17. bölüm / 18
V.A - Darmaduman.16. Bölüm
Bölümler 18Şu an: 16. Bölüm
- 1 Giriş325 kelime
- 2 1. Bölüm432 kelime
- 3 2. Bölüm883 kelime
- 4 3. Bölüm808 kelime
- 5 4. Bölüm791 kelime
- 6 5. Bölüm657 kelime
- 7 6. Bölüm869 kelime
- 8 7. Bölüm1.178 kelime
- 9 8. Bölüm765 kelime
- 10 9. Bölüm688 kelime
- 11 10. Bölüm1.606 kelime
- 12 11. Bölüm1.309 kelime
- 13 12. Bölüm1.135 kelime
- 14 13. Bölüm1.020 kelime
- 15 14. Bölüm1.494 kelime
- 16 15. Bölüm1.395 kelime
- 17 16. Bölüm1.127 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 17. Bölüm1.850 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıklarıyla gözümü açtım. Yataktan doğrulmam yorgun bedenimle çok zor olmuştu. Hatırladıkça boğazımın sıkıldığını hissediyordum sanki.
Yataktan kalktım ve dolabımdan siyah kumaş pantolon ile beyaz gömlek ve onun üstüne de siyah blazer bir ceket giydim. Saçlarımı düzleştirdim ve siyah bir omuz çantası takıp siyah topuklu ayakkabıyı eksik etmedim. Siyah güneş gözlüğümü alıp odadan çıktım.
Müstakil evimizde merdivenlerden inerken olabildiğince sessizdim çünkü anneme gözükmek hiç istemiyordum. Ne yazık ki annem çoktan kalkmış ve mutfakta kahvaltıyı hazırlıyor haldeydi. Kendime içimden küfrettim.
“Buongiorno, figlia mia.” (Günaydın kızım.)
“Buongiorno anche a te.” (Sana da günaydın.) diye karşılık verdim dün akşamdan beri ilk kez annemle konuşarak.
Elindeki bıçağı tezgaha bıraktı ve bana dönüp yüzümü ellerinin arasına aldı. “Sembravi un po’ giù di corda stasera; tutto bene, caro?” (Akşam bir gariptin, iyi misin canım?) diye sordu.
İsteksizce başımı salladım. “Sto bene, mamma.” (İyiyim anne.) dedim belli etmeyerek.
Yüzümden ellerini çekti ve benden bir iki adım uzaklaşıp üstüme baktı. “Renkler gitmiş.”
“Evet, renkler gitti anne.” Dedim bende. “Ben seninle kahvaltı edemeyeceğim üzgünüm, şirkette halletmem gereken işlerim var.” Dedim.
“Ama aç olacaksın. Olmaz öyle bir kaç şey atıştır en azından.”
“Gerek yok. Hem Cameron’u da havaalanından alacağım.” Diye bilgi verdim.
Gözleri ışıldadı. “Cameron buraya mı geldi?”
“Evet bir süredir görüşmediğimiz için beni görmeye gelmiş, birkaç ay kalacak.”
“Bizde kalsın sakın otele gitmesin tamam mı?” Dediğinde ikiletmeden onayladım ve hemen evden çıktım.
…
Havaalanına geldiğimde köşede bekliyordum. Beni arar ya da mesaj atar diye düşünürken birkaç aydır duymadığım sesiyle ona döndüm. “Valentina!”
Başımı kaldırdığım an onu görmemle soluk yüzüme nur inmiş gibi otuz iki diş gülümseyip kollarımı açtım.
Cameron benim en yakın arkadaşım, sırdaşım ve kardeşim gibi olan o kişiydi. Ona sonsuz güvenim vardı.
Bana sarıldı ve geriye çekilip gülümsedi. “Aylar oldu görüşmeyeli, nasıl da özlemişim arkadaşımı.” Dedi neşeli sesiyle.
“Bende öyle canım. Bu arada, buraya geldin ama işinde sorun olmasın?”
Göz devirdi bana. “Kızım sakinleş. İş derdin Türkiye’de travma yapmış anlaşılan. Sal biraz.” Demesiyle güldüm dediğine. Birlikte arabama bindik ve şirkete doğru yola koyulduk. Şahsen eve gitmeyi tekrar yeğlemiyordum.
