7. bölüm · Vaveyla +18
7.Bölüm: Arafta Zincirlenmiş İki Ruh
Evet!!!
Yeni bir bölüme daha hoşgeldiniz ay parçalarımmm!
Yorumlarınızı bırakmayı ve aşağıdaki küçük yıldız tuşuna basmayı unutmayalım , lütfen...
Sizleri seviyorum.
İyi okumalar!
🌓
Mavi Gri - Ölümle Yaşam Arasında
Çağan Şengül - Çok Yazık
Manga - Cevapsız Sorular
🌓
7.Bölüm: Arafta Zincirlenmiş İki Ruh
🌓
Aşk...
Herkesin elde etmek istediği fakat yakınına dahi yaklaşamadığı o duygu...
Yaklaşanı ise altından bir kafese koyarak özgürlüğünü elinden alan , fakat bütün herşey bittiğinde ise insanı ölümü arzulatabilecek dereceye kadar yakabilen acımasız bir his di.
O his benim gibi birini bile kıskacına almayı başarmıştı.
Sonrasında ise ben farkında olmadan teker teker parçalarımı yok etmeye başlamıştı.
Ta ki , ben kendi hislerimin iplerini elime alana kadar...
Ben Azrail'dim...
Ben kukla değildim , ben yöneticiydim. Ve hep de öyle kalacaktım.
Beni yönetmeye çalışanların sonu ölümdü. Hemde ibret alınacak derecede bir ölümdü.
Özellikle de birisi bu ölümü oldukça hak ediyordu.
Hatta o ölüm şekli bile ona göre hafif kalıyordu.
O kişi , Barlas Alaner Akmeriç'ti...
Benim duygularımın cani katili olan adamdı.
Kalbimin sonsuza dek durmasının sebebiyetçisi olan...
Caniliğimin en önemli yaratıcısı olan ressamın ta kendisiydi.
O canavar görünümlü ressam benim gibi merhametli bir insandan , elleri kana bulanmış bir canavar yaratmıştı.
Ben sadece...
Sadece bir an için ...
Bundan pişman olduğunu düşünüp , benimle açılan yaralarımızı sarmak için evleneceğini düşünmüştüm.
İşte o an içimdeki sevgiye hasret olan mehar'ın sözüne güverek , hayatımın en büyük hatasını yapmıştım.
Çünkü o adam yara sarmak nedir bilmezdi. O ancak yara açmayı bilirdi.
Nedeni ise ona bunu öğreten kimsenin olmamasıydı.
Fakat bu işlediği sayısız suçlara bahane olabilecek kadar büyük bir neden değildi...
🌓
Şu an neden bu lanetler olası yerdeydim , hiç bir fikrim yoktu.
Sadece buraya sadece ölmediğimi aksine daha da güçlenerek ayağa kalktığımı kanıtlamak niyetiyle gelmiştim.
Fakat lacivert gözlerim arabadan inip buraya geldiğimden bu yana neden se onu arayıp duruyordu.
Ama sonunda onu gördüğümde şaşırmadığımı söyleyemezdim.
Ama bunu asla belli etmedim ,
her zaman ki gibi.
Ama o gri gözlerinde gördüğüm hüzün , acı , hayal kırıklığı ve bir nebze olsun aşkla yerimde çakılı kalmıştım.
Ne yani?.
Halen daha beni'mi seviyordu bu adam?.
Onca yaşanan olaylardan sonra , ona ettiğim onca sözlerden sonra benden nefret etmesi gerekmiyor'muydu?.
Gerçekten bu nasıl bir adamdı böyle?.
Eğer gözlerinde gördüğüm duygular gerçekse neden beni yok etmişti her seferinde...
Neden onun önünde döktüğüm gizli göz yaşlarımdan , sessiz haykırışlarımdan haberi dahi olmamıştı.
Ama ben onun bana belli etmediği halde en derinindeki acısını bile gözlerinin içine bakarak görebiliyorken , o nasıl beni göremiyordu?.
Ben onun karanlıkların içinde korkusuzca parlayan ayparesi değil'miydim?.
O bana benim güneşim olduğunu ve ben olmazsam da o güneşin bir daha asla var olamayacağını söylemişti.
Ama onun ayparesi çoktan karanlıkların içinde savrulup gitmişti ve o bunun bile farkında olmamıştı...
O halde neden lanet olası gözlerinde bir umut belirtisi vardı?.
Ama bunlar artık hiç bir halta yaramazdı.
O istese bile artık bundan sonra hiç bir şey düzelemezdi.
Çünkü onun mehar'ı artık yoktu.
O gün o kız uçurumdan aşağıya düştükten sonra ölmüştü.
Hatta o hastanede öğrendiklerinden sonra ölmüştü desem daha da doğru olabilirdi.
Neyse artık istediği kadar umutlanabilir hatta karşılıksız bir şekilde beni sevmeyede devam edebilirdi.
Hem ne de olsa er ya da geç pes edecekti.
Çünkü bir erkek bir kadından karşılık alamadığı zaman bir süre sonra o kadından vazgeçer ve kendine başka bir kadın arayışına giderdi.
Özellikle barlas'ı arzu eden o kadar kadın varken benim peşimden ne kadar süre boyunca koşabilirdi'ki değil'mi?..
🌓
Şuan da herkes bana şok olmuş bir şekilde bana bakıyorlardı.
Yüzleri bembeyaz olmuş ellerindeki kadehler beni gördükleri gibi yerlere serilmişti.
Orhun Akmeriç kibirli bir şekilde yanıma doğru gelmiş ve tam önümde durmuştu.Yüzünde gururlu bir ifade vardı. " gerçekten! Her zaman bir kedi gibi dört ayak üstüne düşmeyi başarıyorsun Azrail! Ama sen bu durumuna fazla alışmasan iyi edersin! Çünkü bir kere kurtulursun , 2 kere de kurtulabilirsin fakat 3.de cehennemin dibine düşersin. Ve işte o zaman hiç bir kimse seni kurtaramaz. "
Orhun Akmeriç'in bu sözlerine karşın yüzüne tek bir duyguyu bile barındırmayan bir yüzle bakmıştım. " o dediğin söz senin için geçerli Orhun Akmeriç! Söylesene şimdi seni elimden kim alacak! "
Orhun Akmeriç kaşlarını sertçe çatarken bir anda salona dolan adamlarımla kalakalmıştı.
Orhun Akmeriç'in yüzüne tehlikeli bir yüz ifadesiyle bakmıştım." ne oldu Orhun Akmeriç! Buz kesmiş gibisin? Nasıl'mış ha! Çaresiz kalmak! Nasıl'mış ölümü hissetmek! Sen o gün bana bunu yapmıştın! O gün o nehir'e elektrik akımı verdin ve nehir'i geçtiğimde kalbimin en yakın yerinden vurdun beni! Ben o gün ölümü çok yakından hissettim. Ama sen sadece hissetmekle kalmayacaksın , onu en cani şekilde yaşayacaksın! Sen hatta bana ' beni lütfen öldür' diye yalvaracaksın fakat ben seni asla ama asla öldürmeyeceğim!"
