6. bölüm / 9
VALESTİR’İN SESSİZLİĞİ6. BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİR
Bölümler 9Şu an: 6. BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİR
- 1 1.BÖLÜM SÜRGÜN PRENSİN ÇAĞRISI1.876 kelime
- 2 2. BÖLÜM BU BİR VEDA1.199 kelime
- 3 3.BÖLÜM ZAMANI GELDI MI?1.118 kelime
- 4 4.BÖLÜM HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ HAYAL?1.722 kelime
- 5 5. BÖLÜM YAZILAN AMA İTAAT ETMEYEN1.474 kelime
- 6 6. BÖLÜM BEKLENMEDİK MİSAFİR1.357 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. BÖLÜM TÜNELİN SONUNDAKİ BEYAZ IŞIK1.017 kelime
- 8 8.BÖLÜM ASTERİYA’NIN BEKLENMEDİK GELİŞİ1.308 kelime
- 9 9.BÖLÜM BU O.. SÜRGÜN PRENS1.376 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Etrafımda olan herşey hızla değişirken benim tek yapabildiğim oradan oraya sürüklenmek. Nezaman biter bu zamansız fırtına?
Bazı kararlar vardır; verildiği anda değil, geri dönülemediği an ne kadar yanlış olduğu fark edilir. Hayatın akışı bazen bu yanlışların etrafında yeniden şekillenir ve insan ne kadar direnirse dirensin, kendini o akışın içinde sürüklenirken bulur.
Ben de tam olarak öyle hissediyordum.Saatlerdir yatağımda uzanmış, tavana boş boş bakıyordum. Ne düşüneceğime karar veremiyordum. Daha doğrusu, düşünmeye cesaret edemiyordum. İçimde tuhaf bir sakinlik vardı; öyle bir sakinlik ki, sanki zihnim kendini korumak için her şeyi susturmuştu. Eğer o sessizlik bozulursa, içimde biriken her şey aynı anda üzerime yıkılacakmış gibi hissediyordum.
Telefonumun yeniden titremesiyle gözlerimi kapattım. Hiçbirşeyi, hiç kimseyi istemiyordum.
Ama telefon susmuyordu.
Simge.
İçimden saydığım kadarıyla ellinci mesajdı.
Bugün okula gitmediğimi fark ettiği andan itibaren beni rahat bırakmamıştı.Onu geçiştirmek için attığım “iyiyim” mesajı hiçbir işe yaramamıştı belli ki.
Son mesajında “geliyorum” yazıyordu.Biraz toparlanıp kendime gelebilmek için banyoya girip kısa bir duş almaya karar verdim. Dolaptan çıkardığım kahverengi oversize sweati ve siyah taytı hızla giydim. Hala islak olan saçlarımı havluyla kurulayarak aynanın önüne geçtim. Duş almak beni biraz kendime getirsede aynadaki görüntüm hiç de iç açıcı değildi. Günlerdir uykusuz kalmaktan gözlerimin altında mor halkalar oluşmuştu. Yüzüm yorgunluğunu fazlasıyla ele veriyordu. Kıvırcık saçlarımı kendiliğinden kuruması için açık bırakıp mutfağa geçtim. Sade sert bir türk kahvesi beni kendime getirecek en iyi şeydi.
Cezveyi ocağa koyduktan hemen sonra kapı çaldı. Simge beklediğimden daha hızlı gelmişti. Kahvenin altını kısarak kapıya açmaya gittim.Selam bile vermeden hızla içeri dalıp çantasını ve ceketini salondaki koltuğa fırlattı. Oldukça agresif görünüyordu.
“Eee Derin hanim. Artık anlatacak misiniz ne haltlar döndüğünü?”
Ona cevap vermeden koşarak mutfağa geri döndüm ve taşmak üzere olan kahveyi son anda kurtardım. Dumanı tüten fincanla içeri yanına döndüm.
“Kahve içer misin. İstersen bunu al kendime yeni yaparım.”
Simge ciddi misin der gibi yüzüme şok içinde bakıyordu.
“Pes vallahi Dero ya! Şey derler ya mahalle yanarken birileri saçlarını tararmışya, hah ayni o hesap konuşuyorsun karşımda. Kizim bırak kahveyi falan çabuk dökül ne oluyor?”
Simge´ nin ima ettiği şeye gülmemek için zor tuttum kendimi. Simdi gülersem iyice delirdiğimi düşünürdü. Kahvemden iki yudum alıp , saatler önce olan herşeyi ona baştan sona anlattım. Duyduklarının şokuyla beni hiç sorgulamadan odama koşup açık olan laptoptan o sayfayı bulup yazanları okuyup salona geri gelmişti. Yüzündeki ifadeden her şeyi anlayabiliyordum. Kısa süreli şoktaydı,kendine geldiği an bu suskun dakikalarını mumla arayacağımı iyi biliyorum.
