9. bölüm / 9
VALESTİR’İN SESSİZLİĞİ9.BÖLÜM BU O.. SÜRGÜN PRENS
Bölümler 9Şu an: 9.BÖLÜM BU O.. SÜRGÜN PRENS
- 1 1.BÖLÜM SÜRGÜN PRENSİN ÇAĞRISI1.876 kelime
- 2 2. BÖLÜM BU BİR VEDA1.199 kelime
- 3 3.BÖLÜM ZAMANI GELDI MI?1.118 kelime
- 4 4.BÖLÜM HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ HAYAL?1.722 kelime
- 5 5. BÖLÜM YAZILAN AMA İTAAT ETMEYEN1.474 kelime
- 6 6. BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİR1.357 kelime
- 7 7. BÖLÜM TÜNELİN SONUNDAKİ BEYAZ IŞIK1.017 kelime
- 8 8.BÖLÜM ASTERİYA’NIN BEKLENMEDİK GELİŞİ1.308 kelime
- 9 9.BÖLÜM BU O.. SÜRGÜN PRENS1.376 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Nicedir benim peşimdeydin, heryerde aradın.. İşte burdayım, tam karşında”
Soğuk, tenime işleyen bir bıçak gibi bedenimi sararken ciğerlerime dolan koku midemi altüst etti.
Çamur.
Rutübet.
Çürümüş yapraklar ve ölmüş canlılara has o mide bulandıran koku.
Görüşüm netleştiğinde gördüğüm manzarayla neredeyse nefesim kesildi.Burası az önceki aydınlık orman değildi.
Ağaçlar yeniden çıplaktı. Hava karanlıktı ve etraf sisle kaplıydı. Bakışlarım yavaşça bedenimden aşağı kaydı.
Bedenlerimiz belimize kadar bataklığın içindeydi.“Kahretsin..” diye fısıldadım. Buradan nasıl kurtulacağımıza dair hiçbir fikrim yoktu. Etrafta tutunabileceğimiz hiç birsey yoktu ve gittikçe daha çok batmaya başladığımızı hissedebiliyordum.
Simge de yavaşça ayılmaya başladı. Bulunduğumuz durumu fark ettiği anda vereceği tepkiyi tahmin etmek hiç de zor değildi.Demek ki gördüğümüz o bahar manzarası gerçek değildi.Bir yanılsama, bir tuzaktı.
Ve biz bunu anlamakta çok geç kalmıştık.
“Simge,” dedim, sesim hafif titreyerek çıkmıştı “Bak, panikleme tamam mı? Bir yerde okumuştum. Bataklıkta ne kadar çok çırpınırsan, seni okadar hızlı içine çekermiş. Lütfen hareket etmemeye çalış.”
Simge gözlerini tamamen açtı.Önce bana baktı.Sonra bataklığa.Sonra tekrar bana.
“Derin,” dedi. “Buraya nasıl düştüğümüzü sormayacağım bile. Ama senin bu tür bilgileri neden okuduğunu gerçekten merak ediyorum. Hangi normal insan bataklıklar hakkında bir şey okur?”
“Gerçekten takıldığın nokta bu mu? Özellikle açıp bataklık hakkında bilgiler okumadım herhâlde. Takip ettiğim ilginç bilgiler sitesinde önüme çıkmıştı.”
“Harika. Peki o ilginç bilgiler sitesi buradan nasıl çıkacağımızı da yazmışmıydı?”
Cevap vermeden önce biraz düşündüm.Etrafı çaresizlikle taradım. Tutunabileceğimiz bir dal, bir kök, bir taş… hiçbirşey yoktu.Sis gittikçe yoğunlaşıyordu ve bataklık yavaş yavaş yükseliyordu.Zaman ilerledikçe daha fazla batıyorduk. Gözlerimizi açalı kısa bir süre geçmişti ama neredeyse göğsümüze kadar ulaşmıştı.
