9. bölüm / 16
Uyanış: Şans Ve Gölge9. Bölüm: Taklitçi
Bölümler 16Şu an: 9. Bölüm: Taklitçi
- 1 1. Bölüm: Gölge Ve Şans'ın Uyanışı3.958 kelime
- 2 2. Bölüm: İlk Adımlar3.233 kelime
- 3 3. Bölüm: İstanbul'un Yeni Kahramanları5.106 kelime
- 4 4. Bölüm: Oyun Bozan4.481 kelime
- 5 5. Bölüm: Baş Döndüren6.458 kelime
- 6 6. Bölüm: Yansıma2.982 kelime
- 7 7. Bölüm: Kuklacı3.336 kelime
- 8 8. Bölüm: Maestro1.504 kelime
- 9 9. Bölüm: Taklitçi2.919 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10. Bölüm: Dondurucu3.763 kelime
- 11 11. Bölüm: Kara Efendi3.598 kelime
- 12 12. Bölüm: Büyük Koruyucu Arel3.851 kelime
- 13 13. Bölüm: Fırtınalı Hava2.924 kelime
- 14 14. Bölüm: Elementor3.419 kelime
- 15 15. Bölüm: Kalpkıran3.859 kelime
- 16 16. Bölüm: Oyuncak Ustası3.786 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah okulun bahçesi her zamanki kalabalığına dönmüştü. Yağmur, Zeynep, Mert ve Doruk birlikte yürürken bir yandan derslerden konuşuyor, bir yandan da önceki günün yorgunluğunu üzerlerinden atmaya çalışıyorlardı. Yağmur, Doruk'un yanında yürüdüğünü fark ettikçe istemeden gülümsüyor, Doruk ne zaman ona baksa gözlerini başka tarafa çeviriyordu. Zeynep bunu çoktan fark etmişti. Mert ise elindeki simitle ilgilenmekten etrafında olup bitenleri pek umursamıyordu. Zeynep, Yağmur ile Doruk arasındaki sessizliği fark edip hafifçe ona yaklaştı:
"Bir şey söyleyeceğim ama kızma."
Yağmur şüpheyle ona baktı:
"Ne?"
Zeynep göz ucuyla Doruk'a bakıp gülümsedi:
"Dün sinemada yan yana oturdunuz, bugün de yan yana yürüyorsunuz. Tesadüf mü?"
Yağmur'un yüzü bir anda kızardı. Ne diyeceğini düşünürken kelimeler yine birbirine girdi:
"Z-Zeynep, n-ne diyorsun sen?"
Mert konuşmaya karışıp simidinden bir parça kopardı:
"Bence tesadüf. Çünkü Doruk'un başka yerde yürüyecek yeri yok."
Zeynep Mert'e dönüp kaşlarını kaldırdı:
"Sen gerçekten hiçbir şey anlamıyorsun."
Mert simidinden bir ısırık daha aldı:
"Ben daha kahvaltıdan anlamıyorum, romantizmden anlamam normal."
Yağmur istemeden güldü. Doruk da konuşulanları duyup gülümsedi. Mert ise elindeki simide bakıp bir anda kaşlarını çattı:
"Bir dakika... Bunun yarısı nereye gitti?"
Zeynep hiç düşünmeden cevap verdi:
"Sen yedin."
Mert birkaç saniye simide baktı:
"Doğru."
Dördü birlikte binaya doğru ilerlerken Yağmur'un dikkati okulun girişindeki büyük camlara takıldı. Kendi yansımasını görünce bir an durdu. Doruk da birkaç adım ilerledikten sonra onun durduğunu fark edip geri döndü:
"Geliyor musun?"
Yağmur camdan gözlerini ayırıp ona baktı. Doruk'un kendisini beklediğini görünce yine hafifçe heyecanlandı:
"E-evet."
Yağmur hızlanıp grubun yanına döndü. Camdaki yansıması ise birkaç saniye daha yerinde kaldıktan sonra normale döndü.
