3. bölüm · Vaveyla +18

3.Bölüm: Zehir & Panzehir

Sadece NRK

Bölüm Şarkısı
Yıldız usmonava & Yaşar - Seni Severdim
Reynmen & Semicenk - Yana Yana
Semicenk -
Unutmak öyle kolay'mı sandın

🌓

Evetttt!!

Yeni bir bölüme daha hoşgeldiniz
ay parçalarım...

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi belirtmeyi ve alttaki küçük yıldız tuşuna basmayı unutmayalım.

Eğer bunlar yapıldıysa
size keyif dolu bir okumalar dilerim...

🌓

Bölüm 3 = Zehir & Panzehir

🌙

Bazen hayat size öyle seçenekler sunar ki , onlardan birini seçmek yerine ölmeyi istersiniz fakat bu asla gerçek olmayacak bir hayaldir.

Keşke dersiniz , ama bu keşkelerin ve pişmanlıkların hiç bir değeri olmaz işte o vakit...

Ben Mehar ARKAN...

Hayatımda ilk defa birine asla yerine dahi getiremeyeceğim sözler ve boşa umutlar bırakmıştım.

En acı olanı ise , o ona verdiğim sahtelikler ve bir gram dahi gerçeklik barındırmayan umutlara tutunup yaşıyordu...

Ben bunu Barlas Alaner AKMERİÇ 'e yapmıştım.

Ama bu benim neznimde
bir hata olamazdı , çünkü o da bana
aynı şeyleri yapmıştı. Ve bende bunu yaptığımda eşitlenmiştik.

Ama nedense kalbim bunun bir hata olduğunu haykırıp duruyordu fakat beynim onun bu haykırışlarını duymazdan geliyor ve kendi bildiğini yapıyordu.

Ama bundan sonra kalbim ve duygularım benim için etkisiz elemandı. Öyle olması gerekiyordu.

Barlas bana acımadıysa beni o karanlık hayatın içine savurduysa , şimdi onu o karanlıklardan oluşturduğum kara deliğin içine bırakacak ve an be an yok oluşuna
şahit olacaktım...

O bu dünyada yaşamayı hak etmeyen
bir insandı.

İnsan mı?

Hayır o insan olamayacak kadar
şeytani bir varlıktı. Ve onun sonunu
yine ona hayat veren kişi verecekti.

O kim miydi? O , kişi bendim...

🌙

Barlas ayaklarını tamamen camdan oluşmuş masanın üstüne uzatmış ,
bir elinde viski dolu bardak diğer eliyle de kucağında duran bilgisayarıyla uğraşıyordu.

Yüzüne bir kere bile bakacak olursan zaten bir şeylerin düzgün gitmediğini anlamaman hata gibi bir şey olurdu.

En son onu yaralamamın üzerinden
Üç gün geçmişti. Ve bu üç gün içinde neler yapmamıştı.

Binayı patlattığım gece benim sakladığım rıhtıma adamlarıyla beraber baskın düzenlemişti.

Barlas rıhtımda sert bir şekilde kolumu yakaladığında " beni yaraladığında orada ölüp gideceğimi sanman en büyük hataydı ayparem. Şimdi , sen benimle beraber geliyorsun! " dediğinde kafamı sallamıştım.

Ondan sonra bütün adamları üzerime doğru gelmeye başlamıştı. Adamlarını sırayla ölmek beter ettiğimde anında sırtımda hissettiğim iğneyle arkamı dönmüştüm.

Barlas suçlayıcı bakışlar eşliğinde " bana bundan başka çare bırakmadın be güzelim..." dediğinde gözlerimi karanlığa kapatmıştım...

İşte o günden sonra ne benim gitmeme izin vermişti , ne de onsuz bir dakikamın bile geçmesine izin vermişti.

Ama şöyleki artık sabır falan kalmamıştı bende.

O her gün nefes alıyorken ben onunla her gün ölüyordum. Ve o bunu görmüyordu.

Ama nefes almasına izin vermemin tek bir sebebi vardı.

O da : onun beni öldürüşünden daha da vahşice bir şekilde onu öldürmek...

Ben öylece dirseklerimi dizlerime yaslamış bir şekilde koltukta öylece
eğik bir pozisyonda otururken
benim düşüncelerimin arasından koparan şey , katil'imin kusursuz
bir armoniye benzeyen sesiydi.

