3. bölüm / 9
VALESTİR’İN SESSİZLİĞİ3.BÖLÜM ZAMANI GELDI MI?
Bölümler 9Şu an: 3.BÖLÜM ZAMANI GELDI MI?
- 1 1.BÖLÜM SÜRGÜN PRENSİN ÇAĞRISI1.876 kelime
- 2 2. BÖLÜM BU BİR VEDA1.199 kelime
- 3 3.BÖLÜM ZAMANI GELDI MI?1.118 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.BÖLÜM HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ HAYAL?1.722 kelime
- 5 5. BÖLÜM YAZILAN AMA İTAAT ETMEYEN1.474 kelime
- 6 6. BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİR1.357 kelime
- 7 7. BÖLÜM TÜNELİN SONUNDAKİ BEYAZ IŞIK1.017 kelime
- 8 8.BÖLÜM ASTERİYA’NIN BEKLENMEDİK GELİŞİ1.308 kelime
- 9 9.BÖLÜM BU O.. SÜRGÜN PRENS1.376 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Sıradan hayatıma çok az hareket istemiştim, devrim yaratacak bir değişiklik değil…”
Yaklaşık üç gündür kendime gelemiyordum. Babamın mesajı, önceki gün yaşadıklarıma tuz biber olmuş ve son zamanlarda iyice güçsüzleşen psikolojimde büyük bir çatlak oluşturmuştu.Bu yüzden kendimi babaannemin yanına atmıştım.
Küçük bir kaçmak.
Anneme kısa bir mesajla burada olduğumu haber vermiştim sadece. Zaten yokluğumu fark edebileceğini sanmıyordum. Çok uzun süredir yetişkin gibi davranıyordum. Annemin yetemediği her boşluğu kendi çabalarımla doldurmuştum. Ama şimdi o çatlaklar sızdırmaya başlamıştı, artık yetemiyordum.
Üç gündür buradaydım.Artık hiçbirşey hissetmiyordum.
Sabahın erken saatlerinde, köy evinin terasında kahvemi yudumluyordum. Daha fazla kaçamayacağımın farkındaydım elinde sonunda geri dönüp kaçtığım gerçeklerke yüzleşmem gerekecekti.
Bu farkındalık içimde sonsuza kadar kaçma isteği uyandırıyordu.
Bilgisayarımı yanımda getirmiş olmama rağmen bugüne kadar hiç açmamıştım.Daha doğrusu açmaya cesaret edememiştim. Belki de o mesajın beni bu kadar sarsmasının sebebi, bir gün önce evde yaşadığım o garip olaydı.Yarim kalan kurguyu artık bugünden sonra tamamlamalıydım. O gün yaşananlara mantıklı cevaplar aramaktan vazgeçtim. Sonuçta dünyada bir sürü çözülememiş gizemli olaylar var, değil mi? Bu da onlardan biri olsun artık.Eve döndüğümde ilk işim kalan bölümleri yazmak ve yayımlamak olacaktı
“Derinim, erkencisin yine. Sabah şeriflerin hayrolsun kızım.”
Babaannem elinde çayıyla yanımdaki sandalyeyi çekip oturdu.
Bir süre sessizce onu izledim. Beyaz saçlarının üzerine örttüğü yazması,yüzünde yılların yükünü yansıtan çizgiler..
Babamın bende eksik bıraktığı her duyguyu, o tamamlamaya çalışmıştı.O da terk edilmişti aslında.
Yıllardır elvandından yarı kalmış, ne kadar oma kızgın olsa bile hasreti ile yüreği yanan yaralı bir anneydi o .
Ama bunu hiçbir zaman bana hissettirmedi.Annemin toparlanması uzun sürmüştü.Ben o zamanlar sadece sekiz yaşındaydım.
Babam yoktu.
Annem… vardı ama aynı zamanda yoktu.
Ve o karanlığın içinde bana ışık olan tek kişi babaannemdi.
“Kaç gündür bir şey söylemiyorsun kızım,” dedi sessizliği bozan o tanıdık,yumuşak sesiyle.“
Kalbinde taşıdığın yük artık ağır, kelimelere sığmıyor.”
Başımı eğdim.“Nereden anladın?”
