28. bölüm · Vaveyla +18

27.Bölüm: Bir Gerçeğin Çift Yüzü

Sadece NRK

Evet!

Yeni Bölümden herkese merhabalar!

Sizleri fazla tutmak istemediğim için buradan ayrılıyorum.

Ama siz yinede yorum bırakmayı unutmayın. Çünkü sonradan gelip hepsini okuyacağım.

Sizlere keyifli okumalar! 😁.

🌙

" Gitmek unutmak değildir.
Sen bunu çok iyi biliyorsun.
Aklımda gözlerin varken,
Sen buna gitmek'mi diyorsun? "

🖋 Can Yücel

🌙

Aşk sadece hikayelerde ve masallarda mutlu sonlara gebe çıkartabilirdi.

Onun dışında aşk bir insanın başına gelebilecek en büyük belaydı. Hemde kurtulması zor bir bela...

İşte bu bela benim gibi bir canavarın başına geldiğinde ise çok tehlikeli sonuçlar meydana gelebiliyordu.

Evet ben bir canavardım ve bu beladan kurtulamıyorsam neden onu kendi yararım için kullanamayacaktım?

Şimdi bana kafayı sıyırmış bu kız diyeceksiniz , oysaki ben bu kelimeyi bana değil beni bu hale getiren kader için kullanıyorum.

Sonuçta bana bu yaşanan her bir anı biçende , onca haysiyetsiz insanı karşıma çıkaranda kaderin kendisi değilse kimdi ki?

Şu anda kaderin beni oldukça vahşi bir şekilde hırpaladığı bir döneme girmiş gibiydim.

Bir taraftan halkın ülkeyi referanduma sürüklemeye çalışması...

Diğer yandan Türk - Rus birliğinin her daim başımda dikilip , her bir fırsatta bana akıl vermeye çalışmaları...

Öteki yandan Esfandiyar Örgütü'nün geriye kalan üyelerinin dünyayı bir savaş alanına çevirmesi...

Ve de...
Onun...
Onun yani...

Barlas'ın çıkıp tek bir kelime dahi etmemesi belki de bu dünyayı ve ülkeyi yokuşa sürükleyen tek yegane şeydi.

Aslında ona bu konuda oldukça kızgın olmam gerekiyordu fakat iki gün önce yaşadığımız o andan sonra , o hakkımı ellerimin arasından kaybetmiş gibiydim.

O hakkı kaybetmedin sen.
Kendi isteğinle ittin o hakkı parmaklarınla.
Şimdi ne diye başka türlü yansıtıyorsun ki?

Ofisimdeki koltuğumda otururken bilgisayarımda gözüken maillerden düşüncem kopup gitmişti bile.

Ellerimle yüzümü ovuşturduktan sonra bilgisayarımı kapatmıştım. Yönümü masamdan camıma doğru çevirdiğimde çekmecemden bir fotoğraf çıkartmıştım.

Çıkarttığım fotoğraftaki kızın bir zamanlar ben olduğumu bilmek bana acıdan başka bir şey vermiyordu.

Asha ve benim birbirimize sarılırken kameraya dönüp gülerek verdiğimiz bu poz bu kalbime haddinden fazla acı veriyordu.

Belki de ateş haklıydı.
Onu , asha'yı kurtarma ihtimalim varken kurtarmamıştım. Ve onu kurtulmamış oluşu üç şeye zarar vermişti.

Birinci zarar, benim ruhuma...

İkinci zarar, ateşin kendisine...

Üçüncü ve belki de en köklü olanı ise ateşle olan kopmaz olduğunu düşündüğüm bağıma...

Kapımın oldukça sert bir şekilde çalınmasıyla resmi çekmecemin içine tıkıştırmıştım. Oturduğum yerden kalktıktan sonra kapının yanına gitmiştim.

Kapının kilidini açtıktan sonra kapıyı açmıştım. Tam kapımı kırabilecek kadar sert vuran kişiye ağzıma geleni sayacakken gördüğüm kişiyle kalakalmıştım. Çünkü gördüğüm kişi o kişiden başkası değildi.

Yıllardır ölü olarak bilinen fakat aslında bir ceset olmak yerine nefes alan ve yürüyebilen bir insan olarak kalan bir arzu akmeriç karşımda görebilmek benim için fazla sürpriz olmamıştı.

Çünkü bu Akmeriçlerden herşey beklenirdi. Ne değişik bir aileye çatmıştım böyle? Her biri ayrı bir ruh hastası...

Arzu Akmeriç dik duran çenesine nazaran bana doğru attığı üstten bakışlarıyla sanki benden üstün olduğunu bana kanıtlamak istiyormuş gibiydi. Fakat onun bu kendini beğenmişliği beni şaşırtmamıştı.

Çünkü her kim benim karşıma geçse hep bu şişirilmiş ego gözüme çarpıyordu. O yüzden yeni bir şeyle karşılaşmamış olmak benim canımı darlatmıştı.

Ona arkamı döndüğümde boydan boya camdan oluşan duvarımın önüne doğru yürümeye başlamıştım. Ve ben yürüyorken arzu ardımdan saydırmaya başlamıştı bile. " insan en azından bir tepki verir. Ama nerede! Karşımda bir insan yok ki..."

Camdan akıp giden şehri izliyorken konuşmaya başlamıştım. " evet ben bir insan değilim çünkü eğer insan olsaydım adım herkes tarafından anılan bir isim olan Azrail olmazdı. O yüzden adımın hakkını sana da göstermeden önce konuşmaya başlasan iyi edersin , arzu akmeriç..."

Arzu elleriyle yüzünü ovuşturduktan sonra bir bıçaktan bile daha keskin olan bakışlarını yüzüme doğru çevirmişti. Bakışları üzerimdeyken bir elini bileğime sararak beni kendisine doğru çevirmişti.

Onun bu hareketiyle bileğime sarılı elinin bileğine elimi sararak onu yere doğru ittirmiştim. O dengesini koruyarak yere düşmediğinde öfkemden dolayı kısılan sesimle konuşmaya başlamıştım. " bir daha o pis ellerinle bana dokunmaya kalkma bayan akmeriç! Yoksa..."

İşaret ve orta parmağımı gözlerinin hizasında kaldırmıştım. " o gözlerinle beraber her bir parçanı yerinden kopartırım. "

Arzu aşağıya doğru eğik duran çenesini yeniden dikleştirdikten sonra parmaklarımı aşağıya doğru indirmişti eliyle.

Arzunun gözlerinde yanan ateşi gördüğümde sırtımı dikleştirmiştim. Ellerimi pantolonumun ceplerine yerleştirdikten sonra konuşmaya başlamıştım. " sen boşuna ölümlerden kaçıp yanıma gelmezsin Arzu. Ne istediğini söyle ve defolup git ofisimden. "

Arzu karşıma geçtiğinde kaşlarıyla beni göstermişti. Anlamadım dercesine yüzüne doğru bakmaya başladığımda etrafımda dönmeye başlamıştı. " Aslında istediğim şey çok basit Arkan. Daha doğrusu bir annenin evladı için isteyebileceği sıradan bir şey. Senden ve ekibinden oğlumdan uzak durmanızı istiyorum. "
Sonlara doğru söylediği sözlerden ötürü gülümsemiştim. Fakat bu gülümseme gerçeklikten oldukça uzaktı.

Arzu güldüğümü gördüğünde aksi bir şekilde konuşmaya başlamıştı. " neden gülüyorsun kızım sen? Neresi komik anlattığım şeylerin! "

Onun bu tavrına karşın bakışlarımı yüzüne doğru çevirmiştim. " biliyor'musun sorun tam olarak burada Arzu! Neden mi burada? Çünkü ben oğlunu benden uzak durması için kaç defa ölümlere gönderdim haberin var mı senin? Sanırım yok. Olsaydı asla bu şekilde önümde konuşamazdın. "

Arzu bu sözlerimin ardından kaşlarıyla beni işaret etmişti. " oğlumun nasıl biri olduğunu bildiğin halde onu öldürmeye kalktın demek?
Peki. Onun hayatını kurtarmak için canını ortaya sermene ne demem gerekiyor ha mehar? "

Arzunun sözleriyle birlikte resmen dilim lâl olmuştu. Neden mi? Çünkü buna verebilecek bir cevabı bile yoktu dilimin.

İşte o da aynı benim gibi bazı konularda susmayı tercih ediyordu. Fakat şu anda susmanın sırası'mıydı?