Barlas " Yine o aklından neler geçiyor senin? "

Ellerimi saçlarımın dibinden çeker çekmez kaşlarımı hafifçe çatmıştım. " neler geçmesini isterdin mesela? "

Barlas uğruna milyonlarca kişiyi bile öldürebileceğim o gülücüğünü güzelim dudaklarında yer verdiğinde " bilemem. Konu sen olunca , aklım oralara bir türlü varamıyor. O kadar kusursuz bir varlıksın ki , sana hangi şeyleri yakıştırıp yakıştıramayacağımı şaşırıp kalıyorum bazen. Söylesene mehar , sana aşık olmak ta hatalı'mıyım? "

Barlas bana öyle bir soru sormuştu ki , nefesim kesilmişti.

Onun için bu kadar değerli'miydim? Yoksa yine beni oyunlarına kandırıp ,
en tepeden aşağıya'mı salmak istiyordu?

O bana kusursuz bir varlık gibi bakıyordu , oysaki ben kusursuz olamıyacak kadar kusurluydum.

Benim o kadar hatam vardı ki ,
bazen o hatalarımın bedellerine
en ağır biçimde katlanmak zorunda kalıyordum.

Ama ona vereceğim cezanın sonucuna bırak katlanmayı ölümü bile göze almıştım.

O benim bu hayatımdaki
işlediğim suçlar ve işlediğim günahlar arasındaki en büyük ve acı vereni olacaktı.

Çünkü ben onu öldürürken
her an ve her saniye kendimide öldürecektim , ona aşık ve bir o kadar da masum olan kendimi...

Barlas kucağındaki bilgisayarı kapatır kapatmaz cam sehpanın üstüne gelişi güzel bir şekilde fırlatmıştı.

Elindeki viski dolu bardağı diğer eliyle de tutarak , aynı benim oturduğum şekile geçmişti.

Sanki , söylemek istediği o kadar çok şey varmış gibi benim yüzüme bakıyordu. Fakat saniyeler sonra gözlerini viski bardağına çeviriyor ve öylece düşüncelerinin içinde kaybolmaya devam ediyordu.

Gerçekten bazen bu adamı anlamakta oldukça zorlanıyordum.

Beni ve abimi anne ve babasız bırakmış , üstüne de beni kendisine aşık edip yüz üstü bırakmıştı.

Gerçekten bu adam bizden ne istiyordu?

Madem beni mahvetmişti , neden
halen daha yanında tutuyordu?

Eğer tek istediği düşündüğüm gibi intikamsa neden üç gündür benim gitmeme izin vermiyordu?

Aradan bir süre geçtikten sonra onun konuşmayacağını anlayıp , çenemi dik tutmuştum. " hata mı ya da doğru mu yaptığını sana şu an söyleyemem. Sana bunu zaman gösterecek. Bana şu anda aşık olmakta hata yapıp yapmadığını..."

Barlas viski bardağını yere sert bir şekilde fırlatır fırlatmaz oturduğu koltuktan kalkmış ve bir anda benim yanıma gelmişti.

İki elini benim kollarıma sarardığında gri gözlerindeki saf öfkeyi görmemek imkansızdı.

Barlas " neden! Bana zamanın göstereceğini söyledin! Neden! "

Barlas beni cam sehpanın üzerine fırlattığında , sol bacağını benim bacağımın yanına koymuştu.

Yüzünü yüzüme doğru indirdiğinde sanki o anda nefesimi kaybetmiş gibiydim.

Onun bu üstümdeki etkisinden nefret ediyordum. Nasıl oluyordu da bedenimde , benden daha fazla etkisi vardı.

Barlas " sence ben akılsız mıyım? Neler yaptığını bilmediğimi mi zannediyorsun? "

Barlas eğer ondan ve tehditlerinden korkacağımı zannediyorsa çok yanılıyordu.

Bir elimi bir anda onun ensesine atıp sert bir biçimde sıkarken kaşlarımı çatmıştım. " bilip bilmemen benim zerre kadar umurumda değil. Sen çok yanlış kişiyle uğraştığının farkında bile değilsin! Şimdi kaç gündür beni yanında tutmanın sebebini daha iyi anladım! "

Barlas ensesini sanki ondan koparıp ayıracakmışım gibi hızlı bir şekilde elimi ensesinden ayırmıştı. Fakat ensesini öyle sıkmıştım ki sıktığım yer kıpkırmızı olmuştu.

Barlas ona aşağıdan attığım bakışlar ile alaycı bir tavırla gülümseyerek konuşmaya başlamıştı. " beni bu halde izlemeye devam edersen , olduğumuz durum ve şekil değişecek. Bunu biliyorsun değil mi benim güzel ayparem? "

Barlas'ın dediği sözlerden sonra anlamamış gibi yapmaya karar vermiştim.