Gülümsedi.“Sen konuşmasan bile gözlerin hep konuşur benimle. O renkli gözlerin var ya…Bir gözünün grisi acıyı saklar, yeşili ise gerçeği.”
Boğazım düğümlendi. Babaannemin bu sözleri beni her zaman olduğu gibi hem kırıyor aynı zamanda onarıyordu. Konuşmadan anlaşılmak ne büyük nimetti.
Ona babamdan haber aldığımı söyleyemezdim. Çünkü henüz ne amaçla benimle iletişime geçti bilmiyordum. Babaanneme boş yere ümit vermek istemiyordum. Şimdilik yarası kabuk bağlamıştı ve yeniden kanamasını kaldıramazdı.
“Babaanne…” dedim, sesim bana bile yabancı geliyordu.“Bazen… rüyalarımın bir anlamı olduğunu hissediyorum. Sanki orada gördüğüm şeyler… bir gün karşıma çıkacakmış gibi.”
Bir an duraksadım. “Biliyorum, gaybı bir tek Allah bilir ama… içimde garip bir his var. Sanki yapmam gereken bir şey var ve ben ne olduğunu bilmiyorum.”
Bana anlayışla baktı.
“Kendim için mi… başkası için mi… onu da bilmiyorum.”
Babaannem çayından bir yudum aldı.Bir süre konuşmadı. “Bazen rüyalar bize gelecekten değil… içimizden haber verir kuzum,” dedi.“Gitmemiz gereken yerleri… söyleyemediğimiz sözleri…”
Elimi avuçlarının arasına aldı. “Rüyada gördüğün yol seni çağırıyorsa, o yolsenindir Derin.” Bakışları sanki herşeyi bilir gibiydi.“Ve unutma kızım…” dedi usulca,
“Kalp hangi yöne dönüyorsa… kader de oraya eğilir.”
&&&
Eve döndüğümde Simge çoktan mutfağı ele geçirmişti.
“Yani inanamıyorum Dero. Bunları bana şu an anlattığına inanamıyorum.Kızım madem böyle geleceği görmek, ruhlarla konuşmak gibi yeteneklerin var,niye ben falcı Naciye ablaya o kadar para bayılıyorum? Sen baksaydın yafallarıma!”
Bana sitem ederken bir yandan yıkadığım marulu doğruyor, tezgâhta duran telefonundan magazin haberleri okuyordu.
Bu kız insan olamaz…
Döner dönmez onu eve çağırmakla büyük hata yapmıştım. Anlattıklarıma çoktan pişman olmuştum bile. Öğrendiği onca şeyden sonra bana söylediğine gülsem mi, ağlasam mı bilemiyordum.
Ama ne bekliyordum ki?
Simge’nin beni anlayıp sakinleştirmesini mi?
O her zamanki gibi, her olaya önce kendisine yarayan pencereden bakar sonra da neden onun işine geldiği şekilde davranmadığım için beni suçlardı. Benim arkadaşım galiba azıcık egoist, biraz da bencildi. Ama bunun için ona kızamıyordum. O böyle olmak zorundaydı; başka türlü ayakta kalamazdı.
“Simge, lütfen sana anlattıklarımı unut kardeşim. Unut ki ben de katilolmayayım.”
Kısırı karıştırırken kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.
“Ay Dero, şaka da yapılmıyor,” dedi.“
“Tamam, hassas konu… ama bak sana tavsiyem arkadaşım o Remeltu kurgusunu yazmayı bırak.Belli ki sana iyi gelmiyor.”
Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum.Limonu ikiye bölüp suyunu sıktım.
“Sorun yazdığım kurgu değil,” dedim.“Sorun içimde büyüyen o huzursuzluk.”
Tezgâhta hâlâ marulla uğraşan Simge’yi kenara itip kalanları ben doğradım.
“Anlattıklarımı bir tarafınla değil de kulaklarınla dinleseydin, daha farklı tavsiyeler verirdin.”
Dediklerime hiç kulak asmadan bir soda açıp masaya geçti.
Yok, bu kız iflah olmaz.
“Aşk olsun Dero ya,” dedi.“Tabii ki dinledim seni. Sadece… belki fazla kaptırıyorsundur diye düşündüm.”
Kısırı iki tabağa koyup mutfaktan çıktım.
“Bari çatalları getir,” dedim.
“Hiçbir işe yaradığın yok.”