Daha da doğrusu senin susmanın zamanı mıydı ha mehar?

Ellerimi iki yanımda yumruk yaptıktan sonra gözlerimi bir saniyeliğine kapatıp açmıştım.

Arzu alaycı bir tavırla yüzüme doğru bakıyorken ben öylece onun bu keyifli halini seyretmek zorunda kalıyordum.

Arzu işaret parmağıyla beni baştan aşağıya süzdükten sonra konuşmaya başlamıştı. " Yaptığın şeylerin sonuçlarını göremeyecek kadar kör olmazsın umarım mehar. Çünkü böyle durumlarda kendi mahvolmuş halini ancak bir akıl hastası göremez. Ve senin öyle birisini olmadığını düşünerek umarım hata yapmam. "

Onun egolu tavrına karşın hafiften gülümsemiştim. Yavaş adımlarla etrafında dönmeye başladığımda arzu korkuyla karışık endişeyle yüzüme doğru bakıyordu. " yine o aklında neler dönüyor seninde etrafımda dönmeye başladın? "

Onun arkasına gelecek şekilde adımlarımı durdurmuştum. Yüzümü ensesine doğru eğdikten sonra ellerimi omuzlarının üzerine yerleşmiştim. " madem oğlunu benden uzak tutmak istiyorsun , o zaman benim işime yaramak zorundasın arzu. Yoksa..."

Arzu gözlerini kocaman açarak bana doğru baktığında dudaklarımdan çık diye bir ses çıkartmıştım. " sonuçları senin için hiç iyi olmaz. "

Arzu " ne demek iyi olmaz? Sen... Sen kimi tehdit ettiğini biliyor musun ha! "
Yüzümü yere doğru eğdikten sonra bir kahkaha atmıştım. Arzu öylece suratıma bakıyorken yüzünü ovuşturmuştu.

Ben gülüyorken o ' delirdi bu kız! Vallahi delirdi. ' diye söylenmeye başlamıştı.

Bir anda gülüşlerimi keserek o düşmanlarımı yerinde tir tir titreten bakışlarıma geçtiğimde arzu yüzüme doğru dönmüştü.

Arzu bakışlarımda yanan o dipsiz ve belki de hiç bir şekilde sönmeyecek olan ateşi gördüğünde iki adım geriye doğru sendelemişti.

Arzu ona doğru yaklaşmaya başladığımda elini bana doğru uzatmıştı. Onun uzattığı bu eline onu küçümsediğimi belli eden bakışlarım ile bakıyorken konuşmaya başlamıştım. " bu gibi bir çok uzandı üzerime. Fakat ben o elleri kırıp yine de yoluma devam ettim. O yüzden çek hemen o elini."

Arzu elini çekmek üzereyken bana beni küçümsediğini belli eden bakışlarıyla bakıyorken dudaklarını büzüştürmüştü. " bu sefer senin ellerin kırılacak Azrail! Neden mi?"

Göğsünü şişirdiktikten sonra kollarını bağlamıştı göğsünün üzerine. Böyle yaparken de benden bir kaç adım uzaklaşmış ve arkasını dönmüştü.

Ben onun neler yapabileceğini oldukça gereksiz olan bir merakla bekliyorken o camdan gözüken şehri ciddi bir şekilde izliyordu.

Ben onun konuşmaya meraklı olmayacağını zannettiğim için masama doğru ilerlemeye başlamıştım.

Tam koltuğuma oturacağım esnada o konuşmaya başlamıştı. " bu ülke öyle kanunlar gördü ki artık önceden sesini duyurmaktan çekinmeyen halk artık ses bile çıkarmamaya başladı..."

Arzunun söylediği sözlerin ardından yüzümü ona doğru dönmüştüm. Onun bakışları akıp giden şehri izliyorken bir anda gözlerinden birer damla yaş akmaya başlamıştı.

Arzu akıp giden yaşlarına önem dahi vermeden konuşmasına devam etmişti. " Ve o kanunlara zıt çıkanlara da neler yapıldığını söylememe gerek olmadığını biliyorum Azrail fakat ben Arzu Akmeriç içten içe istemesemde bir gerçeğin farkındayım..."

Bakışlarını sonunda yüzüme doğru çevirdiğinde gözlerinde bir anlığına dahi olsa bir ışık süzmesi görmüştüm. " bu kuralsızlığı kural edinmiş ülkeninde , dünyanında hakkından sadece ve sadece sen gelebilirsin. "

Çenemi dikleştirdikten sonra tırnaklarımı masanın üzerinde tıngırdatmaya başlamıştım. " bana güvenmekte hata ediyorsun akmeriç. Neden mi? Çünkü bundan sonra atacağım her bir adım için bile artık kendime güvenmiyorum. Çünkü karşımda adaletsizlikle ilgili her gibi bir durum gördüğümde sınırlarım bir anda yok oluyor. Ve o zamanda hiç bir şekilde kendimi tanıyamıyorum... İşte bu yüzden bir karar aldım. Artık kendimi tanımak için en ufak bir uğraş bile göstermeyeceğim... "

Arzu sahte olduğu her şekilde belli gülücüğüyle ellerini önünde birleştirmişti. " senin kendini tanıtmana gerek yok , Azrail. Çünkü yaptıkların ve yapacakların senin kimliğini tüm dünyanın gözünde belirtiyor."

Yaptıkların ve yapacakların...
Bundan sonra yapacaklarım...
Hatta belki de hayatımda yapacağım son şeyler. Neden mi son şeyler?

Çünkü hissediyordum.
Neyi mi hissediyordum?

Ölümün kulaklarımdaki o tatlı ve bir o kadar asi olan fısıltısını...

İşte bu yüzden ne yapacaksam , ne tür bir adım atacaksam sıradan olmamalıydı. Ve atacağım ilk adım belki de en zorlanacağım adımlar birisiydi. Fakat o adımı attığımda feleğin çemberinden geçeceğimi biliyordum.

Bilmeseydim atar mıydım o adımı?
Hayır , tabiki de.
Sonuçta ben sadece bir gidiş güzergahı çizmezdim kafamda.

Arzu bir kaç dakika daha kaldıktan sonra yanımdan ayrılmıştı. Bende koltuğuma oturup bilgisayarımı açarak işlerimin başına geçmiştim.

Aradan geçen saatlerin ardından hava kararmaya başlamıştı. Şirketteki çalışanların hepsi ayrıldığında kalan ben ve korumalarım olmuştu.

Son kalan işlerimi de bitirdikten sonra bilgisayarımı kapatmıştım. Sırtımı koltuğa yasladıktan sonra koltuğa yaslı duran başımla cama doğru dönmüştüm.

Bir gün daha geçmişti.
Bu da benden bile daha acımasız olan Azrail'in bana doğru gelmesine az kaldığının bir göstergesiydi.

Çalan telefonumla elimi telefonuma götürmüştüm. Gördüğüm isimle dudaklarımda bir tebessüm belirmişti.

Aramayı yanıtladığımda duyduğum ses benim beklediğim haberi bana vermişti. " dediğini yaptık mehar. Şu an esfandiyar'ın bir tarafları tutuşmuş durumda. Bütün dünyanın gözü de o patlama olayında. Cidden senden şüphelenmemelerini nasıl sağladın? "

Derin bir iç çektikten sonra saf bir nefreti barındıran sesimle konuşmaya başlamıştım. " Burası da benim özelim olsun yüzbaşı... Şimdi yapmamız gereken şeye gelecek olursam diyecektim ki , onu sizden bağımsız bir şekilde yapmak daha mantıklı geldi nedense. O yüzden sizde yaptığımda göreceksiniz. "

Yüzbaşı alaycı bir tavırla konuşmaya başlayınca oturduğum yerden kalkmıştım. " ne yapacaksın ki mehar bana söylemiyorsun? Yani... Bana güneşi bu soysuzlara inat havaya uçururum desen bile benim için sorun olmaz. Hatta sana yardım bile ederim. "

Onun bu beş para etmeyen sözlerinin ardından telefonu yüzüne kapatmıştım.

Güneşi havaya uçururum desen bile yanında olurum. Bla bla bla... Tek bildiği şey kafa patlatmak o kadar.

Arabamın anahtarlarını çantamda olup olmadığını kontrol ettikten sonra odamdan ayrılmıştım.

Anahtarla arabamın kapısını açtığımda arabaya binmiş ve kapının kapanmasını beklemiştim.

Arabayı çalıştırdığımda gaza basmıştım. Gittikçe hızımı artırırken buna sebep olan düşüncelerimi kafamdan silmeye çalışmıştım.