Kendime duyduğum öz güvenle çenemi dikleştirmiş ve konuşmaya başlamıştım. " birincisi , ben senin güzel ayparen değilim. İkincisi , ne demek istediğini anlamadım Alaner? Daha açıklayıcı bir şekilde anlatırsan , bir aklın olduğunu hatırlarım belkide..."

Aslında hata bendeydi...

Olmayan bir şeyin nesini hatırlayacaktım ki...

Barlas elini ensesinden indirirken , başını benim tarafıma çevirmişti.

Çatık kaşlarıyla beraber onu tamamlayan ciddiyet barındıran ses tonu beni yerimde durdurmaya yetmişti bile. " aklından geçenlere hakim olsan iyi edersin! Her ne kadar beş yıl geçsede halen daha sende aynı kalan şeylerde var olması beni sevindirmedi desem yalan olur. "

Bu dediğine ilk başta anlam veremesemde sonrasında onun insan zihninde geçenleri okumayı bildiğini unutmuş olmama lanetler okumuştum.

Gerçekten o kadar şeyim değişmişti fakat şu gerizekalılığım beni bir türlü bırakmamıştı.

Barlas tek kaşını kaldırırken sol elini yüzümün önüne doğru şıklatmıştı.

Bir anda ona doğru dönmüştüm. Kaşlarımı anında çatmıştım. " sen!
Ne yaptığını zannediyorsun? "

Barlas diğer kaşını da havaya kaldırırken , aynı zamanda ellerini de havaya kaldırmıştı. " ben bir şey yapmadım. Masumum ben. "

Keşke Alaner , keşke benim kalbimde ve aklımda da sevgi ve güvenebilecek bir insanmışsın gibi hatırlayabileceğim şekilde masum kalmaya devam edebilseydin. Keşke...

Bir anda barlası omuzlarından sert
bir şekilde iterek oturduğum cam masanın üstünden bir hışımla kalkmıştım.

Saçıma tutturduğum topuzu bozarken onun için kullandığım sivri uçlu demir parçasını doğruca onun şah damarının üstüne yerleştirmiştim.

Barlas derin bir iç çektikten sonra
demir parçasını tuttuğum elime ,
elini sarmıştı.

Barlas tek bir hamlede beni sırtımdan gövdesine yapıştırmış ve elimdeki sivri uçlu demir parçasını alarak salonun en uzak tarafına fırlatmıştı.

Barlas dudaklarını boynuma yaklaştırmış ve anlamlandıramadığım bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " neden böyle yapmak zorundasın? Amacın gerçekleşmedi mi? İşte , bak! Eserini gör. "

Barlas'ın dediği sözlerden sonra şaşkına dönmüştüm. Bu adam ne demek istiyordu?

Dediğim esnada aptallığıma kızmıştım. Ne demek istediğini elbetteki biliyordum. Fakat bu duygularım beni en olmadık zamanda altüst etmeye yemin edercesine çalışıyorlardı.

Gözlerimi onun gözlerine sabitlediğim esnada kollarından ayrılmıştım.

Zorda olsa onunla arama mesafe koyduğumda çenemi dikleştirmiş ve onun gibi alaycı bir tavırla konuşmaya başlamıştım." demek ne yapmaya çalıştığımı en sonunda öğrendin? E! ne güzel! Artık gizleyeceğim bir halt kalmadı demek oluyor! "

Barlas'ın gri gözlerindeki hayal kırıklığını fark etmemle az da olsa şaşırmıştım fakat bu duyguya anında yol vermiştim.

Barlas tabiri caizse bir dokunsan dizlerinin üstüne çöküp bağıra çağıra ağlayacak gibiydi.

Barlas ellerini iki taraftan havaya kaldırırken çektiği acıyı dibine kadar hissettiren gülümsemesi ile konuşmaya başlamıştı. " Neden bilmiyorum fakat ilk defa birinin yanında hem bu kadar güçsüzdüm hem de çaresizdim. Sen her gün beni mahvetmeye ve amacına ulaşmaya başarıyorken , ben hiçbir şey yapamıyordum. kahretsin ki... "

Barlas bir anda önümdeki camdan masayı alır almaz duvara bir hışımla fırlatmıştı.

Barlas benim öylece tek bir duyguyu barındırmayan yüzüme döndüğünde elleriyle kendini gösterirken bağırmaya başlamıştı." eserinle gurur duyuyor musun ha? Görüyor'musun! Umarım göremeyecek kadar gözlerin kör değildir! "

Barlas bir anda yanıma geldiğinde acı , hayal ve güven kırıklarının oluşturduğu grilerinin koyulaşmasını görmüştüm.