İşte tam o anda ne olmuşsa olmuştu. Bir anda bizim olduğumuz salona bir sis bombası atılmıştı.
Sonrasında ise tüm Esfandiyar üyeleri anında yok olup gitmişti.
Gözlerimi öfkemden dolayı yummuş ve tekrardan açmıştım.
Bir anda salonu bir hışımla dağıtarak oradan adamlarımla birlikte ayrılmıştım.
Ben salondan çıktığım anda ise çalan telefonumla arabama binmiş ve telefonumu cevaplamıştım.
Yüzbaşı ciddi bir ses tonuyla " ne yaptın Arkan! Sakın bana onları ortadan kaldırmadığını söyleme! "
Yüzbaşı'nın söylediklerine ciddi bir ses tonuyla cevap vermiştim." tam işlerini bitirecekken ortaya atılan bir sis bombasıyla ortadan kayboldular Yüzbaşım! Nasıl kurtuldular gerçekten anlamıyorum! Oysaki kurtulma şansları imkansızdı. "
Yüzbaşı sabırsız bir ses tonuyla " bana bak Arkan! Ben ihtimalleri anlamam! O örgütün yok olması gerekiyor! Çünkü onlar yaşadıkça pek çok insan haksızlığa uğrayacak ve ölmeye devam edecek! Eğer daha fazla insanın haksız yere ölmesine ya da haksızlığa uğramasını istemiyorsan , bu olayların başını ezmek zorundasın! Eğer yapamayacaksan söyle de senin yerine başka birini bulalım! "
Yüzbaşı'nın söylediklerine buzdan farksız sesimle cevap vermiştim. " hayır Yüzbaşım! Başka birine gerek bile yok! En kısa zamanda o örgütün yok oluşunu size duyuracağım. Artık ne başka bir insan ölecek ya da haksızlığa uğrayacak! Bana güvenin. "
Yüzbaşı buna karşın ciddi bir ses tonuyla " umarım öyle olur Arkan! Haberi bekliyor olacağım. " deyip telefonu yüzüme kapatmıştı.
Gerçekten!
Bu adam kendini ne sanıyordu?
Sanki ben istiyordum , o kadar insanın haksız yere ölmesini ya da haksızlığa uğramasını.
Ama bunu bir türlü anlamıyordum. Nasıl kurtulabilmişlerdi?.
Özellikle ben her açıdan kaçabilme oranlarını hesaplamışken.
O kadar iyi hazırlanıp gitmiştim ki , bu sefer onları ortadan kaldırmayı planlamıştım. Ama yine de bir şekilde kurtulmayı başarmışlardı.
Ama bu onların son kurtuluşlarıydı. Çünkü kimse Azrail'den kurtulamazdı.
O bir kişinin ölüm saatinin dolduğunu anladığında onu öldürürdü.
Ne dünyada bıraktıkları servetler ,
ne de yere göğe sığdıramadıkları itibarları ölümlerine engel olabilirdi.
Çünkü Azrail zengin , fakir , din , dil veya ırka bakmadan herkesin ölüm biletini keserdi.
Ve onların ölüm biletleri çoktan kesilmişti bile...
🌓
~ Barlas Alaner Akmeriç ~
Mehar'ım...
Ayparem...
Nefesim...
Kalbimin atış sebebiyeti...
Ama galiba artık o bana ait değil gibiydi...
O ne artık benim ayparemdi. Ne de benim karım.
O artık herkesin önünde diz çöktüğü Azrail olmuştu.
Çünkü önceden herkese baktığı gibi gözleri bana bakmıyorken , şimdi herkese ne şekilde bakıyorsa bana da öyle bakıyordu.
O zaman tam anlamıyla anlamıştım. Onun bana ait olmadığını.
Artık benden bir parça taşımadığını kalbinde.
O bir yılda çok değişmişti.
Uzun saçlarını çenesine kadar kestirmişti.
Aynı zamanda zayıflamıştı hatta ten rengi bile biraz beyaza dönmüştü.
O güzelim lacivert gözlerinde ise şimdi tek bir duygu parıltısı bile yoktu...
Sanki o ruhunu hepten kaybetmiş gibiydi. Ya da...
Azrail onun ruhunu acımasızca yok etmişti.
Çünkü bir yıl önceki meharım'dan eser bile kalmamıştı.
Ama şuan bu benim ne kadar umurumdaydı ki?.
Sonuçta o hayattaydı.
Benim ayparem beni bu dünyada yalnız bırakmamıştı.
Zaten ben onunla yaşamayı istememiştim hiç bir zaman.
Çünkü onunla benim bir arada yaşamamız imkansızdı.
Neden mi?.
O benim hayatıma düşmandı. O Benim aldığım nefeslere, benim kimsenin dahi ulaşamadığı boyuttaki zekama düşmandı.
Fakat o sadece tek bir yerime düşman değildi. O da sadece onun adını haykıran bu çaresiz kalbime.
İşte o yüzden kendi kendime ' madem o beni öldüremiyor '
O halde bende ikimizi beraber yakarım demiştim.
Ve gerekirse kendi hayatımı bile kendime sorgulatacak şekilde yakardım kendimi onunla.
Şuanda kafamda sadece tek bir belirsizlik vardı.
O da onun halen daha beni sevip sevmediğiydi...
Ama şu bir gerçekti ki , Ben Barlas Alaner Akmeriç! Ayparem olmadan bir hiç olurdum. Ve benim bir hiç olmaya hiç bir şekilde niyetim yoktu...
🌓
Mehar cidden çok iyi bir plan yapmıştı. Fakat benim de en az onun kadar akıllı olabileceğimi unutmuş olmalıydı.
İçeride onun haberi bile olmadan saklı olan elli adamımla hem kendimi hemde Esfandiyar örgütünün üyelerini kurtarmayı başarmıştım.
İlk önce gerçeğe çok yakın bir şekilde tasarlanmış hologramımı devreye sokmuştum.
Sonrasında ise gizli bir noktadan tam salonun ortasına sis bombasını patlatmıştım.
Ve böylece bütün herkesi acil çıkış kapısından dışarıya çıkartıp kurtarmayı başarmıştım.
Ah mehar'ım!
Ah benim güzel ayparem...
Neden böyle olmak zorundaydı?.
Neden böyle yapmak zorundaydın?.
Hani sen söylemiştin ya bir kere.
Bizim aşkımızın imkansızlıklar üzerinde kurulu olduğunu ve ne kadar vahşice yanacağımızı bilerek bu aşkı kabullendiğimizi...
Peki söylesene Mehar!.
Sen neden pes ettin?.
Sen neden geriye çekildin?.
Hani sen güçlüydün.
Hani hemen pes etmezdin.
Herkese diz çöktüren Azrail , basit bir duygunun önünde'mi diz çökmüştü?.
Önceden yanlızdın kabul ediyorum fakat şimdi...
Şimdi bu sefer yanında biri varken , nasıl bu kadar korkak olabildin?.
Madem pes edecektin. Madem bunları kaldıramayacak kadar güçsüzdün.
O halde neden bana benim için hayati önem taşıyan bir umut dalını bana doğru uzattın.
Neden bana benim gözlerimin içine baka baka benimle evleneceğini söyledin.