Dersler başladığında herkes kendi işine koyuldu. Yağmur önündeki soruları çözmeye çalışırken Doruk birkaç sıra öteden ona bakıp gülümsedi. Yağmur bunu fark edince hemen tekrar defterine döndü. Zeynep, Yağmur'un bu hâlini görünce Mert'e doğru eğildi:
"Sen gerçekten hiçbir şey görmüyor musun?"
Mert ne olduğunu anlamadan ona baktı:
"Neyi görmem gerekiyor?"
Zeynep başını iki yana salladı:
"Boş ver."
Mert tekrar önündeki çalışmaya döndü:
"Tamam."
Teneffüste dördü bahçeye çıktığında Doruk, Yağmur'un yanına oturdu. Yağmur önce biraz gerildi fakat Doruk'un onunla normal şekilde konuşması kısa sürede rahatlamasını sağladı. Doruk, dün sinemada yaşananları hatırlatınca Yağmur'un yüzünde yeniden küçük bir gülümseme oluştu:
"Dün filmi gerçekten izleyebildin mi?"
Yağmur birkaç saniye sustu. Doruk'a bakınca yine heyecanlandı:
"Ş-şey... e-evet. Yani... ç-çoğunu."
Doruk gülerek:
"Çoğunu mu?"
Yağmur utanarak başını eğdi:
"Biraz... d-dikkatim dağıldı."
Zeynep gülmemek için kendini zor tutarken Mert hiçbir şey anlamadan meyve suyunu içmeye devam etti. Zeynep sonunda Mert'e dönüp:
"Sen gerçekten hiçbir şey görmüyor musun?"
Mert meyve suyunu indirip ciddi bir ifadeyle ona baktı:
"Neyi görmem gerekiyor?"
Zeynep başını iki yana salladı:
"Boş ver."
Mert tekrar meyve suyunu içti:
"Tamam."
Bahçedeki sohbet devam ederken okulun diğer tarafındaki bir sınıfta bir öğrenci sırasından kalkıp koridora çıktı. Camdaki yansıması birkaç saniye gecikmeyle hareket etti. Öğrenci koridorda gözden kaybolduktan sonra bile yansıması camın önünde kalmaya devam etti ve birkaç saniye sonra görüntü normale döndü.
Günün ilerleyen saatlerinde Yağmur ile Doruk birlikte okuldan çıkarken Zeynep ve Mert birkaç adım geriden geliyordu. Doruk, Yağmur'a derslerden sonra biraz yürümek isteyip istemediğini sorduğunda Yağmur yine heyecanlandı ama bu kez gülümseyerek cevap verdi:
"O-olur."
Zeynep bunu duyunca Mert'e bakıp sırıttı:
"Sonunda."
Mert yine hiçbir şey anlamadı:
"Neyi sonunda?"
Zeynep başını iki yana salladı:
"Boş ver."
Mert omuz silkti:
"Tamam."
Dördü okuldan uzaklaşırken karşılarındaki vitrinde yansımaları göründü. Dört kişinin görüntüsü camda yan yana duruyordu. Birkaç saniye sonra Yağmur'un yansıması diğerlerinden ayrılıp tek başına hareket etti. Camın arkasındaki karanlıkta bir çift göz onları izliyordu. Akşamüstü okuldan uzaklaştıklarında Zeynep ile Mert başka bir yola saparken Yağmur ile Doruk yürümeye devam etti. Yağmur, Doruk'un yanında başını eğmiş şekilde ilerliyor, arada bir ona bakıp hemen gözlerini kaçırıyordu. Doruk ise onun bu hâlini fark etmişti fakat üzerine gitmiyordu. Bir süre sessizce yürüdükten sonra Doruk, Yağmur'un yanında biraz daha yavaşladı:
"Bugün çok sessizsin."
Yağmur ne diyeceğini düşünerek ellerini birbirine kenetledi:
"Ş-şey... b-bilmiyorum. S-senin yanında biraz... h-heyecanlanıyorum."
