürmüştü.
Mehar elini yanağıma doğru götürmüş ve bağırmaktan dolayı kısık çıkan sesiyle konuşmaya başlamıştı. " zorsun Barlas... en az benim kadar zorsun. Ve o kız artık zorlu yolları istemiyor. O kız artık kolayca ulaşabileceği yolların peşinden ilerliyor. Neden anlamıyorsun? O kız vazgeçti senden. Çünkü onu vazgeçtirten sensin. " dediği zaman sert bir şekilde yutkunmak zorunda kalmıştım.
Çünkü kahrolası bir şekilde haklıydı.
Onu bu hale ben getirmiştim. Fakat yine ben iyileştirecektim.
Mehar'ın söylediği sözlerden sonra onun bile şok eden sözleri söylemem kısa sürmüştü. " madem. O kız vazgeçti benden. Bende vazgeçiyorum o kız için herşeyimden. En başında da Esfandiyar Örgütünü sonsuza denk sonlandırarak başlıyorum. Bu vazgeçişlerime. "
Öncesinde o belgeleri kendi ellerimle vermiştim mehar'ın ellerine fakat bu sefer öyle olmayacaktı.
Çünkü bu ard arda gelen soykırımların başını çeken , Onu kuran ve ona bir ad verip tüm dünyaya duyuran aynı zamanda o örgütün bel kemiği olan Barlas Alaner Akmeriç'ten başka hiç bir kimse asla o örgütün sonunu veremezdi.
Neden mi ben kesecektim o örgütün sonunu? Çünkü o örgüt üyeleri hayatlarındaki en büyük hatayı yapmıştı.
O örgüt onlara hayat veren kişinin hayatına zarar vermeye kalkmışlardı.
Ama onlar da bunun çok büyük bir hata olduğunu öğreneceklerdi.
Barlas Alaner Akmeriç yani Ben.
Söz konusu sevdiklerim olduğunda bütün herşeyi yapabilecek kadar cani olabilirdim. Ve onlar ise bunu yaşayarak öğrenecek olan talihsiz insanlardan bazıları olacaklardı.
Bunu öğrenirken de bütün dünya ve bu mehar'ımın yarattığı küçük bir canavardan ibaret olan Azrail şunu iyice öğrenecekti.
Barlas Alaner Akmeriç birinin doğrultuları altında yaşayan bir adam olmamıştı hiç bir zaman.
O Tam tersine Kendi doğrularını ve Sınırlarını belirleyerek bunu tüm insanlığa yaşatan bir adam olmuştu. Ve hep de öyle birisi olarak kalacaktı.
Artık bütün dünya onun nasıl birisini olduğunu çok daha yakında görecek ve tanıyacaktı...
🌓
~Mehar Arkan ~
Ben ilk cinayetimi beş yaşındayken işleyebilecek kadar tahlilsiz bir çocuktum.
Ve ilkinden sonrakileri sayabilecek kadar ne vaktim var dı ne de cesaretim.
Fakat sadece bir kişi bana Azrail'den farklı bir kişinin bu bedende yaşadığını hissettirmişti. O kişi , barlas'tı.
O bu Azrail'den korkmayan tek kişiydi.
O Azrail'den korkmadığını o karargahı başıma yıktığı zaman net bir şekilde göstermişti.
O benim hiç bir şeyden haberi dahi olmayan halimle ondan istediğim sözü yerine getirdiğini söylüyordu.
Evet. Getirmişti.
O benim için o belgeleri bana verirken bu sözünü tuttuğunu göstermişti. Fakat ya ben...
Ben ne yapmıştım?
Onu binlerce kez yok etmiştim.
Ona bensiz boyunca geçirmesi için bir yıl vermiştim.
Halbuki onun o zamanlarda acı çektiğini ve ne durumda olduğunu bildiğim halde yapmıştım.
Gerçekten.
Benim ailem ona bu kadar gaddarca bir şekilde davranmışken benim bunları ona yapabilecek kadar yüzüm var mıydı?
Tabiki de vardı.
O beni kimsesizliğimle vururken benim herşeyi yapmaya hakkım vardı.
O beni haykırışlarımla yapayalnız bırakırken benim herşeyi yapabilme hakkım vardı.