Barlas o anda sadece gözlerime bakıyordu. Ne bana dokunuyor ne de yüzümün herhangi bir yerine bakıyordu.

Uzun bir aradan sonra söylediği sözlerden sonra ise yerimde kalakalmıştım. " seni ağlattığım her saat için , kendime işkenceler çektirmiştim , sırf senin için ölüme yalınayak gittim defalarca. Ama anladım ki , ben ölsem sen ağlayacak son insan bile olmazmışsın...
O zaman git! Git de yıkılışımın zaferini kutla ruhsuz katil! "

Barlas bu sözlerinden sonra evden çıkarak arabasına binmiş ve evi tam anlamıyla terk etmişti.

Artık beni burda tutacak bir şey olmadığı için bir anda burdan çıkıp doğruca arabama binmiştim.

Her zaman gittiğim sığınağıma gitmek yerine bir uçurumun kenarına gitmiştim.

Oraya varır varmaz hemen arabamdan inmiş ve doğruca uçurumun yanına gitmiştim.

Bir süre öylece duruyorken bir anda başlayan fırtınayla eve veya arabaya binmek yerine içimdeki meharın ağlayışını , çığlıklarını dinlemeye karar vermiştim.

Biliyordum ve o da biliyordu ki , bu göz yaşlarının, feryatların hiç bir acıya faydası yoktu.

Çünkü bu acı zehir gibiydi.
Panzehir olmadan asla azalmıyordu , tam aksine daha da artıyor ve bu acıyı tüm vücuda yayıyordu...

🌓

~ BARLAS ALANER AKMERİÇ ~

İlk defa , birine kendimi teslim edebilecek kadar güvenmiştim.

O benim bu hayatta güvendiğim ikinci kadındı. ilki sevgili kız kardeşim sude'ydi.

Sude ve benim hayatımız hiç kolay olmamıştı. Bazen o küçük olsa bile bana abla bile olabiliyordu.

O kadar merhametli ve sevgi dolu oluyordu ki , o an kendimi bu karanlıklarla dolu dünya da değil de , cennetteymişim gibi hissediyordum.

Ben bu duyguyu yabancı bir kadında yaşayabileceğime asla inanmazdım fakat yaşamıştım. bana bunu yaşatan kişi ise mehar'dan başkası değildi.

Ama kardeşimle aralarında ki tek fark , kardeşim her koşulda yanımda iken , mehar'ın ilk anda beni bu yerimden vurmasıydı. Hem en aşağılayıcı bir şekilde.

Gerçekten, bir insan bu kadar alçalabilir miydi?

Ben onu ağlattığım her saniye için kendime 10 katı işkence çektirip
ölmeyi beklerken , neden bu sefer ben acı çekiyorken onun zerre kadar umurunda değildi.

Onun böyle yapması benim onun için çektiğim acıların doğruluğunu sorgulatmama yol açmıştı.

Ama bunu sorgulamak bile başlı başına bir hataydı.

Çünkü yanlış olan bir şeyi sorgulamak büyük bir kaybından başka bir şey değildi.

Arabaya hırsla biner binmez , onu ardımda bırakır bırakmaz , doğruca kardeşimin okuluna gitmiştim.

Şuan okuldan çıkış saati gelmişti. En azından onunla konuşma fırsatım olabilirdi.

Çünkü sınavları vardı ve çok çalıştığı için sessiz bir ortama ihtiyacı olduğundan onun yanına fazla uğrayamıyordum.

Tam okulun önüne geldiğimde kardeşim arkadaşlarıyla yeni okulun kapısından çıkıyorlardı.

Ben arabadan iner inmez , okulun bütün kızları beni göz hapsine almasına alışmıştım ve bu yaptıkları zerre kadar umurumda bile değildi.

Ama maalesef ki sude bundan oldukça şikayetçiydi.

Çünkü o normal insanlar gibi yaşamak istiyordu. AKMERİÇ ailesinin kızı olmadan. Sadece kendi başına başardığı şeylerle anılmak istiyordu. Halbuki bu bizim için imkansızdı...

Sude beni görür görmez yerinde kalakalmıştı. Öyle bir tepki vermesine şaşırmamıştım. Çünkü eğer okul çıkışında onu alacaksam mutlaka bir haberi oluyordu.

Ama eğer bir anda geliyorsam yine onunla paylaşacağım dertlerim olduğunu artık iyice anlamıştı.

