7. bölüm / 9
VALESTİR’İN SESSİZLİĞİ7. BÖLÜM TÜNELİN SONUNDAKİ BEYAZ IŞIK
Bölümler 9Şu an: 7. BÖLÜM TÜNELİN SONUNDAKİ BEYAZ IŞIK
- 1 1.BÖLÜM SÜRGÜN PRENSİN ÇAĞRISI1.876 kelime
- 2 2. BÖLÜM BU BİR VEDA1.199 kelime
- 3 3.BÖLÜM ZAMANI GELDI MI?1.118 kelime
- 4 4.BÖLÜM HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ HAYAL?1.722 kelime
- 5 5. BÖLÜM YAZILAN AMA İTAAT ETMEYEN1.474 kelime
- 6 6. BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİR1.357 kelime
- 7 7. BÖLÜM TÜNELİN SONUNDAKİ BEYAZ IŞIK1.017 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8.BÖLÜM ASTERİYA’NIN BEKLENMEDİK GELİŞİ1.308 kelime
- 9 9.BÖLÜM BU O.. SÜRGÜN PRENS1.376 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Önümüzde yeni ufuklar..
Keşfedilecek çok yer var!”
“Dero, bak bir şey demeyeyim diyorum ama hava karardı ve soğuktan artık hiçbir uzvumu hissetmiyorum. Hadi bize geçelim. Eşyaların da yanında zaten.Suskunluk protestona sıcak bir evde devam edebiliriz bence.”
Yaklaşık üç saattir deniz kenarındaki bankta oturuyorduk. Ekim’in sert rüzgârı Karadeniz’in üzerinden geçip her seferinde içimize işliyordu. Ama artık hissizleşmiştim.İçimde yanan şey çok daha güçlüydü.
Öfke.
Babamın öylece dönmesine hâlâ inanamıyordum. Ama asıl canımı yakan şey annemin onu dinlemek istemesiydi.
Nasıl yapabilirdi bunu?
Bunca yılın üzerine hangi açıklama yeterli olabilirdi?
Düşündükçe daha çok öfkeleniyor, aynı anda içten içe kendimi yiyordum.Onu o adamla evde yalnız bırakmakla doğru mu yapmıştım?
Annemin şu anki ruh hali ile beklide onu kolayca manipüle edebilirdi.Sonra annem yine kırılacaktı..
Bu kez toparlanmamak üzere..
“Yeter artık.” diye geçirdim içimden.Artık onun sorumluluğu bana ait değildi. Seçimini yapmıştı sonuçta değil mi? Bundan sonra sadece kendimi düşüneceğim.
Oh be.. dünya varmış!
Birazda ben bencil olayım.
Dışarıdan bakıldığında sessizdim. Ama içimde kıyamet kopuyordu. Ben hep böyleydim. Her şeyi içimde yaşar, en büyük acıyı kendime yine ben verirdim.Kimseye anlatamıyordum. Simge’ye bile.Ama onu bu soğukta daha fazla burada oturmaya da zorlayamazdım. Biliyordum ki ben kalkana kadar burada benle otururdu.
“Hadi gidelim Simge,” dedim sonunda. “Bu akşam sizde kalabilir miyim?”
“Duymamış olayım şu kibar sorunu,” dedi hemen. “Benim evim senin evin.Ayrıca kaçmak yok! Beraber atlatacağız. Hadi yürü, donmak üzereyim. Biraz daha kalırsak beni buradan kazıyacaksın.”
İstemeden gülümsedim.Gözlerimdeki minneti saklayamıyordum. Can bağınızın olduğu insanların sizi kan bağınız olan insanlardan daha çok anlaması ne kadar garipti.Simge hiç sahip olamadığım kız kardeşimdi.Tam yürümeye başlamıştık ki aniden durdu.
“Derin…” dedi, sesi bir anda ciddileşti. “Şuna bak.”Başımı gösterdiği yöne çevirdim.Sinop Kalesi’nin karanlık siluetinin üzerinde garip bir ışık vardı.Orayı aydınlatan spot ışığı değildi.Sanki kalenin tam ortasından, gökyüzüne doğru yükseliyordu.
