4. bölüm / 9
VALESTİR’İN SESSİZLİĞİ4.BÖLÜM HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ HAYAL?
Bölümler 9Şu an: 4.BÖLÜM HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ HAYAL?
- 1 1.BÖLÜM SÜRGÜN PRENSİN ÇAĞRISI1.876 kelime
- 2 2. BÖLÜM BU BİR VEDA1.199 kelime
- 3 3.BÖLÜM ZAMANI GELDI MI?1.118 kelime
- 4 4.BÖLÜM HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ HAYAL?1.722 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. BÖLÜM YAZILAN AMA İTAAT ETMEYEN1.474 kelime
- 6 6. BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİR1.357 kelime
- 7 7. BÖLÜM TÜNELİN SONUNDAKİ BEYAZ IŞIK1.017 kelime
- 8 8.BÖLÜM ASTERİYA’NIN BEKLENMEDİK GELİŞİ1.308 kelime
- 9 9.BÖLÜM BU O.. SÜRGÜN PRENS1.376 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Ben inandığım sürece varsınız, benden daha güçlü değilsiniz. Başladığımı bitirmenin zamanı geldi.”
Kuşlar huzur veren bir melodiyle cıvıldıyordu. Kalabalık şehrin bunaltıcı havasından farklı olarak ormanların ve yesilligin içinde gelen , o temiz el değmemiş hava doldu ciğerlerime. Yüzüme iki damla su düştüğünde irkildim.Tatlı ve sıcak bir rüzgar yüzümü okşayıp geçti.
Hissettiğim o huzurun kaynağını görmek ister gibi gözlerim aralandı.Görüş alanıma önce gökyüzü girdi, o kadar parlak ve maviydi ki kendimi yaz mevsiminde gibi hissettim. Ama alıştığım o Karadeniz´in nemli ve bunaltıcı sıcaklarından değildi.
Bir dakika?..
İyi de biz sonbahar da değil miydik?
Üzerinde uzandığım yumuşak çimlerden doğrulup ayağa kalktım. Nerede olduğumu anlama isteği ile etrafımı incelemeye başladım.Burası çok güzel bir ormandı.
Ama daha önce gördüklerimden… kesinlikle farklıydı.Mistik bir havası vardı.Ağaçlar göğe doğru kıvrılarak yükseliyor, dallarından mor çiçekler sarkıyordu.Güneş ışığı yaprakların arasından süzülerek yere altın gibi dökülüyordu. İleride küçük bir şelale vardı ve suyun akıp biriktiği yerde berrak bir gölet oluşmuştu.Suyun sesi , kuşların cıvıltılarına karışıyor ve insana paha biçilmez bir huzur veriyordu. Şelalenin olduğu tarafa uzanan taş bir patika vardı , dikkatlice oraya doğru ilerlemeye başladım.
Her adımda içimde beliren o tuhaf tanıdıklık hissi… beni düşündürüyordu.
Burayı daha önce görmüş gibiydim.Ama aynı zamanda… hiç görmemiş gibi.
Şelaleye dogru biraz daha yaklaşmıştım ki, bir kadına ait olabilecek kadar ince ve yumuşak bir kahkaha sesi duydum. İçimde aniden yükselen tedirginliğe kulak vererek geniş bir ağacın arkasına saklandım. Güzel bir kadın görüş alanıma girdi. Uzun, sarı saçları omuzlarından aşağı yumuşak dalgalarla dökülüyordu. O kadar zarif ve göz alıcı görünüyordu ki hayran olunası bir güzelliği vardı. Açık mavi tonlarında,vücudana tam oturan büyüleyici bir elbise giyiyordu.
Fantastik filmlerden çıkmış gibiydi.
Bir elf gibi…
Sadece kulakları sivri değildi.
Çok mutlu görünüyordu, yüzünde kocaman bir gülümseme ile şelalenin üzerindeki büyük taşlara kadar koştu ve oraya soluk soluğa oturdu. Hemen arkasından bir adam aceleci adımlarla arkasından gelip taşın üzerine oturdu.
Bakışlarım istemsizce oraya doğru kaydı. Kendimi bir anda adamı tüm detayları ile incelerken buldum. Uzaktaydım ama detayları seçemeyecek kadar değil.Koyu renk saçları dağınık bir şekilde alnına düşüyordu. Uzun boyluydu ve beyaz bol göleğin içinden bile belli olan heybetli bir vücudu vardı. Ama en çarpıcı ve öne çıkan özelliği kehribar rengi gözleriydi.
Kadına bakıp muzipçe gülümsüyor ve aralarında bir şeyler konuşuyorlardı.
Onları böyle gizlice izlemenin çok uygunsuz olduğunu biliyordum ama yerimden kımıldayamıyordum.
