13. bölüm / 18
V.A - Darmaduman.12. Bölüm
Bölümler 18Şu an: 12. Bölüm
- 1 Giriş325 kelime
- 2 1. Bölüm432 kelime
- 3 2. Bölüm883 kelime
- 4 3. Bölüm808 kelime
- 5 4. Bölüm791 kelime
- 6 5. Bölüm657 kelime
- 7 6. Bölüm869 kelime
- 8 7. Bölüm1.178 kelime
- 9 8. Bölüm765 kelime
- 10 9. Bölüm688 kelime
- 11 10. Bölüm1.606 kelime
- 12 11. Bölüm1.309 kelime
- 13 12. Bölüm1.135 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 13. Bölüm1.020 kelime
- 15 14. Bölüm1.494 kelime
- 16 15. Bölüm1.395 kelime
- 17 16. Bölüm1.127 kelime
- 18 17. Bölüm1.850 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir insan yaşanacağını bilmese şüphe etmezdi. Düşünmek bu yüzden bizi canlılardan ayırırdı. Neden bir ağaç gibi koca gövdemle yaşama devam etmedim diye çok düşünüyordum, tek derdimin bugün su alabilecek miyim olması ya da bir çiçeğin toprağının yumuşak olması olabilirdi ama hayır. Ben buydum, Valentina Başak. Annemin duymaktan bıkmadığı o sözlere katlanamadığımdan olsa gerek bir keresinde “Susmak ağır gelmiyor mu?” Demiştim. Konuşmasını mutlak görmüştüm.
“Suskunluğum benim en büyük silahım Valentina. Konuşmak bazen tek kaçış değildir, kendini bununla soyutlama.” Demişti.
Ben anneme ne o sözden önce ne de sonrasında uymuştum. Benim vücudum susmazdı, susmak istemezdi, sürekli konuşurdu ve eğer susarsa öleceğini sanırdı. Bu zamanda ve tam şuanda susmam gerektiğini daha net anlıyordum. Ateş benim yüzümden deliriyordu. Ben sadece şirkete değil çocukluğumun belki bir haftasına eşlik eden arkadaşıma da ihanet ediyordum.
Odadan çıktıktan sonra ilk işim derince soluklanmak olmuştu. Nefes alamadığımı hissediyordum. Korku değildi hissettiğim ama sanki kalbime dolanmış bir zincir vardı ve her hareketimde geriliyordu. Nedendi ki? Amacım buydu ve sonunda kadar ihanet edecektim, gözümü kırpmayacaktım. Vicdan mıydı beni böyle sızlatan? Hayır, yıllar önce vicdanımdan vazgeçmiş olmam gerekiyordu. Aksi halde beni yavaşlatırdı ve kaybederdim.
Lavaboda elimi soğuk suyla ıslattım ve gerdanıma ardından da boynuma sürmeye başladım. Bir türlü rahatlayamıyordum sanki Ateş’in nefesi ensemde gibi hissediyordum. Kalabileceğimden fazla kaldım ve sonrasında lavabodan çıktım. Topuklularımın tok sesi bana eşlik ederken Nihat’ı aradım. “Beni çıkar buradan.” Dedikten sonra kapattım. O da beni bekletmeden arka kapıdan araçla çıkarttı. İnsanlara gözükmeden hareket etmek çok zordu, az önceki konuşmamdan bahsetmiyordum bile.
Arka koltuğa kendimi attığım an topukluları ayağımdan çıkardım. Normalde asla yapmadığım hareketleri yapıyordum. Gömleğimin bir düğmesini daha açtım ve tokamla saçlarımı gelişi güzel bir at kuyruğu yaptım. Bakışlarımı Nihat’a çevirdim, şöförün yanındaki koltukta oturuyordu. “Nihat,” diye seslendiğim an hemen bana döndü.
“Evet Valentina Hanım?”
“Ben gittikten sonra neler oldu? Ve çoğunluğun dikkatini çekebildik mi?” Diye sordum sakinlikle ama kesinlikle değildim. İçim içimi yiyordu, Ateş’e rest çektikten sonra iyi şeyler olmasını istiyordum.