Neden benimle o nikah memurunun önüne oturdun.
Neden bu kanla kaplı ellerimi tuttun.
Neden o son nefeslerimi bile sadece onlara bakarak verebileceğim gözlerinle benim bu gözlerimin içine bakarak ' evet ' dedin.
Neden o lanetler olası dizlerimin üzerine çökerek ağladığımda , sende benimle beraber diz çöküp ağladın.
Senin için her şey bu kadar kolay'mı Mehar?.
Emin ol ki...
Senin yerinde bir başkası olsaydı , onu cehennemin dibine çoktan yollamış olurdum. Ama ondan önce onu ölümü arattıracak kadar süründürürdüm.
Fakat sana bunları yapamıyordum.
Çünkü bu aptal kalbim ve aklım senden başka hiç bir şey istemiyordu. Sadece seni istiyordu. Sadece seni...
Ve ben seni elde edene kadar asla pes etmeyecektim.
Gerekirse bu uğurda kırılmayacak tek bir parçam bile kalmasındı ama karımı yanımda istiyordum ve alacaktım da...
🌓
Şuan ofisimdeki boydan boya camdan oluşan duvarımın önünde , ellerim ceplerimde akıp giden şehri inceliyordum.
Arada bir sekterim geliyor ve bana belgeleri imzalatıp gidiyordu.
Ama onun dışında odama gelmiyordu. Çünkü bu bir yıldan bu yana ona hep bu talimatı vermiştim.
Tam o sırada odama birinin girmesiyle o kişiye dönüp bakmadan , duygusuz bir sesle " görüşme kabul etmiyorum. Ya da herhangi bir toplantı istemiyorum. Çık odamdan. "
Bir anda duyduğum bu sesle buz kesmiş gibiydim. Bu o olamazdı değil'mi?.
O kişiye doğru döndüğümde gerçekten onun geldiğini anlamıştım.
Mehar alaycı bir tavırla " demek görüşme veya toplantı kabul etmiyorsun? Peki eşine ayıracak zamanın var'mı? Ha Yüce Esfandiyar örgütünün karanlık sahibi? "
Mehar'ın söyledikleriyle sert bir şekilde yutkunup , alaycı tavrından dolayı gözlerimi devirmiş ve kollarımı göğsümde bağlamıştım. " hemen benimle dalga geçmeyi bıraksan iyi edersin. Hem benim eşime ayıracak vaktim her zaman vardır. Fakat şu anda karşımda duran kişi her ne kadar eşime benzesede benim eşim değil. O yüzden burdan çıkıp gitsen iyi olur. " deyince mehar kaşlarını sertçe çatmıştı." ne demek bu? Yoksa başka biriyle'mi evlendin? Hah! Eğer böyleyse haberim olsun ki , ilk onu göndereyim bu dünyadan. "
Mehar'ın sonlara doğru ciddileşen ses tonuyla bunları alayvari bir şekilde söylemediğini anlamıştım.
Ne yani?.
Beni kıskanmış olamazdı değil'mi?.
Hem kıskansa bile bu benim umurunda olmazdı çünkü onunla beraber kendimi yakmamı kabul etmem demek , onun aşağılayıcı sözlerine her daim boyun eğmem demek anlamına gelmiyordu.
Mehar ona cevap vermediğimde o an sadece bir saniyeliğine gözlerinde var olan hayal kırıklığına şahit olmuştum. Fakat bir anda o duyguyu bir şekilde saklayabilmişti.
O zaman bu demek oluyordu ki , Mehar halen daha beni seviyordu. Fakat bunu benden gizliyordu.
Ama artık gizlemesi boşunaydı. Çünkü ben bir kere gözlerinde görmüştüm.
Ve kesin bir şekilde kararımı vermiştim.
Mehar'ın aşkımızın önünde oluşturduğu o duvarları yıkacak ve sonunda mehar'ıma sahip olacaktım.
Mehar tam arkasını dönüp odamın kapısını kulpunu asılacakken , arkasından seslenmemle yerinde kalakalmıştı. " senden sonra ne biriyle evlendim , ne de biriyle sevgili oldum Aslında istedim fakat yapamadım. Çünkü..."
Mehar bana doğru dönmüş ve tek kaşını sorgularcasına kaldırmıştı. " Çünkü herşeyden çok güvendiğin bu zihnin beni unutmana izin vermedi değil'mi? "
Mehar'ın söylediği sözlerden sonra masamın yanına gidip , üstündeki herşeyi yere düşürmüştüm.
Büyük bir hiddetle haykırmış ve bana bakan yüzüne çevirmiştim bakışlarımı. " kahretsin ki unutamadım seni kadın! Ne yaptın sen bana! Neden bu aptal kalbim ve aklım senden başka hiç bir şey istemiyor! Neden şu lanetler olası hayatıma girdin ki! Neden! "
Mehar dediğim sözlerden sonra buzdan farksız sesiyle " ben senin hayatına girmedim! Sen beni hayatına dahil ettin Alaner! Ve ben hiç bir zaman sana gel bana aşık ol demedim! Ya da sana beni unutmamanı da ben söylemedim! Hiç bir şey için beni suçlayamazsın! Sen kendi günahlarının bedelini ödüyorsun , o kadar..."
Mehar'ın söyledikleriyle tek bir duyguyu bile barındırmayan sesimle " o zaman sende benim en büyük günahım oluyorsun mehar! Öyle değil'mi? Ben seni bu karanlık ve günahlarla dolu hayatımdaki ışığım ve sevabım olarak görmüştüm. Fakat senin ışığında , herşeyiyle beraber sahteymiş! Ve ben bunu çok geç görmüşüm ne yazık ki? "
Mehar bu söylediklerime hiç bir tepki vermemişti. Sanki benimle sessizliğin dilini konuşmak istiyor gibiydi.
Fakat ben karşımda gördüğüm bu kadının hiç bir şeyini anlayamıyordum.
O kadar iyi gizliyordu ki kendini.
Şimdi daha iyi anlıyordum ona neden kusursuz dediklerini. Çünkü o herşeyini mükemmel bir şekilde gizliyordu.
Mehar hiç bir şey söylemiyordu. Ve o bir şey söylemeyince ben deliye dönüyordum.
Neden hiç bir şey söylemezsin ki be kadın!
Senin şu ana kadar bana ağzına geleni söylemen gerekmiyor'muydu?