Adamın bakışları bir an sonra akıp gitmekte olan suya sabitlendi. Kadın hala ayni neşeye sahipken adam bir anda sessizleşti.
Onu tanımıyordum.Ama gözlerindeki o kırgınlığı… hissedebiliyordum.
“Yine aynı şeyi düşünüyorsun,” dedi kadın sessizliği bozarak.
Adam cevap vermedi. Bakışları hala suyun üzerinde sabitti. Bana kalırsa sessizliği çok şey anlatıyordu , bu yabancıyı hiç tanımama rağmen buğulu bakışlarında gizlenen acıyı bir şekilde hissedebiliyordum.
Kehribar gözler.. O duruş.. Acıyı gizlemeye çalışan keskin bakışlar...
Kalbim hızlandı. “Yok canım..” diye fısıldadım.
Gözlerimi kısarak adama daha dikkatli baktım.
Bu Aren’di.. tabi ya..
Hemen sonra bakışlarım hızla kadına kaydı.
Kesinlikle Mira’ydı…
Dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu. Ama ben böyle bir sahneyi yazmamıştım.
Mira, Aren'in cevap vermediği süre boyunca kaşlarını çattı, sabırla bekledi ve biraz sonra tekrar konuştu.
“Aren.” dedi hafif öfkeli bir ses tonuyla.
Aren bu sefer başını hafifçe ona doğru çevirdi.
“Ne var?” dedi keskin bir tonla.
“ Seni o kadar iyi tanıyorum ki , her sustuğunda… aslında daha çok konuşmak isteyip konuşamadığını görebiliyorum Neden benimle paylaşmıyorsun?”
Aren alaycı bir nefes verdi.“Ne yapayım?” dedi.“Konuşunca değişen bir şey mi oluyor?”
Bir an durdu. Ve sonra devam etti. “Babamın kararları…” dedi dişlerini sıkarak.“Benim hayatım hakkında verdiği kararlar… sanki ben yokmuşum gibi. Eğer bugün Sorin araya girmeseydi beni kuzeydeki kalelerden birine yollayacaktı.”
Sorin mi?..
Anlaşılan bu an çok eskilere ait bir zamandı.Mira'nın yüzü bu düşüncenin gerçeklemesi ihtimali ile buruştu. “Ama neden?Neden Kuzey?” dedi.
“Noxar´a karşı gerçekleşebilecek herhangi bir saldırıda kuzeyde ki kale ilk savunma hattımız. Başında benim olmam daha uygunmuş.” Bir an durup alaycıbir kahkaha attı. “İşin Aslı orada bana karşı gerçekleştirebileceği suikast planına kimsenin engel olamayacağı rahatlığı.Bunu Hanedanın kalesinde yapamaz.”
Mira´nin yüzü Aren´nin bu kadar soğuk kanlılıkla söylediği şeylere karşı endişeyle buruştu. Birkaç saniye sessiz kaldı ve onu izledi.Sonra hiçbir şey söylemeden eğildi ve avucuna su doldurdu, aniden Aren’e fırlattı.
“Hey!” Aren refleksle geri çekildi ama geç kalmıştı. Üzerine sıçrayan suyla kaşları çatıldı.
Mira gülüyordu. “Ciddiyetin boğuyor beni,” dedi.“Biraz nefes al, Valestir. Hala zamanımız varken gülelim, hüzün her an kapıda zaten.”
Aren hiç birsey söylemeden ona baktı. Sonra yüzünde yavaş yavaş ortaya çıkan muzip bir gülümseme belirdi.
“Bunu sen istedin.” dedi ve ona doğru bir adım attı.Mira panikle geri çekildi.
“Hayır, hayır, dur—”Geç kalmıştı. Çünkü Aren hızla kolundan yakaladı ve tek bir hareketle onu suya fırlattı!Düşerken korkuyla “AREN LÜTFEN!” diye bağırdı ama çok geçti.
Mira´nı suyun içine ani dalışıyla etrafa su sıçradı ve birkaç saniye gözden kayboldu.Sonra başı suyun içinden çıktı. Islak saçları yüzüne yapışmıştı.
“Bunun hesabını vereceksin!”
Aren gür bir kahkaha attı.Gerçek bir kahkaha.Gülmek ona ne kadar da yakışıyormuş.Uzun zamandır Aren´nin kederli ve öfkeli halini yazmaktan bu kadar güzel gülebildiğini neredeyse unutmuşum.
“Rahatladın mı? Gülmek iyi geldi gerçekten de, sana teşekkür etmeliyim bunu eaha sık yapmalıyız.” dedi.