“Topluluğun yarısı sizden sonra çıkış yaptı, hemen ardından özel odalara ilerlendi.” Özel odaları biliyordum. En büyük yatırımları yapan yirmi kişi için verilen ve toplamda 4 oda vardı. Büyük konuşmaları yapmak için yapmışlardı. Dün akşam Nihat’a oraya girebilecek kadar yeterli parayla adam koydurmuştum zaten. “Sizin demenizle içeriye konulan adamda onlarla. Hala içeriden çıkan yok, bekliyorlar Valentina Hanım. Ve en iyi haber şuan da vakfın yarısından çoğu sizi destekliyor sadece bir kaç istisna mevcut.”
“Ne oldu?” Diye sordum sinirle.
“Bu yirmi özelden dört kişi sizi desteklemiyor sizi maalesef ve özellerden en az üç kişi desteklemezse koltuğa oturamazsınız.”
Bu da ne demek oluyordu?! O dosyalara ve belgelere ihtiyacım vardı ve net olarak koltukta ben olmalıydım.
“Halledilir Nihat. Bu zamana kadar ikna edemediğim olmadı. Bana son oylama zamanını söyle.” Dedim.
Bilgisayarında hareketlendi ve birkaç şeye baktıktan sonra bana döndü. “Sadece on gününüz var Valentina Hanım.”
On gün mü?! Bu azdı Hemde fazlasıyla. Sinirle kucağıma koyduğum çantayı arabanın koltuğuna fırlattım. Bir değil dört kişilerdi! Bu hayli hayli zordu ve eğer bu özel oda çıkışında onlar aksi fikirlerini beyan ettiklerinde ona katılanlar olursa ben bu çıkmazda takılı kalırdım. Olamazdı!
…
Eve geleli yarım saat olmuştu ve ben Toprak’ın aramasını bir umut bekliyordum. O odaya bizimle girmemişti ama Ateş’in anlatmış olabilme ihtimali yüksekti. İnsan sevdiğine hesap sorardı ve ben Toprak’la anlaştığımızı düşündüğümden beni aramasını bekliyordum. Lanetler etsindi ama yeter ki arasaydı.
Ateş’le konuştuklarımız hafızamdan çıkmamak üzere yer etmişti. Biz daha doğrusu benim deyişimle artık düşmandık. Bir kez olsun annemi dinlemeli ve susmalıydım!
O esnada telefonum çaldı ve hızla ekrana baktım. Ne yazık ki Toprak değildi ama ortağımdı. Açtım. “Efendim?”
“Sana inanamıyorum mucize gibisin!” Dedi heyecanla ses.
“Müsait değilim, hızlı konuş.” Dedim geçiştirerek. Toprak ararsa açmak istiyordum.
“Hay hay! Haberler elime ulaştı. Ateş’e rest çekmek ne demek. Dile benden ne dilersen güzelim.”
Sinsi bir sırıtış belirdi dudaklarımda. “Ne istersem mi?” Dedim.
“Aynen öyle.”
“Geberip gitmen.” Dedim açıkça. Beni boğuyordu ama ses etmiyordum. Çok konuşuyordu.
Telefonun öbür tarafından ses yükseldi, kahkaha atıyordu. Komik bulmuş olması inanılmazdı çünkü ben gayet ciddiydim.
“Ah sen ve şu şakaların Valentina. Bunun dışında birşey dilersen yapacağım. Aksi halde unut iyiliğimi.”
“Sen iyilik yapmayı bilmezsinki.” Dedim hınçla. “Bildiğin tek bir bok yok. O yüzden Ateş’i mahvetmek için yardımıma ihtiyaç duyuyorsun.” Böyle ileri konuşuyordum ama benimde ona ihtiyacım olduğundan onunla yola devam ediyordum.
“Aptalsın. İleride bana ihtiyacın olacak hatırlatırım. Son bir arzun var mı?”
“Gerekmediği sürece aramaman.” Dedim açıkça. “Çok konuşuyorsun.” Diye de ekledim.