Mehar'ın hiç bir şey söylememesiyle , içimdeki hayal kırıklığını sesimin tonuna yansıtmıştım. " ne yani hep böyle susacak'mısın? Böyle'mi kurtulacaksın bu acıdan. Susunca herşey çözülecek'mi zannediyorsun? Sana hata yapmadığımı söylemedim mehar. Ben bunu inkâr etmedim hiç bir zaman. Ama senin bana yaptığın bu şey , bu oyunun kuralları arasında yoktu. Ve sen ilk defa kural ihlali yaptın. Hemde oyunun sahibi olaraktan yaptın bunu. Kendi kurallarını değiştirmeden çiğnedin. Peki bunu yapmanın sebebi neydi? Sen bir oyunda kuralları ihlal eden kişileri bile yaşatmazken , nasıl oldu da sen ihlal ettin bu kuralları. "
Mehar bunca söylediğim şeye rağmen katı halinden ödün vermemişti. " ben kural ihlali yapmam Alaner! Sen farkında bile değildin fakat o oyunun kuralları çoktan değişmişti bile. Sana söylediğim şeyleri tekrardan söylüyorum. Benim başlattığım oyunlardan tek bir kazanan olur , o da bu oyunu başlatan kişidir. Yani ben. Ve şunu da bil , benim başlattığım oyunlarda benim dışımda kimsenin kazanmamasının tek bir sebebi var. O da ; oyunuma dahil ettiğim oyuncuların hepsinin ölüm cezasına çarptırılmış şeytanlardan farksız oldukları için kazanmalarının imkanı dahi olmazdı. O yüzden ne bir daha benim kurduğum oyunları sorgula , ne de benim karakterimi. Çünkü bunları sorgulayabilmen için bir karakterinin var olması gerekiyor. Fakat ben ortada öyle bir şey göremiyorum. "
Mehar'ın dediği sözlerden sonra dişlerimi iyice birbirine bastırmış ve ellerimi yumruk yapmamak için ceplerime yerleştirmiştim.
Mehar sinirlendiğimi anlamış olacak'ki kafasını olumsuz bir şekilde sallamıştı. " gerçekler acıdır Alaner! Ne hayat kolay , ne de içindeki insanlar. Ondan önce bir insanın kendisini bile anlaması zor olabiliyorken , hayatın ve insanların zor olmasından bahsetmek ne kadar doğru'ki? Bak Alaner! Bizim ilişkimiz imkansızlıklar üzerinde kuruluydu. Er ya da geç yok olacaktı. O yüzden boşuna umutlanma. Çünkü Ay ve Güneş bile birbirine kavuşamıyorken , biz onların yerine koymuşsak kendimizi nasıl kavuşabiliriz'ki? İşte bunun adı , imkansızlıktı Alaner. Biz yine de denedik. Ama başaramadık. Hayat bizden daha acımasız ve daha da güçlü çıktı. Ve bizi birbirimizden ayırmayı başardı. Aslında buraya gelmemin tek bir sebebi var. O da benden vazgeçemeni söylemek için. Çünkü ne kadar birbirimizi paramparça etsekte ne kadar yaralasak ta daha fazla acı çekmeni istemiyorum. O yüzden bu hastalıklı aşktan kurtul. Çünkü ben eninde sonunda kurtulmayı başardım."
Mehar arkasını dönüp kapının yanına geldiğinde elini kapının koluna götürmüştü.
Omzunun üzerinden bana baktığında " umarım tekrardan eski güçlü , adımını sağlam atan , herkese diz çöktüren Alaner'e geri dönersin. Çünkü onun en azından kendisine saygısı vardı. Fakat şuan karşımda gördüğüm adam kendine olan saygısını da kaybetmiş. Neyse bu kadar konuşma yeterli. Tekrardan karşılaşacağımıza inancım tam olduğunu için , görüşürüz Alaner! Kendine iyi bak. " deyip odadan çıkmıştı.
Neden dir bilmiyordum fakat bu sahne bana bir anı anımsatıyordu.
Ama kısa bir süre sonra o lanetler olası anı hatırladığımda içim bi buruklaşmıştı.
Ben o altı yıl önce yerle bir olmuş mehardım şimdi.
O ise onu ardında göz yaşları , paramparça olmuş kalple tek başına bırakan barlas olmuştu bugün.
O anda bunu bilerek yaptığına adım kadar emin olmuştum.
Çünkü o ben onu ne kadar yaktıysam bir o kadar da fazla bir şekilde beni yakma kararını vermişti.
Fakat şunu bilmiyordu...
Eğer ben o çok istediği Alaner olursam ne ona ne de dünyadaki insanlara tek bir salise nefes aldırırdım...
Ama o bunu bilerek barlas yerine alaner i karşısında görmek istiyordu.
O zaman bende sevgili karıma istediği şeyi elbette verecektim...
Alaner kimseye az gelmezdi. Ve onun caniliği ise bu dünyadaki insanların görmek isteyeceği son şeydi.
Ve Alaner , Azrail böyle bir şeyi istediği için onu ölesiye pişman edecekti.
Çünkü o adam. Barlas ve Alaner. İkisi birbirinin zıt kutubuydu...
Birisi işin sonunla ne olursa olsa bile onunla beraber yanmayı göze alabilecek kadar gözü kara birisiyken...
Diğeri ise sıradan bir kızın aşkı için kendini yakacak kadar gözünü karartırdı.
Çünkü tam aksine o bir kızı bu imkansızlıklar barındıran aşkın veya sevginin içinde göz göre göre yakar.
Sonrasında ise o yaraları kendi yöntemleriyle sorsan sarar.
( o sarma şekiline ise bin tane şahit gerekir tabikide. )
Daha sonra da en cani yöntemlerle tekrardan yakardı...
🌓
~~~ Mehar Arkan ~~~
{ 1 hafta sonra }
En son barlas'la görüşmemin üstünden bir hafta geçmişti. Gerçekten hiç bir olayın dahi olmadığı koskaca bir hafta...
Ona o gün söylediğim onca şeylerden sonra en azından bana karşı bir atak yapmasını beklemiştim.
Fakat o hiç bir şey yapmamıştı. Ve onun böyle sessiz kalması beni tedirgin ediyordu.
Resmen her gün diken üstünde gibiydim. Çünkü onun bana yapabileceği herşeye karşı hazırlıklı olmam gerekiyordu.
Şu anda ofisimdeki koltuğumdan kalkıp elimdeki viski dolu bardağı sol elimle tutarak , boydan boya camdan oluşan duvarımın önüne geçmiştim.
Tam o anda odama giren asistanımın haline baktığımda bir şeylerin döndüğünü anlamam kısa sürmüştü.
Asistanım arzu endişeli bir sesle " mehar hanım! Akmeriç'in adamları ilk katı basmışlar. Ve ordaki herkesi rehin almışlar. " duyduğum sözlerden sonra elimdeki bardağımla bir hışımla odamdan çıkmıştım.
İlk kata geldiğimde etrafta yerde cansız bir şekilde yatan çalışanlarımı gördüğümde iyice öfkeden deliye dönmüştüm.
Ve o anda içeriye büyük bir hiddetiyle gelen Barlas'la duruşumu iyice dikleştirmiştim.
O benim ofisime gelerek , benim hiç bir suçu olmayan çalışanlarımı sadece benim yüzümden öldürmüştü.
'Ama umarım bunun sonucunu düşünmeden hareket etmemiştir ' diye söylendim kendi kendime.
Çünkü eğer şayet düşünmeden hareket etmişse , bunun sonunda onu çok acı bir ölüm bekliyor olacaktı.
Barlas gözündeki gözlüğünü yanındaki adamına verip , gri gözlerini etrafta gezdirip beni bulduğunda ancak durdurmuştu.
Gözleri beni bulduğu anda bana doğru hızlı bir şekilde yürümüş ve tam karşımdaki yerini almıştı.