Asıl şaşırmasının sebebi uzun bir aradan sonra ilk defa böyle gelmiş olmamdı. Ve sude'nin yüzündeki şaşkınlığın yerini derin bir hüzün kaplamıştı.

Sude arkadaşlarıyla vedalaştıktan sonra benim yanıma gelmişti. " iyi misin diye sormak isterdim ama görünüşe göre iyi değilsin abi. İstersen bir yere gidip konuşabiliriz , ne dersin? "

Sude bana böyle söyleyince
başımı kabul edercesine sallamıştım.

Sude başını her zaman ki önüne eğmiş bir şekilde arabaya binmişti.

Başını eğerek yürümesinden her zaman nefret ediyordum.

Suçlular öyle yürürürdü , ama o suçlu dahi olmamasına rağmen böyle yürüyordu. Bunu ona sonra söylemeyi tercih ederek arabaya binmiştim.

Ben arabayı sürerken arada bir sude'yede bakmayı ihmal etmiyordum.

Çünkü sude ne zaman dışarıya çıksak sürekli tedirgin , korkak , her an ağlayabilen bir kız haline bürünüyordu.

Sude neden mi böyleydi?

Çünkü o daha 12 yaşındayken bir erkek sürüsü onun yolunu kesmiş ve taciz girişiminde bulunmuşlardı. Neyseki ben zamanında yanına gelmiş ve onu kurtarabilmiştim.

Tabi ki o adamları öldürmekten de beter yapmayı da ihmal etmemiştim.

O günden sonra sude hiç evden dışarı adım bile atmazdı.

Aslında ne kadar ona hak versem de , o daha 22 yaşındaydı ve hayatının en güzel zamanlarını bu şekilde evde geçirerek mahvetmesi beni rahatsız ediyordu.

Eminim ki , bir gün sude bu durumu da atlatacaktı. Çünkü o güçlü bir kızdı ve aşamayacağı bir durum olamazdı.

Eğer olurda aşamazsa ben hep arkasında durup o engeli önünden kaldıracaktım.

Ben düşüncelerimin arasında kaybolmuşken beni ordan ayıran şey kardeşimin korku dolu bakışlarla bana bakarak tedirgin bir halle bana seslenmesiydi.

Sude " abi? Abi! İyi'misin? Nereye gidiyoruz? Abi lütfen önüne bak! Abi!!! " diye son anda attığı çığlıkla bana doğru son suratle yaklaşan arabayı fark eder etmez hemen onu atlatmıştım.

Sude elini kalbine koyarak derin derin nefes alıp vermeye başlamıştı. Hem de gözlerinden yaşlar süzülmeye'de devam ediyordu.

Arabayı deniz kenarındaki yola park ettiğimde ellerimi kardeşimin yüzüne götürüp gözlerindeki yaşları silmiştim.

Koca ellerimle yanaklarını sarınca resmen görünmez olmuştu.

Aslında böyle gözüken bir kişi daha vardı. Fakat artık o kişi benim yaptıklarımın sonucu yüzünden katilim olmuştu.

Sude'yle deniz kıyısının yanına geleli bir saat olmuştu. Ona neler olduğu neler yaşadığımı ancak buraya geldikten 45 dakika sonra anlatabilmiştim.

Ve sude 15 dakikadır tek bir kelime dahi etmiyordu.

Şuan da tek istediğim bana iyi veya kötü bir şeyler söylemesiydi.
Ama o susmayı tercih ediyordu.

Sonunda daha fazla dayanamadım ve sorgularcasına konuşmaya başlamıştım." niye bir şey söylemiyorsun? Eğer yanlış yaptıysam söyle! Emin ol alınmam hatta bunun için sana teşekkür bile ederim kardeşim. Ama sen susuyorsun. Lütfen! Bir şeyler söyle! Tavsiyene ihtiyacım var..."

Sude yüzünün bir kısmını bana doğru döndürdüğünde , anlamlandırama
dığım bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. " ne dememi bekliyorsun ki abi? Haklısın dersem yanlış olacak. Eee suçlusun dersem yine yanlış olacak. Gerçekten ben ne diyeceğimi bilemez haldeyim. "

Sude'nin dediği sözlerden sonra yüzümü havaya kaldırarak , derin bir iç çekmiştim.

Resmen öyle bir hale getirmişti ki beni , doğrularımla yanlışlarımı ayırt edemez hale gelmiştim.

Gerçekten!

Neden bunu yaptın ki Mehar?
Neden! Bunu yapacağına direkt
kafama sıksaydın daha iyi olurdu.

