5. bölüm / 9
VALESTİR’İN SESSİZLİĞİ5. BÖLÜM YAZILAN AMA İTAAT ETMEYEN
Bölümler 9Şu an: 5. BÖLÜM YAZILAN AMA İTAAT ETMEYEN
- 1 1.BÖLÜM SÜRGÜN PRENSİN ÇAĞRISI1.876 kelime
- 2 2. BÖLÜM BU BİR VEDA1.199 kelime
- 3 3.BÖLÜM ZAMANI GELDI MI?1.118 kelime
- 4 4.BÖLÜM HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ HAYAL?1.722 kelime
- 5 5. BÖLÜM YAZILAN AMA İTAAT ETMEYEN1.474 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİR1.357 kelime
- 7 7. BÖLÜM TÜNELİN SONUNDAKİ BEYAZ IŞIK1.017 kelime
- 8 8.BÖLÜM ASTERİYA’NIN BEKLENMEDİK GELİŞİ1.308 kelime
- 9 9.BÖLÜM BU O.. SÜRGÜN PRENS1.376 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Yapmamız gereken, bize verilen zamanda ne yapacağımıza karar vermektir..”
Bilgisayarın ekranındaki saate baktığımda sabaha karşı dörde geldiğini fark ettim. Kahrolası saatlerdir bunun başındaydım ama yine bir türlü bölümü tamamlayıp paylaşamamıştım. Odama gelip biraz sessizliğin içinde düşündüğüm dakikalarda bir karar aldım.
Önce başladığımı bitirecektim.Zaten beş gündür o kadar çok mesaj almıştım ki, okurlar yeni bölümü paylaşmadığım için büyük bir isyan başlatmıştı. Remeltu evrenine artık veda etmeliydim, planlarım doğrultusunda ilerleyebilmiş olsaydım eğer şu anda çoktan finali paylaşmış ve kurguyu bitirmiş olacaktım.
Ama bugün kesinlikle kararlıydım, bu bölümü bu gece yayınlayacağım!
Hiçbir aksilik beni yıldıramaz!
2 saat sonra...
Bu lanet olası laptopu kırmak için daha neyi bekliyorum ki?
Yedinci kahve bardağını diğerlerinin yanına bırakırken gözlerim yanıyordu.Uykusuzluktan kan çanağına dönmüştü. Şükürler olsun ki bölümü neredeyse final sahnesine kadar yazabilmiştim. Ama final sahnesini yazıp bölümü bir türlü tamamlayamıyordum.
Neden mi?
Yine istediğim cümleleri yazamıyordum.Çünkü ne zaman yazmaya çalışsam,Word hata veriyordu. Kapanıyor ve yeniden açılıyordu. Yaklaşık iki saattir aynı yeri yazmaya çalışıyordum, bir döngünün içinde hapsolmuştum sanki. Sabrımın sınırlarında gezerken vazgeçip bırakmamak için tüm irademi kullanıyordum.
Aren´nin kılıcı anlık bir tereddütle aşağı indi. İmleç bu cümlenin sonunda yanıp sönerken derin bir nefes alıp parmaklarımı klavyeye koydum.Bu kez bitecek.Güneş neredeyse doğmak üzereydi, vücudum bu rahatsız sandalyede oturmaktan tutulmuştu. Artık bu işkence bitmeliydi.
Devam et, dedim kendime. Bitir artık şunu.
İki kardeşin birbirinden acımasızca akıttığı kanlar sisin içine karıştı.Ellerim klavyenin üzerinde bir an durup bekledi. Şükürler olsun... Silinmedi!Hemen devam ettim.
Aren´nin bir anlık tereddüdünden yararlanan Sorin acımasız bir kılıç hamlesi ile kardeşine tekrar saldırdı. Gözlerini bürüyen kin Aren´nin neden tereddüt ettiğini görmesine izin vermiyordu. Aren buradan sadece bir kişinin sağ çıkabileceğini biliyordu ve abisine hiç hak etmediği o fırsatı tanımıştı.Onu yenmesine izin veriyordu.İçinde bir yerlerde kalan o son merhamet kırıntısı Aren´nin kalbini dinlemesini sağlamıştı ve işte kılıcını yere indirirken savunmasız bir şekilde ondan gelecek o son ölümcül darbeyi bekliyordu. Sorin´nin aslında Aren´e karşı hiç şansı yoktu,küçük kardeşi her zaman ondan daha güçlü ve yenilmezdi. Ama iste Aren´i bu karanlığa hapsederken kullandığı o zaafı yine aynı şekilde ona karşı kullanmıştı.