Çırpınmamamız gerektiğini biliyorduk ama can havliyle kıyıya yaklaşmaya çalışmıştık ve bu yüzden de daha hızlı batmıştık.
Artık umutlarımız tükeniyordu.
Simge’nin korkudan bembeyaz olmuş yüzüne baktım.Ve içimdeki suçluluk duygusu beni bir kez daha boğdu.
Onu buraya ben sürüklemiştim.
Tam o sırada kıyıdan bir ses geldi.İkimiz de aynı anda başımızı sesin geldiği yöne çevirdik.
Birileri geliyordu. Şükürler olsun..
Seslenerek yerimizi belli edip yardım istemeye çalıştık.Ama sonra gördüğümüz şeyle son umudumuz da tükenmiş oldu.
Karşımızda Kocaman ve kana susamış bir kurt duruyordu.Ama bu bildiğimiz kurtlardan değildi.Normal bir kurdun neredeyse iki katı büyüklüğündeydi. Gri postu sisin içinde gümüş gibi parlıyordu ve kan kırmızısı gözleri bir saniye bile üzerimizden ayrılmıyordu. Dişlerinin arasından çıkan hırıltı seslerle, her an bize saldıracakmış gibi duruyordu.
Artık bataklıktan çıkmak da bir kurtuluş değildi.Çünkü kıyıda da artık bizi ölüm bekliyordu.
Simge ile göz göze geldik.İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.Her iki ihtimalde de ölecektik.
Alacakaranlık filminde Bella Swan´nın dediği gibi “Nasıl öleceğimi hiç düşünmemiştim” şimdi şuan içine düştüğüm duruma kadar belki de daha önce hiç nasıl öleceğimi düşünmemiştim.
Hangi insan nasıl öleceğini düşünmek ister ki?
Hayatın bizi sonu düşünmekten alıkoyan o tatlı koşuşturmacasından başımızı kaldırmak hepimize zor gelirdi. Elbette hepimiz birgün öleceğimizi biliyorduk ama yine de o an gelip çattığında öylece teslim olmak zor geliyordu.
Çünkü insanoğlunun hep bir keşkesi hep bir pişmanlığı olurdu.
Keşke annemi öylece arkamda bırakıp gitmeseydim. Onu anlamaya çalışmadığım için pişmandım.Bunu itiraf etmek belki de benim için en zor olanıydı ama keşke babamı dinlemiş olsaydım. Beni yöneten öfkenin bana yaptırdıklarına şuan fazlasıyla pişmandım.
Onu affetmiş değildim ama bir bilinmezle şimdi ölecek olmak canımı yakıyordu.
“Dero…” dedi Simge. Sesi titriyordu.“Böyle duygusal konuşmaları yapmak benim için hep zor olmuştur ama sanırım zamanı geldi. Seni tanıdığım için mutluyum arkadaşım. Beraber geçirdiğimiz her an için minnettarım. Sakın kendini suçlama. Senin yanında olmayı ben seçtim. Burada olmam tamamen kendi kararım.”
Gözlerim doldu. Bana veda eder gibi konuşması içine düştüğümüz durumun acı gerçekliğini bana bir kez daha hatırlatmıştı.
Tam bir şey söylemek için dudaklarımı aralamıştım ki üzerimize doğru gri bir duman süzüldü.
Yine o varlık.
Daha önce gördüğümüz hayaletimsi şey.Kıyıdaki kurt onu görür görmez hırlamasını artırdı. Büyük keskin dişlerini iyice ortaya çıkardı. Sanki o varlığın gelişi onu öfkelendirmişti.
“Simge,” dedim dikkatle. “Sanki bu şey bize bir şey anlatmaya çalışıyor.”
“Bizi öldürmekle tehdit eden bataklık ve kurttan farklı bir amacı olduğunu düşünmüyorum. Üç farklı yolla ölmek ne büyük ayrıcalık.”