Doruk şaşkınlıkla ona baktı. Yağmur söylediğine kendisi de utanınca yüzünü başka tarafa çevirdi:
"Yani... yanlış anlama. S-sadece... seninle konuşurken bazen n-ne diyeceğimi unutuyorum."
Doruk'un yüzünde küçük bir gülümseme oluştu:
"Bence bunda kötü bir şey yok."
Yağmur ona bakıp hafifçe gülümsedi:
"Ö-öyle mi?"
Doruk başını salladı:
"Öyle."
Yağmur'un yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti. İkisi yürümeye devam ederken karşılarındaki dükkânın camında yine kendi yansımalarını gördüler. Yağmur bir an durup cama baktı. Bu kez yansıması normal görünüyordu. Doruk da onun yanında durup cama baktı:
"Ne oldu?"
Yağmur başını iki yana salladı:
"Hiç... b-bir şey sandım."
İkisi yollarına devam etti. Onlar uzaklaşırken camdaki yansımaları birkaç saniye daha yerinde kaldı. Ardından Yağmur'un yansıması yavaşça başını kaldırıp ikisinin arkasından baktı. Bir süre sonra Yağmur ile Doruk gözden kayboldu ve camdaki görüntü yeniden normale döndü. Caner, okulun çıkışında birkaç arkadaşıyla birlikte bahçenin kenarında duruyordu. Yanlarından geçen öğrencilerden biri elindeki kitapları düşürdüğünde Caner hemen kahkaha atıp arkadaşlarına baktı. Çocuk kitaplarını toplamaya çalışırken Caner önüne geçip yerdeki kitaplardan birini ayağıyla biraz daha uzağa itti:
"Ne oldu? Kitapların da senden kaçıyor galiba."
Arkadaşları gülerken çocuk hiçbir şey söylemeden kitabını aldı. Caner bu kez başka bir öğrencinin konuşma şeklini taklit ederek onunla da dalga geçti. Etraftakiler gülüyor, Caner ise insanların tepkilerinden eğleniyordu. Bir süre sonra gözleri Eren'e takıldı. Eren tek başına bahçeden geçerken Caner'in yüzünde yine alaycı bir gülümseme oluştu. Arkadaşlarına bir şey söyleyip Eren'in önünü kesti:
"Eren, nereye böyle?"
Eren durup ona baktı:
"Çekil önümden."
Caner kahkaha atarak arkadaşlarına döndü:
"Duydunuz mu? Bize emir veriyor."
Eren cevap vermeden yanından geçmeye çalıştı fakat Caner tekrar önüne geçti. Eren'in kıyafetlerine bakıp alaycı bir ifadeyle konuştu:
"Her gün aynı şeyleri giyiyorsun. Kendine biraz çeki düzen versen ölür müsün?"
Eren'in yüzündeki ifade değişti. Caner bunu fark edince daha da keyiflendi:
"Ne oldu? Kızdın mı?"
Eren birkaç saniye sessiz kaldı. Ellerini sıktı ve Caner'in yanından geçip uzaklaştı. Arkasından gelen kahkahalar öfkesini daha da büyütürken okuldan çıkıp yalnız başına yürümeye başladı. Caner'in söyledikleri zihninde dönüp duruyor, özellikle herkesin içinde onunla dalga geçmesi gururuna dokunuyordu. Bir vitrinin önünden geçerken kendi yansımasını gördü ve birkaç saniye durup ona baktı. Yumruklarını sıkarak öfkeyle mırıldandı:
"Bir gün bunun hesabını soracağım."
Uzakta Kronos, Eren'in içindeki öfkenin büyüdüğünü hissediyordu. Uzakta Kronos, Eren'in içindeki öfkenin büyüdüğünü hissediyordu. Çünkü bazen insanları değiştiren şey büyük kayıplar değil, sürekli küçümsendikleri ve değersiz hissettirildikleri anlardı. Kronos yavaşça gözlerini açtı.
"Ah... aşağılanmak, küçümsenmek ve bütün bunların karşısında hiçbir şey yapamamak. İnsanlar kendilerini savunamadıkları zaman intikamın onları güçlü yapacağını sanıyor."
