12. bölüm / 16
Uyanış: Şans Ve Gölge12. Bölüm: Büyük Koruyucu Arel
Bölümler 16Şu an: 12. Bölüm: Büyük Koruyucu Arel
- 1 1. Bölüm: Gölge Ve Şans'ın Uyanışı3.958 kelime
- 2 2. Bölüm: İlk Adımlar3.233 kelime
- 3 3. Bölüm: İstanbul'un Yeni Kahramanları5.106 kelime
- 4 4. Bölüm: Oyun Bozan4.481 kelime
- 5 5. Bölüm: Baş Döndüren6.458 kelime
- 6 6. Bölüm: Yansıma2.982 kelime
- 7 7. Bölüm: Kuklacı3.336 kelime
- 8 8. Bölüm: Maestro1.504 kelime
- 9 9. Bölüm: Taklitçi2.919 kelime
- 10 10. Bölüm: Dondurucu3.763 kelime
- 11 11. Bölüm: Kara Efendi3.598 kelime
- 12 12. Bölüm: Büyük Koruyucu Arel3.851 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13. Bölüm: Fırtınalı Hava2.924 kelime
- 14 14. Bölüm: Elementor3.419 kelime
- 15 15. Bölüm: Kalpkıran3.859 kelime
- 16 16. Bölüm: Oyuncak Ustası3.786 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağmur, Zeynep ve Mert okul çıkışında birlikte yürürken bir süre sessiz kaldı. Aklındaki fikri söylemek için derin bir nefes aldıktan sonra ikisine baktı:
"Hayvanat bahçesine gidelim mi?"
Mert kaşlarını kaldırdı:
"Hayvanat bahçesi mi?"
Yağmur başını salladı:
"Evet. Uzun zamandır gitmek istiyorum."
Zeynep gülümseyerek:
"Ben varım."
Mert omuzlarını kaldırdı:
"Ben de gelirim."
Yağmur gülümseyerek:
"Tamam."
Tam o sırada Doruk yanlarına geldi. Yağmur onu görünce bir anda ne diyeceğini bilemez hâle geldi. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra ona baktı:
"D-Doruk..."
Doruk:
"Efendim?"
Yağmur ellerini birbirine geçirerek:
"Şey... biz hayvanat bahçesine gideceğiz de..."
Doruk:
"Kimler?"
Yağmur Zeynep ile Mert'i gösterdi:
"Biz."
Doruk gülümseyerek:
"İyi eğlenceler."
Yağmur'un yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. Birkaç saniye bekledikten sonra:
"S-sen de gelmek ister misin?"
Doruk şaşkınlıkla ona baktı:
"Ben mi?"
Yağmur başını salladı:
"E-evet."
Doruk hafifçe gülümsedi:
"Olur."
Yağmur'un yüzü hemen aydınlandı:
"Gerçekten mi?"
"Evet. Neden olmasın?"
Yağmur heyecanını belli etmemeye çalışarak:
"Hiç. Yani... iyi olur."
Mert ikisine bakıp sırıttı:
"Ben bir şey demiyorum."
Yağmur hemen ona döndü:
"N-ne?"
Mert:
"Hiçbir şey."
Zeynep gülümseyerek:
"Tamam, o zaman gideriz."
Yağmur başını salladı. Dört arkadaş bir süre daha konuştuktan sonra birbirlerinden ayrıldı. Hayvanat bahçesine gidecekleri gün geldiğinde Yağmur erkenden girişe geldi. Birkaç dakika bekledikten sonra telefonuna baktı. Zeynep'ten mesaj gelmişti:
"Yağmur, kusura bakma. Ben gelemeyeceğim, işim çıktı."
Yağmur şaşkınlıkla mesaja baktı:
"Tamam..."
Bir süre sonra Mert'ten de mesaj geldi:
"Ben de gelemiyorum. Evde halletmem gereken bir iş çıktı."
Yağmur telefonuna bakıp kaşlarını çattı:
"İkiniz de mi?"
Tam o sırada arkasından Doruk'un sesi geldi:
"Selam."
Yağmur arkasını dönüp Doruk'u görünce gülümsedi:
"S-selam."
Doruk:
"Zeynep ve Mert nerede?"
Yağmur telefonunu gösterdi:
"İ-işleri çıkmış. İkisi de gelemeyecekmiş."
Doruk birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra gülümsedi:
"O zaman sadece ikimiz kaldık."
Yağmur'un yüzü kızardı:
"E-evet."
Doruk:
"İstersen geri dönebiliriz."
Yağmur hemen başını salladı:
"H-hayır! Yani... madem geldik, gezelim."
Doruk gülerek:
"Tamam."
İkisi birlikte hayvanat bahçesinin kapısından içeri girdi. Yağmur etrafına bakıp heyecanlandı:
"Burada çok fazla hayvan var."
Doruk:
"Hayvanat bahçesi olduğu için olabilir."
Yağmur ona bakıp gülümsedi:
"Çok komiksin."
Doruk:
"Biliyorum."
İkisi hayvanların bulunduğu bölümlere doğru yürümeye başladı. Yağmur gördüğü her hayvan hakkında konuşuyor, Doruk ise onu dinleyip arada şakalar yapıyordu. Bir süre sonra büyük kedilerin bulunduğu bölüme geldiler. Yağmur kafesin içindeki hayvana bakarken Doruk onun yanına geldi:
"Korkuyor musun?"
Yağmur:
"H-hayır."
Doruk:
"Kesin mi?"