Barlas duygusuz bir sesle " o gün ardında yıkılmış bir adam bırakıp gittin fakat sana o adamı aratacağımdan emin olabilirsin. Çünkü bu adamın hiç bir şeye tahammülü yok. Artık şunu bilerek hareket etmen gerekecek. Senin yaptığın her şeyin bedelini masum insanlar ödeyecek. Eğer amacın masum insanların canından daha önemliyse , devam et. Çünkü bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. "
Barlas arkasını dönüp omzunun üzerinden bana baktığında " senin güneşin senin uğruna ölebilirdi bile. Fakat sen onu kendi ellerinle öldürmeyi seçtin. Ve şimdi o aşkı hiç bir kimse kurtaramayacak..."
Barlas sözlerini tamamladığı zaman ardına bile bakmadan adamlarıyla çekip gitmişti.
O gittiği zaman elimdeki viski bardağı elimde paramparça olmuştu.
Elimdeki cam parçalarını umursamadan sıkmaya devam ediyordum.
Neredeyse zeminde küçük bir kan gölü olmuştu bile.
Eğer şu anda etrafımdaki korkmuş çalışanlarım olmasaydı , aklımı kaybedene kadar her tarafı dağıtırdım.
Sonrasında ise önceden de yaptığım gibi ciğerlerimi mahvedene kadar sigara içip , hastanelik olana kadar alkol kullanırdım.
Fakat şuan bunu yapamazdım.
Çünkü eğer ben diz çökersem , bütün masum insanları katledecek canavarları çok iyi tanıyordum. Ve tabiki bütün bu kabusların başını çeken canavarlarıda.
Derin bir nefes aldıktan sonra arkamda duran çalışanlarıma dönmüştüm. " hiç birinizin korkmasına gerek yok. Ben olduğum sürece size ve ailelerinize hiç bir şey olmayacak. Bu ay izinlisiniz. " deyince herkes ilk bir şaşırsada sonrasında kabul etmişlerdi.
Herkes ofisi terk edince ben ofisimdeki yatak odama geçmiştim.
Direkt banyoma geçip kıyafetlerimi çıkarmadan duşa kabine girip buz gibi bir suya teslim etmiştim kendimi.
O an sadece buz gibi suyun içimdeki yangını söndürmesini dilemiştim fakat o hiç bir şekilde içimdeki yangını söndürmüyordu.
İçimdeki bu sönmek bilmeyen yangının sebebi , barlas'a duyduğum ve sebebsizce kalbimde yer alan aşkımdan kaynaklanıyordu.
Ne kadar zaman o buz gibi suyun altında kalmıştım bilmiyordum. Fakat vücudumu iyiden iyiye hissetmemeye başlamıştım.
Sanki vücudumun tüm kontrolünü kaybetmiş gibiydim.
Daha fazla dizlerim beni ayakta tutmayınca üstlerine çökmüştüm. Ellerimi ise duvarın üstünden yumruk yapmaya başlamıştım.
Neden?.
Neden bedenim bile hissizleşiyorken , içimdeki ateş bir türlü sönmüyordu.
İşte bunu anlamıyordum.
Onun ruhu şuan da huzurluyken , benim ruhum ve benim kalbim neden acı çekiyordu?.
Bu haksızlık değil'miydi?.
Barlas Alaner Akmeriç...
O kendi canını yakmaktan bile çekinmeyen bir kadına canının önemini göstermişti.
Fakat o canın sonunuda kendi elleriyle kesmişti. Onun ölümüne sebep olmuştu.
Fakat neden halen daha bana baktığında gözlerinde gördüğüm o aşk yerinde duruyordu.
Fakat eğer bunlar gerçek olmuş olsaydı benimle beraber yanmayı göze alan bu adam nasıl olurda sadece benim yanmama göz yummuştu.
Ya da benim onun bu yüzünü göremeyecek kadar gözlerim mi kör olmuştu.
Ya da halen daha bir nebze olsun masumluğum kalmıştı içimde bir yerlerde.
Masumluk?.
Ve ben...
Ne kadar şaşırtıcı değil'mi?.
Birbirine zıt olan kelimelerin aynı cümle içerisinde kullanılması...
Barlas Alaner Akmeriç...
Benim tüm kurulu düzenimi alt üst etmişti. Beni bir insandan canavara çevirmişti.
Ama bilmiyordu...
Azrail yandığı kadar yakmazdı. O daha da vahşice bir şekilde yakardı canını acıtan kişiyi...
Ve Barlas Alaner Akmeriç , bunun en büyük örneği olacaktı.
Ve ben onu öldürdüğümde iyi biliyordum ki , Mehar'da onunla beraber sonsuza dek ölecekti...
Azrail tek mehar'ın aşkının katilini değil , suçsuz olan mehar'ın kendisininde katili olacaktı.
Ve bu Azrail'in ilk ve tek öldürdüğü masum insan olacaktı...
🌓
~~~ Barlas Alaner Akmeriç ~~~
Hayat öyle gariptir ki...
Sizin önünüze bazen bir anda anlamakta bile çözülemeyecek miş gibi gözüken bir soru yığınını koyar ve onları bu kadar kısa bir zaman dilimi içerisinde çözmenizi ister.
Fakat tam çözdüğünüzü zannettiğiniz sorular anında farklılaşır ve o anda ne yapacağınızı bilemeyecek halde öylece ortada kalabilirsiniz.
Tam şu anda bu duruma düşmüştüm.
Hayatımdaki bütün sorunları hallettiğimi düşünüp rahatlayacakken , hayat içimden dahi çıkamayacağıma inandığım sorunları önüme koymuştu.
Resmen mutluluğum benim en büyük düşmanım oluvermişti.
Hayatımın aşkıyla evlenip mutlu yaşayacağıma inandığım anda , hayat son anda herşeyi çözülemeyecek bir kördüğüme çevirip gitmişti.
Ve o anda hiç bir zaman yapamayacağım şeyleri yapmak zorunda kalıyordum.
Sırf o kördüğümü çözebilmek için. Sırf hayatımın ve kalbimin sahibine kavuşabilmek için.
Bugün de onu yapmıştım.
Sırf mehar'ın gözünü biraz olsun korkutabilmek ve ona eski barlas olmadığımı kanıtlayabilmek için pek çok masum insanın canına kast etmiştim.
Ama o an ki haline ve gözlerinin içindeki duygu geçişlerini gördüğümde amacıma ulaştığımı anlamıştım.
Fakat nedense bu beni rahatlatmamış , aksine daha da germişti. Sanki çok yanlış bir yolda ilerliyor gibiydim.
Ama bu zerre kadar umurumda değildi.
Çünkü mehar amacı uğruna benden vazgeçebiliyorsa , bende ona kavuşabilmek için ona ondan vazgeçtiğimi bir süreliğine hissettirebilirdim.
Ama sırf sadece onun için atan bu kalbim tam tersini haykırıp duruyordu. Ve o an kalbimi içimden söküp atmak istiyordum.
Hep aynı şey oluyordu...
Mehar bana bir şey yaptığında kendisi bunun için zerre kadar üzülmüyorken , ben ise ona ufak tefek zararlar verdiğimde dahi kendimi öldürmek istiyordum.
O beni bir bilinmezliğin ortasında bırakıp çekip gitmişti.