Kronos, yanında duran Zaman Tüyü'nü aldı. Eren kötü biri değildi. Sadece Caner'in davranışları karşısında içinde biriken öfkenin artık kontrolünü kaybetmesine çok az kalmıştı. Kronos sakin bir şekilde:
"Uç bakalım, sevgili tüyüm. Bu çocuğun derdine çare bul."
Tüy sessizce kayboldu ve Eren'in bulunduğu yere ulaştı. Eren yürümeye devam ederken yanında duran vitrinin camına son kez baktı. Karartı doğrudan onun gözlüğüne gitti. Camdaki yansıması bir anda değişti. Eren'in yüzünün yerini başka birinin yüzü aldı. Eren şaşkınlıkla geri çekildiği anda etrafındaki her şey sessizleşti ve Kronos'un sesi duyuldu:
"Taklitçi... ben Kronos. Sana insanların yerine geçebileceğin bir güç vereceğim. Ama karşılığında bana bir iyilik yapacaksın."
Eren birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Ardından camdaki görüntüye tekrar baktı. Yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu.
"Caner'in yerine geçmek..."
Kronos'un sesi sessizliğin içinde yankılandı:
"İstediğin kişiye dönüşebilirsin. Onların hayatını yaşayabilir, onların sahip olduğu her şeyi elinden alabilirsin."
Eren'in gözlerindeki öfke yerini kararlı bir ifadeye bıraktı. Camdaki yansıması yeniden değişirken karanlık enerji bütün bedenini sardı.
"Artık kimse benimle dalga geçemeyecek."
Eren'in dönüşümü tamamlandığında artık Taklitçi olmuştu. Karşısındaki camda kendi yüzü yerine başka insanların yüzleri sırayla beliriyor, her biri birkaç saniye sonra yeniden değişiyordu. Taklitçi elini cama dokundurdu ve hafifçe gülümsedi.
"Caner... şimdi sıra sende."
Taklitçi, camdaki yüzlerin arasında Caner'in yüzünü buldu. Yansıma değiştiği anda yüz hatları da Caner'in yüzüne dönüştü. Taklitçi kendi yüzüne dokunur gibi cama elini bastırdı ve birkaç saniye sonra karşısındaki görüntü tamamen Caner'e dönüştü. Artık onun görünüşünü kullanabiliyordu. Taklitçi aynadan uzaklaşıp okulun bulunduğu yöne doğru yürümeye başladı. Aklındaki tek şey, Caner'in kendisine yaşattıklarının karşılığını vermekti. Bu sırada Yağmur ile Doruk evlerine doğru yürümeye devam ediyordu. Bir süre önce yaşanan garip yansıma olayını ikisi de unutmuştu. Doruk, Yağmur'un yanında yürürken arada bir ona bakıyor, Yağmur ise bunu fark ettiğinde yine gözlerini kaçırıyordu. Doruk sonunda gülümseyerek:
"Bugün gerçekten garip davranıyorsun."
Yağmur ne diyeceğini düşünürken ellerini birbirine kenetledi:
"B-ben mi? H-hayır... yani... s-sadece biraz yorgunum."
Doruk hafifçe gülümseyip:
"Tamam. Sana inanıyorum."
Yağmur onun bu cevabıyla biraz rahatladı. İkisi konuşarak yollarına devam ederken birkaç sokak ötede Taklitçi, Caner'i aramaya başlamıştı. Taklitçi, Caner'in arkadaşlarından birini gördüğünde hemen yanına gidip Caner'in nerede olduğunu sordu. Çocuk cevap verdikten sonra Taklitçi uzaklaştı. Birkaç dakika sonra başka birinin yanına giderek aynı soruyu sordu. Her seferinde farklı bir yüz kullanıyor, kimse onun gerçek kimliğini anlamıyordu. Sonunda Caner'in bulunduğu yeri öğrendi ve yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. Caner, okulun biraz ilerisindeki basketbol sahasında arkadaşlarıyla birlikte oturuyordu. Taklitçi sahanın karşısındaki kaldırımda durup onu uzaktan izledi. Birkaç saniye sonra Caner'in yüzüne dönüşmüş hâliyle sahaya doğru yürümeye başladı. Caner, karşısından kendisine doğru gelen kişiyi görünce önce şaşırdı. Kendi yüzünü taşıyan birinin karşısında durduğunu fark ettiğinde ne olduğunu anlayamadı:
"Sen... nesin?"