O çoktan benden önce odaya geçip koltuğa yerleşmişti bile.
“Yok sana bundan sonra kısır falan,” diye söylendim.“
Abartma,” dedi gülerek.“Bir kap kısırın çözemeyeceği problem yoktur. Terapi gibi düşün.”
“Hata bende zaten,” dedim.“Seni çağırırken ne düşünüyordum acaba?”
Simge kısırı iştahla yerken dudaklarını büzdü.“Bak kalbim kırılırsa tamir edemezsin,” dedi.
“Bir de şu negatif enerjini at artık üzerimizden.”
Tam cevap verecektim ki telefonum titredi. İkimizin gözü de aynı anda masanın üzerindeki telefona kaydı. Simge´nin az önceki neşesi yerini endişeye bırakmıştı. Endişesi sesine yansıdı hemen.
“Yine... Baban mı acaba?”
Hiçbir şey söyleyemeden mesajı açtım. Babamın numarası değildi. Yine kayıtlı olmayan bir numaradan gelmişti mesaj. Tek bir cümle yazıyordu:
“Zamanın doluyor.”
Bu da neyin nesi böyle?
Ellerim titremeye başladı. Telefon neredeyse parmaklarımın arasından kayıp düşecekti. Gözlerimi mesajdan ayıramıyordum.Simge telefonu elimden aldı.
“Derin… bu ne ya?” dedi. “Korku filmi gibi… Neler oluyor?”
Tam konuşacaktım ki ekran yeniden aydınlandı.İkimiz de aynı anda baktık.
Yeni mesaj:
“Çok yakında.. Hazır ol.”
Bir anda evin içi buz gibi soğudu. Gerçek anlamda soğudu. Dışarıda hava gündüz ve güneşliyken pencerelerden görünen bölüm kararıp sisle kaplanmıştı.Sanki camlar sonuna kadar açık gibi içeride soğuk ve buz gibi bir hava esiyordu.İkimizde evin içinde aniden hissedilen soğuk hava yüzünden ürperdik. Simge kollarını kendine sararak kocaman gözlerle bana bakıyordu.
“Klimayı mı açtın? Bu ne böyle… Donuyorum.”
Gözlerim önce camın dışındaki karanlık sise kaydı. Hemen ayağa kalkıp masadan klimanın kumandasını aldım ama zaten kapalı olduğunu anladım.
Sesli bir şekilde yutkundum. Korkuyu iliklerime kadar hissediyordum.
Telefonumun ekranına üçüncü mesaj düştü. Simge ani bir hareketle telefonu elimden alıp gelen mesajı okudu. Yerimde donmuş yanına gidemiyordum.Simge şok içinde telefonu bana döndürdü.
“Sessizce düşmeyeceğim”
Göğsüm panikle sıkıştı. Bacaklarım titremeye başladı. Neler olabileceğini düşünüp ihtimalleri sıralayabilecek kadar sağlıklı düşünemiyordum.“
Bu ne ya?” dedi Simge. “Numara kapalı! Kim bu?”
“Bilmiyorum Simge. İşte iki gün önce sana bahsettiğim tuhaflıklar tam olarak böyleydi. Neler olduğunu inan bende bilmiyorum.”
Odanın sıcaklığı yavaş yavaş yükselirken, camin ardındaki sis yok olmuş ve dışarısı tekrar normale dönmüştü. Ensemde bir ürperti hissettim ve kulağıma ince bir kadın sesi fısıldadı.
“Asteriya..”
Hızla arkama döndüm. Hiçbir şey yoktu. Masaya tutunmak zorunda kaldım çünkü neredeyse dizlerimin bağı çözülmüştü. Simge ayağa fırladı.
“Derin, gel otur. Allah'ım neler oluyor ya. Biri bize kamera şakası falan mı yapıyor. Kızım, nefes al!”
Alamıyordum. Gerçekten alamıyordum. Ciğerlerim sıkışıyordu, aldığım nefes canımı yakıyordu sanki. Görüşüm git gide bulanıklaşırken, gözlerim kapanıyordu. Zihnim yavaş yavaş karanlığa teslim olurken son bir fısıltı ulaştıkulağıma:
“Zamanı geldi, Asteriya...”
Sonra karanlık beni tamamen içine çekti.
Bölüm etkileşimi