Ama ben o bilinmezliğin içinde tek başıma savrulup yok olmaz , onu da kendimle beraber yok ederdim.
Bundan sonra mehar istediğini yapabilirdi.
Çünkü bundan sonra karşısında göreceği adam sadece aşkı uğruna ölmeyecek , aşkı uğruna can da alacaktı. Ve o çok güvendiği Azrail bile onu durduramayacaktı.
Azrail'in yandığı kadar yakmadığını iyi biliyordum. Fakat o benim söz konusu özellikle kendisi olduğunda yandığım kadar yakmadığımı çok iyi biliyordu.
Bizim dünyanın gerçekler algısına dahi sığmayacak kadar sıradışı bir aşkımız vardı.
Ne bu dünya ne de mehar'ın koruma kalkanı olarak kullandığı bu Azrail , bu aşkı benden söküp alabilirdi.
Çünkü bu Aşk benim tutkumdu. Bu Aşk benim yaşama sebebimdi. Bu Aşk benim korkunç gücümün ardındaki temel kaynağımdı...
🌓
Şuan öylece tekli koltuğumda bacak bacak üstüne atmıştım. Gömlek düğmelerimin hepsini açmış bir şekilde içki içiyordum.
Diğer boş duran elimde ise mehar için çerçevelettiğim bir fotoğrafı vardı.
O fotoğrafı her gördüğümde öfkem iyice harlanıyordu.
Neden mi nefretim harlanıyordu? Çünkü o fotoğrafı nikahlandığımız gün çekmiştim.
Mehar ona aldığım beyaz orkideleri elinde tutmuş , yüzüne yaklaştırıp o büyüleyici gülümsemesini yakalayıp , gizlice çektiğim bir fotoğraftı.
Aslında bu fotoğrafı ona özel bir anımızda göstermeyi planlamıştım. Fakat mehar herşeyi mahvetmişti.
Neden arkamdan iş çevirmek yerine direkt bana söylememişti. Neden beni sırtımdan vurmayı tercih etmişti.
Kabul ediyorum.
Bende onun arkasından iş çevirmiştim fakat ben onun mutluluğu için saklamıştım , Esfandiyar örgütünün kurucusu olduğumu.
Fakat o benim mutluluğum için değil , mutsuz olmam için bunları yapmıştı. İkimizin arasında fark vardı.
Belki ikimizde birbirimizin arkasından iş çevirmiştik fakat amaçlarımız tamamen farklıydı. Ve bunu ikimizinde bildiğinden emindim.
Ben onun için herşeyi yapabilecekken , onun için herşeyden vazgeçebilecekken o yine en sondan başlamıştı.
O yine beni yok etmekten başlamıştı. Ve az kalsın başarmıştı da...
O aşkı uğruna can verebilen bir adamı öldürmüş yerine aşkı uğruna can alan bir adamı getirmişti.
Fakat bundan adım kadar emindim ki bu yaptığı yüzünden onu çok pişman edecektim. Her ne kadar karşımda AZRAİL dahi olsa , bunu yapacaktım.
Çünkü Barlas Alaner Akmeriç sınır nedir bilmezdi. O sınırları aşan değil , sınırları koyan belirleyen bir adamdı. Ve de hep öyle olacaktı.
Eğer biri onun özgürlüğüne el koyarsa , onu öyle bir hale getirirdi ki , bunu gizli bir şekilde bile yapmaz tam aksine tüm insanlığın önünde onu ölümden beter hale getirir ve gerekeni ise insanlığa bırakırdı.
Ve beni o şefkatli , merhametli barlas'ı sonsuza kadar öldürüp , kimseye acıması olmayan alaner'i hayatta tutan bu kadın için bu az bir cezaydı...
🌓
Masamın üstünde duran telefonumun çalmasıyla düşünlerimin içinden kopmuştum.
Telefonumu aldığımda gizli bir numaranın aradığını görmüştüm.
Kim beni gizli bir numaradan aramaya cesaret edebilirdi ki?.
Aramayı cevapladığımda telefonumu hoparlöre almıştım. Ve duyduğum sesle kalakalmıştım.
Mehar duygudan yoksun çıkan sesiyle " sen yabancı numaralarıda mı açar oldun barlas? "
Mehar'ın konuşmasından sonra ciddi bir ses tonuyla " ben barlas değilim! Ben alaner'im! Unutmuş olamazsın. Oo! Senin önemsiz anları unutma gibi bir huyun olduğunu unutmuşum! "
Mehar'ın sözlerimden sonra bir süre boyunca hiç bir kelime etmemişti. Aslında söylenecek bir şey'mi kalmıştı ki değil'mi?.
Mehar'ın suskunluğundan iyiden iyiye gerilmeye başlamıştım.
Neden bir şey söylemiyordu?.
Eğer konuşmayacaksa niye aramıştı?.
Artık bu sessizlikten iyiden iyiye sıkıldığım için sabırsızlığımı iyiden iyiye belli eden sesimle " neden aradın beni? Zamanımı seninle boşa harcamak istemiyorum. Ne söyleyeceksen söyle ve kapat telefonu. "
Mehar'ın derin bir iç çektiğini duymuştum.
Mehar anlamlandıramadığım
bir ses tonuyla " sadece boş ver.
Sonra görüşebilirsek , görüşürüz Alaner..." ve bir anda telefonu yüzüme kapatmıştı.
Ne yani?
Bu kadar'mıydı?
Öylesine aramıştı öyle'mi?
Nedense buna bir türlü inanamıyordum.
Sen ne yapmaya çalışıyorsun mehar?
Bir anda bana beni sevdiğine inandırıyorsun. Bir anda ise ezeli bir düşmanımmışsın gibi hissettiriyorsun.
Sen gerçekte kimsin mehar?
Benim düşmanım AZRAİL'mi?
Yoksa...
Benim karım , sadece bana ait olan meharım'mı?
Sen gerçekte kimsin?
🌓
~~~ Mehar Arkan ~~~
Ben neydim?
Büyük bir aptal'mı?
Duygularını yok ettiğim adamı hatta daha da mahvetmek istediğim adamı ne akılla aramıştım ki?
Gerçekten kendimi hiç anlamıyordum. Hep onu yok etmek istediğimi söylüyordum. Fakat bunu yapabilecek kadar cesaretim varmıydı ki?
Hiç kimseye acımayan ve cezasını anında kesen ben. Neden konu o olunca çaresizmiş gibi hissediyordum. Neden güçsüz düşüyordum.
Neden herşeyi yok edebilecek kadar gücüm varken onu yok edemiyordum?
Neden konu o olunca aklım durma noktasına kadar geliyordu.
Neden her yerde onun o lanet yüzünü görmek zorunda kalıyordum?
Her ne kadar böyle şeyler yaşıyor olsamda bizim sonumuz zaten kesinleşmişti.
Bu ikimizinde aynı anda başlattığı kanlı oyunda sadece birimizin kuralları geçerli olacak ve sadece tek bir kişinin sonu gelecekti.
Eğer kazanan o olursa onunla beraber de Esfandiyar örgütüde kazanmış olacaktı.