Taklitçi gülümsedi:
"Ben senim."
Caner geriye doğru bir adım attı. Taklitçi onun üzerine doğru ilerleyerek:
"Bugün başkalarıyla dalga geçerken ne kadar eğleniyordun, hatırlıyor musun?"
Caner cevap veremeden Taklitçi elini kaldırdı. Yakındaki camın üzerinde Caner'in yansıması belirdi ve yansıma gerçek Caner'den bağımsız şekilde hareket etmeye başladı. Yakındaki camın üzerinde Caner'in yansıması belirdi ve yansıma gerçek Caner'den bağımsız şekilde hareket etmeye başladı. Caner ne olduğunu anlamadan geri çekildi. Taklitçi elini cama doğru uzattığında yansıma da elini kaldırdı ve birkaç saniye sonra camın yüzeyinden ayrılarak gerçek Caner'in üzerine doğru ilerledi. Caner kaçmaya çalıştı fakat yansıma ona ulaştığı anda etrafındaki cam yüzeylerde görüntüler çoğalmaya başladı. Bir anda aynı görüntüden onlarca tane oluştu ve hangisinin gerçek olduğunu anlamak imkânsız hâle geldi. Taklitçi, Caner'in çevresinde dolaşırken farklı insanların yüzlerine dönüşmeye başladı. Caner korkuyla etrafına bakıp geri çekildi:
"Ne istiyorsun benden?"
Taklitçi yeniden Caner'in yüzüne dönüştü:
"Sadece senin yaptığını sana yaşatmak istiyorum."
Tam o sırada uzaktan gelen ayak sesleri duyuldu. Taklitçi başını sesin geldiği yöne çevirdi. Yağmur ile Doruk, birkaç sokak öteden gelen garip sesleri fark edip koşarak sokağa girmişti. İkisi de karşılarındaki camlarda çoğalan görüntüleri görünce durdu. Yağmur, Caner'in etrafındaki yansımaları fark edip Doruk'a baktı:
"Bu normal değil."
Doruk çevredeki camlara bakarak:
"Kesinlikle değil."
Caner, Taklitçi'nin kendisine doğru yaklaştığını görünce geri çekildi. Yağmur ile Doruk onun önüne geçerek Caner'i arkalarında bıraktı. Yağmur bilekliğine dokunurken Miya'nın sesi duyuldu:
"Yağmur, dikkatli ol. Bu kişinin gücü yansımalarla bağlantılı."
Yağmur başını sallayıp Taklitçi'ye baktı:
"Anladım."
Doruk da kolyesine dokunduğunda Neko'nun sesi duyuldu:
"Doruk, her yerde cam var. Dikkatli ol."
Doruk çevredeki camlara göz gezdirip:
"Anladım."
Yağmur, Caner'i arkasında bırakıp sokağın daha tenha bir bölümüne doğru ilerledi. Miya, Yağmur'un bilekliğinden çıkarak onun karşısında belirdi. Yağmur birkaç saniye boyunca Taklitçi'nin bulunduğu yöne baktıktan sonra derin bir nefes aldı:
"Bu sefer onu durduracağım."
Miya'nın ışığı Yağmur'un etrafını sararken:
"Miya, parla!"
Işık Yağmur'un bedenini tamamen kapladı ve dönüşüm sona erdiğinde Şans ortaya çıktı. Aynı sırada Doruk da sokağın diğer tarafına geçerek Neko'ya baktı. Neko onun yanında belirip sessizce bekledi. Doruk sopasını eline alıp Taklitçi'nin bulunduğu yöne döndü:
"Şimdi sıra bende."