Annesi...
Dövüşmeye başlamadan hemen önce annesinin hastalandığını ve son günlerinde Aren dışında bütün evlatlarını yanında görmek istediği yalanını kardeşine acımasız bir dille anlatmıştı. Ve o andan sonra Aren anladı ki uğrunda savaşacağı hiçbir şeyi kalmamıştı artık.
Ellerim tekrar klavyenin üzerinde durdu bir süre. Gözlerimi endişeyle kapayıp açtım ve hiçbir şey olmamıştı. Evet sonunda yazabiliyordum, yazdıklarım silinmemişti hepsi duruyordu. Devamını yazmaya niyet ettiğimde bir anlık tereddütle durdum. Bu sefer beni durduran o garip aksilikler değildi içimde hissettiğim o rahatsız eden huzursuzluktu. Nedense bundan sonra yazacaklarım henüz zihnimdeyken bile canımı sıkıyordu.Bu bana bir şekilde doğru hissettirmiyordu.
Aslında bu kurguya ilk başladığım zaman da finalde Aren ölecekti. Bu hep en başından beri hep böyleydi. Bu hikâyenin dengesi başka türlü sağlanamazdı. Sahne zihnimde çok netti, Aren hapis olduğu Sis Ormanlarında ona ihanet eden kardeşinin elinden tadacaktı ölümü. Ama şimdi nedense içimden bunu yazmak gelmiyordu.
Onu ilk rüyamda gördüğüm an geldi aklıma , kibirli ve mağrur duruşu. Sonra Eldora ormanlarında özgürce gülüp sadece kendi olabildiği anlar..
Onu bu hikâyenin kara koyunu ilan ederken hiçbir tereddüttüm yoktu. Ama şimdi onu böyle acımasızca yok etmek bana haksızlıkmış gibi geliyordu.
Ne saçmalıyorum ben?
“Bitir gitsin işte.” diye mırıldandım.
Günlerdir beni uğraştıran bu bölüm bitirip yayınlamak için şu an önümde hiçbir engel yoktu ama ben yapamıyordum.Bu sefer kendi isteğimle.Açık saçlarımı hınçla karıştırarak arkaya ittim, biraz temiz havaya ihtiyaç duyarak odamın penceresini açmak için ayağa kalktım. Sabahın serin havası yüzüme vurduğunda daha iyi hissetmeye başlamıştım.
Gözlerim ufukta doğmakta olan güneşe kaydı, sonbaharın sararttığı yapraklar Sinop caddelerine düşmüştü.
En sevdiğim mevsimlerden birini bu şehirde iliklerime kadar hissediyordum.Şehrimi seviyordum, denizin çocuğu olarak doğup büyüdüğüm için kendimi hep şanslı hissetmiştim. Yazdığım her kurguda mutlaka buradan bir parça olurdu.
Yavaş yavaş hareketlenmeye başlayan şehri bir süre daha izleyip açık bıraktığım pencerenin önünden çekilip çalışma masama tekrar oturdum.
Ellerim önce biraz tereddütle durdu harflerin üzerinde, bir anlık duraksamanın ardından verdiğim ani kararla yazmaya başladım.
Başladığımı bitirmeliydim, en başında beri olması gerektigi şekilde sonlanmalıydı.