…
Birlikte şirkete girdiğimiz esnada Cameron sarı saçlarını savura savura yürümekle meşguldü. Asansöre bindik ve odamın olduğu kata çıktık. Asansörden indiğimizde Cameron’u yönlendirirken karşımıza Toprak çıktı. Neden bilmiyordum ama kafasında parti şapkası vardı.
Güldüm. “Bu ne hâl Toprak?” Bugün 8 Ekim’di neyi kutluyordu? Özel bir gün müydü?
“Doğum günüm bugün, bilmediğin için sorun değil ama bir dahakine unutma.” Dedi ve yanımdaki Cameron’u görmesiyle çapkın bakışlarını sergiledi ve bana döndü tekrar. “Bilmeden bana doğum günü hediyemi getirmiş olman ne büyük lütuf Valentina. Adınızı öğrenebilir miyim?” Dedi Cameron’a doğru son cümlede.
“Cameron.” Dedi o da ve elini uzattı. “Siz?” Az önce bu kadar tatlı olduğunu hatırlamıyordum.
“Toprak bende. Memnun oldum. Yanımda rahat olabilirsin.” Demesiyle iki çift kumruyla bakıştığımı anladım. Şok içinde ikisini izliyordum.
Güzel bir gülümseme sundu Cameron. “Tamamdır öyle yaparım.”
“Burası mücevher şirketi Valentina, bu kadar güzel İtalyan bir altın burada harcanamaz dikkat etmelisin.” Dedi Toprak. İnanılmaz derecede itici iltifatlarına ben kusmak üzere olmama rağmen Cameron etkileniyor gibiydi. Şaşırtıcıydı.
“Çok tatlısınız diyeceğimi sanıyorsan çok yanılıyorsun canım. Öyle senin tavladığın kızlara benziyor muyum acaba, bir bak bakayım. Ayrıca İngiliz’im ben!” Demesiyle kahkaha atarak Toprak’ın suratına baktım. Tüm çapkınlığı bitmişti. Cameron böyle şeylerden etkilenmezdi zaten ve onun için şaşırmıştım. Oyun oynadığını hiç düşünmemiştim.
“İzninizle!” Dedi Cameron ve beni kolumdan tutarak ilerletti. Ben bir yandan yürürken arkamı dönüp Toprak’a el salladım ve gülmek için kendimi zor tutarak “Doğum günün kutlu olsun!” Diye seslenmeyi ihmal etmedim.
Yazık oldu çocuğa.
…
Odama geçtikten sonra birkaç dosyaları imzalayıp, Devrim olayından dolayı kaybettiğimiz demir-Çelik üretimi için Ateş’in yeni bir isim bulduğunu gördüm. Anlaşılan işten kafasını kaldırmıyordu. Ateş’e güvendim ve seçtiği adamı araştırmadan onay imzamı attım. Tüm dosyalar bu kadardı. Cameron geldiğinden beri telefondan kafasını kaldırmıyordu. Ona seslendim.
“Sen eve geç, dışarı da işlerimde var benim. Konumu sana atarım olur mu?”
Kafasını salladı. “Evde görüşürüz o zaman güzellik.” Dedi ve çantasını alarak bana havadan öpücük gönderip odadan çıktı.
Derin bir nefes alıp koltuğuma iyice yaslandım. Cameron’un ihanet edeceğimden haberi yoktu. Ondan hiçbir şey saklamazdım ama bu konuda düşünceliydim. Şimdilik bu konuyu rafa kaldırdım ben bilgisayarımı kapatıp ayaklandım.
Asansöre bindim ve tam kapı kapanacakken bir el araya girdi. Kapı tekrar açılınca Ateş’i görmemle beraber gerildim. Bu adamın yanında neden böyle oluyordum?
“Bugün seni hiç göremedim.” Demesiyle ona döndüm.
“Yoğundum, odadan çıkamadım.” Diye kısaca yanıtladım.
“Sesini özlemişim.” Açıksözlülüğü yine tavandı anlaşılan.