Neko'nun karanlık enerjisi Doruk'un bedenini sardı:
"Neko, yüksel!"
Karanlık enerji dağıldığında Gölge ortaya çıktı. Şans ile Gölge yeniden sokağa döndüğünde Miya ve Neko artık konuşmuyordu. Taklitçi, Caner'in önünde durmuş onları bekliyordu. Şans bumerangını eline alırken Gölge sopasını hazırladı:
"Caner'i bırak."
Taklitçi yüzünü değiştirerek Şans'a baktı:
"Onu bırakmak mı? Daha yeni başladım."
Gölge birkaç adım öne çıktı:
"O zaman seni durdurmak zorundayız."
Taklitçi elini kaldırdığı anda çevredeki bütün camlarda Şans ve Gölge'nin yansımaları belirdi. Birkaç saniye sonra yansımalar camlardan ayrılarak gerçek Şans ve Gölge'ye doğru hareket etmeye başladı. Şans bumerangını hızla fırlatıp üzerine gelen yansımalarından birini parçaladı. Fakat parçalanan görüntü birkaç saniye içinde yeniden birleşerek ayağa kalktı. Gölge de sopasını savurup başka bir yansımayı dağıttı ancak onun da yerine yenisi geldi. Taklitçi uzaktan onları izlerken çevredeki camları kullanmaya devam ediyordu. Şans, saldırıların sürekli yenilenmesinden dolayı Taklitçi'ye ulaşmanın kolay olmayacağını fark etti ve etrafındaki cam yüzeyleri incelemeye başladı. Gölge ise Caner'in yanında kalarak yansımaların ona yaklaşmasını engelliyordu:
"Şans, bunları ne kadar parçalarsak parçalayalım yeniden ortaya çıkıyorlar."
Şans bumerangını geri çağırırken çevredeki camlara baktı:
"O zaman yansımaları değil, kaynağını bulacağız."
Taklitçi, ikisinin ne yapmaya çalıştığını anlayınca elini kaldırdı. Camların üzerindeki görüntüler bir anda değişti ve bu kez Şans ile Gölge'nin yansımaları onların hareketlerini taklit etmeyi bırakarak farklı yönlerden saldırmaya başladı. Şans kendi yansımasının saldırısından son anda kurtulurken Gölge de sopasını kaldırıp karşısındaki görüntüyü engelledi. Caner ise korkuyla geri çekilerek sokağın duvarına yaslandı. Taklitçi, Caner'e doğru ilerlerken yüzünü tekrar değiştirdi ve bu kez Caner'in en yakın arkadaşının yüzünü kullandı:
"Bak, seni koruyacak kimse yok."
Caner birkaç saniye boyunca karşısındaki kişiye baktı. Taklitçi'nin kullandığı yüzü tanıyordu fakat karşısındaki kişinin o kişi olmadığını anlamıştı. Tam geri çekilecekken Şans bumerangını Taklitçi'nin önüne fırlatıp onun yolunu kesti:
"Caner'e yaklaşmayacaksın."
Taklitçi bumerangdan uzaklaşırken Gölge de Caner'in önünde durdu. İki kahraman birbirlerinin yanına geçip çevredeki camları incelemeye başladı. Şans, Taklitçi'nin her saldırısından sonra aynı camlardan yararlandığını fark edince gözlerini sokağın karşısındaki büyük vitrinde sabitledi. Diğer camlarda görüntüler değişirken o vitrindeki yansıma hiç değişmiyordu:
"Orada."
Gölge onun baktığı yere dönüp vitrini gördü:
"Kaynak o mu?"
Şans başını salladı:
"Sanırım."