Aren´nin parmaklarının arasında neredeyse her an düşecek gibi duran kılıç Sorin´nin kibirle sırıtmasına sebeb olmuştu. Küçük kardeşinin bu halini görmek ona hep hayal ettiği sahneyi yaşatıyordu. Sorin kardeşinin ince karnına oynamıştı, aslında bir kumar oynamıştı ve kazanıyordu. Çünkü kardeşi onun söylediği bu yalana inanmayabilirdi de. Aren her zaman ailenin en zekisi en güçlüsü olmuştu. Ama biraz daha dikkatle ona baksaydı aslında inanmaktan ziyade artık mücadele etmekten vazgeçtiğini görebilirdi. Aren karşılık vermiyordu artık çünkü eğer veriyor olsaydı Sorin´nin nefesi çoktan kesilmişti. Sorin büyük bir rahatlama ile elindeki kılıcın ucunu Aren´nin kalbine yaklaştırdı. Yüzündeki kibir sesine yansımıştı .“Diz çök kardeşim. Beni bu zevkten mahrum etme lütfen, Aren Ravenor´un ilk kez diz çöktüğünü göster bana.”
Aren´nin buz gibi bakan gözleri abisinin yüzünden bir saniye bile ayrılmıyordu.Ona karşı bilerek pes etmişti ama güçlü duruşunu ölürken bile koruyacaktı.Tüm hayatı boyunca girdiği her zorlu mücadelede yada abisi onu bu lanetli yere hapis ettiğinde bile, bazen gücünüm tükenmek üzere olduğu durumlarda dahi asla dizlerinin üzerine düşmemişti. Zorluklarla var ettiği duruşundan asla ödün vermemişti. Şuan istisna bile değildi, Sorin´nin biraz aklı varsa bu işi uzatmadan bitirirdi. Çünkü Aren her an bu sırtlanın elinde can vermekten vazgeçebilirdi. Ama yine de sessizce gitmeyi de kendine yakıştıramadı, dudağının kenarı söyleyeceklerinin ona vereceği keyifle kıvrıldı.“Biliyor musun Sorin, sen küçükken de böyleydin. Aramızda en güçsüz olan sendin ve bunun için annemize o kadar çok mızmızlanıyordun ki zavallı Alric senin için hep fedakârlık yapmak zorunda kalırdı. Annem bunu yapması için onu zorlardı ve sende sanki bunu kendin basarmışsın gibi bize karşı kibirle davranırdın. Tıpkı şimdi olduğu gibi, beni kendi çabanla asla yenemeyeceğini bildiğin halde sana tanıdığım iltimasla yetinmeyerek küstahça daha fazlasını istiyorsun.”
Aren´den beklemediği sözler karışışında bir anlık afallayan Sorin´nin yüzündeki kibirli gülümseme yavaş yavaş soldu. Duymaktan kaçtığı gerçekleri ölmek üzere olan kardeşinin dile getirmesi onu fazlasıyla sinirlendirmişti.
Nasıl ölürken bile bu kadar cesur olabilirdi?
Nasıl ondan merhamet dilenmek yerine böyle pervasızca konuşabilirdi?
Sorin duygularının onu yönetmesi hatasına düşerken Aren sadece mantığı ile hareket ediyordu işte aralarındaki fark buydu.İçinde kabaran öfkeyi bastırmaya çalışan Sorin, sahte gülümsemesini yüzüne yerleştirerek kardeşinin gözlerinin içine duygusuzca baktı.
“Ah sevgili kardeşim, her zaman hep böyle dürüsttüm değil mi ? Ama birazdan ben kalbini deşip o acınası ruhunu bedeninden serbest bırakırken bu sözlerinin sana hiçbir yararı olmayacak.”
Sorin kılıcının ucunu biraz daha bastırdığında Aren'in beyaz gömleğinin üzerinden kanın kırmızı rengi belirdi. Aren gözünü bile kırpmadan sadece bira zdaha derine itmesini bekliyordu. Kehribar gözleri buz gibi bir netlikle abisine bakıyordu, yakışıklı yüzü ifadesiz bir şekilde hiçbir duyguyu yansıtmıyordu.
İmlecin yanıp sönmesi devam edip bitirmem için beni cesaretlendiriyordu. Bitirmeme çok az kalmıştı.
İnanamıyorum.. Hiçbir aksilik olmadı şuana kadar.
Yazmam gereken sadece Sorin´nin büyük bir nefretle kılıcı kalbinin derinliklerine saplaması.