Yağmur:
"Evet."
Tam o sırada hayvan kafesin içinde yüksek bir ses çıkardı. Yağmur bir anda Doruk'un koluna tutundu. Doruk şaşkınlıkla ona baktı:
"Korkmuyordun?"
Yağmur hemen kolunu bıraktı:
"B-ben sadece..."
Doruk gülmeye başladı:
"Tamam, tamam. Söylemene gerek yok."
Yağmur utangaç bir şekilde:
"Gülme."
Doruk:
"Elimde değil."
Yağmur ona ters ters baktı fakat birkaç saniye sonra kendisi de gülmeye başladı. İkisi yollarına devam ederken hayvanat bahçesinin başka bir bölümünde bir adam korkuyla kafeslerden birine bakıyordu. İçerideki hayvan hareket ettiğinde adam birkaç adım geri çekildi. Yüzündeki korku giderek öfkeye dönüşürken etrafındaki hava değişmeye başladı. Hayvanat bahçesinin daha tenha bir bölümünde bir adam büyük bir hayvanın kafesinin önünde duruyordu. Kafesin içindeki hayvan birkaç adım atarak ona doğru yaklaştı. Adamın yüzündeki ifade bir anda değişti. Geriye doğru bir adım attı. Hayvan başını kaldırıp ona baktığında adam birkaç adım daha geriledi. Etrafından geçen insanlar dönüp ona bakmaya başlayınca başını eğdi. Hayvan kafesin içinde yeniden hareket ettiğinde adam istemsizce geri çekildi:
"Hayır... yaklaşma."
Hayvan bir anda yüksek bir ses çıkardı. Adam korkuyla irkilip arkasını döndü. Yakındaki birkaç kişi ona bakıp gülmeye başladı. Adamın yüzü kızardı. Dişlerini sıkarak kafese döndü:
"Ben senden korkmuyorum."
Fakat sesi titriyordu. Hayvan tekrar ona doğru yaklaştı. Adam bu kez kaçmak istedi ancak arkasındaki korkuluğa çarptı. Ellerini korkuluğa dayayıp hayvana baktı. Nefesi hızlandı:
"Yeter..."
Adam gözlerini kapattı. Birkaç saniye sonra yeniden açtığında hayvan hâlâ ona bakıyordu. Adamın korkusu giderek öfkeye dönüşmeye başladı:
"İnsanların içinde beni böyle küçük düşürmeye devam edemezsin."
Adam yumruklarını sıktı:
"Yıllardır aynı şey. Hayvanlardan korkuyorum diye herkes benimle dalga geçiyor."
Hayvan kafesin içinde bir kez daha hareket etti. Adam bu kez geri çekilmedi fakat korkusu hâlâ yüzünden okunuyordu. Başını eğip kendi kendine:
"Keşke... korkmasaydım."
Aynı sırada şehirden uzakta, karanlık bir odada Kronos gözlerini açtı. Adamın içindeki korkuyu hissetmişti. Yanında duran Zaman Tüyü'nü eline aldı. Tüyün çevresinde ince bir karanlık oluştu. Kronos tüyü havaya bıraktı. Tüy sessizce süzülerek odadan çıktı ve hayvanat bahçesine doğru ilerlemeye başladı. Hayvanat bahçesinde Yağmur ve Doruk başka bir bölümde yürürken Yağmur bir anda durdu. Havada süzülen siyah tüyü fark etti. Gözleri büyüdü:
"Bu... Karartı."
Doruk şaşkınlıkla ona döndü:
"Ne?"
Yağmur hemen bakışlarını başka yöne çevirdi:
"Hiçbir şey."
Karartı havada süzülmeye devam ederek korku içindeki adama doğru ilerledi. Adam hâlâ kafesin önünde duruyordu. Karartı sessizce adamın boynundaki kolyeye yaklaştı ve kolyenin içine girdi. Adam bir anda boynunu tuttu:
"Bu da ne?"
Kolyeden yayılan karanlık enerji bütün bedenini sardı. Adamın korkuyla titreyen elleri yavaşça durdu. Gözleri karardı. Tam o sırada Kronos'un sesi duyuldu:
"Dönüştürücü... Ben Kronos. Sana dokunduğun insanların özelliklerini tamamen tersine çevirme gücü vereceğim. Cesur olan korkak, sakin olan öfkeli, güçlü olan zayıf olacak. Fakat bunun karşılığında senden bir iyilik istiyorum. Şans ve Gölge'yi bulduğunda onların güçlerini bana getir."
Adam ellerine bakarken yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu:
"Şans ve Gölge..."
Karanlık enerji bedeninin etrafında yoğunlaşırken adam artık korkmuyordu. Kafesin içindeki hayvana baktı ve ilk kez geri çekilmedi. Aksine hayvana doğru birkaç adım attı:
"Artık senden korkmuyorum."
Adam elini kafese doğru uzattı. Hayvan bir anda geri çekildi. Adam şaşkınlıkla eline baktı. Sonra yüzünde karanlık bir gülümseme oluştu:
"Demek korku böyle değiştiriliyor."
Karanlık enerji tamamen bedenine yayıldı ve dönüşüm tamamlandı. Artık karşılarında Dönüştürücü vardı. Dönüştürücü kafeslerin arasında ilerlerken çevresindeki hayvanlara baktı. Birkaç hayvan korkuyla ondan uzaklaşırken Dönüştürücü'nün yüzünde memnun bir ifade oluştu. Tam o sırada uzaktan iki kahramanın yaklaştığını gördü. Şans bumerangını eline almış, Gölge ise sopasını hazırlamıştı. İkisi hayvanların arasından ilerleyerek Dönüştürücü'nün karşısında durdu. Şans etrafa bakıp:
"Burada ne oldu?"