Ama ben Simge´nin aksine bu hayaletin amacının bizi öldürmek olduğunu düşünmüyordum. Sürekli etrafımızda dönüyor, sonra bir yönü işaret ediyordu.
Bataklık çenemize kadar ulaşmıştı ve nefes almak zorlaşıyordu.Hayalet bu kez kulağıma kadar yaklaştı ve bilmediğim bir dilde bir şeyler fısıldadı.
Anlamadığımı fark ettiğinde tam karşımıza geçti ve sonra mırıldanmaya başladı. Bataklığın üzerinde beyaz ışıkla parlayan bir hortum oluştu.
Daha biz ne olduğunu anlayamadan ışık hızıyla bizi içine çekti ve hızla dönmeye başladık. Gözlerimizi tekrar açtığımızda artık bataklıkta değildik.
Kurtta yoktu.
Kurtulmuştuk!
Her yerimiz çamur içindeydi, iğrenç koluyorduk. Üzerimizde çamuru ellerimizle biaz olsun temizlemeye çalıştık.
Karşımızda her hareketimizi sessizce izleyen o gri varlık vardı. Yine ormadaydık, henüz buradan kurtulamamıştık. En azından artık ölümle burun buruna değildik.
Buraya geldiğimizden beri yaşadıklarımızı düşündükçe delirmenin eşiğine geliyordum. Az önce ölümden dönmüştük.. Düşüncelerim birbirine girmişken histerik bir kahkaha krizine tutuldum. O kadar çok gülüyordum ki karnıma Ağrılar girmişti. Simge şok olmuş bir vaziyette beni izliyordu.
Delirdiğimi düşünüyordu.
Zar zor bastırabildiğim kahkahaların arasından zorlukla konuştum “Kurtulduk.. dedim. “Simge… resmen ölümden.. döndük.”
“Derin kendine gel bak zaten,zor ayakta durmuyorum. Sakın şimdi delireyim deme!”dedi ve kendini yere atıp sırt üstü uzandı “Az önce gerçekten ölüyorduk! Bu gencecik yaşımda kara toprakla buluşacaktım.”
Nihayet kahkaha krizimi durduğumda nefes nefesteydim.“Bir günde yaşadıklarımızdan iki kitaplık hikaye çıkarırım ben.”
Simge’nin bakışları bir anda tehditkârlaştı.“Derin, bak seni boğarım. Kurgu falan yok artık. Görmüyor musun başımıza gelenleri? Ne zaman o uğursuz şeyi yazmaya başladın, hâlimize bak.”
Elimle ağzıma fermuar çeker gibi yaptım.“Tamam. Sustum.”
Ormanın bu bölümü yine farklıydı. Gökyüzü griydi,hava soğuktu ve kıyafetlerimizden çamurdan sırılsıklamdı. Adrenalinin etkisi geçtikce üşümeye başlamıştık. Sanki birazdan yağmur yağacakmış gibi ağır bir sessizlik vardı. Sis yavaş yavaş etrafa yayılıyordu.
Hayalet yeniden hareket etti.Bu kez ondan eskisi kadar korkmuyorduk çünkü sonuçta bizi kurtarmıştı. Demek ki en başından beri bize yardım etmeye çalışıyormuş.Varlık etrafımızda bir tur daha attıktan sonra sisin yoğun olduğu yönü işaret etti.
“Oraya gitmemizi istiyor,” dedim.
“Tabii canım,” dedi Simge. “Bizi az önce bataklıktan ışınlayan hayalet yol gösteriyorsa, dinleyeceğiz tabi. ”
“Daha kötü ne olabilir ki?” dedim.
Simge bana baktı.“Bu cümleyi söyleme bak,Filmlerde bunu diyenlerin başına hep daha kötüsü gelir.”
Muhtemelen haklıydı. Ama ona güvenmekten başka çaremiz yoktu. Hayalet başını yanına eğerek bana doğru yaklaştı. Elimi uzatıp ona dokunmak istedim ama elim havaya kalktığı anda uzağa uçtu.