Ben onu mahvetmiş olabilirdim fakat ona çektirdiğimin on katınıda kendime çektirmeyi ihmal etmemiştim.

O ise benim onun için çektiğim bütün acıları işkencelerin veya onun hayatında yaptığım kolaylıkları , bana kaç yıl sonra sorgulatmak zorunda bıraktırmıştı.

Ona neden ÖLÜM MELEĞİ diye bahsettiklerini ilk anlamasamda sonrasında anlamıştım.

Kötü insanları bana karşı kullandığı bu yolla tuzağa düşürüyor ve doğru zamanı geldiğinde anında kimsenin aklının dahi alamayacağı yöntemlerle canını alıyordu.

Ve bunu o da adı kadar biliyordu ki , ben onun en kusursuz ve en canice işlediği bir günah ve cinayettim.

Ne bunu diğerleri gibi unutabilir ne de ne tür cinayet işlerse işlesin bana uyguladığı yöntemden ileriye gidemezdi...

Sude'yi eve bırakmamın ve ofisimdeki yatak odasına gelmemin üstünden 3 saat geçmişti.

Gerçekten kafam o kadar allak bullaktı ki , ondan intikam almak istiyordum fakat bunu da yapamıyordum.

Çünkü ona olan durdurak bilmeyen ve yüzlerce kez varlığını inkâr ettiğim aşkım halen daha kalbimdeydi.
Ve bu akıllara durgunluk veren mantığımın şu anda onu engelleyebilecek kadar gücü yoktu.

Sağ kolumun dirseğini camın kenarından ayırırken , sol elimde duran bardaki viski tek yudumda bitirmiştim.

Bitirdiğimde bardağı uzun cam masanın üstüne gelişi güzel fırlatmıştım.

Tam banyoya doğru bir adım atmıştım ki , yatak odamın kapısının bir anda açılması beni durdurmuştu.

Hayır aslında kapının açılması değil ,
gelen kişi beni durdurmuştu.
Çünkü o gelmişti.

Benim kalbimi ve ruhumu paramparça eden katilim gelmişti.

Mehar'ın bir anda odama dalışıyla , şaşkınlık ve öfke karışımı bakışlarımı yüzüne dikmiştim.

Onun ise odaklandığı tek şey üstüme bir şey giymediğimden gözüken kaslarımdı. Ama sinirlendiğini anlamam fazla uzun sürmemişti.

Bir anda arkada duran sekreterimi fark edince , neden sinirden deliye döndüğünü anlamıştım.

Şuan da eminim ki , hem beni hem de o sekreteri öldürmek istiyordu.

Sekreteri bir baş hareketiyle geri gönderdikten sonra şaşkınlığımı gözlerimden yok etmiştim.

Onun yerine sorgulayıcı bakışlarımı koyduğumda mehar'ın yüz şeklinde herhangi bir değişiklik olmaması işin ciddiyetini gösteriyordu. " buraya geliş sebebini açıklasan iyi edersin! Umarım keyfiye geldiğini söylemezsin! Eğer öyle bir şey söylersen , bir gurur'un olmadığına karar vereceğimden emin olabilirsin!."

Mehar dik dik bana bakarken sağ ayağıyla da kapıyı üstüne vurmuştu.

Ben onun bu yaptığıyla kaşlarımı çatmış bir şekilde onun yüzüne bakarak , İki elimide pantolonumun cebine sokmuştum.

O ise benim ellerimi cebime soktuğum da tek kaşını kaldırmış ve çenesini de ona göre dikleştirmişti.

O benim ayağıma gelerek , benden herhangi bir şekilde bir durumdan veya olaydan onu kurtaracağımı zannediyorsa bu hayatındaki en büyük aptallığı olurdu.

Çünkü ben Barlas Alaner Akmeriç 'tim. Ne bana yapılan ihaneti unuturdum ne de unuttururdum...

Mehar bana doğru yaklaşarak aramıza dört adımlık bir mesafe bırakmıştı.

Derin bir iç çektikten sonra ellerini yumruk yapmış ve yüzünü dikleştirmişti. " sen ne yaptığını zannediyorsun? Bana sana yaptığım herşeyi misliyle ödetmekten vazgeçmeyeceksin değil'mi? "

Mehar'ın dediği sözlerden hiç bir şey anlamıyordum.

Ne demeye çalışıyordu bu deli kadın!

Sol kaşımı kaldırırken , sorgulayıcı bakışlarımla beraber konuşmaya başlamıştım. " sen ne demeye çalışıyorsun! Ben hiç bir halt yapmadım!"