“Bu da ne?” dedi Simge. “Her gün buradan geçiyoruz. Daha önce gördüğümü hatırlamıyorum.”
Ben de görmemiştim.Tam bir şey söyleyecektim ki telefonum titredi. Cebimden telefonu çıkardım.Yine bilinmeyen numara.Ekranı açtım. Simge de ekrana eğildi ve mesajı birlikte okuduk.
-Yukarı gel.Tüm cevaplar burada.Seni bekliyorum.-
Okuduktan sonra sadece birbirimize baktık.Hiçbir şey söyleyemedik.
Telefonuma gelen o gizemli mesajların sahibi sonunda karşıma çıkacak cesareti bulmuştu. Ve beni bu yüzleşme için karanlık kalenin en tepesine çağırıyordu.Şuan yapacağım iki şey vardı, ya mesajı görmezden gelip yürüyüp gidecektim yada yapılabilecek en mantıksız hareketi yapıp o kaleye çıkacaktım.
Simge´nin gözlerinde düşüncelerimin aynını görebiliyordum. İkimizinde aynı anda dudağının kenarı kıvrıldı.
“Önden buyurun hanımefendi.” dedi Simge.
Bu bir davetti.
Ve biz çoktan kabul etmiştik.
Gülümsedim. “Beraber batıyorsak sorun yok.”dedim.
Ve düşünmeden kaleye doğru yürüdük. Belki bu yaptığımız şeye daha sonra pişman olacaktık ama şuan için bunu sorgulayacak durumda değildik. Merak mantığımızın önüne geçmişti ve ikimizin de aynı şekilde düşünmesi bazı durumlarda iyi değildi. Tipki şuan olduğu gibi..
Eğer birimiz biraz daha mantıklı düşünüp karar verip diğerini ikna etseydi belki de şimdi çoktan evin yolunu yarılamıştık.
Kalenin merdivenleri akşamın karanlığında ürkütücü bir sessizliğe bürünmüştü.Telefonlarımızın ışığı dışında hiçbir ışık yoktu. Her adımda içimdeki huzursuzluk büyüyordu.On dakika içinde en tepeye ulaştık.Tahta kapıyı açıp dışarı çıktığımızda ikimizde nefes nefeseydik.Rüzgâr burada daha sert esiyordu.
Şehir ayaklarımızın altındaydı. Tuzlu deniz kokusunu ciğerlimize çekerek biraz soluklandık.Ellerimizdeki telefonun ışığını etrafımıza tutarak buraya çıkmamıza sebep olan her kimse onu aramaya başladık. Etraf zifiri karanlıktı ve az önce aşağıdan gördüğümüz o tuhaf Işık yok olmuştu.
Sessizlik ürkütücü bir seviyedeydi. Korkmaya başlamıştım. Bunu bana yapan kadın yada erkek her kimse yaşça bizden daha büyük ve güçlü olabilirdi.Üstelik yanımızda bizi koruyacak hiçbir şey de yoktu. Buraya çıkmadan önce içimde kibirle büyüyen cesaret yavaş yavaş kaybolup yerini tedirginliğe bıraktı.Şuana kadar etrafta bizden başka kimse yoktu.
“Dero…” dedi Simge. “Bu hiç iyi bir fikir değildi.”
Cevap vermedim.Çünkü ben de aynı şeyi düşünüyordum.Etrafımızdaki gerilim her dakika büyüyordu.
Simge titreye titreye yanıma sokuldu “Kızım burasi zifiri karanlık ve ben karanlıktan cok korkarım bilirsin.”
“Sadece karanlık Simge,hepsi nasıl düşündüğünle ilgili. Eğer korkunu belli edersen , karanlık sana görmek istediğini hissettirir. Herşey zihinde biter.”
“Tabi canim böyle bilimsel bilimsel konuşması kolay. Kızım bilmiyor musun ben bilinmeyen her seyden korkarım ve karanlık listenin başında geliyor.”