“Ben kazandım desene sen şu işe.” Dememle ne demek istediğimi anlamadı ve kaşlarını kaldırdı. Gülümsedim. “Seni etkilemişim ki bana aşık aşık bakıyorsun.” Diye açıkladım.
Alaycı gülüşü asansörü doldurdu. “Sen kendi hayallerine inanmaya devam et.”
Bedenimi ona doğru döndürdüm. “O hâlde söyle bakalım derdin ne?”
Yutkundu. “Dün nasıl geçti diye sormak istedim.” Demesiyle bakışlarıma acı oturdu.
“İyiydi. Sorduğun için teşekkürler. Kolay kolay yıkılmam.” Dedim bende. Beni düşünmesi çok tatlı geldi o an.
“Sevindim. Seni üzecek şeyin benim söylediğim olması çok kötü olurdu. Her neyse.” Dedi konunun üzerinde benim için çok durmayarak. “Nevin’e mi gidiyorsun?” Diye sordu.
Nevin Eldem. Çok zengin bir iş kadınıydı. Gayrimenkul ve mimarlık alanında bir şirketi vardı. Sosyetenin içinden olması da tabii ki cabasıydı. Bana oy vermeyen son kişi de oydu. Sinsi bir kadındı.
Başımı salladım. “Özel davetine gidiyorum. Geleceğimden haberi yok ama beni içeri muhakkak alacaktır.” Bu bilgileri neden vermiştim ki şimdi? Ne gerek vardı uzatmaya? Sanki beni çok merak ediyordu..
“Anladım. Nerede olacağını biliyorum, yolumun üzeri. Bırakabilirim? Hem konuşmuş oluruz?” Dedi. Sırıttım.
“Benden etkilendiğini ve zaman geçirmek için çabaladığını belli etme CEO. Sana yakışmıyor.” Dedim dalga geçerek.
“En azından senden etkilendiğimi gösteriyorum.” Demesiyle bana bir adım attı. Küçücük asansörde nefes alanım çok daralmıştı. Neden daha inmemiştik?
Rahat olmaya çalıştım ve açık vermemek için bende ona adım atıp ellerimi omzuna koydum. “Etkileniyorsan ne yaparsın mesela?” Diye sordum. Cevabını deli gibi merak ediyordum.
Öyle güzel gülümsedi ki yine gamzeleri ortaya çıktı. “Etkilendiğim kadınlara ne mi yaparım?” Diye sordu yavaşlıkla. Elleri belimi buldu. Onun ellerinin altında titrediğimi hissettim. Yüzü bana biraz daha yakınlaştı. Mesafe yok denecek kadar azdı. “Öperim genelde.” Demesiyle yutkundum. Tam şuan beni öpmesini ister miydim?
Parmaklarım saç diplerine tutundu. “Yapacak mısın?” Diye sordum merakla.
Belimi tutuşu sıkılaştı. “Öpsem mi? “
Tam ona cevap vereceğim sırada asansörün kapısı açıldı. Hemen ondan uzaklaştım. Nefesimi düzene sokmak çok zordu. Karşımda arıza servisi görmeyi beklemiyordum. Şok içinde kalakaldım. Asansörde mi kalmıştılar haberimiz yoktu?!
“İyi misiniz Valentina Hanım ve Ateş Bey?” Dedi adam bize doğru.
“Asansörde mi kaldık?” Diye sordum dehşetle.
Ateş o sırada kulağıma doğru eğildi çaktırmadan. “Kalmadık ben durdurdum. Seninle geçireceğim bir beş dakika daha olması için yine aynı şeyi yapardım.” Dedi etkileyici sesiyle. Gözlerim ona dönmüyordu. Asansöre tutundum ve sesli bir şekilde konuştum. “Çıkarın beni buradan!” Ateş bunu dememle sesli bir kahkahayı serbest bıraktı.
“Az önceki cesaretin nerede?”
“Kes sesini Ateş.”
Ağzına fermuar çekiyormuş gibi yaptı ama bana güldüğünün hala farkındaydım. Ondan etkilenmiş olmak benim için ölümle eş değerdi. Kendime hakim olmak zorundaydım. Amacını unutma Valentina, bu sadece geçici bir dikkat dağınıklığı.
…
Bölüm etkileşimi