Dönüştürücü gülümsedi:
"Geç kaldınız."
Gölge sopasını kaldırdı:
"Hayvanları serbest bırakan sensin."
Dönüştürücü:
"Onları serbest bırakmadım. Sadece korkularını değiştirdim."
Şans bumerangını hazırladı:
"İnsanları ve hayvanları rahat bırak."
Dönüştürücü elini kaldırdı:
"Önce beni yakalamanız gerekecek."
Gölge bir anda ileri atıldı. Sopasını uzatarak Dönüştürücü'nün yolunu kesti. Dönüştürücü son anda yana çekildi. Şans bumerangını fırlattı. Bumerang Dönüştürücü'ye doğru hızla ilerlerken Dönüştürücü elini uzattı. Şans'ın bumerangı ona ulaşmadan yön değiştirdi ve geri dönerek Şans'a doğru uçmaya başladı. Şans şaşkınlıkla eğilerek bumerangdan kurtuldu:
"Bu da neydi?"
Gölge:
"Ben de onu soracaktım."
Dönüştürücü gülümseyerek ellerine baktı:
"Henüz gücümün ne kadar eğlenceli olduğunu bilmiyorsunuz."
Gölge sopasını kaldırıp:
"Öğrenmek istemiyoruz."
Gölge yeniden saldırıya geçti. Dönüştürücü geri çekilirken Şans da diğer taraftan üzerine koştu. İkisi aynı anda saldırınca Dönüştürücü aralarından sıyrıldı. Şans bir anda dönüp bumerangını tekrar fırlattı. Dönüştürücü bu kez saldırının yönünü değiştirmedi. Bumerang ona yaklaşırken elini Şans'a doğru uzattı. Şans'ın üzerine karanlık bir enerji yayıldı. Şans bir anda durdu ve bumerangını elinden düşürdü. Gölge şaşkınlıkla ona baktı:
"Şans?"
Şans birkaç saniye yerdeki bumeranga baktıktan sonra korkuyla geri çekildi:
"Ben... onu alamam."
Gölge:
"Ne oldu sana?"
Şans başını salladı:
"Bilmiyorum."
Dönüştürücü yavaşça onlara doğru ilerledi:
"Artık çok cesur görünmüyorsun."
Gölge sopasını sıkıca tuttu:
"Ne yaptın ona?"
Dönüştürücü:
"Dokundum."
Şans bir anda geri çekildi:
"Yaklaşma!"
Gölge Şans'ın önüne geçti:
"Onu eski hâline getir."
Dönüştürücü gülerek:
"Önce beni yakalayın."
Gölge öfkeyle ileri atıldı fakat Dönüştürücü onun saldırısından kolayca kurtuldu. Gölge yeniden saldırmaya çalışırken Dönüştürücü elini uzattı. Gölge son anda geri çekildi. Dönüştürücü'nün yüzündeki gülümseme büyüdü:
"Senin de cesaretin uzun sürmeyecek."
Gölge sopasını kaldırdı:
"Denemeye devam et."
Şans, Dönüştürücü'nün karşısında ne yapacağını bilemeden duruyordu. Gölge hâlâ onun önünde durarak Dönüştürücü'nün yaklaşmasını engellemeye çalışıyordu. Şans bumerangına baktı fakat elini uzatmaya bile cesaret edemiyordu. Dönüştürücü'nün gücü yüzünden içindeki cesaret tamamen tersine dönmüştü. Dönüştürücü birkaç adım daha attı. Gölge sopasını kaldırıp onun önüne geçti:
"Buradan geçemezsin."
Dönüştürücü gülümsedi:
"Tek başına ne kadar dayanabileceksin?"
Gölge saldırıya hazırlanırken Şans'ın bileğindeki Şans Tılsımı parlamaya başladı. Şans şaşkınlıkla bileğine baktı. Miya'nın gücü etrafında toplanırken Şans derin bir nefes aldı ve elini kaldırdı:
"Uğurlu Tılsım!"
Şans'ın önünde parlak bir ışık oluştu. Işık yavaşça ileri doğru uzanarak hayvanat bahçesinin içinden geçen belirgin bir yol oluşturdu. Yol, ağaçların ve yapıların arasından ilerleyerek gözden kayboluyordu. Şans şaşkınlıkla o yola baktı. Dönüştürücü bile bir an durup ne olduğunu anlamaya çalıştı. Gölge arkasına dönüp Şans'a baktı:
"Şans?"
Şans birkaç saniye boyunca yolu izledi. İçinde bir his, o yolu takip etmesi gerektiğini söylüyordu. Nereye çıktığını bilmiyordu ama bunun sıradan bir yol olmadığını hissediyordu. Şans Gölge'ye baktı:
"Sen burada kal."
Gölge şaşkınlıkla:
"Ne?"
Şans:
"Bu yolu takip etmem gerekiyor."
Gölge Dönüştürücü'ye baktı, ardından tekrar Şans'a döndü:
"Tek başına mı gideceksin?"
Şans başını salladı:
"Evet."
Gölge itiraz etmek üzereyken Dönüştürücü yeniden saldırıya geçti. Gölge hemen önüne geçip sopasını uzattı:
"Git! Ben onu oyalarım."