Dikkatimi arabanın içinde yankı yapan ses ile zor da olsa toparladığımda hız göstergesine bakmıştım.

" kendine gelmeyi ne zaman düşüneceksin? "

Arabanın hızını yavaştan dengede tuttuktan sonra arabayı kenara çektiğim gibi arka koltuğa doğru dönmüştüm.

Arka koltukta bir bacağının üzerine attığı diğer bacağının bileği ile dirseğini cama yaslayıp beni pür dikkat izleyen bir barlas bulmak beni germişti.

O nasıl olurda benim arabama benden izinsiz binebilirdi?

Nasıl?
Sonuçta bu arabanın anahtarlarını almasına imkan yoktu.

Yoksa...
Kahretsin!.

Şirketimin içerisine bir casus sızdırmış olmalıydı. O casusu bir bulursam...

Barlasın yüzünü onu öldürmek istediğimi belli eden bakışlarım ile bakıyorken o sanki olduğumuz durum oldukça normalmiş gibi oldukça rahat bir tavırla konuşmaya başlamıştı. " sen bana geç kalabileceğin konusunda haber vermeyince bende şirketine geleyim dedim. Zaten onun dışında da telefonlarıma bakmıyorsun orası ayrı bir konu ama olsun. Ben bu tür şeylere alınacak bir adam değilim. "

Onun bu sözlerinden sonra bir elimi koltuğun kenarına yaslayıp sıkmaya başlamıştım.

Onun yüzünden bakışlarımı çekip derin bir iç çektikten sonra bakışlarımı yeniden yüzüne doğrultmuştum.

O benim yüzüme bir cevap bekliyormuşçasına baktığı için dişlerimin arasından konuşmaya başlamıştım. " neden peşimi bırakmıyorsun sen! Sana söylediğim onca sözlerden sonra biraz haysiyeti olan kişi karşıma çıkmaya cesaret bile edemezdi. Ama sende haysiyet nerede ki değil'mi?. "

Barlas öylece yüzüme doğru bakmaya devam edince elimi koltuğa oldukça sert bir şekilde vurmuştum. " halen daha ne diye yüzüme far görmüş tavşan gibi bakıyorsun! Hemen çık arabamdan aptal adam! "

Barlas yüzüne doğru yükselttiğim sesime daha fazla kayıtsız kalmamış olacaktı ki , bacaklarını düzelttikten sonra dirseğini camdan çektiği gibi elini bir anda başımın arkasına atmıştı.

Saçımı arkaya doğru çektiğinde yüzüm yüzüne doğru yaklaşmıştı. Barlasın gözlerinin derinliklerindeki ateşi gördüğümde benimde içimde bir yerlerde yangın çıkmaya başlamıştı.

Barlas değişen ruh haliyle yüzüme doğru tiksindirici bakışlarıyla bakıyordu. Gözleriyle gözlerimi kavuşturduktan sonra sıktığı dişlerinin arasından konuşmaya başlamıştı. " beni bu kadar karaktersiz yapan sensin. O yüzden beni suçlamaya kalkma bile. Ve eğer dalga geçmek ne demek bilseydin , bu şekilde bana davranmazdın!"

Onun söylediği sözlerin anlamsızlıĝından dolayı mecburen ona ne saçmaladığını sormak zorunda kalmıştım. " sen... yine ne saçmalıyorsun! Ne dalgası , ne geçmesi? "

Barlas gözleriyle yüzümü taradıktan sonra yeniden konuşmaya başlamıştı. " buraya senin o yüzünü görmek için gelmedim. "

Onun bu sözlerini saf bir nefretle söylediğini iliklerime kadar hissettiğimde kalbimden bir şeylerin koptuğunu hissetmiştim.

Onun karşımda olduğunu kendime yeniden hatırlattığımda modumu hiç bozmaya çalışarak sesimdeki duygu oranını en aza indirerek konuşmaya başlamıştım. " O zaman neden geldin alaner? "

Barlas " o lanetler olası patlamayı yaparak ne yaptığını zannediyorsun? Sen benim işlerime engel olarak hiç de iyi yapmıyorsun! Hemde hiç. "

Onun bu sözlerinden dolayı hafiften gülümsemiştim. Bir elimi yanağına götürdüğümde barlas yaptığım bu hareketin ardından gözlerini hafifçe kısmıştı.

Elimle yanağını okşamaya başladığımda barlas saçımı daha da sıkmaya başlamıştı.

Boşta duran elimi gömleğinin yakalarına götürdüğümde onu kendime doğru çekmiştim.

Yüzlerimiz arasındaki mesafeyi en aza indirdiğimde barlas diğer elini belime sarmıştı. Onun bu hareketiyle yakalarında duran elimi kalbinin tam üstüne götürmüştüm.

Onunla böyle bir durumda olmasaydık uzun bir koşudan sonra geldiğini düşünebilirdim. Fakat öyle değildi. Ve keşke öyle olsaydı...

Barlas nefes nefese çıkan sesiyle konuşmaya başladığında bakışlarımı bakışlarıyla karşılaştırmıştım. " Kalbimin öyle attığına bakma sakın. Senden önce bir şeyler yaptığım için atışlarım bu kadar fazla. Yani sadece bundan dolayı kendini önemli biriymişsin gibi düşünme."

Senden önce bir şeyler yaptığım için atışlarım bu kadar fazla...

Kendini önemli biriymişsin gibi düşünme...

Evet düşünmemeliydim değil'mi?
Sonuçta ben onun için ölü birisiydim.

O değil...
Sen onun için ölü birisin Azrail!.

Bu içsel çatışmamı ona belli etmemek adına yalan olduğunu sadece benim bileceğim bir tebessüm kondurmuştum dudaklarıma.

Barlasın gözlerinin içinde gördüğüm yenilgi ile kalbinin üstünde olan elimi saçlarının arasına daldırmıştım.

Dudaklarımı kulağına doğru yaklaştırmaya başladığımda barlas belimdeki elini sıkılaştırmıştı.

Kulağına yaklaştığımda ilk başta nefesimin kulağına vurmasına izin vermiştim. Barlas düşük bir ses tonuyla aramızdaki sessizliği kesmişti. " benim ayaklar altına alınmamı sağlayan bu kalbe binlerce kez lanetler olsun. "

O anda söyleyeceğim binlerce söz varken ben susmayı tercih etmiştim.

Neden mi susuyordum?
Çünkü ayaklar altına alınan sadece ve sadece o değildi.

Zamanında bende onun yüzünden ayaklar altına alınmıştım. Hatta bir çöp gibi bir kenara atılmıştım.

Fakat sonra ne olmuştu?
O benim değerimi oldukça geç anlamıştı. Tıpkı herkes gibi...

Artık susmanın ne bir sırası ne de bir zamanı vardı. İşte bu yüzden ondan kendimi uzaklaştırmıştım.

Barlas tek bir kelime dahi etmeden ondan uzaklaşmamı garipsemiş olmalıydı ki beni bileklerimden tutmuştu.

Onun yüzüne doğru bakmak yerine arabanın siyah camlarına doğru bakıyordum. Barlas bileğimdeki ellerinden birini çeneme doğru götürmüştü.

Çenemi tutan eliyle kaşlarımı çatabildiğim kadar çatmıştım. Barlas yüzümü yüzüne doğru çevirdiğinde bileğimdeki elini bileğimden kopartmıştım. Fakat barlas eliyle karnıma hafif şiddette bir baskı uygulayınca bende mecbur kucağına düşmüştüm.

Barlasın anlına anlımı geçirdiğimde o başındaki ağrı yerine ellerimi arkamda sabitlemişti elleriyle. Ben onun kucağında debelenmeye devam ettiğimde barlas yüzüme doğru yaklaşmıştı.

Yüzlerimiz arasındaki mesafeyi en azan indiren barlasa ne yapıyorsun sen? bakışı attığımda o benim bu soruma cevap vermişti. " eğer her söylediğim şeyi ciddiye almış olsaydın , bugün bu konumda olmazdık. Ama geçmiş geçmişte kaldı değil mi? "

Kafamı kalmadı dercesine salladığımda barlas tek bir kaşını havaya doğru kaldırmıştı. Her zaman ortaya çıkmayan bu oyuncu tavrına kahkaha atmamak için kendimi frenlemiştim.

Barlas " demek kalmadı öyle mi? Pekala... o zaman bunu yapsam sorun olmaz diye düşünüyorum ne dersin? " sesinde sezdiğim ihtiras ile kanım alev almış gibiydi.