O benim sessiz bir şekilde dökülen göz yaşlarımla ardında bırakırken benim herşeyi yapabilme hakkım vardı.
O benim ona olan sevgimle oyun oynayıp beni terk ettiğinde benim herşeyi yapabilme hakkım doğmuştu.
En son o hastaneden çıkmamın üzerinden bir hafta geçmişti. Ve şuan diken üstünde duruyordum her zaman ki gibi.
Hastaneden önceki tartışmamızı hatırladığımda ise resmen bu kalbim acıyla çarpmaya başlıyormuş gibi hissediyordum.
Sanki kalbimde hiç bir şekilde çıkamayan bir kurşun varmış gibi hissettiriyordu.
Ve o kurşun ordan çıkmadığı süre boyunca bana eziyet etmeye yemin etmiş gibiydi.
O gün bana benden sonsuza kadar vazgeçtiğini söylediğinde sanki benim için herşey bitmiş gibiydi.
Sanki yaşamak için hiç bir nedenim kalmamış gibi hissetmiştim.
Halbuki benim amacım bu değil miydi?
Onun benden vazgeçmesini sağlamak. Fakat neden böyle olmuştum hiç anlamamıştım.
Ta ki o arkasını dönüp onun göz yaşlarını görmemle birlikte benim için yolu sonuna varmış gibi hissetmiştim.
İşte tam o anda kendimden umudu kesmiştim.
Ya da Azrail'den umudu kesmiştim.
Tam Barlas arkasını döndüğünde ise kendimi karanlığın içinde savrulmaya bırakmıştım.
Ama o karanlığın içinden beni çekip kendi kollarının arasına almıştı.
İlk defa birisi benim için böyle bir şeyi yapıyordu.
Peki ya neden?
Neden beni en çok yaralayan kişi bunu yapıyordu?
Cidden beni kandırıyor muydu?
Amacı yeniden beni sert bir şekilde yere düşürmek miydi?
Bilmiyordum. Ve ben bilmediğim şeylerle uğraşmayı asla sevmezdim.
Belki de bildiklerim bir şeyler vardı fakat ben bunları kabul dahi etmek istemiyordum. Bildiğim şey ise...
Barlas mehar'ı , olmaktan en çok korktuğum kişiyi seviyordu.
Azrail'i değil , masum ve merhametli olan o güçsüz kızı seviyordu. Ve o kızda onu herşeyden çok seviyordu.
Ama şöyle bir şey vardı ki , Azrail onları bu dünyada asla bir araya getirmezdi.
Belki onun olmadığı bir dünyada bir araya gelebilirlerdi.
Fakat onun olduğu yerde asla.
Peki ya neden mi getiremezdi onları bir araya?
Çünkü eğer getirecek olursa bilir ki , Mehar'ın ve Barlas'ın düşmanları onları bir saniye bile ortada bırakmazdı.
Belki Barlas koruyabilirdi mehar'ı. Fakat ya mehar. O Barlas'ı koruyabilecek kadar güçlü müydü?
İşte Azrail bu yüzden onları bir araya getiremezdi. Çünkü biliyordu ki , Mehar asla Azrail kadar güçlü olamazdı. Ve Azrail bu güçsüz kızın yok olmasına asla izin veremezdi.
Ne zaman Mehar ondan daha da güçlü olursa işte o an serbest bırakırdı o kızı. Yoksa ölene kadar onu zincirlendiği karanlık odadan asla çekip çıkarmazdı...
🌓
Evet!!!
Bir bölümün sonuna daha geldik.
Bu bölüme kadar olan bazı yerlerin aslında olduğu gibi olmadığını öğrenmiş olduk.
Aslında herşey daha yeni başlıyor dediğim bölüm kesin olarak bu olabilir diyebilirim.
Sizce Barlas Esfandiyar örgütünün sonunu gerçekten getirecek mi?
Mehar'ın içsel çatışmaları başladı bile...
...Sizce...
Mehar
Aşk'ımı seçmeli
...Yoksa...
Aklını'mı dinlemeyi tercih etmeli?
Bir de gelecek bölümler hakkındaki düşüncelerinizi belirtirseniz beni çok mutlu edersiniz.
Sizleri seviyorum, kendinize iyi bakın Ay Parçalarım 🌓...
✒️ Yazar : N.R.K