Şans bir an tereddüt etti. Sonra önündeki ışıklı yolu takip etmeye başladı. Yol onu hayvanat bahçesinin içinden çıkararak daha tenha bir bölgeye götürüyordu. Şans arkasına baktığında Gölge'nin Dönüştürücü'yle mücadele etmeye devam ettiğini gördü. Ardından tekrar önüne döndü ve yolu takip etmeyi sürdürdü. Yolun sonunda onu bekleyen kişinin kim olduğunu henüz bilmiyordu. Gölge, Şans'ın uzaklaşmasını izledi. Dönüştürücü ise onun peşinden gitmek için harekete geçti fakat Gölge hemen önüne geçip sopasını uzattı:
"Onu takip etmeyeceksin."
Dönüştürücü alaycı bir şekilde gülümsedi:
"Arkadaşını yalnız bıraktın."
Gölge sopasını sıkıca tuttu:
"Hayır. Ona zaman kazandırıyorum."
Dönüştürücü elini kaldırıp Gölge'ye doğru ilerledi. Gölge saldırıyı engellemek için sopasını savurdu fakat Dönüştürücü son anda yana çekildi. Gölge tekrar saldırdı. Bu kez Dönüştürücü onun bileğine dokunmaya çalıştı. Gölge elini hızla geri çekti ve sopasını uzatarak aralarındaki mesafeyi açtı:
"Bana dokunamayacaksın."
Dönüştürücü:
"Bir kere dokunmam yeter."
Gölge:
"Öyleyse dene."
Gölge ileri atılıp sopasını Dönüştürücü'nün ayaklarına doladı. Dönüştürücü dengesini kaybedip yere düşerken Gölge sopasını geri çekti. Fakat Dönüştürücü hızla ayağa kalktı ve Gölge'nin üzerine doğru koştu. Gölge sopasını iki eliyle tutup saldırıyı karşıladı. İkisi birkaç saniye boyunca birbirini zorladı. Dönüştürücü Gölge'nin koluna dokunmak için fırsat kolluyor, Gölge ise sürekli mesafesini koruyordu.
Dönüştürücü bir anda geri çekildi:
"Kaçmakta gerçekten iyisin."
Gölge:
"Ben kaçmıyorum."
Dönüştürücü:
"Öyleyse neden hâlâ bana yaklaşmıyorsun?"
Gölge sopasını omzuna aldı:
"Çünkü ne yaptığını biliyorum."
Dönüştürücü gülümsedi:
"O zaman birazdan ne yapacağımı da bilirsin."
Dönüştürücü yeniden saldırıya geçti. Gölge sopasını uzatıp onu geri püskürttü fakat Dönüştürücü beklenmedik bir hareketle sopanın altından geçerek Gölge'nin yanına ulaştı. Gölge son anda dönüp sopasını savurdu. Dönüştürücü geri çekilmek zorunda kaldı. Gölge derin bir nefes aldı. Şans'ın çoktan uzaklaştığını biliyordu. Şimdi Dönüştürücü'yü burada tutması gerekiyordu:
"Şimdi sadece ikimiz varız."
Dönüştürücü başını eğip gülümsedi:
"Tam da istediğim gibi."
Şans, önündeki yolu takip ederek hayvanat bahçesinden uzaklaştı. Yol onu ağaçların arasından geçirerek şehrin daha sakin ve tenha bir bölümüne götürüyordu. Etrafındaki binalar giderek azalıyor, yerini sık ağaçlara ve eski taş duvarlara bırakıyordu. Şans nereye gittiğini bilmiyordu fakat içindeki his onu durmadan ilerlemeye yönlendiriyordu. Bir süre sonra karşısına dar bir patika çıktı. Şans patikaya girip ilerlemeye devam etti. Ağaçların arasından yürürken uzakta eski bir taş yapı gördü. Yapının duvarları yıllardır bakımsız kalmış gibi görünüyordu. Pencerelerin bazıları kırılmış, duvarların üzerini sarmaşıklar kaplamıştı. Şans yavaşlayarak yapıya yaklaştı. Kapının önünde durup etrafına baktı. Burası şehirden tamamen kopuk gibiydi. Tam geri dönmeyi düşünürken içeriden yaşlı bir adamın sesi duyuldu:
"Sonunda geldin."
Şans bir anda irkildi. Elini bumerangına götürüp kapıya baktı:
"Kim var orada?"
Kapı yavaşça açıldı. İçeriden uzun boylu, yaşlı bir adam çıktı. Saçları ve sakalı tamamen beyazlamıştı. Yüzünde yılların izlerini taşıyan derin çizgiler vardı. Üzerinde eski ama temiz bir kıyafet bulunuyordu. Elinde ise ahşap bir baston vardı. Adam ağır adımlarla kapının önüne gelip Şans'ın karşısında durdu. Yaşına rağmen gözleri oldukça canlı ve dikkatliydi. Birkaç saniye boyunca Şans'ı sessizce inceledi. Ardından bakışlarını onun bileğindeki tılsıma çevirdi:
"Demek Şans'ın taşıyıcısı sensin."
Şans şaşkınlıkla ona baktı:
"Sen kimsin?"
Yaşlı adam bastonuna dayanarak hafifçe doğruldu:
"Ben Arel."
Şans kaşlarını çattı:
"Arel?"
Arel başını salladı:
"Evet."
Şans elini bumerangından çekmedi:
"Buraya neden geldim?"