Ve her şey biter..
Her karakterimin içimde ayrı bir yeri olurdu benim için ve bazen onlara veda etmek göründüğü kadar kolay olmazdı. Bu kurguda Aren benim için çok başkaydı onun özelliklerini oluştururken çoğu zaman kendi benliğimden birşeyler katarak ilerlemiştim.
Aslında ne kadar da çok benziyorduk...
Tam bir harfe basmıştım ki ekranda benden bağımsız bir şekilde yeni,bembeyaz bir Word sayfası açıldı. Elimin bir yere istemeden değdiğini düşünerek yazdığım sayfayı geri açtım. Lakin daha ben hiçbir harfe basmadan boş sayfa tekrar açıldı. Bir süre ekrana bakıp neler olduğunu anlamaya çalıştım .
Ben yazdığım sayfayı geri açtıkça yazmaya başlayamadan boş sayfa açılıp durdu. Neredeyse beş dakikadır bunun icin uğraşıyordum.
Şom ağızlı Derin.
Aferin sana!
O koca ağzını açtın yine.
Boş sayfadaki imleç bir kez yanıp söndükten sonra ekranda kendiliğinden bir cümle belirdi.
Ben yazmıyordum..
Dur, Asteriya.Bunu yaparsan tüm dengeler bozulur.
Kalbim korkudan deli gibi atmaya başladı ve hızla ayaga kalktım. Oturduğum sandalye yere devrilmişti. Gözlerim dehşetle acılmış bir şekilde ekrandaki cümleye bakıyordum. Tıpkı telefonuma gelen o bilinmeyen numaradaki mesajlar gibiydi. Biri benimle iletişime geçmeye çalışıyordu, sanki bir şey anlatmaya çalışır gibi. Ama iletişim şekli birgün beni kalpten götürecekti,paranormal olayların içinden geçecek şeyler yaşıyordum kaç gündür.
İmleç yanıp sönmeyi bıraktı ve yine benden bağımsız kelimeler ekranı doldurmaya başladı. Panikle iki adim arkaya doğru atarak laptoptan uzaklaşmaya çalıştım.Ama okuduklarımla adımlarım durdu ve olduğum yerde dona kaldım.
Sana Remeltu’nun kalbinden, Eldora’dan yazıyorum.Aren ölürse tüm dengeler bozulur.Işığın sesine kulak ver.Seni Çatlak Hilal’in altında bekliyorum.
Ekrana bakakaldım, hareket edemiyordum. Nefesimi tutmuş bir şekilde sadece yazan cümleyi defalarca kez okuyordum. Biri Aren´nin öldüğü sahneyi yazmamı istemiyordu.
Artık tüm bu olanlardan çıkarabileceğim sey buydu.
Bu nasıl olabilir?
Benden başka kimse finali bilmezken , kim bunu her defasında tam yazacağım anda engelleyebilirdi?Gözlerim satırların üzerinde bir arayış içinde dolaşırken aklıma gelen bir fikirle kanım damarlarımda dondu. Sesli bir şekilde yutkundum. Boğazım kurumuştu. Biraz daha düşündüğümde taşlar yerine oturur gibi olmuştu.
Yok artık!
Bu imkânsız!
Beni durduran şey, bir sistem hatası değildi.
Biriydi.
Ve o biri…Aren’in ölmesini istemiyordu.
Böyle bir sey gerçekten olabilir mi?
Remeltu´da böyle bir şeyi yapmaya cesaret edebilecek bir kişi vardı. Aren için her şeyi yapardı..
Bu mümkün değil, bu fazla uçuk bir teori.
Yutkundum. “Hayır…” diyefısıldadım.
Oraya yazdığım hiçbir karakter gerçek değildi.
Olmazdı.
Titremeye başladım.
Ekranda ki kelimeler hâlâ oradaydı.
Silinmemişti.Gerçek gibiydi.
Geriye doğru bir adım daha attım. Kaçmak istiyordum.“Ben…” dedim, sesim neredeyse çıkmıyordu.
“neye bulaştım böyle..”
Bölüm etkileşimi