Taklitçi bunu duyduğu anda ilk kez tedirgin oldu. Vitrinin önüne geçip Şans'ın görüşünü kapatmaya çalıştı. Gölge hemen ileri atılarak onun önünü kesti ve sopasıyla saldırısını durdurdu. Şans ise bumerangını hazırlayıp vitrinin önüne doğru ilerledi. Taklitçi bir anda yüzünü Yağmur'un yüzüne çevirdi. Şans bir an duraksadı fakat bunun yalnızca bir taklit olduğunu fark ederek yoluna devam etti. Taklitçi öfkeyle camlara dokundu. Vitrinin yüzeyinde onlarca görüntü ortaya çıktı. Şans bumerangını savurarak görüntüleri dağıtırken Gölge, Taklitçi'nin dikkatini üzerinde tuttu. Caner ise ikisinin arkasında saklanarak ne yapacaklarını izliyordu. Şans vitrinin önüne ulaştığında bumerangını kaldırdı. Tam vuracağı sırada Taklitçi arkasından saldırmak için harekete geçti. Gölge onu fark edip sopasıyla saldırısını engelledi ve Şans'a seslendi:
"Şimdi!"
Şans bumerangını vitrinin merkezine fırlattı. Cam büyük bir sesle çatladı ve üzerindeki bütün yansımalar aynı anda kayboldu. Taklitçi bir anda sendeledi. Yüzü değişmeye başladı; önce Caner'e, sonra başka insanlara dönüştü ve sonunda yeniden Eren'in gerçek yüzü ortaya çıktı. Ancak gözlüğü hâlâ yüzündeydi ve Karartı gözlüğün içinde hareket ediyordu. Çevredeki çatlamış camlarda yansımalar hâlâ canlıydı. Şans bumerangını geri çağırırken Gölge sopasını kaldırıp Eren'in önünde durdu:
"Henüz bitmedi."
Şans çevresine baktı. Karşılarındaki dükkânın vitrininde ve duvarlarında birkaç büyük ayna vardı. Güneş ışığı dükkânın camından içeri girerek aynalara vuruyordu. Şans aynaları ve güneşin geliş açısını inceledikten sonra yerde duran Caner'in fotoğrafını fark etti ve bilekliğini kaldırdı:
"Uğurlu Tılsım!"
Tılsımın gücü çevredeki nesneleri kullanarak Şans'ın çözümü bulmasına yardımcı oldu. Şans Caner'in fotoğrafını alıp aynalardan birini güneş ışığını fotoğrafa yansıtacak şekilde ayarladı. Ardından diğer aynayı vitrinin camına doğru çevirdi. Güneş ışığı aynalardan yansıyarak fotoğrafa ulaştığında Caner'in görüntüsü vitrinin camında gerçek bir yansıma gibi belirdi. Şans sahte görüntünün oluştuğundan emin olduktan sonra Gölge'ye baktı:
"Şimdi onu buraya çağıracağız."
Gölge başını salladı. Şans dükkânın önüne geçip yüksek sesle seslendi:
"Taklitçi! Caner burada!"
Taklitçi sesin geldiği yöne döndü. Şans tekrar bağırdı:
"Caner'i arıyordun, değil mi? Gel de al!"
Taklitçi hızla dükkâna doğru ilerledi. Gölge Caner'i arkasında tutarken Şans sahte yansımayı gösterdi:
"İşte burada."
Taklitçi Caner'in görüntüsüne doğru ilerledi. Tam o sırada Şans bumerangını fırlattı. Bumerang doğrudan Taklitçi'nin gözlüğüne çarptı. Gözlük büyük bir çatlama sesiyle kırıldı ve Karartı dışarı savruldu. Karartı birkaç saniye havada kaldıktan sonra kendi kendine yok oldu. Şans etrafındaki hasara baktı ve bilekliğine dokundu:
"Şansım, her şey eski hâline dönsün."