“Simge şuan korkman gereken son şey bence karanlık olsun. Buraya bir cesaretle çıktık ama çokta akıllıca bir hareket değildi sanki.”
“ Koşarak geri inmek için neyi bekliyoruz?” dedi Simge aynı anda beni çekiştirirken.
Ve tam geri dönmek için hareketlenmiştik ki tahta kapının üzerinde bir ışık parlamaya başladı. Önce çok küçük bir yansıma gibi görünürken gittikçe şekil alıp daha da parlamaya başladı.En sonunda bir hilal seklini alıp parlamaya devam etti. Şimdi kapının tam ortasında kocaman bir hilal parlıyordu ama hilalin üzerinde yukarıdan aşağıya doğru bir çatlak vardı.
Nefesim kesildi.
Öylece donakalmıştık.Ne hareket edebiliyor ne de konuşabiliyorduk.
Gözlerim yavaşça gökyüzüne kaydı. Az önce bulutların arkasında saklanan ay,şimdi yavaşça ortaya çıkmıştı. Soluk ışığı yalnızca kapının üzerindeki işarete vuruyordu sanki. Ay bu gece hilal şeklindeydi.Ne tesadüf ama!
Bir dakika..Kapıda ki hilal..
Bu.. Benim kurgumda bir semboldü.Zihnimde binlerce düşünce birbirine çarpıyordu. Aklıma gelen ihtimallerle kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu. Boğazım kurumuştu. Vücudum soğuktan mı yoksa korkudan mı bilinmez, titriyordu. Zorlukla bulabildiğim sesimle dudaklarımın arasından sadece bir kelime döküldü.“Remeltu..”
Duyduğu tek kelimeden sonra Simge´nin bakışları hızla bana döndü. Bir şey söylemek için dudaklarını araladı ama daha konuşamadan kapıda ki işaret hareketlenmeye başladı. Önce yavaş sonra hızla dönmeye başladı, döndükçe parlaklık daha çok büyüyordu. O kadar parlaktı ki gözlerimizi acıtıyordu.Sonunda büyümeyi bıraktı ve çatlak hilal tamamen kayboldu.
Yerini koca,dönen bir daire aldı.Bembeyaz.
Girdap gibi.
Simge parlak girdabın şiddetli fırtınasına direnmek ister gibi koluma sıkıca sarıldı. “Derinn!..”Sesini zar zor duyabiliyordum.Benden destek almaya çalışıyordu. Ama girdabın çekim gücü o kadar çokk uvvetlenmişti ki yerimde zor sabit kalabiliyordum. Etrafındaki her şeyi içine çekmek için bekleyen bir hortum gibi dönüyordu. Saçlarımız uçuşuyor parlak ışık gözlerimizi yakıyordu. Simge´nin elini sıkıca tuttum ve zorla da olsa adım atmayı başarabildik ve kalenin demir parmaklarına kadar yürüyüp oraya sıkıca tutunduk.
“Derinn. Ne yapacağız şimdi ?Kapı yok oldu..”
Hortumun çekim o kadar şiddetlenmişti ki tutunmamız gittikçe zorlaşıyordu.“Bilmiyorum Simge. İnan ne oluyor bilmiyorum.”
O anda beyaz girdabın içinden garip sesler yükseldi.
Uğultular…Fısıltılar…
Birileri konuşuyordu.Ama anlayamıyorduk.Işık büyümeye devam etti. Tüm görüş alanımızı kapladı ve artık hiçbir şey göremiyorduk.
Tutunduğumuz demirler ellerimizin arasından kaybolmaya başladı. Bir anda yerle bağlantımız kesildi ve çaresizce sürüklenmeye başladık. Işık bizi son süratle içine çekerken son anda el ele tutuşabilmiştik.
Arkamızda kalan her şey yavaşça silinirken son gördüğümüz şey kalenin kapanan tahta kapısıydı.
Bölüm etkileşimi