Arel'in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu:
"Çünkü seni buraya getiren şeyin ne olduğunu biliyorum."
Şans bileğindeki tılsıma baktı:
"Uğurlu Tılsım mı?"
Arel:
"Yalnızca o değil."
Arel birkaç adım geri çekilip kapıyı işaret etti:
"İçeri gel. Sana anlatmam gereken çok şey var."
Şans hâlâ temkinliydi:
"Ben seni tanımıyorum."
Arel:
"Biliyorum."
Şans:
"O zaman sana neden güveneyim?"
Arel birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra Şans'ın gözlerinin içine bakarak:
"Güvenmek zorunda değilsin. Ama burada öğrendiklerini duyduktan sonra neden buraya geldiğini anlayacaksın."
Şans bir süre Arel'i inceledi. Yaşlı adamın sakinliği ve kendinden emin tavrı dikkatini çekmişti. Sonunda bumerangından elini çekip kapıya doğru bir adım attı. Arel kenara çekilerek ona yol verdi. Şans içeri girerken Arel arkasından kapıyı yavaşça kapattı. Şans, Arel'in peşinden yapının içine girdi. Birkaç adım attıktan sonra etrafına baktı. Burası dışarıdan göründüğünden çok daha genişti. Duvarlarda eski semboller, raflarda kitaplar ve masanın üzerinde farklı şekillerde hazırlanmış eşyalar bulunuyordu. Ortadaki büyük masanın üzerinde ise çeşitli tılsımların çizimleri vardı. Şans merakla masaya yaklaşıp çizimlerden birine baktı. Tam o sırada bilekliğine dokundu:
"Parlaklık, gitsin!"
"Bunlar ne?"
Arel bastonuna dayanarak masanın yanına geldi:
"Tılsımlar."
Yağmur şaşkınlıkla:
"Başka tılsımlar da mı var?"
Arel başını salladı:
"Toplam dokuz tılsım bulunuyor."
Yağmur çizimlere tek tek baktı:
"Dokuz..."
Arel:
"Her tılsım farklı bir elementi temsil eder. Her birinin bir ruhu vardır ve her ruh taşıyıcısını bulduğunda onunla bağ kurar."
Yağmur bileğindeki tılsıma baktı:
"Miya gibi."
Arel:
"Evet. Miya, Şans Tılsımı'nın ruhudur."
Yağmur başka bir çizimdeki kolyeyi fark etti:
"Bu da Gölge Tılsımı mı?"
Arel başını salladı:
"Neko onun ruhu."
Yağmur hemen Arel'e döndü:
"Sen Gölge'yi de tanıyorsun."
Arel:
"Onu ve taşıdığı gücü biliyorum."
Yağmur:
"Peki sen kimsin?"
Yağmur'un bilekliğinden Miya'nın sesi geldi:
"O... Koruyucu."
Yağmur şaşkınlıkla bilekliğine baktı:
"Koruyucu mu?"
Arel sessizce başını salladı.
Miya:
"Tılsımları koruyan ve taşıyıcısına yol gösteren kişi."
Yağmur Arel'e baktı:
"Uğurlu Tılsım beni buraya neden getirdi?"
Arel:
"Çünkü bugün karşılaştığın düşmanı yenmek için ihtiyacın olan şey yalnızca daha güçlü bir saldırı değildi."
Yağmur başını eğdi:
"Onu yenemedim."
Arel:
"Çünkü gücünü anlamadan onunla savaşmaya çalıştın."
Yağmur:
"Peki şimdi ne yapacağım?"
Arel:
"Önce tılsımların ne olduğunu öğrenmelisin. Sonra da neden seçildiğini."
Yağmur dikkatle Arel'i dinlemeye başladı. Arel masanın üzerindeki dokuz tılsımın çizimine baktı:
"Bu tılsımlar yalnızca güç vermek için yaratılmadı. Evrenin dengesinin bir parçasılar. Yanlış ellere geçtiklerinde ise büyük bir tehlikeye dönüşebilirler."
Yağmur:
"Peki diğer tılsımlar?"
Arel:
"Onların taşıyıcılarını sen seçeceksin."
Yağmur şaşkınlıkla:
"Ben mi?"
Arel başını salladı:
"Evet. Kalan yedi tılsımın her biri için doğru kişiyi bulmak senin sorumluluğun."
Yağmur masadaki çizimlere tekrar baktı:
"Yedi kişi..."
Arel:
"İlkini seçmekle başlayacaksın."
Yağmur:
"Kim?"
Arel:
"Bunu ben söylemeyeceğim."
Yağmur şaşkınlıkla:
"Neden?"
Arel:
"Çünkü tılsımların kimi seçeceğine sen karar veremezsin. Sen yalnızca doğru kişiyi bulabilirsin."
Yağmur bir süre düşündü. Sonra aklına Zeynep geldi:
"Sanırım kimi seçeceğimi biliyorum."
Arel hafifçe gülümsedi:
"Öyleyse doğru kişiyi bulduğunda tılsımı ona ver."
Yağmur bir süre sessiz kaldı. Sonra Gölge'yi hatırladı:
"Arkadaşım hâlâ Dönüştürücü'yle savaşıyor."
Arel başını salladı:
"Biliyorum."
Yağmur:
"Yardım etmem gerekiyor."
Arel:
"Öyleyse git."
Yağmur kapıya doğru yöneldi fakat birkaç adım sonra durdu.
Yağmur:
"Burada öğrendiklerimi kimseye söylememi istemiyorsun."