Barlas aramızdaki mesafeyi yavaş yavaş sona erdiğinde dudaklarını dudaklarıma değdirmeden önce son bir kez daha sormuştu bana. " pişman olacak mısın? "

Bende ona sorduğu bu soru için pişman etmek adına kafamı evet anlamında sallamıştım.

Barlas bu cevabıma karşılık okkalı bir küfür savurmuş daha sonrada dudaklarıma yapışmadan önce tek bir cümle dökülmüştü dudaklarından. " nezaketen sorduğumu bil , yeter. "

Barlasın beni öpüş şeklinde bir değişiklik vardı. Sanki ondan aldığım üç yılın telafisini benden hemen alıyormuş gibiydi.

Fakat bundan pişman değildim.
Sonucu ne olursa olsun.
Olması gereken buydu.

Barlas bir eliyle iki bileğimi mengene gibi sardığında diğer elini pantolonumun düğmesine götürmüştü.

Düğmeyi o açıyorken ben de kucağında rahat duruyor değildim. Aman Allah'ım bana ne oluyordu böyle?

Barlas düğmeyi açtığında fermuarı aşağıya doğru indirmişti. O elini yavaşça iç çamaşırımın içine doğru sokabilmek için kenarına parmak uçlarıyla dokunmaya başlamıştı.

Onun bu hareketine ses çıkartmasam da o yine rahat durmayarak kasıklarımın üzerinde elini gezdirmeye başlamıştı.

Onun bu benim gururuma zarardan başka bir şey vermeyen hareketini durdurmak için elimi onun elinden kurtarmaya çalıştığım esnada barlas şehvetten kısılmış sesiyle beni uyarmıştı. " benden artık eskisi gibi hoşlanmadığını iyi biliyorum... Ama ben yine de geçmişteki anılarımızın kalbinde bir nişanesi kalmış mı onu öğrenmek istiyorum. O yüzden bu işi zorlaştırma. "

Barlasın sesindeki tutkuyla bakışlarındaki tutku eş değerde mi onu ölçmek için bakışlarımı onun gözlerine çevirmiştim. Ve gördüğüm şeye lanetler okumuştum.

O bunca şeye rağmen yinede beni arzulayabiliyor ve sevebiliyor muydu?

Bu , bana bir yerlerden tanıdık geliyordu ama nereden?

Aptal!
Tanıdık gelmesi normal.

Neresi normal?

Normal çünkü o kişi sensin!

Kabul etmek istememek ve kabul etmek zorunda kalmak...

Ne zor bir karardı böyle.

Barlas benim ona baktığım şekilde yüzüme doğru bakıyorken yeniden elini hareket ettirmeye başlamıştı. Fakat bu sefer ki hareketleri acıyla beraber zevki getiren tonda hareketlerdi.

Onun bu hareketleriyle yukarımdan aşağıya yani özel bölgeme doğru ılık bir şey akmaya başlamıştı. Fakat buna bir ad bile veremeyecek durumdaydım.

Onun yüzüne ona meydan okuduğumu alenen belli eden bakışlarım ile bakıyorken barlas bir anda gamzesini belli edecek şekilde tebessüm etmişti. Ve işte o anda ılık sıvı yerini bir tsunami ye bırakmıştı.

Onun adını sayıklamamak için yüzümü arabanın üst siyah camına doğru çevirmiş ve dudaklarımın iç yüzünü ısırmıştım.

Barlasın nefes alıp verişlerini boğazımda hissetmeye başladığımda gözlerimi kapatmıştım. " Yüzünü o tarafa doğru değil , bana doğru çevireceksin. "

Yüzümü onun yüzüne doğru eğdiğimde yeniden konuşmaya başlamıştı. " o gözlerin ise bu an bitene kadar zerre kadar kapanmayacak. "

Gözlerimi açtığımda dudaklarımı onun dudaklarına değecek kadar yaklaştırmış ve konuşmaya başlamıştım. " bana emir vermeye devam edecek olursan bu arabadan sadece ben sağ çıkarım. "

Barlas söylediğim sözlerden sonra bir kahkaha atmıştı. Onun bu gülüşüne karşın bu ağzıma hakim olamamıştım. " eğer ölmeden önce bu sesi duyabildiysem ne mutlu bana. "

Barlas ciddi bir şekilde söylediğim kelimelerden sonra ellerimi tutan elini oradan çekmiş ve işaret parmağını dudaklarımın üzerine yerleştirmişti.

Ben öylece onun yaptıklarını izliyorken o gri gözlerinde gördüğüm aşkla birlikte içimdeki küçük mehara bir umut ışığı doğmuştu.

Barlas yüzümü iyice inceleyip hafızasına kaydettikten sonra sesinde sezdiğim inançsızlıkla konuşmaya başlamıştı. " bu araba dışında ki hayatta asla birlikte olamayacağımız için son bir kez... Sadece son bir kez izin ver de şu yüreğimdeki yangınım biraz olsun dinsin. "

Onun bu daha önce nadiren gördüğüm hallerinden biri olması ve öyle bir ana denk gelmesi benim direncimi yerle bir etmişti.

Aslında direncimi yerle bir eden sadece o değildi. Direncimi yerle bir eden en temel şey , benim ona halen daha ilk gün kü gibi duran aşkım ve tutkumdu.

Evet!
Barlas Alaner Akmeriç benim bu uslanmaz yüreğimin ilk ve tek sahibiydi.
Ve bu sonsuza kadar da böyle kalacaktı.

Kafamı izin veriyorum dercesine salladığımda barlas iç çamaşırımın içine elini sokmuştu. O eliyle özel bölgeme ve bana işkence çektiriyorken bende gömleğinin düğmelerini açmaya çalışmıştım.

Sonunda açtığımda tırnaklarımı karın kaslarının üzerinde gezdiriyor ve kucağında kıvranıp duruyordum.

Barlas iç çamaşırımı eliyle paramparça ettiğinde adıyla yüksek sesle inlemiştim.

Barlas duyduğu adından ötürü daha da hırslanmış gibiydi. Elini kemerine götürmeden önce arka koltukları yatağa çeviren düğmeyi bulmuş ve ona basmıştı.

Üçlü koltuk yatağa dönüştüğünde barlas yeniden üzerime çıkmıştı. Onun arzudan kararmış gözleriyle yerimde öylece durmak istememiş ve kemerini açmaya çalışmıştım.

Barlas bu hareketimden ötürü hafifçe kaşlarını kaldırdığında ben çoktan onun kemerini ve fermuarını açmıştım.

Barlas iç çamaşırını indirdikten sonra yüzüyle yüzümü aynı hizaya getirebilmek adına bir elini başımın hemen yanına koymuştu.

Ben onun bu bakışlarına karşın ellerimi onun ensesine ve saçlarına daldırmıştım. Kendimi rahatlabilmek adına bunu yaptığımda barlas içime girmişti. Fakat nedense fayda etmemişti.

Kahretsin!
Neden bu kadar acıyordu?
Doğru ya bunu yapalı baya bir zaman olmuştu.

Yüzüme çektiğim acıyı yansıtmamak adına derin nefesler alıp veriyordum. Barlas ise sanki acı çektiğimi biliyormuşçasına oldukça yavaş ve nazik hareket ediyordu.

Sonunda aradan geçen bir dakikanın ardından olduğum konuma alışmış ve rahat davranması için onun saçlarını çekmiştim.

İşte o anda o da bana daha fazlası vermişti. Hem de hayal bile edemeyeceğim kadar fazlasını.

Barlas bir taraftan beni kuşatırken diğer taraftan bedenimin her bir kısmıyla ilgileniyordu.

Sonunda bu sel benim tutamayacağım raddeye geldiğinde bir çığlık atmıştım. " Barlas geliyorum! " Barlas bununla birlikte hareketlerini hızlandırdığında bende kendimi tutmak yerine serbest bırakmıştım.

Fakat düştüğüm konum yüzünden titremem halen daha devam ediyordu. Ve bununla birlikte barlasta tabiki.

Barlas kızarmış vücuduyla beraber damarları oldukça belli olan kollarıyla resmen bir melek görünümlü şeytan gibiydi.

Ve ben Azrail , bu şeytanın zevkle bezenmiş tuzağına düşmüştüm. Hem de seve seve...

Barlas benim adımla içime boşaldığında bir yıldırım edasıyla zihnime bir gerçek düşüvermişti.