Güldü yine. “Denemeye çalışırım.” Dedi ve kapattı telefonu. Bunun ardından hemen son aramalara girip baktım ama hayır kimse aramamıştı. Kırıcıydı. Gerçi ben daha büyük oynamamış mıydım? En sonunda dayanamadım ve ben Toprak’ı aradım, bir dost daha kaybetmek sığmadı içime. Telefonum açılmadı. Bir daha aradım, uzun uzun çaldı ama yine açılmadı diyeceğim esnada son anda açtı. Açtığında konuşmadı bile. Beni bekliyordu.
“Toprak?” Dedim emin olmak isteyerek. Hayır bu bir palavraydı sadece yine birlikte sohbet etmek istiyordum.
“Şirketle alakalı değilse kapatıyorum Valentina.” Dedi. Soğuk sesi içime kadar işledi.
Üzgün ve kısık çıkan sesimle konuştum. Ateş’le olduğu kadar iddialı konuşamam gibi hissettim. “Özür dilerim.” Dedim, sadece anlasın istedim.
Burada kimsem yok, bana sırtını dönme diyemedim…
“Şimdi mi? Gerçekten mi Valentina?”
“Bak Toprak, Ateş babasının katilini arıyor ve beni suçluyor ama benimde babam öldü ve o kişi babasının dostuydu. Anla beni. Kötü niyetim yoktu ama oradaki insanlar Ateş’e oy vermeyecekti, biliyorsun sende bana suç atma. Yardımım dokunur dedim. O belgeleri alıp sizden saklayacak mıydım Toprak? Gerçekten mi? Benim üstüme bu kadar lafa hayran kaldım doğrusu. Özellikle Ateş’e. Bana haber bile vermemişti vakıfla ilgili! Ne dememi bekliyordu usulca oturmamı mı?!” Diye sonlara doğru yükseldim. Öyle rahat yalan söylüyordum ki sanki çenem alışmış ve yine susmayacak gibiydim.
“Bize gelip anlatsaydın bunlar olmayacaktı.” Dedi sadece.
“Eğer anlatmış olsaydım Ateş benim ağzımı açtırmazdı, bilmiyormuş gibi konuşma lütfen. Beni oyuncak zannediyor ama değilim! Ben Ateş’e bağlı değilim beni anlıyor musun Toprak?”
En sonunda gardını indirdi rahat konuşmaya başladı, o da dayanamamıştı. “Ateş deliriyor Valentina. En azından sadece bana söyleseydin onu sakinleştirecek birşeyler bulurdum. Bana gidilecek yol bırakmıyorsun.” Dedi sıkıntıyla.
“Biliyorum evet biliyorum ve çok özür dilerim ama bir anda gelişti, yapamazdım.”
“Ateş’le ne konuştun bilmiyorum ama ne laf ettiysen adam masaları kırıyor. Düşmanmış deyip duruyor, bu adama ne dedin sen?” Demesiyle sustum. Bu kadar celallenmesi planımda yoktu.
“Beni sinirlendirdi bende onu sinirlendirdim hepsi bu. Öfkesine yenik düşmesi benim sorunum değil.” Dedim sakince.
“Öfkesine değil, sana yeniliyor Valentina. Anlamıyor musun? O hala seninle zaman geçirdiği on yaşındaki çocuk sana karşı. Senin bu zamana kadar olan değişimine inanamıyor, alışmaya çalışıyor ama sen yerinde durmadığın için kafayı yiyor.” Sustum. Buna ne denir bilmiyordum.
“Yarın şirkete gel, senin odana geleceğim detaylıca konuşacağız tamam mı? Sonrasına sonra bakılır.” Dedi.
“Tamamdır en erken saatte orada olacağım.” Dedikten sonra kapattım. Sonunda nefes alabiliyordum. Toprak hala benimleydi, Türkiye’de ondan başka dostum yoktu şuan. Güvendiğim tek insandı.
O belgeleri önceden inceleyip eksilterek onlara vermeyi amaçlıyordum ve bir ön gün daha Ateş’le konuşmamak. Bu sayede zaman kazanırdım. Toprak,ın dediği gibi sonrası sonra olmalıydı.
…
Sonrası sonra diye diye yarını düşünmez olduk IAJDOAKAL
Bölüm etkileşimi