Arel:
"Özellikle de taşıyıcılardan birine."
Yağmur bir an durdu:
"Neden?"
Arel:
"Çünkü bazı gerçekleri öğrenmek için doğru zamanın gelmesi gerekir."
Yağmur başını salladı:
"Tamam."
Arel kapıyı açtı:
"Şimdi arkadaşının yanına dön."
Yağmur dışarı çıktı. Birkaç adım ilerledikten sonra arkasına dönüp Arel'e baktı. Yaşlı Koruyucu hâlâ kapının önünde duruyordu. Yağmur ona son kez baktıktan sonra hayvanat bahçesine doğru geri dönmeye başladı.
Şans hayvanat bahçesine geri döndüğünde Dönüştürücü ile Gölge'nin hâlâ savaştığını gördü. Gölge sopasını kullanarak Dönüştürücü'nün saldırılarını engelliyor, Dönüştürücü ise ona dokunmak için fırsat kolluyordu. Şans bir süre onları izledikten sonra geri çekilip bileğindeki tılsıma baktı. Arel'in söyledikleri aklında dönüp duruyordu. Kalan yedi tılsımın taşıyıcılarını bulması gerekiyordu ve ilk kişi belliydi: Zeynep. Şans Dönüştürücü'ye son bir kez baktıktan sonra oradan uzaklaştı. Bir süre sonra Zeynep'i bulduğunda onun yanına yaklaştı. Zeynep şaşkınlıkla Şans'a baktı:
"Sen... Şans'sın."
Şans başını salladı:
"Evet."
Zeynep:
"Burada ne işin var?"
Şans bir an düşündü. Ardından elini uzattı. Bilekliğinden yayılan ışık Zeynep'in önünde küçük bir tılsıma dönüştü. Zeynep şaşkınlıkla ona baktı:
"Bu ne?"
Şans:
"Bir tılsım."
Zeynep:
"Ne yapmam gerekiyor?"
Şans tılsımı ona uzattı:
"Bunu taşıman gerekiyor."
Zeynep şaşkınlıkla:
"Ben mi?"
Şans başını salladı:
"Evet. Seni seçtim."
Zeynep tılsımı eline aldığında üzerinde hafif bir ışık belirdi. Şans ona dikkatle baktı:
"Bu gücü iyi kullanacağına inanıyorum."
Zeynep tılsımı avucunda sıkıca tuttu:
"Tam olarak ne yapabiliyor?"
Şans hafifçe gülümsedi:
"Onu öğrendiğinde anlayacaksın."
Zeynep:
"Şans... neden ben?"
Şans:
"Çünkü doğru kişiyi bulmam gerekiyordu."
Zeynep tılsıma baktı. Birkaç saniye sonra başını kaldırıp Şans'a gülümsedi:
"Tamam. Sana güveniyorum."
Şans başını salladı:
"Ben de sana."
Şans, Zeynep'in elindeki tılsıma baktı. Zeynep birkaç saniye boyunca ne yapacağını düşündü. Tam o sırada uzaktan gelen çarpışma sesini duyunca ikisi de savaş alanına baktı. Gölge, Dönüştürücü'nün saldırısından son anda kurtulmuştu. Zeynep tılsımı sıkıca tuttu:
"Onlara yardım etmemiz gerekiyor."
Şans başını salladı:
"Şimdi zamanı."
Zeynep şaşkınlıkla ona baktı:
"Ne yapacağım?"
Şans:
"Mira'yı dinle."
Tam o sırada tılsımdan yumuşak bir ses geldi:
"Zeynep..."
Zeynep elindeki tılsıma baktı:
"Sen Mira'sın."
Mira:
"Evet."
Zeynep:
"Peki ne yapmam gerekiyor?"
Mira:
"Bana güven."
Zeynep derin bir nefes aldı. Tılsımı saç tokasına yerleştirdi. Şans birkaç adım geriye çekilip onu izledi. Zeynep gözlerini kapattı:
"Mira, çizgilerimi çıkar!"
Ay ışığını andıran bir parıltı Zeynep'in etrafını sardı. Kıyafetleri değişirken saçlarının etrafında ince ışık çizgileri oluştu. Parlaklık giderek yoğunlaştı ve birkaç saniye sonra dağıldı. Sera elinde flütüyle Şans'ın yanında duruyordu.
Şans:
"Başardın."
Sera flütüne baktı:
"Bu benim silahım mı?"
Şans:
"Evet."
Sera flütü eline alıp:
"Beklediğimden daha güzelmiş."
Şans:
"Sonra incelersin. Şimdi Gölge'ye yardım etmemiz gerekiyor."
Sera başını salladı:
"Tamam."
İkisi birlikte savaş alanına doğru ilerledi. Gölge, Dönüştürücü'nün saldırılarını engellemeye çalışırken yanlarına gelen iki kişiyi fark etti. Şans'ı görünce rahatladı fakat yanındaki yeni kahramana bakınca kaşlarını çattı:
"Bu da kim?"
Şans:
"Yeni müttefikimiz."
Gölge:
"Yeni müttefikimiz mi?"
Şans:
"Şimdi bunu konuşmanın sırası değil."
Gölge yeni kahramana baktı:
"Adın ne?"
Sera flütünü eline alıp hafifçe gülümsedi:
"Sera."
Gölge:
"Sera..."
Şans hiçbir şey söylemeden Dönüştürücü'ye döndü. Dönüştürücü onlara doğru ilerledi:
"Üç kişi olmanız hiçbir şeyi değiştirmeyecek."