Hayır!
Riam ı taktırmış olmalıydım değil'mi?
Tabiki de taktırmamıştım.

Allah beni kahretsin gerçekten.
Ne yapacaktım ben şimdi?
Tamam. Sıkıntı yok.
Doğum kontrol hapı ile bu işi çözebilirdim değil mi?

Barlas üzerime yığıldığında ben öylece sağ elimin parmaklarını saçında gezdiriyordum. Diğer elimle iki omuzu arasında yol izliyorken o üzerimden kalkmıştım.

Ben içimden çıkacağını zannetsemde o bunu yapmamıştı. Tam tersine yeniden beni o gökyüzüne doğru çıkarmaya başlamıştı. Ve ben o gökyüzünden artık inmek istiyor muydum? Orası meçhuldu...

🌙

O günden sonra barlası yeniden görmemek için her şeyi yapmıştım. Çünkü o anların yaşanmış olması beni zayıf düşürmekten başka hiç bir işe yaramamıştı.

Ama o gece hayatım olduğu rayından tamamen kopmuştu. Neden mi? Çünkü artık tek kişi olmadığımı fark etmiştim.

Evet işte bunu tam bu anda öğrenmiştim. Her zaman yanımda duran doktorum karşıma geçip bana sen hamilesin dediğinde dünyam tersine dönmüştü.

Ben...
Azrail?
Ben anne mi olacaktım?

Hayır!
Ben annelik nedir bilmezdim ki?
Bana bunu öğreten kişilerde etrafımda yoktu.

Doktor bana bir kaç ilaç yazıp gittiğinde ardında bir enkaz bıraktığını bilecek olsaydı , yine de böyle içi rahat bir şekilde gidebilir miydi?

Giderdi...
Annesi , babası , kız kardeşi , kuzeni , dostları hatta sevdiği adam tarafından yüz üstü bırakılan bir kadın her daim yanlız olarak kalırdı.

Bu dünyanın adalet sistemi böyleydi. Fakat bu lanet olası sistemi tamamen değiştirmek için elimden geleni ise son nefesime kadar yapacaktım.

Ta ki bu dünya önümde eğilene kadar...

Şimdi bu başıma gelen şeyle ben ne edecektim?

Bu dünya ve bu düşmanlarım onu yaşatır mıydı?

Hayır.
Yaşatmazdı.

Onu böyle bir dünyaya getiremezdim.
İşte bu yüzden onu aldırmaya karar vermiştim.

Derin bir iç çektikten sonra en son beş yaşındayken titremiş olan elimi karnıma götürmüştüm.

Elim karnımın üzerindeyken sadece onun duyabileceği şekilde fısıldamıştım. " üzgünüm bebeğim. Fakat seni bu kuralsızlığı kural edinmiş dünyaya getiremem. Eğer beni affetmek istersen etme. Çünkü ben kendimi hiç bir zaman affetmeyeceğim. "

Telefonumun çaldığını gördüğümde elime almıştım telefonumu. Arayan kişinin nikolai miroslava olduğu gördüğümde kendime sakin ol diyerekten aramayı yanıtlamıştım.

Nikolai o iğrençlikten öte sesi kulağımda yankı yapınca gidip kulaklarımı yıkatmayı aklıma not etmiştim. " yine rahat durmamışsın Azrail. Doğrusu senden daha spesifik hamleler beklerdim. Ama olsun. Hamle hamledir değil mi? "

Onun bu beş para etmeyen sözlerinin ardından gözlerimi devirmiştim. Bir koltuğun koluna oturduğumda bir bacak bileğimi diğer bacak bileğimin üstüne atmıştım.

Baş parmağımın tırnağı ile işaret parmağımın tırnağını birbirine sürtüyorken o benim sessizliğimden dolayı konuyu asıl meseleye çevirmişti. " senin bu sessizliğin varya... Her neyse. Duyduğum bazı şeylere göre arzu akmeriç yaşıyormuş ve sende bunu biliyor muşsun? Haksız mıyım? "

Tırnaklarımla oynamayı bırakmış ve sinirden gülümsemiştim. " benim işlerime burnunu sokanların başına ne geldiğini söylememe gerek olmadığını biliyorum fakat istersen yine de hatırlatayım. Şimdi..."

Nikolai bir bıçak gibi sözlerimi anında kesmişti. " hey! Anlatma. Anladık tamam. Ama bende seni ilgilendirecek bir şey var. Belki o zaman benimle anlaşırsın. "

Ben ona ağzının payını vermek üzereyken duyduğum çığlıkla olduğum yerde kalakalmıştım.

Bu çığlık...
Sude'nin çığlığı olmazdı değil mi?

Hayır...
Bu sudenin çığlığıydı.

O alçak herif kardeşimi bana karşı kullanarak amaçlarına erişmek istiyordu lakin çok yanlış kapıya toslamıştı.

Nikolai sudenin yüzüne doğru 'konuş' diye bağırınca sudenin ne kadar korktuğunu sesinin tonundan bile anlamıştım. " ab...la...lütfen...
kurtar beni... sana...yalvarıyorum..."

Onu bu kadar korkuttuğu için o Nikolai şerefsizini zerre kadar yaşatmayacaktım.

Nikolai yeniden telefonunu eline aldığında ölümün o tiz fakat korkunç tonunu birebir yansıtan sesimle konuşmaya başlamıştım. " yaşamak için tanrıyla anlaşma yapsan iyi edersin çünkü bu azrailin elinden ancak seni o koruyabilir. Başkası değil sadece o... "

Nikolai söylediğim sözlerin ardından kahkaha attığında duvardaki gizli bölmenin içindeki silahı çıkartmış ve rastgele bir yere ateş etmiştim.

Nikolai'nin gülüşü duyduğu silah sesiyle sona erdiğinde konuşmaya başlamıştı. " orada mısın sen! Hayır! Ölemezsin duydun mu beni? Seni öldüren ben olmalıyım ben! Başkası değil..."

Onun bu sözlerine de bu sefer ben kahkaha atmıştım. Nikolai'nin okkalı bir küfür savurduğunu duyduğumda gülüşüme son vermiştim.

Bir ölümün tınısını andıran fakat ona yapacaklarımın yanına bile yaklaşamayan ses tonumla yeniden konuşmaya başlamıştım. " Benim değil , kendi ölümün için endişelenmelisin miroslava. Neden mi? Çünkü ben tanrısının emrinden çıkmayan o Azrail değilim... Ben kimsenin emirlerine uymayan , tam tersine kendi koyduğu kuralları dünyaya uygulatıp , o kurallara uymayan kimseleri öldüren o azrailim. Ve onunla beni ayıran en önemli nokta ise , o birini öldürmek için büyük bir sabırla beklerken , ben onun anında fişini kesenim. "

Nikolai söylediğim sözlerin ardından kendine bile bir beden büyük gelen kibrini sesinin tonuna yansıtarak konuşmaya başlamıştı. " sen ve beni öldürmek? Sen bence ayakta rüya görüyorsun Azrail. Ve bu şekilde rüya görmeye devam edecek olursan , seni bir çırpıda cehenneme yollarım. "

Onun bu sözlerine itafen buruk bir tebessüm belirmişti dudaklarımda. Ben ona cevap dahi vermeden telefonu kapattığında derin bir iç çekmiştim.

O ve onun gibi herkes beni öldürmek istiyordu. Halbuki her nefes alan canlı yaşıyor değildi. En azından ben öyleydim.

Aklıma yeniden gelen sudeyle sığınağıma gitmek üzere bahçeye çıkmıştım. Garaja gittiğimde arabalarımdan herhangi birine binerek çalıştırmış ve bahçeden ayrılmıştım.

Yaklaşık on beş dakikanın ardından sığınağıma geldiğimde arabamı garaja park etmiştim. Arabamdan aşağıya indiğimde doğruca içeriye girmiştim.

Veri tabanımı açtığımda sudenin yerini tespit etmeye çalışmıştım. Fakat bu lanetler olası üstdüzey bilgisayarım bile onun yerini bulamıyordu.

Lanet olsun!
Neredesin sude!
Nerede!

Ben umudumu az da olsa kaybetmek üzereydim ki , veri tabanım onun yerini tespit etmişti. Onu bulduğumda tuttuğum nefesimi dışarıya doğru vermiştim.

Üstümü değiştirmek için sığınağımın diğer bölümüne geçmiştim. Kıyafetlerimi değiştirdikten sonra silahlarımın bulunduğu yere gitmek için yerin altındaki mahzene doğru yönelmiştim.