Fakat ben kazanırsam hem bu kan döken ve dünyayı birbirine geçiren bu örgütün sonu gelecek hemde benim duygularımla oynayan bu adamında sonu gelecekti.
Ama onunla beraber ölecek olan biri daha vardı.
O da AZRAİL'in tam zıttı olan Mehar Arkan'dı.
AZRAİL bu kanlı oyunda başarılı olursa onun bu hale gelmesine sebep olup , temeli olan Mehar Arkan'da yok olacaktı.
Ve işte o zaman AZRAİL'i hiç bir kimse durduramayacaktı.
Mehar onun içinde yaşadığı sürede az da olsa merhametli bir insandı.
Fakat o olmadığı andan itibaren AZRAİL şuanda olduğundan daha da cani olacaktı.
Ve işte o zaman bütün acımasız ve cani olan herkesin kabus günleri başlayacaktı...
🌙
Şuan da üstümde duran siyah zarif abiyemle arabamın içinde büyük bir partiye gidiyordum.
Bu partiye katılmamın sebebi , iç işleri bakanının kızının mezuniyeti ve Esfandiyar üyelerinin orada olmasıydı.
Aslında katılmaya hiç niyetim olmasada bakan özellikle orada bulunmamı istemişti.
Çünkü Esfandiyar üyelerinin herhangi bir olay yaratmasından endişe duyuyordu. O yüzden partiye katılmaya karar vermiştim.
Sonunda partinin yapılacağı alana geldiğimde şoför arabamı açar açmaz aşağıya inmiştim. Tam o anda binlerce flaşın yüzüme patlaması kaçınılmaz olmuştu.
Elimi yüzüme götürünce korumalar önüme geçmişti. Elimi yüzümden çekerek salona geçmiştim.
Salona girdiğimde topuklu ayakkabılarımın çıkan sesiyle bütün herkes bana dönmüştü.
Beni gören erkeklerin elinden kadehler yere düşmüştü bir anda. Onları böyle görmek her ne kadar egomu tatmin etsede bunu umursamamayı tercih etmiştim.
Bir anda bana doğru koşarak gelen bakanın kızıyla yönümü ona çevirmiştim. Yanıma gelir gelmez bana öyle bir sarılıyordu ki , resmen bunalmıştım.
Gerçekten!
Biri şu kıza böyle sarılmaması gerektiğini söylemeli!
Kollarını benden çekince " gerçekten! Mezuniyet partime katıldığına inanamıyorum! Resmen arkadaşlarım bunu duyunca kıskançlıktan çatlayacak! "
Samimi ve bir o kadar heyecan barındıran bir sesle söylemişti bunları.
Sonra arkadan ona seslendiklerinde bana doğru dönerek " benim şimdi gitmem gerek. Partinin tadını çıkar güzellik! " demiş ve göz kırparak yanımdan ayrılmıştı.
O yanımdan gittiğinde bakanın bana doğru baktığını görmüştüm. Resmen gözlerinde bana karşı öyle bir güven vardı ki olduğum yerde kalakalmıştım.
Neyse ki gözünü benden ayırmış ve yanındaki adamlarla sohbete dalmıştı.
Salonun ortasından ayrılıp , tam camın kenarında köşede duran boş bir masaya geçmiştim.
Bir süre sonra karşıma geçen kişiyle kalakalmıştım. Bu sude'den başkası değildi.
Ama rengi solmuş saçlarını ise biraz kısaltmıştı. Ama sol parmağında gördüğüm alyansla abimle halen daha evli olduklarını anlamıştım.
Sude derin bir iç çektikten sonra içindeki hüznü birebir yansıtan sesiyle konuşmaya başlamıştı." neredeydin mehar? Savaş ve ben ne hale geldik biliyor'musun? Hem tek ikimiz değil. Abim ikimizden daha da çok çökmüştü. Seni aramadığı tek bir saniyesi bile olmadı. Neler oluyor size? Neden yaptın bunları? "
Üzgünüm sude...
Abinin kurduğu örgüt öyle bir örgüt ki insanları bazı kurduğu oyunlarla tuzağa çekiyor , sonrasında ise devletin içinde büyük bir kaos yaratarak büyük bir soykırıma sebebiyet veriyordu.
Ve maalesef ki bir çok devlette çıkan soykırımın en büyük nedeni o'ydu. Her ne kadar onun bu yaptıklarının karşılığını ona misliyle versemde aklı başına bir türlü gelmemişti.
En sonunda ise bunu Türkiye ye yapmaya niyetlendiğinde ben her zaman ki gibi karşısına çıkmış ve bunu engelleyebilmeyi başarmıştım...
Ama o ve Esfandiyar örgütü hiç bir türlü yenilgiyi kabul dahi etmemişti. Tam aksine benim bu yaptıklarım onları daha da acımasızlaştırmıştı.
Ama bu beni zerre kadar korkutmuyordu.
Ben tek bir masum insanın bana ihtiyacı kalmayana kadar buna devam edecektim.
Her ne kadar beni katil olarak bilecek olsalar bile...
Sude derin bir iç çektikten sonra " her zaman ki gibi susacak'mısın? Bundan ne anlamalıyım söyler'misin? "
Lacivert gözlerimi onun yüzüne döndürmüştüm. " ne anlamak istiyorsan onu anla! Zaten zamanı geldiğinde bütün herşey ortaya çıkacak. "
Sude kavisli kaşlarını çatarken " neden böyle olmak zorundasın! Neden hep soğuksun herkese karşı. Ne yani? Herşey ortaya çıkınca senin yaptığın hataların affedilebilecek'mi zannediyorsun?! Sana söylüyorum mehar! Her ne yapıyorsan yap fakat sakın abime ve kocama zarar vermeye kalkma! Senin gibi cani bir katilin neler yapabileceğini asla tahmin bile edemiyorum! "
Sude bunları söyler söylemez yüzüme nefretle ve tiksinircesine bakarak arkasını dönüp gitmişti.
Bu tip sözleri sude'den duymayı hiç beklemiyordum.
Ne yani , en başından beri beni
duygusuz ve acımasız bir katil olarak'mı görüyordu?
O zaman abim?
Abimde'mi onlarla aynı düşünüyordu.
Abim kardeşinin bu kadar cani birisi olabileceğini düşünemezdi değil'mi?
Ya düşündüyse ya da artık inanmışsa...
Eğer inanmış olursa bu beni paramparça ederdi fakat öldürmezdi.
Sadece o cam parçaları içimdeki mehar'ı günden yok etmeye yarardı. O kadar...
Biliyordum bir gün katil olmadığım ortaya çıkacaktı ve insanların benim hakkımda ki düşünceleri değişecekti.
Ve bana minnettar olacaklardı. Böyle
bir insan olup onları kurtardığım için...
Fakat Azrail onların kurtarıcı meleği olacakken , benim ise ölüm meleğim olarak kalacaktı. Çünkü Azrail milyonlarca kişiye hayat verebilmek için masum ve günahsız birinin hayatına kast etmişti.
Ve ben bunun için ne Azrail'i affedecektim ne de ona hayat veren
ve hayatta kalmasına sebebiyet veren canileri...
Beni daldığım düşünce girdabından kurtaran şey ruhumun ve kalbimin katilinin sesiydi.