Sera flütünü kaldırdı:
"Öyleyse bir şey deneyelim."
Sera flütünü çalmaya başladığı anda havada titreşen ışıklar oluştu. Birkaç saniye içinde Dönüştürücü'nün etrafında birbirinin aynısı olan Sera'lar belirmeye başladı. Dönüştürücü şaşkınlıkla etrafına baktı. Hangisinin gerçek olduğunu anlamaya çalışırken Sera'nın sesi her yönden duyuldu:
"Serap!"
Bir anda Sera'nın görüntüleri çoğaldı. Dönüştürücü'nün karşısında, arkasında ve iki yanında onlarca sahte Sera vardı. Dönüştürücü hangisine saldıracağını bilemedi. Gölge şaşkınlıkla etrafına bakarken Şans gülümsedi:
"İllüzyon."
Sera'nın görüntülerinden biri Dönüştürücü'nün yanına yaklaşıp flütünü kaldırdı:
"Hangimizin gerçek olduğunu bul bakalım."
Dönüştürücü öfkeyle ilk gördüğü Sera'ya saldırdı. Eli görüntünün içinden geçti ve Sera bir anda yok oldu. Dönüştürücü şaşkınlıkla arkasına döndü. Başka bir Sera ona doğru koşuyordu. Ona saldırdığı anda o da kayboldu. Gölge sopasını kaldırıp gülümsedi:
"Sanırım artık sıra bizde."
Şans bilekliğini havaya kaldırdı:
"Uğurlu Tılsım!"
Bir anda elinde bir anahtar ve megafon belirdi. Şans anahtarı eline aldı, megafonu Sera'ya uzattı:
"Bu senin için."
Sera megafonu aldı:
"Ne yapacağım?"
Şans yakındaki kafesi gösterdi:
"Onu oraya sokacağız."
Sera hemen planı anladı:
"Ben illüzyon yaratırım."
Şans:
"İçeride kendinin sahte görüntüsünü oluştur."
Sera:
"Dönüştürücü gerçek olduğumu sanacak."
Şans anahtarı gösterdi:
"İçeri girdiği anda kapıyı kilitleyeceğim."
Gölge:
"Ben ne yapacağım?"
Şans:
"Onu kafese doğru yönlendireceksin."
Gölge birkaç saniye Şans'a baktı:
"Yine en tehlikeli iş bana kaldı."
Sera megafonu kaldırdı:
"Ben de onu buraya çekeceğim."
Şans:
"Başlayalım."
Sera kafese doğru ilerledi. Flütünü çalmaya başladığında kafesin içinde kendisinin bir illüzyonu oluştu. Sahte Sera kafesin ortasında dururken gerçek Sera megafonu eline aldı:
"Hey! Buradayım!"
Dönüştürücü hızla ona döndü. Sera birkaç adım geri çekilip bağırdı:
"Yiyorsa gel!"
Dönüştürücü öfkeyle Sera'nın peşinden koştu. Sera onu kafese doğru yönlendirdi. Dönüştürücü kafesin içine girdiği anda Şans kapıyı kapatıp anahtarla kilitledi. Dönüştürücü sahte Sera'ya saldırdı fakat görüntü ortadan kayboldu. Şans kafesin yanına gelip Dönüştürücü'nün boynundaki kolyeyi aldı. Kolyeyi yere attı ve ayağıyla üzerine basarak parçaladı. Karanlık enerji bir anda dağıldı. Dönüştürücü'nün gözlerindeki karanlık kayboldu ve eski hâline döndü. Dönüştürücü'nün üzerindeki karanlık tamamen dağıldıktan sonra Şans elini kaldırdı:
"Şansımla her şey eski haline dönsün."
Etrafı saran ışık yayıldı. Hayvanat bahçesindeki karmaşa sona erdi. Kaçan hayvanlar sakinleşti, zarar gören yerler eski hâline döndü ve insanlar ne olduğunu anlamadan yeniden normal hayatlarına döndüler. Dönüştürücü de eski hâline dönmüş, şaşkınlıkla etrafına bakıyordu:
"Ne oldu bana?"
Gölge:
"Uzun hikâye."
Adam birkaç saniye üç kahramana baktıktan sonra başını sallayıp oradan uzaklaştı. Şans Sera'ya döndü:
"Tılsımı bana ver."
Sera elindeki tılsıma baktı:
"Tamam."
Sera tılsımı Şans'a uzattı. Şans tılsımı aldı. Ardından Sera'ya baktı:
"Teşekkürler."
Sera:
"Ne demek."
Gölge sopasını omzuna aldı:
"Sanırım artık gidebiliriz."
Şans başını salladı:
"Evet."
Üçü bir süre sonra birbirlerinden ayrıldı. Gölge ve Şans farklı yönlere giderken Sera da kendi yoluna devam etti.
Yağmur yalnız kaldığında etrafına baktı. Kimsenin onu görmediğinden emin olduktan sonra yeniden Şans'a dönüştü ve Uğurlu Tılsım'ın gösterdiği yolu takip ederek Arel'in bulunduğu yere geri döndü. Yapının kapısına geldiğinde kapı açıldı. Yaşlı Arel içeride, masanın başında oturuyordu. Yağmur içeri girdi:
"Tekrar geldim."
Arel başını kaldırdı:
"Bekliyordum."
Yağmur masaya yaklaştı:
"Sen tılsımlar hakkında çok şey biliyorsun. Peki neden daha önce kimseye yardım etmedin?"