Merdivenlerden indikten sonra ellerimi üç defa birbirine vurmuş ve güvenlik lazerinin beni taramasına izin vermiştim.

Sonunda silahlarım görünür hale geldiğinde bana bu görevim için gerekli olanları alarak yukarıya doğru çıkmıştım.

Silahlarımı kıyafetimin farklı bölmelerine koyduktan sonra yüzüme bir maske takarak plakası olmayan motorlarımın olduğu yere gelerek herhangi birisine binmiştim.

Kaskımı taktıktan sonra motorumu çalıştırmış ve gaza basmıştım. Yaklaşık yarım saatin ardından oldukça tenha bir yere geldiğimde motorumu oradan biraz uzak bir yere park etmiştim.

Kaskımı çıkarttığım esnada içeride güvenlikler tarafından tutulan adama karşı gözlerimi kısmıştım. Bu
o'ydu. Buraya gelmişti. Ama niçin?

Yoksa...
O da bu işin içinde'miydi?
Eğer öyleyse bu sefer son dakikalarıydı.

Barlas korumalardan ayrıldığında binaya doğru gitmeye başlamıştı. Ben saklandığım yerden oraya girmenin yollarını arıyordum.

Ben oraya doğru yönelmeye başladığımda beni gören ilk kişiye elektrik vermiştim.

O bayıldığında sırasıyla adamların işini bitirmiştim. Son kalan adamın kafasını kırdığım esnada duyduğum çığlıkla binaya doğru gözlerimi açmış bir şekilde bakmıştım.

' sude! ' diye fısıldadıktan sonra binaya doğru koşmaya başlamıştım. İçeriye girdiğimde barlas sudeyi nikolainin elinden kurtarmaya çalışıyordu. Lakin sudenin kafasında silah dayalı olduğu için pek de bir şey yapamıyordu.

Barlas sanki çok bir işe yarıyormuş gibi konuşmaya devam ediyordu fakat nikolai onu duymuyor gibiydi.

Nikolai'nin gözleri beni bulduğunda kafasıyla beni işaret etmişti. " işte! Başrollerimizin sonuncusu da geldi bile! Gerçekten neden bu kadar geç kaldın arkan? Sonuçta o senin öz kardeşin. "

O bu konuşmayı yapıyorken ardımızda Meryem Arkan, savaş,Hakan Akmeriç, elfida,roman belirmişti.

Meryem Arkan bir asır sonra gelen annelik duygusu ile ona yalvarmaya başlamıştı.

Nikolai onun bu yalvarışlarına aşağılayıcı bakışlarıyla bakıyorken savaş öne doğru çıkmıştı. " senin derdin kimle ise onunla çözsene derdini! Neden karımı işlerine alet ediyorsun! "

Hakan akmeriç savaşın yanına doğru geldiğinde üstten üstten attığı bakışlarıyla nikolai yi süzmüştü. " senin gibi bir adamın buralarda ne işi olur bilmem. Çünkü senin yerin buralar değil. O yüzden hemen buradan defol git. "

Nikolai sudenin kafasına silahı iyice bastırdığında sude tiz bir çığlık atmıştı. " neden damadın gibi doğru yoldan gitmiyorsun akmeriç! Ah! Unutmuştum. Sen oğlun olmadan hiç bir işi yapamıyorsun değil mi? Yazık..."

Barlas onun bu sözlerini tek bir sesinin tonunu yükseltişi ile keserek onu yerinde sabitlemişti. " haddini bil miroslava! "

Nikolai de ona davranılan şekilde davranmak yerine havaya bir kere ateş etmişti. Sude olduğu yerde titremeye başlayınca ateşin sesi odaya dolmuştu. " pişman olacağın şeyler yapma Nikolai Miroslava! "

Nikolai dalga geçercesine onun yüzüne doğru bakmaya başlamıştı. " sen mi beni pişman edeceksin! Sen kimsin ki? Azrail'in sönecek ateşi'mi?"

Ateş gözlerini bana doğru çevirdiğinde bakışlarımı ona doğru zerre kadar çevirmemiştim. Çünkü bu aşağılanmayı kesinlikle hak etmişti.

Ateş bana doğru bakıyorken Nikolaiyi yerin dibine sokacak sözlerini dudaklarının arasından çıkartmıştı. " Azrail'in ateşi değil , Azrail'in hiç bir rüzgarda ve su da sönmeyen o vahşi ateşi seni durduracak. "

Nikolai " nasıl durdurabilecek miş beni o vahşi ateş? " diye ağzını yayarak bu lafları ettiğinde elfida öne doğru çıkmıştı.

Elfida işaret parmağını ona doğru doğrulttuğu sırada sude ona yüzüne doğru suçluluk duygusu ile bakıyordu. " senin gibi alçak herifler yüzünden olan yine biz kadınlara oluyor. Sen ne zannediyorsun! "

İşaret parmağını indirdikten sonra ellerini olduğu yerden havaya doğru kaldırmıştı. " sizin gibi erkekler yüzünden bizim gibi kadınlar hep zarar görecek ya da bu bir ceviz kabuğunu doldurmayacak işin sonunda kendi canından mı olacak?! Kusura bakma ama herşey sizin istediğiniz gibi olamaz. Sonuçta size Allah ne kadar bir can verdiyse , bize de bir can verdi. Ve biz kadınlar beraber durup bu canlarımızı sizin gibi pis ellerden koruyacağız..."

Onun büyük bir gururla söylediği bu sözlerden ötürü tebrik etmek istemiştim. Demek ki , yaptığım şeyler , attığım adımlar işe yaramaya başlamıştı.

Nikolai " Oradan söylemek kolaydır tabiki. Söylesene bu senin akraban olmasaydı , yine de bu şekilde davranabilir'miydin? Hiç sanmıyorum. "

Elfida onun bu sözlerinin ardından bakışlarını yüzüme doğru çevirmişti. Bakışlarını bakışlarım ile karşıladığımda çenesini dikleştirmişti.

Elfida gözlerinde gördüğüm güç ve gururla yeniden bakışlarını nikolai ye doğru çevirmişti. " yanılıyorsun nikolai. Neden mi yanılıyorsun? Çünkü yengem bana haksızlığa karşı bir demirden duvar olmayı öğretti. Ve o demirden duvarı artık kimse yıkamaz. Çünkü temeli sağlam atıldı. Senin ki gibi sağlam olmayan temele sahip değil. "

Nikolai çarpık bir gülücük kondurduktan sonra dudaklarında bakışlarını yüzüme doğru çevirmişti. " biliyor'musun? Hayatımda çok fazla beyinsiz insan gördüm. Fakat senin gibi bir beyinsizi ilk defa görüyorum. Ve..." Sude'nin kafasına silahı iyice bastırdığında bir adım ileriye doğru atmıştım.

Nikolai " bunun da son sefer olduğuna emin olacağım. " bir yemin edercesine söylediği sözlerin ardından bir klik sesi duyulmuştu silahtan.

Savaş karısının yanına doğru gitmeye çalıştığında Meryem Arkan ve Hakan Akmeriç onu iki yanından tutmuştu.

Elfida abisine bir şeyler yap dercesine bakıyorken barlas onlara doğru yaklaşmaya çalışıyordu.

Ateş ise ilginç bir şekilde panik değildi. Hatta bakışlarını bir an olsun bile üzerimden çekmiyordu. Sonunda bakışlarımı bakışlarıyla karşılaştırmıştım.

Ateş " yap şunu mehar. Sana ihanet bile etmiş olsak , kurtar onu. Bırak da büyüklük sende kalsın. " demek için konuşmak yerine dudaklarını oynatmıştı.

Bakışlarımı bir kaç saniye sonra ondan çektiğimde nikolai " bu iş çok uzadı. " dediğinde tetiğin üzerine parmağını yerleştirmişti.

Ben onun bu hareketiyle beraber silahımı çıkartmıştım. Onun sol tarafının açıkta kaldığını gördüğümde onunla oynamaya karar vermiştim.

Ona " sude sakın bir parçanın onun sol tarafında bırakma! " dediğimde o çok akıllıymış gibi sudeyi parmağım tetikte iken sol tarafına almıştı. Ve bende yapacağımı yapmıştım.

Silahtan çıkan kurşun onun sağ tarafından vurduğunda derin nefesler alıp vermeye başlamıştı.

Sude onun ellerinden kurtulduğu gibi barlasın yanına doğru koşmuştu. Bununla birlikte polislerle içeriye Hazar ve yüzbaşı girmişti.