Barlas kollarını göğsünde bağlamış bir vaziyette tüm kibriyle bana doğru bakıyordu.
Barlas " düşünmenin veya masallara dalmanın zamanı değil , Azrail! Uyan peri masalından ve gerçeklerle yüzleş! " bu sözleri öyle duygudan yoksundu ki az da olsa şaşırmıştım. Çünkü ilk defa sesi bu kadar hissiz çıkmıştı.
Gözlerimi onun grileriyle buluşturduğumda , orda yanan nefret ateşi benimde içimi yakmıştı.
Sanki o ateşte beni sonsuza kadar yakmak istiyor gibiydi.
Ama bilmiyordu , ben ne kadar yanarsam onu da o kadar yakacaktım. Hem de iki misliyle...
Bu kalbimizde var olan aşk ateşi bizi yakıp küle çevirmişti. Ve en acı olanı ise biz yaralarımıza bir merhem dahi olamıyor oluşumuzdu.
Sol kaşımı yukarı doğru kaldırıp , sol elimin işaret parmağıyla onu göstermiş ve konuşmaya başlamıştım. " ben masalları dahi unutmuşken nasıl masallara daldığımı düşünebilirsin? Ve düşüncelere dalması gereken ben değil , sensin kocacığım! "
Sondaki kelimeyi kendime göre tiksinircesine söylemiştim fakat onun tavırlarına bakacak olursam bunu pek de becerememiştim.
Barlas kollarını göğsünden çözdüğü gibi gözlerinde gördüğüm ışıltılarla konuşmaya başlamıştı. " ne dedin sen? Tekrar söyle! "
Bunu resmen bana ve bu yaralı kalbime , aşkımıza bir umut ver dercesine söylüyordu.
Tam o anda Orhun Akmeriç'in kahkasıyla başımı ondan tersine tarafa çevirmiştim. Ve bir anda misafirlerin cebinden çıkarttığı silahlarla kalakalmıştım.
Ne yani? Bu bir komplo muydu?
Bakan'ın bana karşı korku dolu gözlerle baktığını gördüğümde şaşırmamın veya tereddüte bile girmemin zamanı olmadığını anlamıştım.
Barlas'a baktığımda gözlerinde gördüğüm şey ile herşeyi bildiğini anlamıştım.
Eğer amacıma son vermezsem benim yanımda duran her bir insanı ortadan kaldıracaktı. Ve bunun en başında bakan vardı. E o zaman o benim...
Orhun Akmeriç kibirli bir şekilde yanıma gelmişti. " gerçekten akıllı çıktın Azrail! Oh ya da devletin en sağlam adamı mı demeliyim? Sen bizi gerizekalı mı mı zannettin! Şimdi seni ve bu ülkeyi nasıl birbirine düşüreceğiz bak ve gör! "
Ellerimi öyle bir yumruk yapmıştım ki , ellerim bembeyaz olmuştu.
Çenemi ona doğru dikleştirmiş ve küçümseyici bakışlarımla onu süzmeye başlamıştım." öğrenmen zerre kadar umurumda değil! Neyse artık benimde saklayacak bir şeyim kalmadığına göre artık bütün kapalı duran kartlar açılacak demek oluyor! "
Masaya doğru gidip aldığım bardakla tekrardan önüne geçmiştim.
Orhun ilk başta ne yaptığımı anlamasa da bardağı elimle yaptığım küçük baskıda paramparça etmiştim.
Orhun bunu yaptığımı görünce
' sen deli'misin? ' bakışları atıp duruyordu.
Orhunun yüzüne bakarken alttan alttan tehdit savurduğum sözcüklerimi dudaklarımdan salmaya başlamıştım. " ne oldu yüzünün rengi gitti. İşte benim size yapacağımın küçük bir göstergesiydi bu. Sizin gibi şeytanlar her ne kadar güzel gözükse de kırılabilecek kadar hassassınız. Ve size yapılan en küçük bir şey sizde ağır bir hasar bırakır. Ama ben size sadece zarar vermeyeceğim , ben sizi paramparça edeceğim. Ve o parçalarınız her ne kadar beni kanatsa bile zerre kadar umurumda olmayacak. Çünkü ben bu acımasız dünyada sırf benim gibi başka insanlar zarar görmesin diye yaşıyorum. Ve yaşamayada devam edeceğim. Eğer olurda canlarıma dokunursan , ben yandığım kadar yakmam! Bunu bil! "
Orhun Akmeriç yüzündeki korku dolu ifadeyi kibirinin arkasında bırakarak konuşmaya başlamıştı. " bunlar güzel sözlermiş Azrail! Ama bunları yapabilmen için şuan buradan canlı çıkman gerekmez'mi? Ve sana söyleyeyim. Buradan asla canlı çıkamayacaksın! "
Ve bir anda patlayan silahla gözlerimi
o yöne doğru çevirmiştim. Ve keşke görmez olsaydım dedim.
Bakan kızının önüne siper olmuş
ve kalbine çok yakın bir şekilde vurulmuştu.
Bakanın kızının ' Azrail yardım et ' diye haykırışı ile oraya doğru ilerlebilmeyi akıl edebilmiştim.
Tam o anda ise orhun önüme geçmiş
ve beni omuzlarımdan geriye ittirmişti.
İşte tam o anda etrafımı yirmiye yakın adamın sarması bir olmuştu. Etrafımda çember olmuş silahlarını direkt üstüme tutuyorlardı.
Gözlerim bir anlığına barlas'a kayınca sanki yerinde zor durduğunu görüyordum.
Sanki o anda ölmememi istiyor gibiydi.
Aslında uzaktan bakınca benim ölümümü bekleyen bir adam gibi görünüyordu. Fakat gözlerinin içine baktığınızda ölmemi istemiyormuş gibi gözüküyordu.
Gerçekten!
Biz ne yaşıyorduk barlas?
Sen ve ben öyle bir arafta kalakalmıştık ki. Ruhlarımızı sanki birisi oraya zincirleyip gitmişti. Ve biz ne o araftan kurtulabiliyorduk , ne de ruhlarımızı esir tutan o zincirleri kırabiliyorduk.
Çünkü bizim ne o zincirleri kırabilecek kadar gücümüz kalmıştı , ne de o kadar bekleyebilecek kadar sabrımız kalmıştı.
Çünkü bizi bu hayat o kadar
tüketmişti ki...
İşte o yüzden birbirimizin yaralarını sarmayı denemek yerine birbirimizi daha da çok kırıyorduk.
Çünkü biliyorduk...
Biz ne kadar kırılsakta , ölümle burun buruna gelsekte yine de bir şekilde
bir araya geliyorduk. Ve belki de kaderin bize yaptığı en garip sürpriz
bu oluyordu...
🌓
Evet!
Bölüm hakkındaki düşünceleriniz neler?
Sizce Azrail ne yapacak bundan sonra?
Sude'nin tavrı hoşmuydu sizce?
Ve son soru...
Sizce Barlas mehar'dan vazgeçebilir'mi?
Bölümü okuduğunuz için teşekkürlerimi sunuyor ve hepinize iyi günler diliyorum , ay parçalarım 🌓...
Yazar : N.R.K