„Derin.. Kızım ne demek bütün bunlar? Kaç gündür olan her şey akıl alır şeyler değil. Mantık aranacak hiçbir yani yok, ya birisi sana çirkin bir oyun oynuyor yada... ne diyeceğimi bilmiyorum”
İlk defa Simge´yi bu kadar ciddi konuşurken görüyordum. O şakacı ve haylaz mizacından eser yoktu. Endişeliydi ve bunu saklamak için hiç uğraşmıyordu.
“Biliyorum, bir şey söylemene gerek yok.” Bir an duraksadım. “Simge..Bugünden itibaren yazmayı bırakıyorum. Hiçbir kuvvet beni o bilgisayarın başına tekrar oturtamaz.”
Söylediğimden sonra Simge´de biraz rahatlamıştı. Değişen ifadesinden anlayabiliyordum. Gözlerinde yine o haylaz parıltı belirdi.
“Off benim ciddi kalma sürem bu kadar valla.” kalkıp rahatlayarak mutfağa geçti. Dolapları karıştırırken konuşmaya devam etti. “İsabetli bir karar oldu kankacım. Yoksa maz Allah Müge Anlı'ya konu olmamıza az kaldı. Eğer yazmazsan seni rahatsız edecek nedenleri de kalmaz.”
Gözlerim bir noktaya hüzünle takıldı, “Bıraktığım ilk yarım kurgu olacak ama eğer bırakmazsam kalan akıl sağlığımı koruyabileceğimden şüpheliyim.”
Simge elinde bir tepsi abur cuburla geri döndü.
“Bu bir ilk ama sana tüm benliğimle katılıyorum.”
Koltuğa iyice yayıldı sonra tabi başladı emirlerini yağdırmaya. Kumandayı ver ,kahve istiyorum. Esra Erol başlayana kadar yemek sipariş et.Sözde beni teselli etmeye geldi, hanımefendiye hizmet etmekten kendi halimi unuttum.
&&&
Sipariş ettiğimiz yemekler eşliğinde televizyon izlerken kendimi daha iyi hissediyordum. Bundan sonra o kurguyu devam yazamayacak olmak içimde bir burukluk yaratsada , şuan için en doğru karar bu gibi görünüyordu.
Kapı zilinin ani çalışıyla ikimiz de irkildik, birini beklemiyordum. Annemin işten gelmesine henüz yarım saat vardı. Merakla gidip açtım ve gördüğüm adamla neredeyse düşüp yine bayılacaktım.
Babam..
Koskoca on yıl sonra yeniden karışımdaydı.
Dona kalmıştım.
Sadece ona bakıyor, hiçbir tepki veremiyordum. Elim kapı kolundan hissiz bir şekilde yanıma düştü. Babam.. Demir Yalın...Burada.
Tam karşımdaydı.
O da aynı şaşkınlıkla beni izliyordu. Sekiz yaşında bıraktığı küçük Derin on yıl içinde çok değişmişti. Şimdilerde on sekiz yaşında genç bir kızdı. İkimizin gözleri de bir an olsun birbirinden ayrılmıyordu.Önce hiç beklemediğim anda benimle iletişime geçmiş sonra da ansızın karşıma çıkmıştı. O an aklımda dönüp duran tek bir soru vardı; “Neden şimdi ?”
Cevap hemen karşımda dururken benim bunu ona soracak cesaretim yoktu.Neredeyse hiç değişmemişti. Yıllar sanki ona hiç uğramamıştı, şimdilerde kırklarının sonlarında olmasına rağmen yaşını göstermiyordu. Yakından bakınca belli olan birkaç kırışıklık, biçimli kaşları düzgün yüz hatları ile babam hep yakışıklı bir adamdı. Siyah gür saçlarının arasında bazı teller beyazlamıştı. Gözleri benimkilerle aynıydı. Bir yanı griye çalan mavi, diğer yanı canlı bir yeşil.Ondan aldığım tek özellik buydu belki de.
Ve bundan nefret edip etmediğimi bile bilmiyordum.
“Kim geldi Dero, kaç dakikadır kapıda dikiliyorsun kızım, çekil baka...”
Simge´nin arkamdan gelen sesi ile kendime gelip bakışlarımı kaçırdım. O da kapıda dikilen adamı hemen tanımıştı ona gösterdiğim fotoğraflardan.
Arkamda şaşkın gözlerle dikilirken sessizce kulağıma fısıldadı.
“Derin. Bu baban değil mi? Ben yanlış mi görüyorum?”
“Evet ta kendisi.”
Babam sıcak bir tebessüm eşliğinde sessizliğini bozdu.
“ Derin, kızım. Babana bir hoşgeldin demek yok mu?”
Bana kurduğu ilk cümlenin pervasızlığı karşısında neredeyse kahkaha atacaktım. On yıl sonra karşıma çıkıyor ve söylediği ilk şey, ona “hoş geldin”demediğimdi.
İçimde kabaran öfke damarlarıma yayılırken ne söyleyeceğimi seçmekte zorlanıyordum.