Hazarın gözleri korkuyla herkesi taradıktan sonra beni bulmuştu. Beni canlı ve sapasağlam bir şekilde bulduktan sonra derin bir iç çekmişti.

Yüzbaşı " son kullanma tarihin bugün ve bu saat itibariyle sona erdi, nikolai miroslava. Hemen alın onu. " demesiyle nikolainin ardındaki duvar paramparça olmuştu.

İçeriye o duvar parçalarının üstünden geçerek giren kişileri görmemle silahımla öne doğru çıkmıştım. " hemen buradan defolup git başkan! Yoksa senide onun yanına yollarım. "

Başkan aşağılayıcı bakışlarıyla beni baştan aşağıya süzdükten sonra işaret parmağıyla beni göstermişti. Ve işte ne olduysa o anda olmuştu.

Başkanın emriyle göğüs kafesimin sağ tarafına denk gelecek bir kurşun yemiştim. Hazar adamlarıyla başkana doğru bir saldırı düzenlemeye başlayınca başkan nikolai yi aldığı gibi bu odadan çıkmaya başlamıştı.

Ben bir kaç geriye doğru sendelediğimde Hazar yanımda soluğu almıştı. İşaret parmağımla başkanı göstermiş ve yediğim kurşunla konuşmaya çalışmıştım. " o... gidiyor...Dur...Dur...Onu..."

Hazar bakışlarını arabasına binmek üzere olan başkana çevirdiğinde okkalı bir küfür savurmuştu.

Yüzbaşı yanımıza geldiğinde yarama bakmaya çalışmıştı. " kurşun delip geçmiş. Hemen onu hastaneye götürmemiz gerek. "

Yüzbaşının yüzüne karşı bakışlarımı çevirdiğimde derin bir nefes alıp vermiştim. Onu...yakala...sağ...
bırakma...yüzbaşı...Ben...önemli...
değilim...Ben...im...yüzümden...
diğer...kadın...ların...hayatı...
tehlike...ye...gir...me...me...li..."

Yüzbaşı çıkarttığı mendili yarama bastırdığında acıdan tıslamıştım. Hazarın adamları onların adamlarını halletikten sonra yanımıza gelmişti.

Fakat yanımıza daha doğrusu yanıma doğru gelen tek kişi o değildi.

Sude eğik duran başıyla yanıma doğru gelmeye başlamıştı. Fakat hazarın adamları bir noktadan sonra onun geçmesine izin vermemişti.

Sudenin dipsiz bir pişmanlığı barındıran bakışları benim bakışlarım ile karşı karşıya geldiğinde hazara " izin... ver..." demiştim.

Hazar " ama..." dediğinde onu duymamazlıktan gelmiştim. O derin bir iç çektikten sonra adamlarına çekilin işareti vermişti.

Sude önünden çekilen adamlarla ağlamaklı bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " ben...özür diliyorum senden abla...inan ki ben böyle olmasını hiç istemedim. Belki bu laflarıma inanmıyorsun ama benim şu anki halim asıl halimdir. Abla..." dediğinde gözlerim dönmüştü. Ve o andan sonrasını hatırlamıyordum...

🌙

Barlas Alaner Akmeriç

İnsan bir günde kaç defa ölebilir?
Bir defa...
İki defa...
Üç defa...

Ben bir günde nasıl oluyorda , binlerce kez ölebiliyordum.

Ama ölümemin sebebini biliyordum.
O da bu lanetler olası aşktı.
O aşk yüzünden aldığım nefes bile bana zarar gibiydi.

Ama şu anda aldığım nefesler bırakın zararı , ölümcül bir madde gibiydi. Beni kırmayı bırak , yavaş yavaş parçalara ayırıyordu.

Neden?..
Neden ayrıldın benden?
Neden yapmak zorundaydın bunu?
Bunu yapmana gerçekten değdi mi ayparem?..

Mehar önümüzde kendinden geçtiğinde resmen ruhum ve aklım gözümde bile göremeyeceğim bir yere gitmişti. Ve ortada kalan kalp bütün bedenime hükmetmeye başlamıştı.

Olduğum yerden hızla ayparemin yanına gelerek onu hazarın ellerinden kurtarmıştım. Onu kucağıma aldığım sırada Hazar yüzbaşının suratına bağırmaya başlamıştı. " durdur hemen şunu! Ne bekliyorsun! "

Yüzbaşı " onu bu hale sen ve senin örgütün getirdi. Nasıl? Şaheserini beğendin mi? "

Yüzbaşının söylediği sözlerin ağırlığı kalbime ve bedenime o kadar ağır gelmişti ki , tek bir kelime dahi edememiştim.

Sude ve elfida yanımıza geldiğinde ateş dış kapıdan bizim olduğumuz yere doğru bağırmaya başlamıştı. " araba hazır barlas! "

Meryem Arkan duygudan yoksun bir halde gözükse bile gözlerinin içindeki acıyı görmek onu benim gözümde bir anne yapıyordu. Ama bu yeterli miydi? Asla...

Ben hızlı adımlarla arabaya doğru gidiyorken elfida , sude , savaş , roman , babam ve Meryem Arkan peşimden geliyordu.

Ateşin şoför koltuğunda oturduğu arabanın arka tarafına ayparemi uzattıktan sonra ben onun başının kucağıma geleceği şekilde oturmaya çalışmıştım.

Ateşin yan taraftaki koltuğa yüzbaşı oturduğunda sude de meharın bacaklarını kucağına alarak bizim yanımıza oturmuştu.

Hazar kendi arabasına bindiğinde Babam ve Meryem Arkan'ın arasına savaş,ön koltukta ise elfida ve roman oturmuştu.

Roman arabayı ateşten sonra çalıştırınca hazar da arabasını çalıştırmıştı. Yüzbaşı oldukça keskin olan bir dil ile " onu bizim hastanemize götüreceksin duydun mu ateş? Yoksa yeniden hafızanı tazelemem mi gerek? " demişti. Ateş kafasını onun yüzüne baktıktan sonra sallamıştı.

Sudenin eli ayparemin yüzünde geziniyorken gözlerinden yaşlar dökülmeye başlamıştı. Onun bu haline karşı susmak yerine konuşmaya başlamıştım. " zamanında kimse onun yanında değildi. Ve şimdi ise o kimseyi yanında istemiyor. Onu suçlamak yerine hatalarını düzeltmeye kalksaydık ya da ona köstek olmak yerine yardım etseydik o asla bu hale gelmezdi. "

Sude bakışlarını yüzüme doğru çevirdiğinde boğuk çıkan sesiyle konuşmaya çalışmıştı. " bunu diyenin sen olması çok garip. Sonuçta sen onun ilk aşkı olduğun halde onu binlerce kez yarı yolda bıraktın. Ama sonuç ne oldu? Bana bak..." Bakışlarımı camdan onun yüzüne doğru çevirdiğimde o sözlerine kaldığı yerden devam etmişti. " Onun sana yaptığı her bir şey için ona borçlusun duydun mu beni?! Neden şu lanetler olası örgütü ortadan kaldırmıyorsun! Sonuçta kuran sensin. "

Onun bu isyanına karşın kaşlarımı çatabildiğim kadar çatmıştım. Sıktığım dişlerimin arasından ona bir cevap vermiştim. " herşey o kadar kolay mı sanıyorsun! Değil. O kadar kolay değil! Neden mi değil o kadar kolay! Çünkü bu örgüt tek bir kişi sayesinde ayakta durmuyor. Eğer duruyor olsaydı , onu ortadan kaldırmış olurdum. Ama yok! Olmuyor. Kalkmıyor ortadan. Bu yüzden o çeneni kapat sude. Ve biraz olsun elfida dan insan nasıl olunur dersi al."

Sude kaşlarını ettiğim sözlerden ötürü çattığında bir şey demek üzereydi ki , araba hastanenin önünde durmuştu.

Ben arabadan aşağıya indiğimde meharı kucağıma almıştım. Hazar sedye , hemşire ve doktor ile birlikte bize doğru gelmeye başlayınca şaşırmıştım.

Bu ne ara buraya gelmişti?
Ve bunca şeyi nasıl ayarlamıştı?

Meharı sedyeye yatırdıktan sonra doktor yarasına bakmıştı. " Onu ameliyathaneye götürün hemen! " hemşireler sedyeyi ameliyathaneye doğru sürüyorken ben öylece onun başında durabiliyordum.