Uğurlu Tılsım'ın gücü ortaya çıktı. Çatlamış camlar birleşti, dükkândaki eşyalar eski yerlerine döndü ve sokaktaki bütün hasarlar kısa sürede ortadan kayboldu. Eren kendine geldiğinde başını kaldırıp etrafına baktı. Caner ona ters bir bakış atıp arkasını dönerek uzaklaştı. Eren birkaç saniye onun arkasından baktıktan sonra başını eğdi. Şans ile Gölge olay yerinden ayrılarak sokaktan uzaklaştı. Okulun koridorları yeniden öğrencilerle dolarken Yağmur sınıfına, Doruk ise kendi sınıfına geçti. Dersler devam ederken günün geri kalanı sakin geçti. Bir süre sonra çıkış zili çaldı ve öğrenciler sınıflardan çıkarak koridorlara dağıldı. Yağmur çantasını alıp sınıftan çıktığında kapının önünde Zeynep ile Mert'i gördü:
"Yağmur, sonunda geldin."
Yağmur gülümseyerek:
"Ne oldu?"
Zeynep ona bakıp:
"Bugün yine ortadan kayboldun."
Mert hemen araya girdi:
"Belki de gizli bir hayatı vardır."
Zeynep Mert'e dönüp:
"Senin de gizli bir hayatın olsun önce."
Mert hiç düşünmeden:
"Benimki zaten gizli. Kimse bilmiyor."
Yağmur ikisine bakıp gülmeye başladı. Üçü birlikte okuldan çıkarken Zeynep ile Mert atışmaya devam etti. Yağmur ise arada bir sessizleşip bugün yaşananları düşünüyordu. Taklitçi'nin ortaya çıkması ve yaşananlar hâlâ aklındaydı. Zeynep onun sessizleştiğini fark edip:
"Bir şey mi oldu?"
Yağmur başını iki yana salladı:
"Yok, sadece biraz yoruldum."
Mert hemen:
"Bak, bu konuda ben de uzmanım."
Zeynep kaşlarını kaldırdı:
"Sen hiçbir şey yapmadan yorulmayı nasıl başarıyorsun?"
Mert gururla:
"Doğuştan yetenek."
Yağmur yeniden gülmeye başladı. Bir süre sonra yolları ayrıldı ve Yağmur evine doğru yürüdü. Yağmur eve geldiğinde ninesi onu kapıda karşıladı. Yağmur çantasını bırakıp içeri girerken ninesi yüzüne dikkatlice baktı:
"Bir şey olmuş."
Yağmur şaşırarak:
"Nereden anladın?"
Ninesi gülümseyerek:
"Senin yüzünden."
Yağmur birkaç saniye sessiz kaldı:
"Bugün okulda biraz garip bir şey oldu."
Ninesi yanına oturdu:
"Anlatmak ister misin?"
Yağmur ne diyeceğini düşünerek başını salladı:
"Tam olarak nasıl anlatacağımı bilmiyorum."
Ninesi elini onun omzuna koydu:
"Bilmek zorunda değilsin."
Yağmur hafifçe gülümsedi. Ninesinin yanında otururken biraz olsun rahatladı. Aynı saatlerde Doruk da eve dönmüştü. Kapıyı açtığında babası Kerem salonda oturuyordu. Doruk çantasını bırakınca Kerem ona baktı:
"Bugün geç kaldın."
Doruk montunu çıkarırken:
"Okuldan sonra biraz yürüdüm."
Kerem oğlunun yüzüne baktı:
"Bir sorun mu var?"
Doruk kısa bir süre düşündü:
"Yok. Sadece bugün garip bir gündü."
Kerem başını salladı:
"Garip günler olur."
Doruk sessizce:
"Doğru."
Kerem mutfağa yönelirken:
"Gel, yemek hazır."
Doruk da peşinden gitti. Şehrin başka bir yerinde Kronos, karanlık odasında tek başına duruyordu. Önündeki yüzeyde Eren'in dönüşümü ve ardından yaşananlar belirirken Kronos sessizce görüntüleri izledi. Görüntüler kaybolduğunda yüzünde hafif bir gülümseme oluştu:
"Bir kişi daha kaybettim."
Kronos birkaç adım ilerledi ve odanın karanlık köşesine baktı:
"Ama bu daha başlangıç."
Karanlığın içinde yeni bir görüntü belirdi. Kronos görüntüye bakarken:
"Sıradaki kişi çok daha farklı olacak."
bölüm sonu...
Bölüm etkileşimi