Mehar dediğim sözlerle kalakalmıştı. Gözlerinde ise o anda hiçbir duygu kalmamıştı sanki bütün duyguları paramparça olmuş gibiydi.

Mehar'ın bu halini görmemle acı dolu kalbime bir hançer daha yemiş gibi sarsılmıştım.

Neden benim acılarım onu ilgilendirmiyorken onun acıları
beni ilgilendiriyordu.

Ellerimi cebimden ayırarak , onun omuzlarına yerleştirmiştim.

Sol elimle çenesini tutmuş ve hafifçe dikleştirmiştim.

O güzelim lacivert gözlerinin iyice kıpkırmızı olduğunu gördüğümde kaşlarımı çatabildiğim kadar çatmıştım.

Gerçekten ne olmuştu?
Kim Mehar'ı bu hale getirmeye cürret etmişti!

O kişiyi bulduğumda bundan adım kadar emindim ki , kendisinin ve tüm ceddinin çığlıklarını tüm dünyaya duyuracak ve ebediyyen bu dünyadan silecektim.

Artık sabırsızlandığımı belli eden sesimle konuşmaya başlamıştım. "
ne olduğu söyleyecek'misin? Bak! Eğer söylersen halledebiliriz. Sana söz veriyorum bu sefer sana ihanet etmem. Eğer edersem kafama sıkarsın olur'mu?"

Mehar gözlerimin içine bakarken hafif titreyen sesiyle konuşmaya başlaması tepemin tasını arttıran tek şey olmuştu. " abim! Abime ulaşamıyorum! Nerede hiç bir sey bilmiyorum! Her yerde arattım onu hatta arattırmaya devam ediyorum. Dünyanın her yerinde adamlarım onu arıyor fakat hiç bir iz yok! 4 saattir abim yok! "

Onun bu çaresizliğini şimdi daha iyi anlamıştım.

Abi'sini kaybetmekten korkuyordu. Bu hissi o kadar çok yaşamıştım ki.

Mehar bir anda anlamlandıramadığım bir şekilde benden uzaklaşmış ve arkasını döndüğü gibi gözünden onun izni olmadan düşen yaşı silmişti.

Mehar yüzünü bana doğru çevirdiğinde buzdan farksız sesiyle konuşmaya başlamıştı. " buraya gelmem ve senin yanında abimin kaybolmasını anlatmam tamamen bir hataydı. Ama sana söz veriyorum ki , onu bulabilecek kadar güçlü olduğumu sana göstereceğim. Ve sen de bundan akıllanacaksın."

Mehar'ın dediği sözlerden sonra kollarımı göğsüme bağlamıştım. " ben seni küçümsediğimi hiç bir zaman dile getirmedim mehar? Anladım ki , sen beni hiç bir koşulda tanıyamamışsın!"

Mehar dediklerimi dinledikten sonra ayı bile kıskandıracak derece olan lacivert rengi gözlerini kısmıştı. " demek beni hiç küçümsemedin öyle mi? Neydi o zaman o yaptığın! Beni sana yaptıklarımı bildiğin halde yakınında tutmalar! İşimi kolaylaştırmalar! Bunlar küçümseme belirtileridir Alaner! "

Mehar'ın yine ve yine beni yanlış anlayışına gözlerimi devirerek cevap vermiştim.

Çünkü ne söylersem söyleyeyim bazen onu kararından geçirmek imkansız olabiliyordu. Ve ben de şuan o anı yaşıyordum.

İşte o anlarda cevap vermek yerine göz devirip susmayı tercih ediyordum. Ve onu da kendi bildiğiyle baş başa bırakıyordum.

Nasıl oluyor ise zaten o gerçeği eninde sonunda öğreniyordu. O yüzden de fazla uğraşmıyordum.

Tam mehar bana yaptığım hareket yüzünden cevap verecekken , bir anda telefonu çaldığı için sözlerini yutmak zorunda kalmıştı.

Arayan kişiyi telefonunu cebinden çıkarttığı sırada gördüğünde yüzü bembeyaz olmuştu.

Mehar daha fazla bekletmeden aramayı yanıtlamıştı." buldunuz'mu abimi! Eğer bulamayıp aradıysan seni öldüreceğimi söylemiştim!.."

Bir anlığına meharım susmuş ve adamı dinlemeye başlamıştı.

Sonunda ise elindeki telefon ellerinin arasından kayıp yeri boylamıştı.

Ben işte tam o anda mehar'ın elinden telefon kayınca doğruca yanına gidip , ayakta bile zor duran bedenini kollarımın arasına almıştım.