Mira suyun üzerine hınçla bir yumruk geçirdi ve ona doğru su sıçrattı.“Daha sık yapacağımızdan şüphen olmasın hain Prens!”
Aren son anda geri çekildi ama yine de biraz ıslandı. Mira´nin sahte öfkes ihemen geçti ve simdi ikisi de gülüyordu.
İkiliyi izlerken yüzümde buruk bir tebessüm vardı. Onların arkadaşlığını ve derin bağını her yazdığımda yüzümde beliren o tebessümün aynında..
İçime boğucu bir duygu yayıldı.Suçluluk duygusuydu bu..
Aren´nin hiç hak etmediği halde yaşadığı onca haksızlığa ve acıya rağmen nekadar güzel gülebildiğini hatırlamak kalbimi sıkıltırmıştı. Pişmanlığın dikenli kolları etrafıma sıkıca sardı.Acıyla yutkundum.
Aren elini Mira´ya uzatip çevik bir hareketle onu sudan çıkardı. Bir anda sesler kulağıma uğultuyla gelmeye başladı. Ne konuştuklarını artık net olarak duyamıyordum. Şelalenin sesi, kuşların cıvıltısı..Görüşüm hafifçe bulanıklaştı.
Kaşlarımı çattım.Her şey yavaşça silinmeye başladı.Önce renkler soldu. Günesin parlak ışığı yavaşça dağıldı. Bir boşluk hissi kapladı içimi.Düştüğümü hissediyordum ama yere değil.Hiçliğe doğru.
Keskin bir nefesle gözlerimi aniden açtım. Yüksek tempoyla koşmuş gibi göğüsüm hızla inip kalkıyordu.Görüş alanıma önce tavan girdi. Tanıdık beyazlik. Hala nefes nefeseydim. Ellerim çarşafı sıkıca kavramıştı.
Odamdaydım.
Bir rüya miydi ?
Doğrulmaya çalıştım. Başımda korkunç bir ağrı vardı.Elim iç güdüsel bir dürtüyle başımın arkasına gitti. Elimin altındaki şişliğe dokunduğumda yüzüm acıyla buruştu.
“Derin?”
Simge odanın açık kapısından içeri girip yatağın kenarına oturdu, yüzü endişeli görünüyordu. İyi olup olmadığımı anlamaya çalışır gibi beni inceliyordu.Aren ve Mira ile ilgili gördüğüm o ani zihnimde hala canlılığını korurken,kendimi bayılmadan önce olanları hatırlamaya zorladım.
Telefona gelen mesajlar..
Aniden değişen hava durumu..
Yere düşmeden hemen önce duyduğum o kadın sesi..
“İyiyim,” demek istedim ama iyi olmadığımı o da görebiliyordu. Boğazımdan sadece boğuk bir ses çıktı. Göğsüm sıkışıyordu ciğerlerime derin bir nefes çekip yatakta tam oturur pozisyona geçtim.
“Beni korkuttun. Bayılırken başını masanın kenarına vurdun eğer başındaki o ağrının sebebini merak ediyorsan. Kontrol ettim kanamıyordu buz koyup şişmesini engellemeye çalıştım ama yine de biraz belli oluyor şişliği.”
Kuruyan boğazımı ıslatmaya çalışarak birkaç kez yutkundum. Simge ben daha bir şey demeden komidinin üzerindeki sürahiden su doldurup bana uzattı.Bardağın tamamını bir dikişte içtim, kuruyan boğazıma çok iyi gelmişti.
“Simge... Olanlar, olanları gördün. Sende gördün değil mi?”
Lütfen sadece ben görmüş olmayayım. Eğer bu seferde bunu gören sadece bensem işin içinden nasıl çıkacağımı bilemiyordum.
“Gördüm arkadaşım, görmez olaydım. Kız sizin bu ev cinlilere mi karşıtı, tövbe estağfurullah ya. Neydi öyle o?”
“Keşke sana verecek mantıklı bir cevabım olsaydı. Birkaç gündür buna benzer şeyler yaşıyorum ve bu konuda ne yapmam gerektiğini bilmemek canımı sıkıyor”
Bilinmeyen bir tehditte karşı nasıl gardımı alabilirdim ki?
Önce olanları kendi hayal gücümün bir yanılsaması olarak düşünmek istedim lakin az önce olanları Simge´nin de görmüş olması tamamen elimi kolumu bağlamıştı.
Ama yine de her şey benim elimdeydi değil mi?
Ne kadar inanırsam o kadar var olurlardı.
Artık her neyseler...