Mehar ameliyathaneye girdiğinde doktorda içeriye girmişti. Ve böylece ameliyat başlamıştı.

Ama zaman bir türlü geçmek bilmiyor gibiydi. Çünkü dışarıya çıkıp yeniden içeriye giren hemşireler tek bir kelime dahi etmiyordu.

Ben dışarıda bir o yana bir yana gidip duruyorken resmen kafayı yemek üzereydim.

Sonunda geçen 10 saatin ardından doktor dışarıya doğru çıkmıştı. Doktorun dışarıya çıkışı ile soluğu anında yanında almıştım.

Yüzbaşı " o iyi mi? "
Sude " ablam iyi mi doktor bir şey söyleyin! "
Savaş " kuzenim iyi mi doktor konuşsana! "

Hazar onların sırasıyla konuşmalarına karşın doktorun yakasına yapışmıştı. " bana bir şey söyle doktor yoksa yaşadığın son anların olur! "

Yüzbaşı onu tuttuğu gibi doktordan ayırdığında doktor ellerini önünde birleştirmişti. Korku dolu gözlerle suratıma bakıyorken hiç iyi haberler vermeyeceğini anlamıştım.

Kafamı anlat dercesine salladığımda duyduğum şeylerden sonra olduğum yerin bin kat dibine batmıştım." Onu kurtarabildik fakat bebeği..."

Meryem Arkan " ne yaptım dedin! Benim... torunum...kızım ne yapacak peki! Ne olacak onun hali! Ha?!"

Yüzbaşı ve Hazar şok geçirmiş gibi doktora ve birbirlerine bakıyorken sude olduğu yere diz çökerken çığlık atmıştı. Savaş onu omuzlarından tutarken ben bu yaşadığım olaydan dolayı bir adım geriye doğru sendelemiştim.

Benim bebeğim...
Benim biriciğimin bebeği olacaktı.
Bizim aşkımızın bir nişanesi olacaktı.
Ve o aşkımızın umudunu ben onu yapayalnız bırakarak kaybetmiştim.

Elfida iki elini omuzlarıma doğru koyduğunda roman onun arkasındaydı. Elfida herhangi bir kelime etmeden öylece yanımda durduğunda ameliyathanenin kapısı açılmıştı.

Sedyede bilinci kapalı bir şekilde yatan ayparemi gördüğüm sırada beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Fakat bu bile onun yanına gitmemi engelleyememişti.

Onunla odaya girene kadar elini tutmaktan vazgeçmemiştim. Onlar ona hava vermesi için maske ve kalp atışlarının takibi için kablolar taktığında bile elini bırakmamıştım.

Doktor " yanında sadece tek bir kişi kalabilir. O da ihtiyaç olunabilir diye. Diğerleri dışarıya çıksın. "

Hazar " Onun yanında ben kalacağım. Hadi çıkın siz. " Onun bakışları benim üzerime değdiğinde iğneleyici bir uslüpla konuşmaya devam etmişti. " o size sende dahilsin.
"
Ben kendimi savunmama gerek kalmadan doktor beni savunmuştu bile. " Barlas bey mehar hanımın yanında kalacağını bana ameliyathaneye girmeden önce bildirdi beyefendi. Lütfen zorluk çıkartmayın. "

Hazar okkalı bir küfür savurduktan sonra diğerlerinden sonra çıkmıştı. Kalan son kişi yüzbaşı olduğunda yüzbaşı bana doğru yaklaşmıştı.

Kulağıma doğru yaklaşdığında ise beni sert bir dille uyarmıştı. Onun bu uyarısı ile kafamı sallamıştım. Yüzbaşı mehara son bir kez daha baktıktan sonra dışarıya çıkmıştı.

Odada sadece ben ve ayparem kaldığında derin bir iç çekmiştim. Bakışlarımı duvardan onun solgun duran yüzüne doğru çevirdiğimde sol elimi onun saçlarına daldırmıştım.

Bir tutam saçı alıp burnuma götürdüğümde hissettiğim o koku ile konuşmaya başlamıştım. " O kan bile senin kokunu gölgelemiş. Bu nasıl mümkün olabilir ayparem? Bu adam sen ve senin kokun olmadan nasıl yaşar bir söylesene? Bu lanetler olası hayatımda açan son çiçeğimin de solduğunu söyleme bana lütfen. Aç gözlerini ayparem. Aç ve öldür çocuğumuzun sonunu getiren örgütün liderini. " Sonlara doğru gözlerimden akan yaşlara zerre kadar dokunmamıştım.

Diğer elimi onun karnın üzerine koyduğumda kalbime bir hançer saplanmış gibiydi.

Oradaydı...
Çocuğumuz...ama artık yoktu.
Hemde benim ihmalkârlığım yüzünden...
Lanet olsun!
Neden ben değilde o zarar görmüştü.

Halbuki ne onun ne de annesinin bir günahı vardı. Neden benim suçlarımın bedelini onlar ödemek zorundaydı?

Artık yeterdi.
Benimde sabrımın sınırı vardı.
* Ben bu örgütün de , üyelerinin de ben ta...*

Neyse...
Sakin ol içimdeki alaner.
Geçecek. Halledeceğiz...

*kandırma kendini de benide pezevenk! Hep geçecek diyorsun! *

Sen bir sussana artık!

* ne oldu gerçekler hoşuna gitmedi mi? Gitmez tabiki. Sonuçta o çocuk senin için bir anlam ifade etmiyor. Senin için varsa yoksa örgütün. *

Lanet olsun!
İçimdeki ses bile bana düşman olmuş resmen. Bakışlarımı mehara doğru çevirdiğimde fısıldamıştım. " sen beni bile bana düşman ettin. "

Ben onun yanından gideceğim esnada mehar elimi tutmuştu. İlk önce beni tutan eline daha sonra yüzüne doğru çevirmiştim bakışlarımı.

Mehar maskesini diğer eliyle kenara ittikten sonra tiz çıkan sesiyle konuşmaya başlamıştı. " o hayatta mı diye sormayacağım sana. Çünkü varlığının vücudumda olmadığını iliklerime kadar hissediyorum. Ama en çok neyi hissediyorum biliyor musun? Kendime olan öfkemi , nefretimi ve acımı. O yüzden hemen çekip git buradan! Yoksa kendimden bile çok yakarım seni. "

Mehar'ın söylediği kelimelerin ardındaki acıyı iliklerime kadar hissettiğimde kafamı sallamıştım. " senin değil ayparem. Benim hatamdı bu. Eğer senin yanında olsaydım , bunların hiçbiri olmazdı. Ben..."

Mehar derin bir nefes alıp verdikten sonra elimi tutan elini çekmişti. Gözlerini duvara doğru çevirdiğinde derin bir iç çekmiştim. Gözlerimi kapatıp açtığımda koltuğun üstüne oturmuştum.

Dirseklerim dizlerimin üzerinde iken avuç içlerim yanaklarıma yaslıydı. Gözlerim ayparemin her bir detayını aklıma kazıyorken o bir kere bile yüzüme doğru bakmaya tenezzül etmiyordu.

O andan sonra bile yüzüme doğru baktığını zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz. Çünkü yastığını düzelttiğimde , onu lavaboya götürdüğümde ya da ona yemek yedirdiğim bile zerre kadar yüzüme bakmıyordu. Ve bana bakmadığı halde hazara bakıp , konuşması beni deliye döndürüyordu.

Aradan geçen dört günün ardından doktorun onu taburcu edeceği gün gelip çatmıştı.

Doktor ona çok dikkatli olması gerektiğini ve ilaçlarını , kontrollerini aksatmaması gerektiğini söylemişti.

Mehar üstünü değiştirdikten sonra banyodan çıkmıştı. Bende adeta bir direk gibi karşısına dikilmiştim.

Mehar her zaman ki gibi yüzüme bakmamak yerine beni şaşırtarak yüzüme doğru bakmıştı. Fakat ondan sonra söylediği sözler beni arafta bırakmaya yetmişti. " eğer ona bu kadar değer veriyorsan , senin yüzünden acı çeken onca insana hayatlarının geriye kalanını verirsin. Veremeyecek isen onunda seni asla affetmeyeceğini bilsen iyi olur. "

🌙

Spotify da kitap şarkılarının bulunduğu listeye ulaşmak için kitabın adını veya nisanur kopuz ismini aratabilirsiniz...

Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum ay parçalarım!🌙.

İG: nisakopuz
#vaveyla
#mehararkan
#barlasalanerakmeriç
#nisakopuz