Mehar'ı koltuğa oturtup yerdeki telefonu alarak , yanına gelmiş ve önünde diz çökmüştüm.

Mehar'ın buz kesmiş ellerini ellerimin içine alarak , onun güzelim gözlerine baktığımda ise lacivert rengi gözleri yok olmuş gibiydi.

Mehar'ın bu haline karşın korku ve endişeyi dibine kadar hissettiren sesimle konuşmaya başlamıştım. " mehar! neler oluyor! Ne dedi sana adam? Yoksa abini bulamamışlar'mı? Hadi bir şeyler söyle!"

Mehar dediğim sözlerden sonra
sert bir şekilde yutkunup , sonrasında dedikleri bedenimi buz kesmiş ruhum ateşler içinde yanmıştı. " senin kardeşin ve abimi öldürecekler , hemde canlı canlı toprağa gömecekler! Bunu yapanda Hakan AKMERİÇ yani senin baban?!"

🌙

~ MEHAR ARKAN ~

Hakan AKMERİÇ çok yanlış bir kişiyle uğraştığının farkında bile değildi.

Çünkü tutsak ettiği kişilerden biri abim diğeri de benim kız kardeşimdi.
Ve benim artık sevdiğim birini daha kaybedebilecek kadar gücüm kalmamıştı.

Madem bir oyun oynamak istiyordu...

Pekala... Onu oynayabilirdi.
Fakat o oyunun içinde Azrail varsa o oyunun sonucunun çoktan belli olduğunu bütün bir camia bilirdi.

Çünkü katıldığı bir oyunda ne bir oyuncu olurdu , ne de oyunun sonunda birinci olan kişiye verilebilecek kadar değerli olan ödül veya taçtı.

Azrail her bir daim o oyunun görülmeyen fakat her bir daim hissedilen kurucusu olurdu.

Ve bir kurucusu yani Azrail nasıl isterse öyle ilerlerdi.

Neden'mi?

Çünkü bir oyun başlamadan kurallar belli olurdu ve bir tane bile kurala uymayan canlı yaşamayı bile hak etmezdi. Ve Hakan Akmeriç benim oyunumun kurucusu olmak , beni de piyonu yapmak gibi bir hataya düşmüştü.

Halbuki hiç bir şey bilmiyordu...

Azrail'in merhameti olmazdı...
Sen onun seni şuanda öldürmediği için sana merhamet ettiğini düşünebilirdin.

Oysaki onun senin yaşamasına izin vermesinin tek sebebi : bu dünyadaki yaşama saatinin dolmamış olmasıydı.

Ve olaki o saat dolduğu anda bazılarının başına ölüm öyle korkutucu bir şekilde gelirdi ki , insanlar ancak o zaman neler yaptıklarının farkına varırlardı.

Aynı...
Aynı benim yaptığım gibi...

İşte o yüzden halk tarafından bana Azrail deniliyordu...

Çünkü ben insanları aynı Azral'in beklediği büyük bir sabırla bekliyor ve en sonunda bütün günahlarının bedelini en ağır şekilde ödettiriyordum.

Sonrasında ise her bir kafirlerin canını almamla , bu hareketim benim bile sonrasında hoşuma gitmeyen bir ödüle evriliyordu...

...A... 🦋 ~~~~~~~ 🌓 ...B...

Evet!!!

Bölüm nasıldı???

Sonunda uyanmayı hazır bir biçimde bekleyen MEHAR ARKAN'NIN içindeki AZRAİL ortaya tam anlamıyla çıkmış bulunmakta...

Ve bir daha asla uyumayacak bir şekilde uyandı....

Sizce Mehar'ın AZRAİL olarak tanınan bu yönünü beğendiniz mi?

Sizce Mehar barlas'ın kalbini kırdığını düşünmekte haklı'mı?

Barlas Mehar'ın içindeki canavarı tam anlamıyla görünce , ondan soğuyacak'mı dersiniz?

Gerçekten bundan sonra zor ve psikoloji bakımından bizi zor bölümler bekliyor.

Ama eğer beni etkilemez diyorsanız hazırlanın çünkü aşk , kan , ihanet ve tutkuyu derinliklerinize kadar hissedeceğinize emin olabilirsiniz...

Şimdilik benden bu kadar.

Kendinize iyi bakın ve kendinizden başka kimseye çok değer vermeyin olur'mu?

Bir daha ki bölüme kadar hoşçakalın , benim ay parçalarım...

✒ Yazan = N.R.K.