Arel'in yüzündeki ifade değişti. Birkaç saniye sessiz kaldı:
"Çünkü geçmişte bir hata yaptım."
Yağmur dikkatle ona baktı:
"Ne hatası?"
Arel bakışlarını masadaki tılsım çizimlerine çevirdi:
"Bir zamanlar güvendiğim birinin yanlış karar vermesine izin verdim. O kararın sonuçları sandığımdan çok daha büyük oldu."
Yağmur:
"Kronos'la mı ilgili?"
Arel doğrudan cevap vermedi:
"Geçmişte yaşananların tamamını henüz sana anlatamam."
Yağmur:
"Neden?"
Arel:
"Çünkü bazı gerçekleri öğrenmek için doğru zamanı beklemek gerekir."
Yağmur birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra masadaki tılsımlara baktı:
"Peki şimdi neden bana anlatıyorsun?"
Arel:
"Çünkü artık tılsımlar seni seçti. Bundan sonra vereceğin kararlar yalnızca seni ilgilendirmeyecek."
Yağmur Arel'e dikkatle baktı. Arel ise masanın üzerindeki tılsım çizimlerine dönüp sessiz kaldı. Yağmur bir süre sessiz kaldı. Arel'in söyledikleri kafasında dönüp duruyordu. Masanın üzerindeki tılsım çizimlerine bakarken aklına Zeynep geldi:
"Bugün bir tılsımı başka birine verdim."
Arel başını kaldırdı:
"Zeynep'e."
Yağmur şaşkınlıkla ona baktı:
"Onu da mı biliyorsun?"
Arel hafifçe gülümsedi:
"Ben tılsımları bilirim. Kimi seçtiklerini ise sen keşfedeceksin."
Yağmur:
"Onunla bir bağ kurdu. Mira diye bir ruh var."
Arel:
"Demek ilk tılsım taşıyıcısını buldun."
Yağmur:
"Ama tılsımı geri aldım."
Arel başını salladı:
"Şimdilik doğru olan buydu."
Yağmur masadaki çizimlere tekrar baktı:
"Peki diğerleri?"
Arel:
"Zamanı geldiğinde."
Yağmur:
"Yani hepsini hemen bulmam gerekmiyor."
Arel:
"Hayır. Doğru kişiyi bulman gerekiyor."
Yağmur başını salladı. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra kapıya doğru yöneldi:
"Gitmem lazım."
Arel:
"Yağmur."
Yağmur durup arkasına döndü:
"Efendim?"
Arel:
"Buraya geldiğini kimse bilmemeli."
Yağmur:
"Biliyorum."
Arel:
"Özellikle de Gölge."
Yağmur birkaç saniye sustu:
"Kimseye söylemeyeceğim."
Arel başını salladı:
"Öyleyse git."
Yağmur kapıyı açıp dışarı çıktı. Arkasında eski kapı sessizce kapandı. Yağmur bir süre yapıya baktıktan sonra hayvanat bahçesine doğru geri dönmeye başladı. Zeynep heyecanla Yağmur'un yanına geldi:
"Yağmur! Sana anlatacaklarımı duysan inanamazsın."
Yağmur:
"Ne oldu?"
Zeynep anlatmaya başladı:
"Önce bir tılsım aldım. Sonra Mira diye biriyle konuştum. Sonra bir anda kostümüm değişti ve Sera oldum. Elimde de flüt vardı. Sonra illüzyon yaptım, bir sürü kendimden oluşturdum. Düşman hangisinin gerçek olduğunu anlayamadı. Sonra onu kafese soktuk. Şans anahtarla kapıyı kilitledi. Ben de megafonla bağırdım. Sonra..."
Yağmur, Zeynep'i dinlerken ne diyeceğini bilemedi. Birkaç saniye düşündükten sonra:
"Harika."
Zeynep gururla gülümsedi:
"Değil mi?"
Yağmur başını salladı:
"Evet... harikaymış."
Zeynep anlatmaya devam etti:
"Bir dahaki sefere daha büyük bir illüzyon yapacağım. Belki yüz tane Sera!"
Yağmur:
"Sen bayağı alıştın."
Zeynep:
"Alışacağım tabii. Sonuçta artık Sera'yım."
Zeynep anlatmaya devam ederken Yağmur onu dinleyip gülümsedi. Bir süre sonra uzaktan Doruk ve Mert'in geldiğini gördüler. Doruk:
"Aslanları görmeye gidiyoruz. Siz de geliyor musunuz?"
Zeynep hemen:
"Tabii!"
Yağmur:
"Olur."
Dört arkadaş birlikte hayvanat bahçesinin aslanlar bölümüne doğru yürümeye başladı. Bir süre sonra kafesin önüne geldiklerinde içerideki aslanlardan biri ağır adımlarla onlara doğru yaklaştı. Mert heyecanla:
"Şuna bakın!"
Zeynep:
"Vay be..."
Doruk:
"Gerçekten yakından çok daha büyükmüş."
Yağmur aslana bakıp gülümsedi. Dört arkadaş bir süre sessizce aslanları izledi. Birkaç saat önce aynı yerde yaşanan karmaşadan hiçbir iz kalmamıştı. Her şey yeniden normaldi. Yağmur arkadaşlarının yanında dururken yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. Hayvanat bahçesindeki sıradan bir gün gibi görünen bu an, onların başına gelenlerin ardından gecenin en huzurlu anıydı.
bölüm sonu...
Bölüm etkileşimi