“Teşekkür ederim, bu yaptığını unutmayacağım Casper.”
Hayalet söylediklerimden sonra hızla etrafimda döndü , sanki minnetimi duyduğuna mutlu olmus gibiydi. Bence ismini de sevdi..
Simge bana tuhaf tuhaf bakti. “Casper mi? Sen o şeye az önce şu çizgi film karakteri olan Hayalet Casper´ın adını mı verdin?”
“Evet ona çok uyuyor hem artık arkadaş olduğumuza göre bir ismi olmalı değil mi ama?”
“Derin ne arkadaşı ya kendine gel. Casper´mış..Ben o şeye hala güvenmiyorum. Yürü hadi gidelim bakalım dediği yere, daha başımıza neler gelecek Allah bilir..”
Hayaletin gösterdiği yöne doğru yürümeye başladık.Sis gittikçe yoğunlaştığı için bir adım ötemizi zar zor görebiliyordum. Eğer önümüzde Casper bize yol gösteriyor olmasaydı çoktan kaybolurduk.Resmen bir hayalete güvenip yolculuk yapıyorduk.
Düşünme Derin.Sadece hayatta kal.
Ağaçların seyrekleştiği ve sisin biraz daha azaldığı bir açıklığa geldiğimizde hayalet aniden durdu. Bize döndü, gözlerinin olması gerken boşluk bir süre bize odaklandı ve hemen sonra yukarı doğru süzülerek gözden kayboldu.
Onun yokluğu içimde tuhaf bir boşluk hissi bıraktı.Bir hayaletin varlığına alışmış olamazdım değil mi?
Şimdi yine yalnızdık.
“Ne yapacağız simdi?” diye fısıldadı Simge.
“Bilmiyorum. Bence devam etmeliyiz, bu yönü gösterdiğine göre burada bir şey olmalı.” dedim.
Açık alanda biraz daha ilerlemiştik ki , duyduğumuz zincir sesi ile durakladık.
Birkaç dakika sonra zincir sesi yakın bir noktadan tekrar yankılındı.İçimde tanıdık bir korku kıpırdandı.
Ben bu anı daha önce yaşamıştım değil mi?
Adımlarım aceleci bir şekilde sesin geldiği yönde ilerlemeye başladı. Simge arkamdan bir şeyler söylüyordu ama onu duymuyordum.
Yürüdükçe buranın tanıdık görüntüsü ile her şey daha da netleşiyordu.
Burayı daha önce rüyamda görmüştüm..
Aniden durdum ve sis yavaş yavaş aralandı.Önce iki kocaman ağacın gövdesi ortaya çıktı,sonra aralarına zincirlenmiş bir adam.
Dizlerinin üzerindeydi ve başı öne düşmüştü.
Nefesim kesildi.
Burası..
Bu adam ..
Adı zihnime düştüğü anda başı yavaşça yerden kalktı.Kehribar rengi gözleri büyük bir nefretle benimkilere kilitlendi.
Bütün bedenim buz kesti.
Aren Ravenor.
Kanlı canlı karşımdaydı..Benim yazdığım karakter..Günlerdir ölüm sahnesini yazmaya çalıştığım adam..
İdrak ettiğim gerçekle kanım dondu. Yani tüm bunların anlamı bu muydu?Sis.
Ağaçlar.
Çatlak hilal işareti.
Soğuk, metalik koku.
Burası Remeltu’daki Sis Ormanları’ydı..
Artik her şey yerine oturmuştu.
Geçit.
Mesajlar.
Rüyalar.
Bütün o tuhaf işaretler, aldığım gizemli mesajlar.Ben bir sebepten dolayı kendi yazdığım hikâyenin içine düşmüştüm. Karşımda,tüm kibir ve öfkesiyle sonunu yazmaya çalıştığım karakterim duruyordu.
Ve sanki bunu biliyormuş gibi bana nefretle bakıyordu.
Biri beni uyandırsın..
Bölüm etkileşimi