“Kusura bakma,” dedim, sesim titriyordu ama durmadım. “Boynuna atlamayı da unuttum. Sanki on yıl önce ortadan kaybolmamışsın gibi… Sanki bizi öylece ortada bırakmamışsın gibi… Yıllardır bir gün bile arayıp sormamışsın gibi… Kusurum affola, nasıl ‘hoş geldin’ diyemedim sana?”
Söylediklerimden sonra yüzündeki o sıcak gülümseme yavaş yavaş silindi.
“Derin,” dedi, sesi yumuşaktı. “Öfkeni anlıyorum ama önce beni dinle. Gitmek için güçlü sebeplerim vardı. Artık anlayacak yaştasın.”
Güldüm. Acı bir kahkaha çıktı dudaklarımdan.“Hangi sebep?” dedim. “Sekiz yaşındaki kızını ve sana deli gibi âşık olan karını bırakacak kadar büyük olan hangi sebep, Demir Bey?”
Bir an sustu. Sonra kapıya baktı.“İzin ver içeri gireyim. Böyle ayakta konuşulacak şeyler değil.”
“İçeri falan girmeyeceksin!” diye yükseldim. “Hiçbir açıklamanı duymak istemiyorum. Annem zaten zar zor ayakta duruyor, birden ortaya çıkıp her şeyi yeniden yıkmayacaksın.”
Kapıyı kapatmaya çalıştım eliyle tutarak beni engelledi.
Arsızlığa bak!
Hâlâ beni ikna edebileceğini sanıyordu.Hâlâ buna yüzü vardı.Ben kapıyı kapatmaya çalıştıkça o bunu engelliyordu aynı anda da bana sadece onu dinlemem için yalvarıyordu. İkimizin mücadelesini, bu manzarayı hiç görmemesi gereken kadının sesi böldü.
“Demir…”
İkimiz de aynı anda durduk.Annem nemli gözlerle babamın tam arkasında duruyordu. Elinde tuttuğu çantası elinden kayıp ayaklarının dibine düşmüştü.
Kalbim sıkıştı.
Bu olmamalıydı.
Onu görmemeliydi.Yaşayan bir ölü gibi olmasının en büyük sebebi bu adamın gidişiydi. Yıllar önce masal gibi aşk yaşayıp evlenmişlerdi. O zamanlar ikiside genç, âşık ve inatçıymış. Her zorluğa ve imkânsızlığa rağmen birlikte bir hayat kurmuşlar.
Mutlularmış.Neredeyse her şey kusursuzmuş.Ta ki babam bir gün hiçbir açıklama yapmadan gidene kadar.O günden sonra annem bir daha eskisi gibi olmadı.
Bende öyle...
Gözlerimde biriken yaşları geri itmeye çalışarak annemi izledim. Onun içindeki fırtınayı buradan görebiliyordum.
Öfke… özlem… kırgınlık..
Hepsi aynı anda hissediliyordu bakışlarından.
“Havva…” dedi babam, sesi titriyordu.Annem hiçbir şey söylemeden çantasını yerden aldı. Yanından geçti ve tam kapının önünde durdu.
“İçeri gel,” dedi. “Komşulara rezil olmayalım. Ne söyleyeceksen içeride söyle.”
Donup kaldım.Onu… içeri mi alıyordu?Hiçbir şey olmamış gibi?..
Arkasından içeri girdim. Simge de peşimdeydi. Öfkeyle annemin karşısına geçtim.
“Nasıl içeri gir dersin anne?” dedim. “Gerçekten dinleyecek misin onu? Hangi açıklaması bizden çaldıkları için yeterli olabilir?”
Annem gözlerimin içine baktı.“Bana güven,” dedi. “Konuşacak ve gidecek.” akmaya hazır bekleyen gözyaşlarından biri yanağından aşağı süzüldü. “Derin ben… bu anı yıllardır bekledim. Onun gözlerimin içine bakmasını… ve hesap vermesini. Beni bundan mahrum etme.”
Büyük bir hayalkırıklığı ile başımı iki yana salladım.
“O zaman ben yokum anne bu adamı dinlemek istiyorsan öyle olsun,hesaplaşmana bensiz de devam edebilirsin.”
Annemin bir cevap vermesini beklemeden hızla odama girip bir çanta hazırlamaya başladım.Bu evde daha fazla kalamazdım.
Annem için bile.
O adamı dinlemeyi istemesi bile bize ve yaşadıklarımıza bir saygısızlıktı.Simge kapıda durup sadece beni izliyor ve hiçbir şeye müdahale etmiyordu.Çünkü beni ilk kez böyle görüyordu.Öfke gözümü kör etmişti resmen dolaptan rastgele birkaç parça kıyafeti şarj aletimi ve cüzdanımı koyup çantayı kapattım. Hemen odadan çıkıp annemin itirazlarını kabul etmeden ve o adamın salonumuzdaki varlığını red ederek evden kaçarcasına ayrıldım.
Bölüm etkileşimi