Bu tamamen bana bağlı, evet tamamen benim bundan sonra düşüneceklerime bağlı. Eğer olanları zihnimin en kuytu köşelerine kilitleyip unutursam hiç yaşanmamış gibi devam edebilirim, bunu daha önce birçok kez yaptım, canımı yakan beni korkutan tüm o kötü anıları zihnimin en ücra köşelerine kilitledim. Ve daha güçlü devam ettim. Yine yapabilirim.
Yavaşça doğruldum. Başım dönüyordu ama ayağa kalktım. Simge şaşkın gözlerle ani ruh hali değişimimin altındaki sebebi anlamaya çalışıyordu.Aklımdan geçenleri okumaya çalışıyordu, ama aklımdan geçen o çılgın fikirlerin hiçbirini bilmiyordu.
“Kız bana bak iyiden iyiye bu üç harflilere karıştın sen ha. O deli bakışlar da neöyle?”
Odamın penceresinden dışarıya bakıp, kararmaya başlayan gökyüzünü izledim.Olanları unutmak istiyordum.
Ama…Önce hatırlamam gerekiyordu.“Yaşananlar,” dedim gözlerimi pencereden ayırmadan. “Bilmiyorum Simge..”
Kulağa çılgınca geldiğini biliyordum. Ama içimde garip bir netlik vardı. Başımı hafifçe iki yana salladım.
“Belki de… fazla büyütüyoruz.” Bu cümleyi söylerken kendim bile inanmıyordum
“Unutalım demiyorum…” diye devam ettim.“Ama… hemen bir anlam yüklemeyelim.”
“Dero, kızım kafanı çarptın ya önce acaba bir doktora mı gitsek? Böyle sakin sakin konuşman beni korkutuyor. Ne unutması kızım ya? Basbayağı evi hayaletler bastı işte, ayrıca teknolojiyle baya iç içeler baksana, gelmeden önce mesaj atma nezaketinde bulundular.”
Gülmemek için iç yanaklarımı ısırdım. Bu deli kız ile olanları unutmak nasıl mümkün olabilir ki?
Ayağa kalkıp usulca yanıma dikildi. Endişesinin tamamını yansıtan mavileri dikkatle bana odaklanmış durumdaydı.
“Dero, tamam bak sonra konuşuruz, az önce yaşadığımız şeyler hiç normal değildi, öncelikle bunu kabul etmeliyiz. Ama simdi gitmem gerek iyisin değilmi? Arda evde yalnız teyzem bugün uzun çalışacak yoksa seni asla bu halde yalnız bırakmazdım”
Ona bakıp anlayışla gülümsedim. “İyiyim sende iyi ol lütfen. Yarın her şey daha iyi olacak”
Umarım..
Simge’yi uğurladıktan sonra salondaki dağınıklığı toparlayıp mutfağa geçtim.Tam o sırada annem geldi.Yorgun adımlarla kendini koltuğa bıraktı.Yaptığımız kısırdan birazını tabağa koyup yanına götürdüm. Bir bardak içecek de alıp sehpanın üzerine bıraktım.Karşısına oturdum. “Annem, günün nasıl geçti? Çok yoruldun mu?”
Bakışları bana döndü, sadece birkaç saniyeliğine. Sonra yine o tanıdık… içi boş gülümseme.
“İyi Derinim,” dedi. “Biraz yoruldum. Babaannen nasıl?”
“Babaannem iyi keyfi yerinde merak etme.”
“Böyle kısırla olmaz,” dedi bir anda. “Sana güzel bir akşam yemeği hazırlayayım.”
Ayağa kalktığı anda onu durdurdum.“Anne, otur. Aç değilim. Eğer kendin için yapacaksan ben hazırlarım.”
Aslında midem tek lokma bile kabul edecek durumda değildi.Başım hâlâ zonkluyordu.Stres her zaman ilk mideme vururdu ve bu sefer de farklı değildi.İyi görünmediğimi biliyordum, belki de şu an beni dışardan kim görse birşeylerin ters gittiğini yüzümden anlayabilirdi. Ama annem benim en yakınım bunu fark edemeyecek kadar çok kendi dünyasına kapanmıştı.Bana nasılsın diye sorarken bile gözlerimin içine bakmıyordu. Ağzımdan çıkan“iyiyim” kelimesinin bir yalandan ibaret olduğunu anlayamaya çalışmıyordu.
Bu bazen canımı yakıyordu tıpkı şimdi olduğu gibi.
Çünkü bugün anneme ihtiyacım vardı, bana yol göstermesine. Onunla biraz konuşmaya, konuşup herşeyi unutmaya ihtiyacım vardı.
“Peki,” dedi usulca yürümeye başladı. Hiç itiraz etmeden odasına geçip kapıyı kapattı.
Bu işte de her zaman olduğu gibi yine yalnızdım...
Bölüm etkileşimi
